GÜNDEM ANALİZİ & DEĞERLENDİRME (TÜRKÇE & İNGİLİZCE)

Onlar
bir gün mutlaka ayağa kalkacak (Fatsa 1967’den)

Zeki
Sarıhan : YENİ DÖNEMİN GÖREVLERİ

Perşembenin
gelişi Çarşambadan belli idi. Sonunda Türkiye tek adamın kararlarıyla
yönetilecek bir rejime ram oldu. Adı hâlâ “Cumhuriyet” ise de Türkiye artık
fiilen bir Padişahlıktır. Cumhuriyetçilerin çabaları bu gelişmeyi önlemede
yetersiz kaldı.

En
demokratik ve akılcı yönetim, bütün halk tabakalarının kendi çıkarları yönünde
bilinçlenip örgütlenmeleri ve bunun aşağıdan yukarıya doğru iktidar
mekanizmalarını oluşturmasıdır. Böylece danışma ve ortak akıl devreye girer,
yönetim denetlenir, onu hatalardan korurdu.

Tam
tersi oldu! Egosu tavan yapmış, Tanrı’nın kendisini bütün İslamları yönetsin ve
hatta bütün âleme çeki düzen vermesi için yarattığına inanan bir kişi, adım
adım hedefine yürüdü. Bütün kurumların kendinden emir alacağı bir sistemi
hayata geçirdi.

Seçmenlerin
yarısı onun bu niyetlerine olur verdi. Bunca yıllık demokrasi mücadelelerinden
ve deneyimlerinden sonra nasıl böyle bir rejimin kitlelerden onay gördüğü,
üzerinde düşünülmesi gereken en önemli konudur. Bunu yazılarımda çeşitli
vesilelerle defalarca belirtmeye çalıştım: Bu, oy deposu olarak görülen
yoksullara bütçeden bazı imkânların sunulmasıdır. Ordunun Kumru ilçesinin bir
köyünde seksen yaşında bir kadının seçim sonuçları üzerine üç gün şükran orucu
tutması ve bunu geçmişteki yoksulluk ve yoksunluğu ile açıklamasını da anlamak
gerekir. Doğal olarak kitleler öncelikle kendi refahlarıyla ilgilenirler.
Kendilerine bunu sağlayanların başka bir zengin sınıfı olmasının önemi yoktur.
Böylece Türkiye’nin yoksulları, uzun yıllardır kendilerini yöneten okumuş,
şehirli ve bütçeden çeşitli yollarla aslan payını almakta olan bir sınıftan öç
alıyorlar. Onlar için bilimsel düşünmenin, üniversite özerkliğinin, yargı
bağımsızlığının, özgür basının şimdilik önemi yoktur. Şüphesiz ileride olacak
ve onların siyasi tercihleri bu olguların hepsini birlikte vaat edenlerle
buluşacaktır.

BİRAZ
DİNLENME İHTİYACI…

Muhalefetin
seçimlerden umduğu sonucu alamayışı, bazı aydınlarda umutsuzluk yarattı.
Yazarların bir kısmı bu nedenle tatile çıktılar. Halk hareketi geri çekiliyor.  Yenilenlerin ne de olsa biraz dinlenmeye
hakları var!

Tarihimizdeki
hürriyet hareketleri de benzer durumlar yaşadı. Otuz üç yıl süren Abdülhamit
diktatörlüğü altında hürriyet mücadelesinin başarıya ulaşacağından umudu kesip
Anadolu’da bir çiftlik kurarak kavgadan uzak asude bir hayat sürmeye
niyetlenenler gibi, saf değiştirip padişah’ın affına sığınanlar da görüldü.

Ne
var ki toplumsal hareketler de doğanın yasalarında görüldüğü gibi zamanını
bekler. Çiçekler, açmak için baharı, yağmuru, ısıyı beklemek zorundadır. Aynı
ezik, suskun, umutsuz kitlelerdir ki, gün gelir meydanları doldurur. Bir
zamanlar alkışladığı zalimleri lanetler. Kitleler saf değiştirirler ve siyaset
meydanında kendilerine yakışan yeri alırlar. Asık yüzler gülmeye başlar.

ARMUT
PİŞİP AĞZIMIZA DÜŞMEYECEK

Bütün
bunlar,  armut ağacının dibinde oturup
olgunlaşan armutların ağzımıza düşmesini beklemekle olmaz. Tohum ekmeli, onu
sulamalı, ayrık otlarını temizlemeliyiz. Nerede ve hangi konumda olurlarsa
olsunlar halkçı aydınlar, çevrelerinde birer ışık olacaklardır. Öğretmenler
öğrencilerine bilimsel düşünmeyi öğretecekler, yazarlar durmadan doğuları
yazacaklar, meslek örgütleri dayanışmanın ve halk almanın örneklerini vermeye
devam edecekler, bilim adamları laboratuarlarda yeni buluşlar yapıp insanlığın
hizmetine sunacaklardır.

Dünya
ve ülke tarihinde şimdiye kadar, haklı bir savaş veren nice ordular bozuldu.
Ancak bunlar, haklı mücadelesinden vazgeçmeyenler tarafından yeniden kuruldu ve
savaşı kazandı. Bizim bir çivi, bir nal, 
bir at ve bir yiğide değil, bilinciyle yiğitleşmiş bir büyük kitle
olmaya ihtiyacımız var. Böyle bir kitle karşısında hiçbir güç dayanamaz. (10
Temmuz 2018)




















































zekisarihan.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir