GÜNDEM ANALİZİ & DEĞERLENDİRME & RÖPORTAJ (TÜRKÇE & İNGİLİZCE)


Yuval Noah Harari yazdı : Koronavirüsten sonra dünya


2017’de çıkardığı çok
satan Sapiens kitabıyla geniş kitleler tarafından tanınan İsrailli tarihçi
koronavirüse ilişkin Financial Times’ta bir yazı kaleme aldı.


23.3.2020


Bu fırtına bir süre sonra geçecek ancak bugün
vereceğimiz kararlar gelecekte yıllar boyunca hayatlarımızı değiştirecektir.



FIRTINA DİNDİKTEN SONRA NASIL BİR DÜNYAYA
UYANACAĞIZ?


İnsanlık bugünlerde küresel bir krizle karşı karşıya.
Bu kriz belki de bu neslin tanık olduğu en büyük kriz. İnsanların ve
devletlerin önümüzdeki birkaç haftada vereceği kararlar uzun yıllar boyunca
dünyaya yön verecektir. Bu kararlar sadece sağlık sistemlerini değil aynı zamanda
ekonomiyi, siyaseti ve kültürleri de değiştirecektir. Gelinen noktada hızlı ve
kararlı bir şekilde adımlar atmalıyız. Bu adımlar atılırken uzun vadeli
sonuçları da mutlaka hesaba katmalıyız. Alternatifler arasında seçim yaparken
yalnızca hali hazırdaki tehdidin bertaraf edilmesini değil aynı zamanda fırtına
dindikten sonra nasıl bir dünyaya uyanacağımızı da düşünmeliyiz.



HER KRİZ TARİHİ SÜRECİ HIZLANDIRIR


Evet, fırtına dinecek, insanlık yok olmayacak, çoğumuz
hayatta kalacağız ancak bu süreçten sonra farklı bir dünyaya uyanacağız. Kısa
vadeli acil durum önlemleri hayatın değişmez bir parçası haline gelecek. Acil
durumların doğası gereği her kriz doğal tarihi süreci hızlandırır. Normal
şartlar altında alınması yıllar sürecek tartışmaların sonucuna bağlı olan
kararlar böyle durumlarda saatler içinde yürürlüğe konulur. Henüz çok yeni ve
hatta tehlikeli teknolojiler hayata geçirilir zira hiçbir şey yapmadan
beklemenin oluşturacağı riskler daha büyüktür.


Koca koca ülkeler büyük ölçekli sosyal deneylerin
kobay faresi haline gelir. Herkes evden çalıştığında ve sadece belirli bir
mesafeden iletişim kurduğunda ne olur? Tüm okullar ve üniversiteler internet
üzerinden eğitime geçerse ne olur? Normal şartlar altında devletler, şirketler
ve eğitim kurumları asla bu tür deneyler yapılmasına müsaade etmezdi. Ancak şu
anda normal şartlar altında değiliz. Bu kriz döneminde önümüzde yapılması
gereken iki mühim seçim bulunmaktadır. İlk seçim, totaliter denetim ile
vatandaş yetkilerinin arttırılması ikincisi ise ulusalcı nitelikte bir
izolasyon ile küresel dayanışma arasında yapılacaktır.


50 YIL ÖNCE İSTİHBARATLAR TÜM İNSANLARI
TAKİP EDEMEZDİ FAKAT ŞİMDİ DURUM TAM TERSİ




Salgının durdurulması için tüm halkların belirli kurallara uyması
gerekmektedir. Bunu başarmanın iki ana yolu mevcuttur. İlk metot devletin
insanları izlemesi ve kurallara uymayanları cezalandırmasıdır. Günümüzde,
tarihte ilk defa teknoloji sayesinde herkesin her an takip edilmesi mümkündür. Bundan
50 yıl önce KGB 240 milyon Sovyet vatandaşının her birini 24 saat gözetlemesi
ve elde edilen istihbarat nitelikli verileri işlemesi imkân dahilinde değildi.
KGB hepsi insan olan ajanlar ve analizciler ile işini yürütürdü ve her
vatandaşın peşine onu takip edecek bir ajan yerleştirecek hali yoktu. Bugün ise
devletler etten kemikten hasıl casuslar yerine aynı anda birçok noktada
bulunabilen sensörler ve güçlü algoritmaları tam da bu amaçla kullanmaktadır.



ÇİN’DE HASTALARIN TAKİP EDİLDİĞİ UYGULAMALAR
GELİŞTİRİLDİ


Koronaya karşı verdikleri savaşta birçok devlet bu tür
yeni izleme araçlarını çoktan devreye soktu. Bu bağlamdaki en önemli vaka
Çin’dir. Çinli yetkililer, insanların akıllı telefonlarını yakından izleyerek,
hali hazırda çalışan milyonlarca yüz tanıma kabiliyetine sahip kameraları
kullanarak ve insanların ateşlerini ve tıbbi vaziyetlerini raporlayıp
bildirmelerini zorunlu hale getirerek sadece virüs taşıyıcılarını tespit
etmekle kalmayıp bu insanların hareketlerini takip edebildi ve temas ettikleri
herkesi belirleyebildi. Hasta insanlara olan uzaklığınızı gösteren birçok
akıllı telefon uygulaması dahi yapıldı.



İSRAİL’DE TERÖRİSTLER İÇİN KULLANILAN
TAKİP TEKNOLOJİLERİ HASTALAR İÇİN KULLANILDI


Bu tür teknolojilerin kullanımı sadece doğu Asya ile
sınırlı değil. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu tarafından normal şartlar
altında teröristlere karşı kullanılan takip teknolojisinin Korona hastalarının
tespit edilmesi için kullanılmasına izin veren bir kanunu yürürlüğe sokuldu.
Mesele ile alakalı görev yapan meclis alt komitesi bu kanunun yürürlüğe
girmesini engellemeye çalıştığında ise Netanyahu “olağanüstü hâl yönetmeliği”
kartını oynayarak adeta zorla kanunun komisyondan geçmesini sağladı. Birileri
bu durumun daha önce birçok kez yaşandığını söyleyecektir.



“TAKİP” KONUSUNDA DİKKATLİ OLMALIYIZ



Geçtiğimiz son birkaç yılda hem devletler hem de şirketler insanları takip
etmek, hareketlerini izlemek ve yönlendirmek amacıyla her geçen gün daha
gelişmiş teknolojiler kullanmaktadır. Ancak eğer dikkatli olmazsak bu salgın
gözlem tarihinde bir dönüm noktası olarak literatüre geçecektir.



DERİ ALTI TAKİP TİRİNE BİR ANDA GEÇİŞ YAPILACAKTIR



Bunun sebebi ise daha önce bu tür sistemleri kullanmaktan kaçınan devletlerde
dahi yüksek teknolojili kitle izleme-takip sistemlerinin kullanılmasının
normalleşmesinin önü açılacak ve “deri üstü” takip tipinden “deri altı” takip
tipine bir anda geçiş yapılacaktır. Şimdiye kadar devlet siz akıllı
telefonunuzun ekranında bir bağlantıya tıkladığınızda parmağınızın sizi tam
olarak nereye götürdüğü ile ilgileniyordu ancak Korona ile bu alakanın odağı
değişecek. Devletin artık bilmek istediği parmağınızdan gelecek veri ile
ateşinizin kaç olduğu ve o derinin altındaki kan basıncı olacaktır.


TAM OLARAK NASIL İZLENDİĞİMİZ HAKKINDA
EN UFAK BİR FİKRİMİZ YOK




Takip-izleme sistemleri hakkında nasıl düşüneceğimizi belirlerken karşı karşıya
kaldığımız en büyük sorunlardan birisi hiçbirimizin bugün tam olarak nasıl
izlendiğimizi bilmemesi ve geleceğin neler getireceği hakkında en ufak dahi bir
fikrinin olmamasıdır. İzleme sistemlerinin teknolojisi son sürat gelişmektedir.
10 yıl önce bilimkurgu olan şeyler bugün artık mazi olarak görülmektedir.



BİYOMETRİK BİLEZİK ÖRNEĞİ


Farazi olarak şu örneğe bir göz atalım; devletin
vatandaşlarından 24 saat boyunca insanın ateşini ve kalp atış hızını kaydeden
bir biyometrik bilezik takmasını talep ettiğini düşünün. Elde edilen verilerin
devlet tarafından üretilen algoritmalar tarafından depolanıp analiz edildiğini
kabul edelim. Bu algoritmalar daha sizin bile haberiniz yokken hasta olduğunuzu
tespit edebilir. İlaveten nerelerde bulunduğunuzu, kimlerle görüştüğünüzü
bilir. Böylelikle enfeksiyon zincirinin uzamasının önüne hızlı bir şekilde
geçilebilir hatta bu zincir tamamen bitirilebilir. Bu tür bir sistem gerçekten
de olası bir salgının sadece birkaç gün içinde daha yayılma safhasında iken
sonlandırılması için yararlı olacaktır.



BU BİYOLOJİK TAKİBİN SONULARI NE OLABİLİR?


Kulağa çok hoş geliyor değil mi? Ancak madalyonun
diğer tarafında ise bu sistemin hayata geçmesi için doğal olarak dehşet verici
yeni izleme sistemlerinin meşru hale getirilmesi olacaktır. Mesela, benim CNN
yerine Fox News sitesinde bir yerlere tıkladığımı bilmeniz sizin benim siyasi
görüşlerim ve hatta belki karakterim hakkında bir şeyler öğrenmenizi
sağlayacaktır. Ancak ben o haber sitesinde bir video açıp izlerken siz benim
vücut sıcaklığımın, tansiyonumun ve kalp atış hızımın nasıl değiştiğini
bilirseniz beni nelerin güldürdüğünü, nelerin ağlattığını ve nelerin çok çok
sinirlendirdiğini de bilirsiniz. Sinirlenmek, sevinmek, sıkılmak ve sevmek
temelde tıpkı ateş ve öksürük gibi birer biyolojik olaydan ibarettir. Öksürüğü
tespit eden bir teknoloji aynı zamanda kahkahaları da tespit edebilir. Eğer
şirketler ve devletler bizim biyometrik verilerimize toplu şekilde erişim
sağlarlarsa bizi kendimizi bildiğimizden daha iyi tanırlar.



CAMBRIDGE ANALYTICA SKANDALI TAŞ DEVRİNDEN KALMA
BİR OLAY


Böylelikle sadece bir olay karşısında nasıl
hissedeceğimizi önceden bilmekle kalmayıp aynı zamanda duygularımızı
yönlendirerek ister bir siyasetçi olsun ister bir ürün olsun bize istediklerini
kabul ettirebilirler. Cambridge Analytica’nın seçim sürecinde verileri haksız
yere çalıp kullanması biyometrik takip meselesinin yanında taş devrinden kalma
bir iş kalır. 2030 yılında her vatandaşın 24 saat biyometrik bir bilezik takmak
zorunda olduğu bir Kuzey Kore’yi gözünüzün önüne getirin. Şanlı liderin
konuşması sırasında bileziğiniz herhangi bir sinirlenme işareti gösterirse
işiniz oracıkta bitirilir.



İSRAİL ÖRNEĞİ


Bazıları biyometrik izleme sisteminin acil durumlarda
kullanılmak üzere sadece geçici bir önlem olarak kullanılması ve acil durumun
sona ermesinin ardından sistemin de fişinin çekilmesi fikrini ortaya atabilir.
Ancak geçici önlemlerin olağanüstü hallerden, özellikle de ufukta yeni bir acil
durum tehlikesi görüldüğü dönemlerde daha uzun yaşamak gibi ilginç bir özelliği
vardır. Mesela benim kendi ülkem İsrail 1948 yılındaki savaş sırasında
olağanüstü hâl ilan ederek basının sansürlenmesi, mülke el konulması ve puding
yapılmasının kısıtlanması (şaka değil) gibi meseleleri meşru hale getirmişti.
1948’deki savaş çoktan kazanıldı ancak İsrail olağanüstü hâl ilanını hala geri
çekmediği gibi o yıl alınan birçok “geçici” önlemi de hala yürürlükte
tutmaktadır (olağanüstü puding kanunu 2011 yılında büyük bir merhamet örneği
olarak kaldırılmıştır).


KORONA BİTİRİLSE BİLE DEVLETLER BU VERİ
TAKİP SİSTEMLERİNİ KALDIRMAYI KABUL ETMEYEBİLİR




Koronalı hasta sayısı sıfıra inse dahi “veri oburu” bazı devletler farazi
biyometrik izleme sistemini yürürlükten kaldırmayı ikinci bir Korona dalgası
korkusu, orta Afrika’da yeni bir Ebola türünün zuhur etmesi veyahut herhangi
başka bir sebeple reddedebilir. Özellikle son yıllarda mahremiyetle alakalı bir
savaş verilmektedir. Korona virüsü bu savaşın gidişatını değiştirecek etken
olabilir zira insanlar sağlık ile mahremiyet arasında seçim yapmak zorunda
kaldığında genellikle sağlığı tercih eder.


İNSANLAR MAHREM VE GÜVENLİK ARASINDA
SEÇİM YAPMAMALI




İnsanlardan sağlık ile mahremiyet arasında bir tercih yapmaya zorlanması
problemin aslında köküdür zira bu “hatalı” bir seçimdir. İnsanlar aynı anda
mahremiyetlerinden ödün vermeden sağlığını koruyabilecek bir vaziyette
olmalıdır. Korona virüsünü durdurmak ve sağlığımızı korumak için totaliter
denetim rejimlerine teslim olmayı değil sade vatandaşların elinin
kuvvetlendirilmesini tercih edebiliriz. Geçtiğimiz son birkaç hafta içinde virüs
salgınının kontrol altına alınmasına yönelik en başarılı örnekler Güney Kore,
Tayvan ve Singapur’dan geldi. Bu ülkeler takip-izleme uygulamalarını belirli
bir seviyede kullandılar ancak başarılarının arkasındaki asıl nedenler geniş
kitlelere test yapılması, salgın ile alakalı verilerin şeffaf bir şekilde
paylaşılması ve iyi bir şekilde bilinçlenmiş toplumun kendi isteği ile
işbirliği yapması oldu.


İnsanların kendi iyiliklerine olan önlem ve
uygulamalara iştirak etmesinin tek yolu merkezileştirilmiş denetim ve ağır
cezalar değildir. İnsanlara bilimsel gerekçeler açıklandığında ve halk
yöneticilerinin bu gerekçeleri her zaman şeffaf bir şekilde paylaşacağına
inandığında yapılması gereken her neyse tepelerinde “biri bizi gözetliyor”
kameralarına gerek olmadan da yapmaktadır.



Kendi iyiliğini kendi sebeplerinden ötürü düşünen ve doğru bilgiye erişimi olan
bir halk her zaman hareketleri kontrol edilen cahil bir halktan daha güçlü ve
etkindir.



EL YIKAMA MESELESİ



Mesela ellerin sabunla yıkanmasını ele alalım. Bu basit mesele insan hijyeni
hususundaki en büyük gelişmelerden birisidir. Son derece basit bir hareket
sayesinde her yıl milyonlarca hayat kurtulmaktadır. El yıkamak sanki hep
hayatımızda olan bir uygulamaydı gibi düşünürüz ancak insanların ellerini
sabunla yıkamasının önemini bilim adamları 19. yüzyılda keşfetmiştir. Daha
önceleri doktorlar ve hemşireler bile bir ameliyattan diğerine ellerini
yıkamadan başlamaktaydı. Günümüzde milyarlarca insan her gün “sabun polisinden”
korktukları için değil bilimsel gerekçeleri anladıkları için ellerini sabunla
yıkamaktadır. Benim ellerimi yıkama sebebim virüs ve bakteri diye adlandırılan
canlıların varlığından haberdar olmam ve bu küçücük organizmaların hastalıklara
neden olduğunu ve sabunun onları vücudumdan uzaklaştırdığını biliyor olmamdır.


Ancak bu seviyede bir işbirliği ve uygulamaya güven
tesis edilebilmesi için güven şarttır. İnsanlar bilime, yetkililere ve medyaya
güvenebilmelidir. Geçtiğimiz son birkaç yılda sorumsuz siyasetçiler kasti bir
biçimde bilime, kamu yetkililerine ve medyaya olan güvene zarar verdi. Aynı
siyasetçiler bu sefer de halka gerekeni yapacağı noktasında güvenmedikleri için
otoriter yönetim tarzına geçiş yapılması için fırsat kollamaktadır.


Normal şartlar altında yıllar süren çabalar
neticesinde zedelenen güven duygusu bir gecede tamir edilemez. Ancak şu anda
yaşadıklarımız normal şartlar değildir. Kriz zamanlarında fikirler de hızlı
değişebilir. Kardeşlerinizle yıllarca bir konu hakkında birbirinize muhalif
düşünceler nedeniyle tartışmalar yapabilirsiniz ancak olağanüstü bir durum
hasıl olduğunda aniden sanki gizli bir güven ve birlik havuzu keşfetmişçesine
birbirinizin yardımına koşarsınız. Bir takip-izleme rejimi tesis etmek yerine
insanların bilime, kamu yetkililerine ve medyaya olan güvenini tazelemek için
çok geç kalınmış sayılmaz. Kesinlikle yeni teknolojilerden faydalanmalıyız
ancak bu teknolojiler vatandaşların elini güçlendirmelidir. Şahsen vücut
sıcaklığımın ve tansiyonumun izlenmesinden ben gocunmam ancak bu veriler mutlak
kudrette bir devletin tesisi için kullanılmamalıdır. Bunun yerine verilerimiz
kişisel kararlar alırken daha fazla bilgiye dayalı bir seçim yapmamız ve
devletin verdiği kararların hesabını tam olarak vermesine yönelik çabalar için
kullanılmalıdır.



TAKİP SİSTEMLERİ KİŞİLERİ İZLEME FIRSATI SUNARKEN,
KİŞİLER DE DEVLETLERİ İZLEYEBİLİR


Kendi tıbbi vaziyetimi 24 saat gözetleyebilseydim
sadece diğer insanlar için bir risk haline gelip gelmediğimi değil aynı zamanda
hangi davranışlarımın sağlığıma iyi geldiğini de öğrenebilirdim. Aynı şekilde
eğer Korona virüsünün yayılması ile alakalı güvenilir istatistiklere erişim ve
inceleme fırsatım olsa devletin bana yalan söyleyip söylemediğini ve salgınla
mücadele için doğru adımları atıp atmadığını takip etme fırsatım olurdu. Şu
unutulmamalıdır ki, söz konusu takip-izleme teknolojileri sayesinde devletler
kişileri izleme fırsatı bulurken bunun tam tersi yani kişileri devletleri
izlemesi de mümkündür.


Bu yüzden Korona salgını çok büyük bir vatandaşlık
imtihanıdır. Önümüzdeki günlerde her birimiz bilimsel verilere ve sağlık
sistemi uzmanlarına yerli yersiz konuşan komplo teorilerinden ve sadece kendi
çıkarını düşünen siyasetçilerden daha fazla güvenmeyi tercih etmelidir. Doğru
seçimi yapamadığımız takdirde, sağlığımızın korumanın tek yolunun bu olduğunu
düşünerek en kıymetli özgürlüklerimizden kendi rızamızla vazgeçtiğimiz günler
yakındır.


KÜRESEL BİR PLAN GEREKİYOR



Yazının başında da bahsettiğimiz üzere insanlığın yapması gereken ikinci seçim
ulusalcı izolasyon ile küresel dayanışma arasındadır. Bizatihi salgın ve
beraberinde getirdiği mali kriz küresel meselelerdir. Dolayısıyla her iki
mesele de yalnızca küresel çapta bir işbirliği sayesinde aşılabilir
niteliktedir.


İlk olarak yapmamız gereken küresel seviyede bilgi
paylaşımını sağlamaktır. İnsan ırkının virüslere karşı en büyük avantajı bu
bilgi paylaşımıdır. Çin’deki bir Korona virüsü ile ABD’deki bir Korona virüsü
insanları daha etkin bir biçimde hasta edebilmek için ellerindeki notları
paylaşamaz. Ancak Çin, Korona virüsü ve nasıl alt edileceğine dair Amerika’ya
çok önemli dersler aktarabilir. Milanlı bir İtalyan doktorun sabah keşfettiği
bir bilgi akşamleyin Tahran’da hayat kurtarabilir. İngiliz hükümeti nasıl bir
politika izlemesi gerektiğine dair şüpheye düştüğünde yaklaşık bir ay önce
kendisiyle aynı durumda olan Güney Kore’den tavsiyeler alabilir. Ancak bütün
bunların gerçekleşmesi için küresel bir işbirliği ve güven ortamına ihtiyaç
vardır.


Ülkeler ellerindeki bilgileri paylaşmaya, büyüklük
taslamadan yardım kabul etmeye ve kendilerine verilen verilere ve çıkarılan
derslere güvenmeye açık olmalıdır. Gerekli tıbbi ekipmanların özellikle de test
kitleri ve solunum cihazlarının üretimi ve dağıtılması için küresel çapta çaba
gösterilmelidir. Her ülkenin eline geçen her bir ekipmanı düşüncesizce
biriktirmesi yerine koordineli şekilde gösterilecek küresel çaba sayesinde
hayat kurtaracak özellikteki ekipman üretimi büyük ölçüde hızlandırılabilir.
İlaveten bu ekipmanlar daha adil bir şekilde dağıtılabilir. Tıpkı savaş
zamanında devletlerin anahtar sanayi alanlarını millileştirmesi gibi Korona
virüsüne karşı insan tarafından yürütülen bu savaş hayati öneme sahip üretim
hatlarının “insanlaştırılmasını” zorunlu hale getirebilir. Az sayıda vaka
görülen zengin bir ülke, çok sayıda vakanın görüldüğü fakir bir ülkeye elindeki
kıymetli tıbbi ekipmanı göndermeye ve gelecekte kendi sınırları içinde vaka
sayısında artış olması ve yardıma ihtiyaç duyması halinde diğer ülkelerin
kendisine aynı şekilde mukabele edeceğine güvenmeye açık olmalıdır.


SAĞLIK ÇALIŞANLARININ AYNI HAVIZDA
TPARLANMASI




Benzer şekilde sağlık çalışanlarının da aynı havuzda toplanmasına yönelik
küresel bir çaba da gündeme gelebilir. Diğer ülkelere nazaran virüsten daha az
etkilenen ülkelerin tasarrufundaki personel, ağır darbe almış yerlere
gönderilerek oradakilerin zor zamanlarında yanında olunmalı ve hastalığın
yaygın olduğu yerlerden son derece değerli tecrübe edinilmelidir. Gelecekte
salgının odak noktalarının değişmesi halinde de yardım bu sefer de yeni
noktalara yönlendirilmelidir.


Mali sahadaki küresel işbirliği de en az tıbbi
işbirliği kadar hayatidir. Mali sistemin ve tedarik zincirlerinin son derece
küresel nitelikte olduğu göz önünde bulundurulduğunda, ülkelerin diğerlerini
boş verip sadece kendilerini kurtarmak için harekete geçmesi halinde ortaya
çıkacak sonuç kaos ve krizin daha da derinleşmesi olacaktır. Küresel bir
hareket planına ihtiyacımız var ve bu ihtiyaç gelinen noktada son derece ivedi
hale gelmiştir.



SEYAHAT YASAKLARI


Atılması gereken bir diğer adımda seyahat hususunda
küresel bir anlaşmaya varılmasıdır. Tüm uluslararası seyahati aylarca durdurmak
çok büyük zorlukları beraberinde getirmesinin yanı sıra Korona virüsüne karşı
yapılan savaşa da sekte vuracaktır. Ülkeler, bilim adamları, doktorlar,
gazeteciler, siyasetçiler ve işadamları gibi en azından hayati önem arz eden
kişilerin sınırlardan rahatça geçmesini sağlamak amacıyla işbirliği içinde
olmalıdır. Bunu yapmanın yollarından birisi, yolcuların kendi ülkelerinde seyahat
etmeden önce gerekli kontrollerden geçmesi üzerine kurulu küresel bir anlaşma
olabilir. Eğer sadece dikkatlice kontrol edilip herhangi bir soruna
rastlanmayan insanların uçağa binmesine izin verildiğinden emin olunursa
ülkeler bu yolcuların kendi sınırları içinde seyahat etmesi hususunda daha
esnek olacaktır.


Ancak ne yazık ki şu anda devletlerin hiçbiri bu
bahsedilenleri yapmamaktadır. Uluslararası kamuoyunun üyelerinin hepsi adeta
aynı anda felce uğradı. Odada yapılması gerekenleri söyleyecek bir kişi bile
yok. Küresel liderlerin haftalar önce olağanüstü toplanıp bir ortak acil durum
hareket planı üzerinde mutabık kalmış olması lazım gelirdi. G7 ülkeleri
liderleri daha bu hafta içinde video konferans üzerinden görüşebildi ve bu
görüşmeden herhangi bir karar veya plan çıkmadı.


Yakın geçmişteki küresel krizlerde (2008 mali krizi ve
2014 Ebola salgını) küresel liderlik rolünü ABD üstlenmişti. Ancak bugünkü
hükümet liderlik görevini bıraktı ve Amerika’nın “harikalığının” insanlığın
geleceğinden daha önemli bir mesele olarak gördüğünü açık ve net bir şekilde
ortaya koydu.


Bu hükümet en sıkı müttefiklerini dahi yalnız bıraktı.
AB ülkelerinden gelen tüm seyahatleri durdurma kararı alındığında birlik ile
böylesine ağır bir önlemin alınmasına dair fikir alışverişinde bulunmak bir
yana AB’ye önceden haber verme zahmetine dahi girilmedi. Yeni Covid-19 aşısının
telif haklarını satın alıp tekel oluşturmak için bir Alman ilaç şirketine bir
milyar dolar teklif edildiği iddiaları Almanları son derece kızdırdı. Şu anki
hükümet yarın yolundan dönüp küresel bir hareket planı oluştursa dahi asla
sorumluluk üstlenmeyen, hatasını kabul etmeyen, yapılan her iyi şeyi kendisine
mal edip her kötü şey için başkalarını suçlayan bir liderin peşinden gidecek
kişi sayısı çok az olacaktır.


ABD tarafından ortada bırakılan boşluk diğer ülkeler
tarafından doldurulmadığı takdirde devam eden salgının önüne geçilmesinin
zorlaşması bir yana bu durumun meydana getireceği prestij kaybı uzun yıllar
boyunca uluslararası ilişkileri zehirlemeye de devam edecektir. Bununla
birlikte, her krizin bir fırsat olduğu da unutulmamalıdır. Bu salgının,
insanlığın, küresel birliğe sahip olunmamasının meydana getirdiği derin
tehlikelerin farkına varması için bir vesile olacağını ummalıyız.


İnsanlığın bir seçim yapması gerekmektedir. Bölünmüşlük
yoluna mı gireceğiz yoksa küresel birlik yoluna mı adapte olacağız?
Bölünmüşlüğü seçtiğimiz takdirde sadece krizin uzamasına neden olmakla
kalmayacak aynı zamanda gelecekte daha da kötü felaketlerin önünü açmış
olacağız. Küresel birliği seçersek bu yalnızca Korona virüsüne karşı değil aynı
zamanda 21. yüzyılda insanlığa musallat olacak gelecekteki tüm salgın ve
krizlere karşı da bir zafer kazanılmış olacaktır.



* Yazının tamamı Mepa News tarafından Türkçe’ye tercüme edildi ve
Timeturk için kullanılırken ara başlıklar eklendi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir