Soğuk
Savaş Sonrası Gürcistan’daki Güç Mücadelesi


SSCB’nin Aralık 1991’de çöküşü ile
birlikte ciddi bir boşluk doğmuştur. Daha önceleri Doğu Avrupa, Orta Asya,
Güney Kafkasya bölgelerini kendine tehdit olarak algılayan ABD,
Sovyetlerin yıkılması ile birlikte bu coğrafyalara yakın ilgi ve alaka
göstererek yeni müttefik arayışlarına girişmiştir. 11 Eylül saldırısıyla
birlikte dünyada teröre karşı kapsamlı mücadele yürüten Amerika, Afganistan ve
Irak operasyonlarında devletlerin desteğini istemiştir. Daha önceleri SSCB
hâkimiyetinde kalan Gürcistan, ülkesinde fazlasıyla hissettiği Rus etkisini
kırmak için Amerika’nın bu operasyonuna tam destek vermiştir. Gürcistan
yöneticilerinin kendi içerisinde var olan azınlık sorunlarının arkasında
Rusya’nın olduğu bilmesine rağmen denge politikası yerine Atlantikçi tutumu ve
söylemleri komşusu Rusya’yı fazlasıyla tahrik etmiştir. Rusya, çevresinde olup
bitenlere sessiz kalmayarak Gürcistan’ın aşırı tutumunu dizginlemek için
Ağustos 2008’de Güney Osetya bahanesiyle müdahil olmuş ve Abhazya ve Güney
Osetya’yı bağımsız devlet olarak tanıyarak Gürcistan’ı istikrarsızlaştırmıştır.


Bu
çalışmada, ABD
ve Rusya arasındaki güç mücadelesinin Gürcistan üzerindeki etkisi ve
Gürcistan’ın bağımsızlık sonrası politikası ele alınacaktır.


ABD’nin Gürcistan Politikası


SSCB’nin Aralık 1991’de yıkılması ile
birlikte Amerika’nın yeni ilgi odağı eski Sovyet coğrafyası olmuştur.
Hususiyetle incelenecek olursa Güney Kafkasya bölgesindeki bağımsızlığını yeni
kazanan devletler ABD’nin ilgi odağı olmuştur. 1991’e kadar bu
bölgeyi kendisi için bir tehdit olarak algılayan ABD,
diplomatik ve ekonomik ilişkilerle bu havzayı, kendi nüfuz alanına dâhil etmeye
başladı.[1]  ABD, Güney Kafkasya coğrafyasına ilk etapta
doğrudan değil dolaylı olarak Türkiye üzerinden bağlantı sağlamıştır.
Türkiye’nin bu görevi üstlenmesinin sebebi ise bölge ülkelerine komşu olması ve
tarihi bağlarının olması en büyük etkendir. Ayrıca meydana gelen güç
boşluğundan istifade ederek bölgesel güç olmanın fırsatını yakaladığını
düşünmüştür. Avrupa ve Amerika’nın Türkiye’ye olan güvenleri ise Batı ile müttefik
olması ve birçok özellikleri ile (demokrasi, insan haklarına saygı ve serbest
pazar) bölge ülkelerine model olabileceği düşüncesidir. Hem Türkiye’nin
bölgesel liderlik iddiasına destek verecek, hem de geçiş dönemini yaşayan bölge
devletlerine Batılı değerleri aşılayacak bir örgüt oluşturabilme düşüncesiyle
oluşturulan Karadeniz Ekonomik İş Birliği Teşkilâtı (KEİT), kurulması
aşamasında özellikle ABD’den çok ciddi destek görmüştür.[2]


ABD’nin bölgeye aracısız girmesi ise
11 Eylül saldırısı sonrası gerçekleşmiştir. Bu saldırı sonrası dünyada cadı
avına çıkan Amerika, bu bahane ile de Güney Kafkasya ülkelerine daha çok
yakınlık göstermiştir. Hususiyetle tahkik edilecek olunursa Rusya için
Karadeniz’e çıkış noktası açısından büyük öneme haiz olan Gürcistan’ın Batıya
yaklaşması Moskova’yı rahatsız etmiş ve bu ülke üzerinde ki etnik unsurları
kullanarak baskı uygulamıştır.  Ermenistan ve İran’ın Rusya ile
ilişkileri, Tiflis yönetiminin endişelerini tetiklediğinden, Türkiye ve
Türkiye’nin üyesi olduğu NATO’yla yakınlaşmayı ulusal çıkarlarına uygun
buluyor.[3] 11 Eylül sonrası meydana gelen yakınlaşma sonrası ABD
Çeçenistan sınırında yer alan Panki Vadisisinde El-Kaide militanlarının
bulunduğu iddiasına dayanarak Gürcistan’ın kuzey doğusuna 200 Amerikan askeri
eğitmeni ve 65 milyon dolarlık askeri yardımda bulunmuştur.[4] Bu yardımlar
bölgede bundan sonra Amerika’nın var olacağının işaretini vermiştir.


Gürcistan’ın
ilk devlet başkanı olan Zviad Gamsahurdia’nın kısa süren iktidarının ardından
işbaşına, önceleri SSCB’nin son dışişleri bakanı olan Eduard
Şeverdnadze geldi. Yeni yönetimin Batı ve Rusya ile dengeli ilişkileri
Gürcistan’ın 24 Mart 1992’de AGİT üyeliğine kabul edilmesini sağlamıştır.
Güney Kafkasya’da özellikle Gürcistan üzerindeki etkisini kaybetmek istemeyen
Rusya, Tiflis yönetiminin geleceğini garanti altına almak için BDT (Bağımsız
Devletler Topluluğu) altında toplamak istemiştir. Bu duruma direnen Gürcistan,
Rusya tarafından içerisinde bulundukları azınlıklar kullanılarak bir nevi
tehdit edilmiştir. Gürcistan’ın içerisinde bulunan Abhazya ve Güney Osetya
Rusya için birer tehdit aracı olmuş ve bu bölgelerdeki uluslar kışkırtılarak
Gürcü yönetimine karşı mücadeleye girişmişlerdir. İçerisindeki azınlık
sorunlarına daha fazla direnemeyen Şeverdnadze yönetimindeki Gürcistan yönetimi
1993 yılında BDT’ye katılmıştır. 19 Ağustos 1995’te Şeverdnadze’ye karşı
yapılan başarısız suikast girişimi ve Gürcü yöneticilerinin bu işin arkasında
Rusya’yı görmeleri ikili ilişkileri germiş ve karşılıklı güveni zedelemiştir. Gürcistan’ın,
Washington desteğine fazla güvenmesi, Rusya’ya dair kışkırtıcı ve denge
gözetmeyen tutumu kendi sonunu hazırlamıştır. Şeverdnadze’den sonra Gül Devrimi
ile gelen Saakaşvili’de Atlantikçi tutumuyla Moskova’yı tedirgin etmiştir.
Tiflis’in kendi içerisindeki sorunlara karşı mücadele yöntemi olarak bir nevi
kendi göbeğini kendisinin kesmesi pahalıya mal olmuştur. Gürcistan yönetimi
Güney Osetya sorunu çözmek için 7 Ağustos 2008 akşamı G. Osetya’nın başkenti
Tskhinval’i kontrol altına almıştır. Sonrasında ise Rus kuvvetleri de Güney
Osetya bölgesine inerek savaşın boyutu değiştirmiştir. Gürcistan’ın iç meselesi
bir Rus-Gürcü savaşına dönüşmüştür.


Güney
Kafkasya’da yaşanan bu gelişmeler Batılı devletleri endişelendirmiştir. Daha
önceleri Azerbaycan ile savaş halinde olan Ermenistan’ın Bakü yönetimince sıcak
karşılanmayacağı düşüncesiyle saf dışı bırakılan Erivan, Gürcistan’ın Rusya
tarafından kontrol altına alınmasıyla beraber Erivan’ın Atlantik sisteme
entegre edilmesi düşünceleri gündeme gelmiştir. Rusya, yapmış olduğu bu hamle
ile Atlantik düzene adeta meydan okumuş ve bu coğrafyanın kendisine ait
olduğunun mesajını vermiştir. Rusya’nın bölgeyi koruma altına almaya çalışması
ve inkâr edilemez nüfuzu bölgedeki Amerikan hareketliliğini kısıtlamada başarılı
olmuştur. Gürcistan’da yaşanan istikrarsız ortam gözlerin Erivan’a çevrilmesini
sağlamıştır. Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ toprağının haksız işgali ve
Türkiye’ye karşı dünya kamuoyunda yürütülen Ermeni Soykırımı yalanın propagandası ile Ankara
üzerindeki diplomatik baskı iki ülkenin ( Türkiye-Azerbaycan) Ermenistan’a
karşı mesafeli olmasını sağlamıştır. Amerika’nın ise Ermenistan’ın Gürcistan’a
alternatif olması için iki ülke üzerindeki yaptığı baskı risk oluşturmaktadır.
Amerikan yönetimi ise bu durumu görerek iki ülkenin sistemden uzaklaşması ve
yeni müttefik arayışlarına girişmesi ihtimaline karşılık daha fazla ısrarcı
olmamaktadır.


Rusya’nın Gürcistan Politikası


Ekim
1917’de başlayan Sovyet dönemi Aralık 1991’de çökmesiyle son buldu. Daha
önceleri iki kutuplu dünya düzenin Doğu kanadını oluşturan Sovyetler Birliği,
dağıldıktan sonra ise kısa bir süre Batı ile yakın ilişkiler kurmuştur. Rusya
devlet başkanı Boris Yeltsin, 1991 yılının sonunda liberal düşünce tarzına
sahip İgor Gaydar’ın başbakanlığındaki yeni hükümeti atamıştır.[5] Yeltsin bu
hamlesi ile Rusya’nın,  piyasa ekonomisine uyumlu hale getirmek ve Batı
ile yakınlaşma sağlamak istemiştir. Daha sonra ise Batı’nın hususiyetle ABD’nin
eski Sovyet coğrafyasına hâkim olmak ve Rusya’yı çevreleme düşüncesi Moskova
tarafından farkına varılmış ve yakın çevre korunmaya çalışılmıştır. Rusya,
Güney Kafkasya’da yer alan Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan ile ilişkilerini
geliştirmeye özen göstermektedir. Kafkasya’daki üç devletin Ermenistan,
Gürcistan ve Azerbaycan’ın gerçek anlamda tarihi milletler olduğu söylenebilir.
Bunun sonucu olarak, milliyetçilikleri yaygın ve yoğundur.[6] Bu hassas
noktadan en iyi yararlanacak olan Rusya, kendisine karşı gelen veya kendisine
rağmen Batı ile işbirliği yapmaktan çekinmeyen devletlere karşı milliyetçilik
kozunu kullanmaktan çekinmemiştir. Günümüzde; Dağlık Karabağ, Güney Osetya,
Abhazya, Cevahatya, Acaristan gibi dondurulmuş veya sıcak bölgeler Rusya’nın
birer şantaj dosyası özelliğini taşımaktadır.


Güney
Kafkasya’daki; Azerbaycan’ın zengin rezervleri, Gürcistan’ın açık denizlere
sahip tek ülke olması ve Ermenistan ile birlikte Azerbaycan petrollerinin
Batı’ya ulaştırılması ve Hazar bölgesi enerji kaynaklarının geçiş güzergâhında
olması bu coğrafyanın önemini daha çok arttırmıştır. 1991 yılında SSCB’nin
çöküşü ile birlikte bölgede bir boşluk oluşmuştur. Bu boşluğu doldurmak isteyen
başta ABD,
AB,
NATO
olmak üzere birçok küresel devletlerin ve örgütlerin ilgi odağı olmuştur. Uzun
yıllar SSCB
ile kara sınırı olan Türkiye ve İran, bölgesel güç olma yolundaki hedeflerine
ulaşma anlamında Sovyetlerin yıkılmasından sonra daha rahat hareket kabiliyeti
sağlamışlardır. Ayrıca, AB ve NATO gibi örgütlerin de kuruluşlarındaki amaç
ortadan kalkınca, bu örgütler kendi değerlerini eski Sovyet coğrafyasına ihraç
etmeye ve yeni bağımsız olan devletlerin askeri, ekonomik, siyasi ve kültürel
anlamda destek vererek geçmiş ile bağlarını koparmaya çalışmaktadırlar.


Güney
Kafkasya’da yeni kurulan devletler gibi Rusya Federasyonu da bağımsızlığını
kazanması sonucu ülkede iki farklı görüş tesirli olmuştur. Bunlar Rusya’nın
Batılı mı olduğu yoksa bir Avrasya ülkesi mi olduğu konusundaki iç tartışmalar,
ülkenin dış politikasına yansımıştır.[7] Boris Yeltsin liderliğindeki Rusya’nın
1992 yıllarına kadar Atlantikçi akımın etkisiyle Batı ile bütünleşme sağlanmaya
çalışılmış ve bunun doğal sonucu olarak Kafkasya’yı ve Orta Asya’yı önemsemeyen
bir Rus dış politikası oluşmuştur. Atlantikçi anlayışın sonrasında ise Rusya’da
düzelme göstermeyen problemler ve Batı’dan beklenilen desteğin görülmemesi
Atlantikçi görüşü zayıflatmıştır. “Yakın Çevre Doktrini”, Nisan 1993’te Yeltsin
tarafından onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Doktrinde, Moskova’nın dış
politikasındaki önceliği Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ile ilişkilerin
geliştirilmesi, ortak savunma mekanizmalarının kurulması ve BDT sınırlarının
RF’nin “ulusal güvenlik sahası” olarak belirtmesi ile artık “Avrasya ekolü ”ne
geçildiği görülmektedir.


Güney
Kafkasya’da Rusya için önem arz eden devletlerden biri Gürcistan’dır. Bu
ülkenin avantajları, Kafkasların açık denizlere çıkışı olan tek devlet olması
ve enerji nakil hatları üzerinde bulunmasıdır. Dezavantajları ise, Ermenistan
gibi yurtdışında güçlü bir lobisinin olmaması, komşusu Azerbaycan gibi zengin
doğal kaynaklardan yoksun olması ve çok sayıda etnik azınlık problemleri ile
boğuşması örnek gösterilebilir. Rusya’nın, “yakın çevre” olarak adlandırdığı
ülkelerden biri olan Gürcistan, Karadeniz’e sınırı olması ve iç sorunlarla
boğuşması Rusya için artık Tiflis büyük önem arz etmiştir. Çünkü problemleri
çok olan bir ülke dayatmalara daha fazla direnemeyeceğinden çevresindeki
ülkelerle müşterek hareket etmeye özen gösterir anlayışı Moskova tarafından
düşünülmüştür. Ancak hem Atlantikçi söylemleri hem de politikalarıyla komşusu
Rusya’yı tahrik eden Tiflis, komşusu tarafından kendi iç işlerine müdahil
olmasına sebep vermiştir. İlk seçilmiş Gürcü Cumhurbaşkanı olan Moskova karşıtı
Zviad Gamsakhurdia ülkeyi etnik kimlik üzerine inşa etmeye çalışması Rusya’nın
işini kolaylaştırmış ve ülkedeki Abhazya ve Güney Osetya kartını oynama fırsatı
vermiştir.


Gürcistan’ın
Batı ile yakın ilişkiler kurmaktan vazgeçmeyeceğini anlayan Rusya birtakım
önlemler almıştır. Bunlar vize uygulaması ve Tiflis başta olmak üzere diğer
Kafkasya ülkelerinin içerisinde bulunan azınlık gurupların Rusya’ya bağlanma
taleplerinin onaylanması gibi düzenlemeler yapmıştır. Moskova’nın 5 Aralık 2000
yılında Gürcistan vatandaşlarına karşı vize uygulaması ancak bu duruma mukabil
Abhazya ve Güney Osetya halklarının vizesiz seyahat hakkı elde etmesini
sağlaması ile Tiflis’in keyfi politikaları karşısında alenen tehdit etmiştir.
Bir diğer husus ise 28 Haziran 2001’de Rusya Federasyonu Duması’nda kabul
edilen “Rusya Federasyonu’na Kabul ve Onun Terkibinde Yeni Sujelerin
Oluşturulması ile İlgili Yasa” tasarısı[8] ile yabancı bir devletin veya onun
bir kısmının Rusya’ya bağlanmasını kolaylaştırmıştır. Moskova bu hamle ile zor
durumda kaldığında veya bölge ülkelerinin keyfi davranmaları sonucunda yakın
çevresindeki azınlıkları nasıl kullanacağının mesajını vermiştir. Bu yasa
tasarısı başta Abhazya ve Güney Osetya olmak üzere birçok sorunlu bölgeyi
ilgilendirmektedir. Ayrıca, 31 Mayıs 2002 tarihli Vatandaşlık Kanunu ise Rus
vatandaşı olmak isteyenlerin eski vatandaşlığını terk etmeleri sonucunda kabul
edileceklerini belirtmesi ise Rusya’nın yakın çevre hususunda ne kadar temkinli
olduğunu ve ileriye dönük gerektiğinde ilhak etmenin zeminini hazırlamaktadır.


Gürcistan
ile ABD
arasında yaşanan müspet gelişmeler Amerika’daki 11 Eylül saldırısı ile daha çok
pekişmiştir. ABD’nin
terörü destekleyen daha doğrusu terörün kaynağı olarak gördüğü Afganistan ve
Irak’a yönelik planladığı operasyonların en önemli ayağını Gürcistan
oluşturmaktadır. Gürcistan Parlamentosu 21 Mart 2003 tarihinde Gürcistan’da
bulunan tüm ABD
görevlilerine diplomatik dokunulmazlık vermiştir. Ayrıca Gürcistan ABD
ile Nisan 2003’te askeri işbirliği antlaşması imzalamıştır.[9]  Tüm olan
bitenleri sindiremeyen Moskova gerekli dersin verilmesi gerektiğine ve Gürcistan’ın
cezalandırılması için bahane aramaktaydı. Gürcistan İçişleri Bakanlığı, 27
Eylül 2006 tarihinde 4 Rus askeri istihbarat görevlisinin casusluk yaptığı
suçlamasıyla gözaltına aldığını açıklaması ve sonrasında ise bu subayları
mahkemeye çıkarması iki ülke arasındaki ilişkileri germiştir. Rusya’nın sert
tutumu sonrası Tiflis geri adım atmış ve 4 subayı AGİT’e
teslim etmiştir. Ancak Rusya geri adım atmamış ve krizi tırmandırmıştır. Rusya
için gerekli zemin bir nevi oluşmuş bulunmaktaydı. RF Ulaştırma Bakanlığı,
Gürcistan ile hava, demiryolu, kara ve deniz ulaşımını kesmiştir.[10]


Gürcistan
yönetimi Güney Osetya sorunu çözmek için 7 Ağustos 2008 akşamı G. Osetya’nın
başkenti Tskhinval’i kontrol altına almıştır. Kısa süre sonra Rus kuvvetleri
Güney Osetya’ya girmiştir. Gürcistan’ın iç meselesi bir Rus-Gürcü savaşına
dönüşmüştür. Rusya’nın müdahalede bulunmasının emareleri Nisan 2008’de yapılan
Bükreş zirvesinde Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO’ya
üyeliklerinin gündeme gelmesiyle belirginleşmiştir. Nitekim Rus Dışişleri
Bakanı Sergei Lavrov “Gürcistan ve Ukrayna’nın NATO’ya üye
olmaması için her şeyi yaparız”[11] ifadesini kullanmıştır. Gürcistan’ın, 7
Ağustos akşamı Güney Osetya’ya başlattığı saldırı, müdahil olmak için bahane
arayan Rusya’ya fırsat yaratmış ve Rus-Gürcü savaşı patlak vermiştir. 26
Ağustos’ta Rusya her iki bölgenin (Güney Osetya ve Abhazya) bağımsızlığını tanımıştır.
Rusya’nın ardından 5 Eylül’de Nikaragua, 10 Eylül’de de Venezuella bu iki
bölgenin bağımsızlığını tanıdığını açıklamıştır.[12] Rusya’nın her zaman destek
verdiği Ermenistan ise bu yeni oluşan bağımsız devletleri tanımaması ise
Gürcistan’ın ambargosundan çekindiği anlaşılmaktadır. Rusya, Tiflis’in Batı ile
gelişen ilişkilerine ve NATO sürecine sessiz kalmış olsaydı Güney Osetya
ve Abhazya üzerindeki tesirini kaybetmiş olacaktı.


SONUÇ


SSCB’nin Aralık 1991’de dağılmasıyla
birlikte iki kutuplu düzen çökmüş Amerika savaşsız bir şekilde tek güç haline
gelmiştir. ABD,
Sovyetlerden doğan boşluğu özellikle Güney Kafkasya bölgesini doldurmak için
ilk etapta Türkiye aracılığıyla bölgeye giriş yapmıştır. Türkiye’nin Batılı
dostları tarafından tercih edilmesindeki en önemli sebep ise NATO’ya
üye, AB’ye
aday ve KEİT’nin kurucusu olması gösterilebilir. Türkiye’nin Batı karşısındaki
müspet tutumu bölgeye karşı yapmış olduğu işlerde Batı’nın desteğini almasını
sağlamıştır.


Güney
Kafkasya’nın kritik ülkesi olan Gürcistan, bağımsızlığına kavuşmasıyla beraber
pozisyonunu Rusya yanında değil Atlantikçilerin yani Amerika’nın yanında yer
almıştır. Daha doğrusu Güney Kafkasya’da yer alan üç devletten ikisinin
(Gürcistan-Azerbaycan) ülkelerindeki Sovyet nüfuzunu azaltma girişimleri ve bu
düşünceyi Amerika’ya yakınlaşarak yapmaya çalışmışlardır. Azerbaycan’ın
dengeleyici tutumuna karşılık Gürcistan’ın tamamen Atlantikçi tutumu Moskova’yı
tahrik etmiştir.


11
Eylül 2001’de Amerika’da gerçekleşen terör saldırısı sonrası dünya üzerinde
cadı avına çıkan ABD, soğuk savaş sonrası özellikle Güney
Kafkasya’da meydana gelen güç boşluğunu doldurmak için terör ve terörle
mücadele kapsamında bölge ülkelerine yerleşmiştir. ABD’nin
çevreleme politikalarına daha fazla dayanamayan Rusya, somut olarak Ağustos
2008’de Gürcistan’a müdahalede bulunarak özelde Gürcistan’a genelde ise
Atlantikçi düzene gerekli mesajı vermiş ve çevreleme politikalarına göz
yummayacağını alenen belirtmiştir.


SSCB’nin varisi olan Rusya; ABDABNATO’nun
eski Sovyet coğrafyasında hususiyetle Güney Kafkasya bölgesinde ve Orta Asya’da
elini kolu sallayarak gezemeyeceklerini üç stratejik hamle ile belirtmiştir.
İlk olarak Şanghay Örgütü ile Çok Kutupluluk hipotezini ortaya atarak, bu
değişime karşı çıkmıştır. İkinci hamlede Moskova, güçler dengesini bozduğu
gerekçesi ile Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO üyeliğini kabul etmeyeceğini deklare
etmiştir. Son olarak ise dondurulmuş çatışma bölgelerinin yeniden ısıtılıp
gündeme getirilmesi (2008 Rus-Gürcü Savaşı) olmuştur.


Sonuç
olarak Gürcistan yıpranmıştır. Kendi iç sorunları ile baş başa olan ve 2008’de
Rusya ile yaşadığı savaş akabinde kendisine bağlı olan Güney Osetya ve
Abhazya’nın bağımsız birer devlet olmaları Avro-Atlantik Dünyası’nın
Gürcistan’a karşı daha ihtiyatlı olmasını sağlamış ve yeni alternatifler
oluşturmaya çalışmıştır. Alternatif olarak Ermenistan’ın daha uygun olması ABD
tarafından Türkiye ve Azerbaycan’a baskı yapılmasını sağlamıştır. Baskı
konusunda temkinli olan ABD, bölgedeki değerli iki müttefikini kaybetmek
istememektedir. Gelecekte Ermenistan tarafının haksız şekilde işgal altında
tuttuğu Dağlık Karabağ’ı bırakması ve Türkiye’ye karşı yürütülen kara
propagandaların son bulması sonrası taraflar ancak o zaman masaya oturur ve
gerekli görüşmeler yapılacaktır.


Selçuk ÖZÇELİK, Giresun Üniversitesi/
Uluslararası İlişkiler Bölümü


DİPNOTLAR


[1] Ömür Çelikdönmez, “Güney Kafkasya’da
Amerika ve Rusya’nın üs savaşı!”, http://www.kafkassam.com/guney-kafkasyada-amerika-ve-rusyanin-us-savasi.html


[2] Göktürk Tüysüzoğlu, “Türkiye-Gürcistan
İlişkileri”, (Der.)Pınar Yürür, Arda Özkan, Soğuk Savaş Sonrası Türkiye’nin
Komşu Siyaseti
, Ankara: Detay Yayıncılık, s.132


[3] Ömür Çelik, “Kafkaslardan Fars Körfezine
Türkiye İran Rekabeti”, http://www.kafkassam.com/kafkaslardan-fars-korfezine-turkiye-iran-rekabeti.html


[4] Elnur CEMİLLİ, ABD’NİN GÜNEY
KAFKASYA POLİTİKASI
, İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık, s.20


[5] Fırat Karabayram, Güney
Kafkasya Jeopolitiğinde Rusya Gerçeği
, İstanbul: IQ Kültür ve
Sanat Yayıncılık, s.88


[6] Zbigniew Brzezinski, BÜYÜK SATRANÇ
TAHTASI
…, s.178


[7] Fırat Karabayram, Güney Kafkasya
Jeopolitiğinde Rusya Gerçeği
… , s.137


[8] Fırat Karabayram, Güney
Kafkasya Jeopolitiğinde Rusya Gerçeği
… , s.171


[9] Fırat Karabayram, Güney
Kafkasya Jeopolitiğinde Rusya Gerçeği
… , s.187


[10] Fırat Karabayram, Güney
Kafkasya Jeopolitiğinde Rusya Gerçeği
… , s.201


[11] Fırat Karabayram, Güney
Kafkasya Jeopolitiğinde Rusya Gerçeği
… , s.212


[12] Kamil Ağacan,”Gürcistan: Çok Milletli
Yapıda Devlet İnşa Sürecinin Öyküsü”, (Der.) Cavid Veliev, Araz Aslanlı, GÜNEY
KAFKASYA Toprak Bütünlüğü, Jeopolitik Mücadeleler ve Enerji
,
Ankara: Berikan Yayıncılık, s.88


KAYNAKÇA


1
Şen, Levent. TÜRKİYE VE GÜNEY KAFKASYA GERÇEĞİ, Ankara: Ürün Yayıncılık, 2008


2
Brzezinski, Zbigniew. Büyük Satranç Tahtası, İstanbul: İnkılap Yayıncılık, 2015


3
(Der.) Veliev, Cavid ve Aslanlı, Araz. GÜNEY KAFKASYA Toprak Bütünlüğü,
Jeopolitik Mücadeleler ve Enerji, Ankara: Berikan Yayıncılık, 2011


4
Karabayram, Fırat. GÜNEY KAFKASYA JEOPOLİTİĞİNDE RUSYA GERÇEĞİ, İstanbul: IQ
Kültür Sanat Yayıncılık, 2011


5
Cemilli, Elnur. ABD’NİN GÜNEY KAFKASYA POLİTİKASI, İstanbul: IQ
Kültür Sanat Yayıncılık, 2007


6
Engdahl, F.William. KÜRESEL TAM HÂKİMİYET, İstanbul: Bilim Gönül Yayıncılık,
2009


7
“Kafkaslar’dan Fars Körfezine Türkiye İran Rekabeti!”, 
http://www.kafkassam.com/kafkaslardan-fars-korfezine-turkiye-iran-rekabeti.html


8
“Güney Kafkasya’da Amerika ve Rusya’nın üs savaşı!”,
http://www.kafkassam.com/guney-kafkasyada-amerika-ve-rusyanin-us-savasi.html


9
“Kafkasya Türkiye’nin Kalbidir” , http://www.kafkassam.com/kafkasya-turkiyenin-kalbidir.html


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet