• LATİN AMERİKA DOSYASI /// Dr. Noyan UMRUK : BİR ZAMANLAR CHAVEZ…
  • Yayın Tarihi : 9 Eylül 2017 Cumartesi
  • Kategori : GÜNEY & KUZEY (LATİN) AMERİKA


28 Temmuz 1954 yılında Los Llanos Bölgesinde Barinas eyaletinin Sabena kentinde öğretmen bir anne ve babanın altı çocuğundan biri olarak, çamur, saman ve palmiye yapraklarından oluşan bir kulübede dünyaya gelen Chavez, çocukken hem okumak hem de tarlalarda çalışmak zorunda kalmıştı. İlk ve orta eğitimini O’Leary Lisesi’nde tamamlamış; çocukluk ve gençlik yıllarını büyükannesi Rosa Ines Chavez’in yayında geçirmişti. Chavez, ‘melez’ kökenlidir: “Baba tarafından yerli (Amerindian) ve Afrika kanını taşımaktayım ve bundan gurur duyuyorum. Benim için yerli olmak halkımızın ve ülkemizin en derin ve en hakiki köklerinin bir parçası olmak” diyordu. İki evlilik yaşayan Chavez, ilk eşi Nancy Colmenares ile olan 18 yıllık evliliğini sona erdirdikten sonra, gazeteci Marisabel Rodriguez de Chavez ile evlenmişti. Bu iki evlilikten, Rosa Virginia, María Gabriela, Hugo Rafael ve Rosinés adlarında dört çocuk babası olmuştu.

Solculuğu pek babadan kalma değildir. Zira babası Sosyal Hristiyan Partisi’nin üyesi idi. Kuvvetle muhtemel, Chavez ailesine sol düşünceleri ilk sokan Hugo Chavez’in Venezuela’nın Küba Büyükelçiliği yapmış olan ağabeyi Adan Chavez’di. Ayrıca, tarihçi yazar Hugo Jose Ruiz Esteban Guevara ve ateşli devrimci iki oğlu ile arkadaş olması, Guevara’nın evinde geçirdiği zamanlar, özellikle akşam yemekleri ve sohbetleri, onun fikirlerinden etkilenmesinin, Chavez’in politik kişilik ve tercihlerinin belirginleşmesinde önemli rolü olmuş; Zamora Ezequiel, Simon Bolivar gibi tarihi önderler, O’ nun ideallerini süslemeye başlamıştı.

Gençlik tutkusu, profesyonel bir beyzbol oyuncusu olmaktı. “Criollitos de Venezuela”da beyzbol oynamış ve takımı 1969 yılındaki Venezuela Ulusal Beyzbol Ligine kadar çıkmıştır. Caracas’ta yaşama ve eğitim görme şansını değerlendirmek için 17 yaşında, 1971 yılında Askeri Bilimler Akademisi’ne başvurdu ve kabul edildi. Chavez, askeri öğrenci olarak gittiği Peru’da tanıştığı Perulu General Jian Velasco Alcarado’nun ‘Peru Ulusal Devrimi’ adlı kitabından fazlasıyla etkilendi. Öylesine ki, Chavez’in profesyonel beyzbol oyunculuğu hayaline son verip siyasete yöneldiği süreç, biraz da böyle başlamıştır.

Okuyup öğrendikçe, ülkesindeki sisteme karşı süren mücadele ile onu bu mücadeleye karşı savaşmaya mecbur kılan askerlik mesleği arasında bocalamaya başlamıştır. Bu derin çelişkisini yıllar sonra ünlü yazar Gabriel Garcia Marquez’e şöyle anlatacaktır:

“Neden buradayım? Bir tarafta askeri elbise giyinmiş köylüler, gerillaya katılan köylülere işkence yapıyor; diğer tarafta kendine gerilla diyen köylüler, haki renk elbise giymiş köylüleri katlediyor. Bu böyle sürüp giderken, savaş sona erdiğinde, kimin kimi vurduğunun hiçbir önemi kalmıyor. Her şey orada kalıyor. Varoluşa dair bu ilk çelişkimle epey sarsılmıştım.”

Bu etkileşimler sonucu, Akademideki öğrencilik yıllarında Chavez okul arkadaşları birlikte ‘Bolivarianizm’ olarak adlandırdıkları sol-milliyetçi bir doktrin geliştirmeye başladı.

Chavez Temmuz 1975’te Venezuela Askeri Bilimler Akademisi’nden mezun olduğunda sadece teğmen değil, askerlerden oluşan küçük bir yeraltı örgütünün de yöneticisiydi. Askeri Bilimler ve Sanatlar bölümünde İletişim uzmanlığı eğitimi de aldı. Bu bölüm, Kurtarıcı Simon Bolivar’ın öğretilerini iyice benimsediği yer olmuştur. Daha sonra Simon Bolivar Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimi almış ve Siyasi Bilimler Bölümü’nden mezun olmuştur. Üstlendiği çeşitli görevler ve bazı çevrelerle olan sıkı teması, o dönem Venezuela’nın maruz kaldığı siyasi dramı iyice anlamasını sağlamıştı.

En son yarbaylığa kadar yükselen Chavez, görev süresince Askeri Akademi’de eğitmenlik de olmak üzere çok değişik kademelerde hizmet vermiştir. Akademideki derslerinde coşturucu tarzı, hükümet ve toplumu radikal eleştirileri kişiliğinde mevcut karizmayı geliştirdi. Bu parlak askeri kariyer, 1990 yılında yarbay rütbesini alıncaya dek, 17 yıl sürecektir

Askerlik hizmeti boyunca, Venezuela ordusunun oynadığı rolden giderek hoşnutsuzluk duymaya başlayan Chavez, ordudan ayrılmaya karar vermiş, fakat komünist bir akademisyen, Douglas Bravo tarafından, kalması ve sol için gizlice çalışması hususunda ikna edilmiştir: “O’ndan çok etkilendim ve ordudan ayrılmaktan vazgeçtim. Sivil-asker işleyişinin ideolojik manasını ve gizli olarak örgütlenebilmenin olanaklarını keşfettim” diyordu. 1982 yılında (Kurtarıcı Simon Bolivar’ın 200. Doğum Yıldönümü), kendisiyle beraber Bolivarcı üç yüzbaşı’nın (Jesús Urdaneta Hernández, Felipe Acosta Carlés ve Hugo Chávez Frías) sembolik yeminiyle oluşturulan Bolivarcı Orduyu 1989 yılında BO-200’e, 1992’de ise hareketin başını çekerek, askeri-sivil gruplardan oluşan MBR-200 Devrimci Bolivarcı Hareket’e dönüştürmüştür.

2 Şubat 1989 yılında ciddi vaatlerle devlet başkanlığı görevine gelen Carlos Perez ülkenin çoğunluğunu oluşturan yoksul kesimin yaşam koşullarını iyileştirilmesini öngören vaat ve politikalarından vazgeçerek, 16 Şubat’ta IMF yapısal uyum programını yürürlüğe koydu. Böylece “neo-liberal ekonomi reformları” hayata geçirilmeye başlandı. Bu meyanda yabancı şirketlerin kârlarının yüzde yüzünü merkezlerinin bulunduğu ülkeye havale etmelerine olanak sağlandı. Bu dönemde enflasyon %87’ye ulaştı; reel ücretler %40 geriledi; işsizlik %14’e ulaştı, kamu harcamaları kesildi, emekçi sınıfın aleyhine kanunlar çıkarıldı.

27 Şubat’ta Caracas’ın yoksul insanları, ekonomik krizin yükünü sırtlarına yükleyen bu haşin kararlara ve İMF politikalarına karşı yükselen protestolar, ülke tarihinin en büyük halk ayaklanmasına dönüştü. Ordu tarafından bastırılan bu silahsız halk ayaklanması sonucu yaklaşık 5000 kişi öldürülmüş, sokaklar, tuzağa düşürülmüş yığınlarca cesetle dolmuştur. “El Caracazo’ hareketi olarak bilinen bu olay Venezuela halkının zihinlerine kazınmış ve bu cinayetlere ilk elden tanık olmuş ordu içindeki bazı kesimleri daha da radikalleşmeye iterek Bolivarcı Devrimci Hareket’inin yeniden ve daha güçlü biçimde dirilmesini, ivme kazanmasını sağlamıştır.

90’lı yılların başında Venezuela ekonomisinin çöküşü iyice derinleşmiş ve Venezuela halkının çoğunluğu Carlos Perez’in dikta yönetiminden bıkmıştı. Chavez bir grup silah arkadaşıyla Perez iktidarına karşı 1992 Şubat ayında askeri bir isyan gerçekleştirdi: “Hükümeti devirmeye ve bir Anayasa Kongresi toplamaya yönelik stratejik bir planımız vardı… Amacımız sivil-asker birlikteliğini tesis etmekti; bu her zaman böyledir. İşçi sınıfının katılımı sağlanmıştı… İsyan gününde, bütün halkın, işçisiyle ve askeriyle bütün halkın sokaklara dökülerek silaha sarılacağını hayal etmiştik.” Olaylar bu şekilde gelişmedi. İsyancılar bazı kilit şehirleri ele geçirdiler, fakat Miraflores Başkanlık Sarayı’nı ele geçiremediler ve Devlet Başkanı Perez kaçmayı başardı. Chavez teslim olma pazarlığı yaptıktan sonra Savunma Bakanlığı’ndan canlı yayınla tüm ülkeye çağrıda bulundu. Onu ulusal bir lider haline getiren “Bu yenilginin sorumluluğunu ben alıyorum, şimdilik…” sözlerini bu konuşmada kullanmıştır. Bu girişiminde 45 yaşında bir yarbaydı ve 100 subay arkadaşıyla birlikte tutuklandı.

Hapiste Chavez ve subay arkadaşları meydan okuyan tavırlarını sürdürmüşler, üniformalarını giymeye devam etmişler ve dışarıyla iletişimlerini kesmemişlerdi. “Hapis bir tür okul gibidir; çelik gibi bir ruhunuz olur, inançlarınız güçlenir ve sezgileriniz derinleşir…” sözleri, bu dönemi simgelemektedir.

1992’de Chavez’in önderliğindeki darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlanmıştı; ama bu girişim ve sonrasındaki direnişi, onun halk nezdindeki itibarını artırmıştır. Yoğunlaşan kitlesel eylemlerden ürken Perez çekildi; yerini Rafael Caldero’ya bıraktı.

Caldero, 1994’ de Chavez’in serbest bırakılmasını sağlayınca Chavez’in önünde yeni bir dönem açılmış oldu. O artık, tarihsel kökenleri itibarı ile Latin Amerika bağımsızlık mücadelesinin efsanevi lideri Bolivar’dan esinlenen, kararlı, halkçı, devrimci, barışçı ve demokratik bir siyasi hareketin karizmatik liderliğine yelken açıyordu. Henüz kurduğu “Beşinci Cumhuriyet Devinimi” adlı parti ile 1998’deki başkanlık seçimlerini, oyların %56’sını alarak kazanarak cumhurbaşkanlığı görevini üstlendi. 1999’da oylamaya sunduğu yeni anayasa, halkın %71,21’inin onayı ile yürürlüğe girdi. 2000’de yenilenen seçimlerde, oyların %59’unu alarak yeniden başkan seçilen Chavez’e, meclis, bir yıl boyunca ülkeyi yasa-kararnamelerle yönetme yetkisi vermekte tereddüt etmedi.

Bu süreçte, Chavez’in petrol ve tarım ile ilgili 49 kararname çıkartarak radikal düzenlemeler yapması, egemen güçler ve çıkar çevrelerinde ciddi tedirginliklere yol açtı.

Chavez bu tepkilere şöyle cevap veriyordu : “Demokrasi, sadece, bir siyasal eşitlik meselesi değildir; aynı zamanda ve özellikle sosyal, ekonomik ve kültürel eşitlik demektir. Bunlar Bolivar tarzı devrimin amaçlarıdır. Ben yoksul halkın başkanı olmak istiyorum… Pazarın görünmeyen eli ile devletin görünen elini bir araya getirmek zorundayız.” Chavez’in halkçı söylem ve eylemleri, küreselleşmeci güçleri iyice telaşlandırmışdı.

2001 sonunda, bu güçlerin başını çektiği “genel iş bırakma” eylemi provası yapıldı. Asıl hareket 2002 yılında başlatıldı. Büyük medya, büyük sermaye, bazı yüksek rütbeli subaylar, kilise ve “Venezuela İşçi Konfederasyonu(CTV)” bürokrasisinin bir bölümü, 11 Nisan 2002’de Chavez’e karşı darbe düzenlemiş ve onu başkanlıktan düşürmüşlerdi. Ancak, işsizler, tabandaki işçiler, yoksul halk çoğunluğu, bu “karşı devrim”e bütün güçleri ile direndiler. Yığınlar “barrio” tabir edilen akan yüz binler günlerce sokaklara egemen oldular. Yığınların bu kararlı direnişi, ordunun asli gücünün de desteğini alınca, Chavez’i tutuklandığı yerden çıkarıp tekrar başkanlık koltuğuna oturtuldu.

ABD’nin (CIA’nın), darbe girişimindeki rolü, bugün hala tartışılmakta, Chavez’in söylemlerinde sık sık altı çizilen önemli paragraflardan biri olmaktadır. Ancak, Chavez karşıtları bu yenilgiden sonra da boş durmadı. Bu kez, “Demokratik Koordinasyon” adı altında kümelenerek, 2002 sonlarında yoğun provokasyonlara giriştiler. 2003 başında bütün ülkeye yayılan, “ Venezuela İşçi Konfederasyonu- CTV ” ile işveren örgütü Fedecamaras’ın birlikte yürüttüğü, genel grev ile lokavtların iç içe geçtiği kendine özgü ortak eylemler ülkeyi gerçekten sarstı. Ülke ekonomisi iki ay felce uğratıldı; Chavez için Allende’ye benzer bir son planı, kitlelerin yeniden sokağa inmesi ve “barrio”ların oyunu bozması ile son buldu.

Fiziği itibariyle, ‘zambo’ yani yerli ve siyahi karışımı olan Hugo Chavez’in kişiliğinde Amerikan kıtasında yüzyıllarca katliamlara uğramış ve köleleştirilmiş halklar kendilerini bulmuştu. Dolayısıyla Chavez’in iktidarda olması, yüzyıllarca soykırıma uğramış bu L.Amerika halklarının, sömürgecilere, emperyalistlere attığı bir tokattı…

Chavez’in kişiliğinden etkilenmemek mümkün değildi. Rahat hareketleriyle ve halkının dilinden konuşmasıyla, tam bir halk adamı. Konuşma yaptığı sırada dahi halkla şakalaşmakta, dertleşmektedir. Konuşmalarında içtenlikli bir halk sevgisi hissedilebilmekte idi…

Siyasal olarak da, gittikçe sosyalist mirasa çok daha bariz bir şekilde sahip çıkmakta. Bolivarcı devrimini ‘anti-emperyalist’ ve ‘anti-oligarşik’ diye nitelendirmekteydi

Lenin’i, Mao’yu, Ho Chi Minh’i övmekten, ABD’ye meydan okumaktan hiç çekinmedi. Hz İsa’yı ise tarihin ilk devrimcisi olarak nitelendirirken. “Oligarşi’nin değil, halkın İsa’sından söz ediyorum” diye de eklemeyi ihmal etmedi.

Chavez’in peşinde büyük bir gururla koşan coşku dolu, umut dolu binlerce yoksul genç, yaşlı, kadın, erkek vardı. Milyonlarca insan için Chavez ‘devrim’ ve ‘halk’ demekti. Konuştuğumuz Venezuelalılar, 2002 yılı kış aylarında ve 2003 yılı başında oligarşinin düzenlediği sabotaj ve karşı devrimci grevler sırasında, “Chavez, bizi yarı yolda bırakamazsın, açız, perişanız ancak vatan için, bizim için dayanacaksın, iktidarı onlara terk etmeyeceksin.” diye uyardıklarını ve moral verdiklerini söylüyorlardı. Nitekim, Caracas’ın tüm meydanlarını, caddelerini süsleyen ve adeta birer sanat eseri olan duvar resimlerinin(graffiti) en çarpıcı sloganları: “Chavez no seva!”(Chavez gitmeyecek!) ya da “Chavez no nos dejes!” (Chavez bizi bırakma) karşısında duygulanmamak imkansızdı.

Chavez, kendi halkının bu yoğun desteği yanında, çok sayıda Latin Amerika ülkesinden, dünyanın uzak köşelerinde ABD karşıtı politikalar izleyen ülke ve örgütlerden, AB parlamentosu ile ABD Temsilciler Meclisi’nin bazı üyelerinin dış desteklerini de aldı. Bu destekler ve halkın gücüyle ülkenin varlıklı kesimleri ile “işçi aristokrasisi”nin birlikte hareket ederek ortaya koyabildiği karşı devrim provalarını, bu destekler ve halkın gücüyle başarısızlığa uğrattı.

Böylece, Chavez karşıtı darbe girişimleri dönemi, en azından bir süre için kapandı. Chavez karşıtları, mücadelelerini bundan böyle “demokratik” yollardan sürdürmeye yönelmeye karar verince Anayasa’nın öngördüğü koşulları sağlayarak Chavez’i referanduma gitmeye zorladılar.15 Ağustos 2004’de yapılan halkoylamasını Chavez, oyların %58’ini alarak yine kazandı. Oylamada yolsuzluklar olduğu iddiaları, Amerika Devletler Örgütü ve Carter Kurumu gibi uluslararası denetim kuruluşlarınca reddedildi. Referandumdan sonra yapılan genel seçimlerin de Chavez’in zaferi ile sonuçlanması, muhalefeti uzunca süre toparlanılamayacak bir dağınıklığa itti. İçine düşülen bu dağınıklık sonucu muhalefet çevrelerinde, ilk kez politika ve vizyon eksikliklerinden bahsedilmeye başlanılması, iç siyasetin bir süre sakinleşeceğinin, tedirgin edici boyutlara ulaşmış olan kutuplaşma ve istikrarsızlığın azalabileceğinin göstergeleri oldu.(14)

Başarısız darbe girişimleri, sosyal çalkantılar, referandumlar ve seçimlerden oluşan hareketli bir siyasi süreç sonunda, Chavez konumunu iyice pekiştirdi. Giderek, iktidar bloğu içindeki yeri tartışılamayacak kadar sağlam bir duruma geldi. İktidar bloğu kanadında, onun liderlik konumunu sorgulayacak bir rakibi yoktu. Nitekim, hastalığında yardımcısı Maduro’yu ikinci adam olarak o onayladı. Bürokratik yozlaşmaya ilişkin duyarlığı nedeniyle, böyle bir yozlaşmanın önünü kesmek için bakan ve bürokratlarını rotasyona tabi tuttu. Chavez, sonuçta, Castro’dan sonra ve fakat onun sağlam, sarsılmaz, kararlı, güçlü, cesur ve devrimci kişiliğinden esinlenen Latin Amerika’nın tek ve tartışmasız karizmatik lideri oldu.

Özetle, ABD’ye karşı tavizsiz tutumu ile sağlıklı içme suyundan, basit tedavi gereçlerinden, alfabeden, kitaptan, defterden, temiz çamaşırdan ya da toptan ifade etmek gerekirse, dünyanın ‘tuzu kuru’ yakasında yaşayanların sıcak yuvasında ne varsa, bunların hepsinden yoksun bırakılan, dünyanın ‘baldırı çıplak’ yakasında yaşayanları bunlara kavuşturmaya çalışan bir ‘zambo’nun, ‘rambo’ya meydan okuyuşunun evrensel öyküsüdür Chavez’in yaşamı…

İşte, dünyanın aç kıtalarının yeni devrimci idolü Hugo Chavez’in; bir yanda barikatlar, tencere tava konserleri, neşeli kahkahalar, şarkılar, ateşli sloganlar eşliğindeki; diğer yanda ise ‘USA’ damgalı provokasyonlar, kitlesel katliamlar, karanlık adamlar ve önü kesilen yağmacılığın sonucu ortaya çıkan hiddetin gölgesindeki gerçek hayat hikâyesi…
Şimdi, dünyanın bağımsızlık, özgürlük, adalet ve eşitlikten yana olan tüm insanları asla unutamayacakları, bu renkli ve cesur önder huzurunda derin bir saygı ve sevgi ile eğilirken, onu yitirmenin derin hüznünü yaşıyorlar…

Noyan UMRUK, “CHAVEZ BİZİ BIRAKMA- CHAVEZ NO NOS DEJES” KİTABINDAN, DESTEK YAYINLARI, HAZİRAN 2012