Küresel Denklemde Avrupa’nın İç ve Dış “Birlik” Güvenliği : Avrupa Güvenlik
ve Savunma Politikası


TASAM




18 Haz 2020


Yarım yüzyıla yaklaşan tarihi boyunca ekonomik açıdan
dünyanın en önemli aktörlerinden biri haline gelen Avrupa Birliği’nin (AB),
günümüzde Uluslararası İlişkilerin siyasal boyutunda da söz sahibi olmaya
yönelmesi, son derece dikkat çekici bir gelişmedir….


Prof. Dr. C. Uğur ÖZGÖKER

Girne Amerikan Üniversitesi, KKTC

 

Güney Ferhat BATI

Girne Amerikan Üniversitesi, KKTC

 


1. Giriş



Yarım yüzyıla yaklaşan tarihi boyunca ekonomik açıdan dünyanın en önemli
aktörlerinden biri haline gelen Avrupa Birliği’nin (AB), günümüzde Uluslararası
İlişkilerin siyasal boyutunda da söz sahibi olmaya yönelmesi, son derece dikkat
çekici bir gelişmedir. “Ekonomik dev”in, “siyasal cüce”liği aşıp, Global bir
güç olmaya çalıştığını gösteren en önemli ipucu, Avrupa Birliği hakkında yazar
veya konuşurken, artık bir “Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası”ndan (AGSP)
söz eder hale gelmiş olmamızdır. Öyle ki, ekonomik bütünleşme konusunda oldukça
başarılı bir grafik çizmiş olan Birlik, hem Avrupa’da yaratılmış olan barış ve
refah alanını genişletmeye, hem de bu alanın güvenliğinin sağlanmasında daha
fazla sorumluluk yüklenmeye hazır bir görünüm sergilemektedir. Yirmi yedi Üye
Devletten oluşan Avrupa Birliği, şüphesiz dünyanın en başarılı ekonomik
bütünleşme hareketidir. 1957 yılında kurulduğunda sadece altı üyeye sahip olan,
o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET), bir ortak pazar oluşturmak
amacıyla yola çıkmıştır. Oysa Batı Avrupa’nın, İkinci Dünya Savaşı öncesindeki
ekonomik ve siyasal gücüne kavuşması için girişilen siyasal ve askeri amaçlı
bütünleşme çabaları, başarıya ulaşamamıştır. Örneğin, Batı Avrupa Birliği (BAB)
önemli işlevler edinememiş, Avrupa Savunma Topluluğu ise yaşama
geçirilememiştir. Batı Avrupa’da siyasal bütünleşme sağlamak için ilk
girişimler İkinci Dünya Savaşı ertesinde başlamıştır. 1948 yılında Britanya,
Fransa, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg, ekonomik, sosyal ve kültürel işbirliği
ve kolektif savunma amacıyla bir araya gelerek Brüksel Anlaşmasını
imzalamışlardır.1



2. Avrupa Birliği Tarihsel Fikri



Avrupa’nın birlik oluşturabilme düşüncesi tezlerinin ortaya atılmasından önce
kıtanın tarihte ki geçmişine bakılmalıdır. Kıta Avrupa’sının geçmişine
bakıldığında ise, yüzyıllardır sonucu ağır yıkımlar getiren savaşların
yaşanmasının olduğunu belirtebiliriz. Bu savaşların içeriklerine bakıldığında
ise, kimi mezhepsel olmakla birlikte kimi de toprak genişlemesiyle gelen
hanedanların savaşı olarak tezahür etmiştir. Avrupa kıtasında 1337 – 1453
tarihleri aralığında yapılan Yüzyıl Savaşları sonucu birçok insan yaşamını
yitirmiş ve insanlar başka hanedanlıkların boyunduruğuna girmek zorunda kalmışlardır.
Avrupa’nın kıta olarak yıllarca farklı sebeplerden dolayı kendi içerisindeki iç
barışı ve huzuru sağlayamadığı görülebilmektedir. Yüzyıl Savaşlarının üzerinden
bir yüzyıl geçmesine rağmen Avrupa’nın kendi içerisinde tekrar bir savaş ile
yüz yüze geldiğini görebilmek mümkün olacaktır. Otuz Yıl Savaşları 1618 – 1648
arasında yapılan bir savaşlar zinciri olmakla birlikte bu defa Avrupa’da
bulunan birçok devletin ve hanedanlıkların katıldığı bir savaşlar dizisine
dönüşmüştür. Otuz Yıl Savaşlarının sonucunun nihayetinde Avrupa’nın inşasında
bir iç barış ve huzur için 1648 yılında ünlü ‘’Westphalia Barışı‘’ ile
sonuçlanmaya çalışılmıştır. Fransız Kardinal Richeliu’nun katkısıyla 1629
tarihinde oluşturulup öne sürülen fikirler etrafında 1648 tarihinde imzalanacak
Westphalia Barış Antlaşması Avrupa Kıtasının bütününe yayılacak şekilde, devlet
ekseninde uluslararası sistem kuran bir kongre halini almıştır. Bu da Avrupa
bütününde ve Avrupa merkezli olacak şekilde küresel sistem içerisinde dönüm
noktalarından biri olarak sayılacaktır. Westphalia Barış Antlaşmasının sonucu
mezhepsel mücadelelerinin son bulması, çeşitlilik gösteren inançlara saygı
hüviyetinin garanti altına alınmışlığının yanında vicdan hürriyetinin
oluşmasıyla birlikte düşünsel fikirlerin önünün açılmasıdır.2

 

Avrupa kıtasının geleceğini şekillendiren iki düşünce kavramının ön plana
çıktığı söylenebilir. Bu düşünce kavramlarından ilki ve biri Friedrich
Naumann’ın düşüncesi olan Mitteleuropa (Merkezi Avrupa) olduğudur. Bir diğer
kavramı öne süren ise, T.G. Masaryk düşüncesi olan New Europe (Yeni Avrupa)
olduğudur. F. Naumann’ın düşüncesinde ki Avrupa’da yani ‘’Mitteleuropa’’ sı
çekirdek oluşumunu Almanya’nın öncülüğünde, Çeklerin, Macarların,
Avusturyalıların ve Güney Slavların olduğu birlikteliği öngörmektedir. Tabii ki
bu iki düşünce kavramından farklı düşüncelerinde öngörüldüğünü söylemek
mümkündür. Bunlardan biri olan da Kont Richard Coudenhove-Kalergi’nin
(1894-1972) düşünce kavramı olduğunu söyleyebiliriz. Coudenhove-Kalergi’ye
bakıldığında ise, aslında Japon bir annenin çocuğu olduğu ama babasının
Avusturyalı bir diplomat olduğu düşünüldüğünde yine de Avrupa konularına vakıf
olduğu söylenebilir. Coudenhove-Kalergi’nin kavram düşüncesi Avrupa için
‘’Paneuropa’’ oluşumudur. Coudenhove-Kalergi, Avrupa için siyasal bir model
öngörmektedir. Kont’a göre Avrupa’nın sınırlarını coğrafi ve kültürel olarak
belirlemek mümkün değildi. Bu sebeple çözüm siyasal olmalıydı.3



3. İkinci Dünya Savaşı Sonrası Avrupa



Avrupa kıtası, Avrupalı devletlerin güç mücadelesine yönelik olarak adından
dünya savaşı diye bahsettiren büyük çaplı iki savaşa sahne olmuştur. Avrupa
açısından her iki savaş da ağır tahribatlara neden olmuştur. Bu savaşlarla
birlikte kıta sosyal, ekonomik, askeri, siyasal ve hatta psikolojik açılardan
derin sarsıntılar, kırılmalar ve ciddi krizler yaşamıştır. İkinci Dünya
Savaşını müteakip Birleşmiş Milletler kurularak evrensel düzeyde barışı koruma
misyonu ile görevlendirilmiş olsa da, savaş sonrası dönemin hiç de barışçı
olmadığı görülecektir. Bu gergin durum kendisini en çarpıcı bir şekilde
Avrupa’da hissettirmiştir. Oluşmaya başlayan iki kutuplu uluslararası sistem
ilk etkilerini Avrupa’da göstermiş; hatta iki kutuplu sistemin soğuk savaşı,
özellikle Avrupa kıtası üzerinde ve uğruna cereyan etmiştir. Avrupa “mutat
Avrupalı” olmayan iki güç durumundaki ABD ve SSCB arasında tam ortasından “Doğu
Avrupa” ve “Batı Avrupa” şeklinde parçalanmış ve bu iki gücün nüfuz alanı
haline getirilmiştir. Siyasi ve askeri işbirliği zemininde Birleşik Avrupa’yı inşa
etmenin isabetli bir yöntem olmadığı; bunun yerine ekonomi gibi nispeten daha
sorun suz olan alanlarda işbirliği yaparak, buralarda edinilecek olumlu
tecrübelerin zamanla siyasi ve askeri alanlara da taşınmasının daha elverişli
bir bütünleşme yöntemi olacağı değerlendirmesi yapıldı. Bunu müteakip ekonomik
işbirliği doğrultusunda konseptler geliştirilmeye başlandı. Avrupa’da ekonomi
eksenli işbirliğini başlatma arayışları ile ABD’nin Batı Avrupa’nın Sovyet
yayılmacılığına karşı korunmasına yönelik NATO’yu kurması ve Batı Almanya’yı da
Batı savunmasına entegre etme düşüncesiyle Almanya’nın silahsızlandırılması
politikasını gözden geçirmeye başlaması aynı zaman kesitine tekabül etmektedir.4

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet