2. Türkiye – Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay Forumu |
Boğaziçi Deklarasyonu (TASLAK)
 

13 Ara 2019




2. Türkiye – Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay
Forumu, “Afrika Güvenlik Mimarisi ve Türkiye” ana teması ile “Yeni Dünya
Ekonomi ve Güvenlik Mimarisi“ başlıklı İstanbul Güvenlik Konferansı alt
etkinliği olarak TASAM Afrika Enstitüsü ile Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü
(MSGE) tarafından İstanbul’da CVK Park Bosphorus Oteli’nde 07-08 Kasım 2019
tarihinde icra edilmiştir. …




Önceki Haber : Kanal Ekonomik Bölgesinde
Mısır’ın Şansı


Kanal Ekonomik Bölgesinde Mısır’ın Şansı




2. Türkiye – Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay
Forumu, “Afrika Güvenlik Mimarisi ve Türkiye” ana teması ile “Yeni Dünya
Ekonomi ve Güvenlik Mimarisi“ başlıklı İstanbul Güvenlik Konferansı alt
etkinliği olarak TASAM Afrika Enstitüsü ile Millî Savunma ve Güvenlik Enstitüsü
(MSGE) tarafından İstanbul’da CVK Park Bosphorus Oteli’nde 07-08 Kasım 2019
tarihinde icra edilmiştir.




2. Türkiye – Afrika Savunma Güvenlik ve Uzay
Forumu’na çeşitli ülke ve bölgelerden, farklı alan ve sektörlerden geniş bir
konuşmacı ve protokol katılımı sağlanmıştır. Tanzanya ve Uganda’nın Bakan
düzeyinde katılımla temsil edildiği Forum’da, çok sayıda Afrika ülkesinden
diplomatik temsilciler ve Hükümet/Bakanlık delegasyonları da yer almıştır.
Uganda Güvenlik Bakanı Elly TUMWINE, Uganda Savunma Bakanı Adolf Kasaija
MWESIGE, Zanzibar Devlet Bakanı Issa Haji Ussi GAVU gibi isimlerin protokol
konuğu olarak bulunduğu Forum’da yerli/yabancı uzmanlar, akademisyenler ve
diplomatlar tarafından konuşma ve sunumlar gerçekleştirilmiştir. Türkiye ve
Afrika’dan ilgili otoriteler de Forum’da temsil edilmiş, tüm oturumlar kurumsal
olarak takip edilmiştir.




“Batı Afrika’da Güvenlik Algısı”, “Uluslararası
Örgütlerin Güvenlikteki Rolü” ile “Afrika ve Güvenlik” başlıkları altında üç
oturum gerçekleştirilen Forum’da Afrika barış ve güvenlik mimarisi, Afrika’daki
iklim değişikliği ile AMISOM, ECOWAS ve BM gibi uluslararası örgütlerin
bölgesel etkileri başta olmak üzere Türkiye – Afrika ilişkilerinin çok boyutlu
gelişimine yönelik yol haritaları mütalaa edilmiştir.




Forum çerçevesinde, ilgili otoriteler ve
kamuoyunun dikkatine sunulmak üzere öne çıkan tespit, değerlendirme ve öneriler
aşağıdaki gibidir:




Yakın çağ Dünya Tarihi,
sömürgecilik ve devrim tarihi olarak anılabilir. Afrika tarihiyle ilgili en
önemli konular ise köle ticareti ve sömürgecilik faaliyetleri olarak
bilinmektedir. Günümüzde Afrika’da yaşanan sorunların kökeni bu tarihsel
geçmişle doğrudan alâkalıdır. 1884-1885 yılları arasında yapılmış Berlin
Kongresi (Fransa, Belçika, İtalya, Almanya, Portekiz ve İspanya) ile Afrika
coğrafyası paylaşılmış olup bu kongre, Kıta’nın yaşadığı olayların ve izleri
bugüne yansıyan travmaların başlangıç noktası olarak tarihlenmektedir. Fransız
Devrimi’nden itibaren (1789-1792) “Özgürlük, Eşitlik, Adalet ve Kardeşlik”
ilkelerini benimseyen Batı, bu ilkeleri Afrika halklarından esirgemiştir.




Afrika ülkelerinde bağımsızlık
sürecinden bu yana çatışma ve iç karışıklıklar süregelmektedir. BM Barış Gücü
başta olmak üzere uluslararası aktörler barışı tesis etmek için çeşitli
müdahalelerde bulunmuştur. Afrika Birliği ülkeleri bu sorunlara kendi içlerinde
bir çözüm üretmek adına NEPAD (New Partnership for Africa’s Development)
Kalkınma Ajansı’nı kurumsallaştırarak ekonomik kalkınmanın ve refahın teminini
amaçlamıştır. Ancak tüm yapılanlar Kıta’da ekonomik ve sosyal kalkınmanın
sağlanmasında pek başarılı olamamıştır.




Afrika ülkelerinin benzerlikleri
yanında farklılıklarının oluşturduğu jeopolitik panorama, bu ülkelerin hem
entegrasyonu hem de çatışma potansiyelleri açısından son derece önemli veriler
barındırmaktadır. Gerek Kıta-içi gerekse uluslararası savunma ve güvenlik
stratejilerinin; Afrika’nın bu niteliklerini istismar etmeyecek şekilde ve
öncelikle Kıta lehine kazanım olarak değerlendiren bir yaklaşımla
belirlenmesine ihtiyaç vardır.




Afrika kapsamlı uluslararası
askerî stratejilerin, Kıta’daki bölgesel güvenlik krizlerini beslediği
yönündeki kaygıların dikkate alınması gerekmektedir. Afrika‘nın gerek genel
olarak endüstrideki gerekse dar kapsamda savunma sanayiindeki mevcut sorunlar
nedeniyle askerî kapasitesini gereği gibi güçlendirememesinin; aşırı
“müdahaleci” ve yeni “sömürgeci” eğilimlere zemin hazırladığı yönünde görüşler
mevcuttur. “Terör” motifinin kaynaklar üzerinde “rekabet hâlindeki devletlerin
sistematik manipülasyonlarının baskı aracı” olarak uzun bir süre daha
kullanılmaya devam edeceği anlaşılmaktadır.




 Afrika Kıtası’nda ekonomi ve kalkınmanın
yanında, demokratik toplum yapısının tesis edilmesi de aşılması gereken önemli
bir engeldir. Toplumsal refahın yeniden tesis edilmesi ancak demokratik toplum
inşası ve istikrarın temini ardından gerçekleşecek kalkınma çabalarıyla mümkün
olacaktır.




Afrika kıtası doğal kaynaklar ve
hammadde bakımından oldukça zengindir. Örneğin; Uranyum elementi Kongo’dan
ABD’ye götürülmüş ve Hiroşima’ya atılmak üzere atom bombası hâline
getirilmiştir. Afrika’daki hammadde varlığı günümüzde dahi ihtiyaçlara karşılık
verebilecek düzeydedir. Kongo “Jeoloji Trajedisi” kavramıyla adlandırılması
gereken bir ülkedir. Yer altı kaynakları, su ve doğal zenginlikler bakımından
da oldukça verimli bu coğrafya, ekonomi ve sosyal refah bakımından oldukça
fakirdir. Kıta’daki kurumların demokratik yapısının ve istikrarının inşa
edilmesi gereklidir. Bu süreci eğitim, sağlık ve tarım gibi çok temel
altyapıların tesisi takip etmelidir.




Afrika Kıtası’nda uzun süredir
yaşanan istikrarsızlık, siyasi otorite zayıflığı, etnik sorunlar, ekonomik geri
kalmışlık, kıt kaynaklar ve salgın hastalıklar, yaşanan çatışma ve iç savaşlar
bir üst otoritenin kurulmasını zorunlu kılmıştır. 1967 yılında kurulmuş Afrika
Birliği Teşkilatı (Organization of African Unity) yerine 2002 yılında barış ve
güvenlik sorunları ile de yükümlü olacak Afrika Birliği (African Union) örgütü
kurulması kabul edilmiştir. Konsey, terörün önlenmesi, ekonominin
geliştirilmesi, ticari ilişkilerin canlandırılması, doğal çevrenin korunması,
sürdürülebilir kalkınma, temel hak ve özgürlüklerin temini ve demokratik devlet
yapılarının kuvvetlendirilmesini üzerine çalışmakta ve bunun devamında barış ve
güvenliğin teminini hedeflemektedir. Oldukça kapsamlı vizyona sahip olan
Birliğin başarı elde etmesi Birlik üyesi ülkelerin politikalarla uyumlu
motivasyonlarının artırılması ile sağlanabilecektir. Afrika ülkeleri 2001
yılında sosyo-ekonomik kalkınmanın ve iyi yönetimin temelini oluşturacak
”Afrika’nın Kalkınması için Yeni Ekonomik Ortaklık” (NEPAD) girişimini
başlatmışlardır.




Afrika tarihine bakıldığı zaman
ticaret yolları su kaynaklarına ve limanlara yakın noktalarda kurulmuştur.
Dünya ortalamasının çok üzerinde artan nüfusu, coğrafi konumu, iklim
değişikliği ve yanlış su kullanımı gibi etmenler su kaynaklarının hızla
tükenmesine neden olmaktadır. Su kıtlığı Bölge’de sağlık, gıda, enerji
sürdürülebilirliğini olumsuz etkilediği kadar istikrarı ve kalkınmayı da
olumsuz etkilemiştir. Afrika iklim değişikliğine karşı en savunmasız
coğrafyalardan birisidir. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Programı
2030 Hedefleri Afrika bölgesinin sorunlarına çözüm üretebilir. 2030 yılı
sürdürülebilir güvenlik hedefleri için uluslararası aktörler işbirliği içinde
hareket etmelidir.




Nijerya’daki Boko Haram terör
örgütü Çad Gölü yakınlarında bir bölgede konuşlanmaktadır. Çad gölü etrafında
yaşayan halk ise kıtlıkla mücadele etmekte ve gıda kıtlığı ile boğuşmaktadır.
Zamanında oldukça verimli olan Çad Gölü yanlış uygulamalar sonucunda küçülmüş
ve yok olma riskiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu bölgede yaşayan halkın
kıtlıkla mücadelesi devlete karşı bir tavır oluşturmuş, Boko Haram’ın ortaya
çıkmasına ve güçlenmesine zemin hazırlamıştır. Çad Gölü’nde yaşanan gıda ve su
yetersizliği Boko Haram terör örgütü için militan devşirme konusunda uygun bir
ortam yaratmıştır. Terör örgütü de bu ortamı kendi amaçları lehine
kullanmıştır. Verilmiş olan örnek, güvenlik çalışmalarının mutlaka çevresel bir
boyutunun olması gerekliliğini ortaya koymaktadır.




Afrika’da çok fazla etnik ve dinî
grubun varlığı, kıtanın dinamiklerinin sağlıklı okunmasını zorlaştırmaktadır.
Bölgenin birçok kişi tarafından tek bir ülke olarak algılanması, Afrika’ya
yönelik derinlemesine bilgi birikimi oluşmasını engellemektedir. Bu durum bölgede
yaşanan çatışmaların ve terör faaliyetlerinin dinî ve etnik savlar ile
açıklanmasına yol açmaktadır. Ancak derinlemesine bakıldığı zaman bu
çatışmaların temelinde çevresel dinamiklerin de bulunduğu görülmelidir.




Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir
Kalkınma Çalışmaları, küresel müdahalelerin yetersiz olduğunu ortaya
koymaktadır. 1990 yılından bu yana aşırı yoksulluk seviyesinde yaşam sürdüren
insan sayısı azalmakla birlikte ihtiyaçların çoğalması ve küresel iklim
değişikliği, çatışmalara ve yoksullukla mücadeleye ket vurmaktadır. Doğal çevre
felaketleri, deniz ve okyanus suyunda bozulmalar, gıda güvenliğini ve insan
sağlığını olumsuz etkilenmektedir. Afrika Bölgesi için Birleşmiş Milletler
Sürdürülebilir Kalkınma Programlarının yanında Barış Gücü ile çatışma
bölgelerine de intikal etmektedir. Birliklerin, intikal sırasında yalnızca
askeri stratejileri önemsemesi bölgede yaşanan hijyen ve sağlık sorunlarına
karşı savunmasız bir ortam yaratacaktır. Örneğin; Güney Afrika bölgesine
intikal eden Barış Gücü sivrisineklere karşı koruma ağı geliştirmemiştir.
Bölge’de yaşanan sıtma salgını ordunun işlevini olumsuz etkilemiştir. Bu
bilgiler ışığında, Bölge’ye yapılacak müdahaleler çok yönlü düşünülüp
planlanmalı, hijyen ve sağlık faktörleri üzerinde stratejiler geliştirilmelidir.




Gerçek dünyada yaşanan sorunları
yeniden canlandırmak için simülasyon egzersizleri kullanılmaktadır. Birleşmiş
Milletler Barış Gücü de bölgelerde yapılacak müdahalelere hazırlık amacıyla
çeşitli simülasyon egzersizlerine yer vermektedir. Ancak bu simülasyonlar
bölgedeki gerçek sorunları yansıtmakta yetersiz kalmakta, üç milyon kadar
tecavüz vakasının yaşandığı Bölge’de, tecavüz bir savaş enstrümanı olarak
kullanılmaktadır. Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası aktörlerin
kadınlara, çocuklara ve sivil halka karşı yapılan her türlü şiddet girişimine
karşı da bir refleks geliştirmesi gerekmektedir.




Afrika bölgesinde stratejik
işbirliği ve karşılıklı kapasitenin inşasına katkı sağlanması, ekosistem
ihtiyacına cevap verilmesi ve kurumsallaşma çalışmalarına devam edilmesi
gereklidir. Birleşmiş Milletler Barış Gücü başta olmak üzere Bölge’ye yönelik
çalışmalar yürüten aktörlerin hesap verebilirlik doktrinini nasıl sağlayacağı
önemlidir. Hesap verebilirliğin sağlanması için sorunun ve müdahalenin kökenine
inmek gerekecektir. Bölge için hem uluslararası aktörlerin hem de Bölge
aktörlerinin koordinasyonuna ihtiyaç vardır. 
Afrikalı devletlerin ve Afrika’daki görece gelişmiş devletlerin askerî
güç unsurlarının farklılıkları ele alınarak Afrikalı devletlerin gelişen
teknoloji karşısında kendi siber ve fiziki güvenliklerini nasıl
sağlayabilecekleri değerlendirilmelidir.




Askerî gücü akıllı güce
dönüştürmek, teknoloji çağının gereksinimlerinden birisidir. Akıllı güç elde
etmek için teknoloji ve AR-GE desteğinin artırılması gerekmektedir. Akıllı güç
için ileri görüşlü ülke yöneticilerine sahip olunması ve bu aktörlerin almış
olduğu kararların evrensel nitelikler taşıyor olması gerekmektedir. Askerî
gücün niteliği ve niceliği ise akıllı güce dönüşümde temel etken olacaktır.
Teknoloji gerektiren ve yönü değişmiş olan saldırılar için ordular teknik
askerî personel sayısını artırmaya önem vermelidir. Özellikle siber saldırılar
için teknik bir askerî gücün varlığı akıllı gücün varlığını güçlendirecektir.




Askeri gücü, akıllı güce
dönüştüren unsurlar uluslararası sistem yapısı içerisinde, gelişmiş ülkeler ile
dünyanın geri kalan diğer ülkeleri kıyaslanarak değerlendirilmiştir. Ortaya
çıkan en önemli sonuç ise, güvenlik söz konusu olduğunda millîliğin şart
olduğudur. Bu bağlamda Türkiye tarih ve güncel tecrübesi ile Afrika Ülkeleri
için ilham kaynağı işbirliği potansiyelini genel açılımdan sektörel ve finansal
derinleşmeye, karşılıklı bağımlılığa götürecek enstrümanlar geliştirmek zorundadır.
Güvenlik savunma ve savunma sanayi güven inşası ve tüm sektörlere giriş
açısından anahtar roldedir.




Afrika “angajman derinleşmesi”
çabası içinde Çin ile Batı ülkelerinin Afrika’ya yaklaşımında farklılıklar söz
konusudur. Çin ekonomik ilişkilerinde “Beijing Consensus” adı verilen eylemle
bölgedeki yönetim yapısına bakmaksızın merkantilist bir yaklaşım ile ilişki
sürdürmeyi amaçlamaktadır. Batı kanadı ise bu stratejiyi “Washington Consensus”
ile eleştirmektedir. Özellikle Batı’nın desteklediği IMF ve Dünya Bankası,
demokratik olmayan bu ülkelerle hiçbir şekilde ekonomik, mali ve ticari
ilişkilerde bulunulmaması gerektiğini savunmaktadır. Bu iki yaklaşımın da doğru
ve yanlış noktaları mevcuttur. Bu nedenle Bölge’de izlenecek politikalarda
ortak noktalar bulunarak işbirliği geliştirilmelidir.




Afrika özelinde incelendiğinde,
güvenliğin birçok ülkede temel sorun olduğunu gözlemlemek mümkündür. Fakat
teknolojik ve siber güvenlik kavramlarıyla dönüşen bir askerî yapının akıllı
güç olması yerine, bireylerin yaşamalarına yönelik güvenlik sorununun ön planda
oluşuyla askerî yapıların hâlen “sert güç” olarak kaldığı bilinmektedir.  Türkiye’nin Akdeniz komşusu olan Afrika
Kıtası’nın güvenliği ile ilgili Türkiye’nin ve tüm uluslararası sistem
dinamiklerinin yapması gerekenlerin gerçekten tüm Kıta’ya mal olabilmesi için
öncelikle kendi dinamiklerini kullanabilmeleri gerekmektedir. Bu bağlamda
Afrikalı ülkeler güvenliklerini, askerî yapılarını, Bilgi ve İletişim
Teknolojileri (BİT) ile dönüşümlerini kendileri gerçekleştirebilmelidirler.




2015-2019 Afrika-Türkiye Ortaklığı
Ortak Eylem Planı’nda da vurgulandığı gibi tarafların açılım politikalarına
dayanan ve “stratejik ortaklık” aşamasına gelen ilişkilerde Türkiye’nin; başta
Çin olmak üzere ABD ve AB gibi aktörlerin Kıta’daki faaliyetlerini hassasiyetle
gözlemlemesi ve stratejik politikalarını çok taraflı müzakerelere açık bir
refleksle geliştirmesi önem arz etmektedir.




Bölge ülkelerinin özgür
iradeleriyle katılacakları bir güvenlik yapılanmasının zorunluluk hâline
geldiği görülmektedir. Aksi takdirde mevcut sistemlerle ve Bölge kültürüne
yabancı unsurlarla yapılacak sözde müdahalelerin daha önceden olduğu gibi
gelecekte de sorunları çözmekten ziyade Bölge insanına acılar çektirmeye devam
edeceği açıkça görülmektedir.




8 Kasım 2019, İstanbul

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet