GÜNDEM ANALİZİ & DEĞERLENDİRME & RÖPORTAJ (TÜRKÇE & İNGİLİZCE)

Ülkemizde Atatürk ve
cumhuriyet ticareti yapılıyormuş, teşbihte hata olmaz derler devam edelim.


Peki ya son 18 yılda özellikle yapılan şey
Muhammed ve İslam ticareti değil midir?


Bu zavallılara ne diyeceğiz ?


Sizin namaz, ezan, dua, Kur’an,Muhammed
satmanızı nereye sokacağız?


Cumhuriyetin kendinden önceki yıllarını
küçümseyen adam sonraki cümlelerinde gönülsüzce bu dönemi taktir ediyor.


Ve çoğu zaman bırakın Cumhuriyetin kurucu
babalarını kendisini Osmanlı sultanları ile kıyaslıyor ya da başkalarınca
yapılan bu şekilde yalakaca benzetmeleri büyük bir memnuniyetle karşılıyor.


Bu aslında çok aşikar bir megalomani
işaretidir.


Ve gelelim AKP dönemine bu dönemde yapılan
en büyük şey


• ülkenin rejiminin seçilmiş
sultanlık rejimine dönüştürülmesi


• büyük bir rejim bunalımı
yaratılması


• bırakın cumhuriyet dönemini
belki de Osmanlı dönemi dahil en büyük iç ve dış borçlanma programlarının
gerçekleştirilmesi


• gelecek nesillerin vesayet
ve ipotek altına itilmesi


• ülkenin birlik ve
beraberliğinin sabote edilmiş olması


• ülkenin Ortadoğunu kanlı ve
netameli işlerinin orta yerine çuval gibi atılması


• bütün dünya ve batı
medeniyeti ile kavga eder hale sokulması


• Türk milletinin sıfır dost
sıfır müttefikli hale sokulması


• halkın birbirine düşman
edilmesi ülkenin cihatçı şeriatçı Dar-ül Harpçi cemaatlere teslim edilmesi


• halkın geleceğe ilişkin
bütün umutlarının kırılması sayılabilir.



Ülkede Osmanlı döneminde görülmüş olan bir okuryazarlık oranı
düşüklüğünden Osmanlı sorumlu değilmiş.


Peki kim sorumlu?


Hollanda kralı mı?


İngiliz kraliçesi mi?


Ve bir de sayılar var.


Eş zamanlı olarak Osmanlı’nın çağdaşı olan diğer krallıklarda okur
yazarlık oranlarının zaman içerisinde nasıl arttığını ve arttıkça nasıl dünya
hegemonyasına oynadıklarını anlatan istatistikler ve tablolar.


Ayrıca inatçı bir tarih cahili olan Yüce Galaksi Başkanımız Ulu
Megaloman bilmiyor bilen ve hatırlatanları da umursamıyor Osmanlı’da Yeni Türk
Harflerine geçiş çabaları vardı ve buna cesaret edebilecek kadar yürekli
liderlik özelliği olan devlet adamı yoktu.


Kaldı ki yalnızca Osmanlı’nın değil İslam aleminin neden batı
karşısında taş devrine takılıp kaldığına bütün İslam coğrafyasında en azından
1000’li yıllardan bu yana kafa yoran pek çok düşünür fikir adamı hatta
ilahiyatçı vardı.


İslam aleminin batı karşısında duraklama ve gerilemesi Araplarda
1000’li yıllardan itibaren Farisi ve Türklerde ise 1500’lü yıllardan itibarene
kararlılık ve istikrar kazanmıştır.


Yeni Türk Harlerine geçiş devrimi elbette bu gerileme sürecine
engel olmakta başarılı olmuş bir devrimdir.


Bugün Kurtuluş Savaşımızın başkomutanı cumhuriyetimizin kurucusu
ilk cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 81. yıldönümü bu
vesileyle gazi Mustafa Kemal’i ve onunla birlikte ahirete irtihal etmiş tüm
kahramanlarımızı Bir kez daha hayırla yad ediyorum.


Abi nihayet gönülsüz isteksiz yalancıktan bir tebrik sunmuş.


Elbette gönülsüz eşşşek kuyruksuz katır doğurur sözünü haklı
çıkaracak şekilde önceki ve sonraki bütün cümleleri bu tebrigatı yalanlıyor.


Yüce Megaloman Liderimiz kasten cumhuriyet tarihi dışında kalan
Türk tarihinin küçümsendiğinden şikayet ediyor.


Doğrusu ben kendimi bildiğim ve ilk okula başladığım ilk günden bu
yana Türk milletine güç verebilecek tarihte ne gibi bir olay ve olgu varsa
bunların çocuklara anlatıldığını gördüm.


Evet bizlere taaa 1969’dan bu yana İslam öncesi tarih Selçuklu
Beylikler Osmanlı hep anlatıldı.


Bütün zaferler bütün önemli ve büyük devlet adamaları liderler
anlatıldı.


Kimsenin bu konuda hasislik yaptığını görmedim.


Gel gör ki Osmanlı tarihinin bir de duraklama ve gerileme dönemi
var.


Bu dönemde tek tük birkaç zafer varsa ki bunlar bizlere öğretilmiş
ve anlatılmıştır sayısız yenilgi vardır.


Peki ortalama bir Türk vatandaşı Osmanlı’nın duraklama ve gerileme
döneminden ancak ibret almaya elverişli ve asla gurur vermeyecek bu yenilgileri
nasıl öğrenecek ve öğretilecekti?


Bunca yenilgi hezimet rezalet öğrencilere ve halka bir zafer gibi
mi anlatılacak?


Bir düşünün sayısız yenilgi arasında yer alan birkaç şerefli
yenilgi bile halk tarafından zafer gibi kabul edilmiş ve o kahramanlar sanki
zafer kazanmış gibi yüceltilmiştir.


Bir Gazi Osman Paşayı ve ülkenin her yerinde bir Gaziosmanpaşa
semti olduğunu hatırlayın.


Bir düşünün son tahlilde büyük bir yenilgi olan I. Dünya Savaşında
Çanakkale Kutül Amare gibi birkaç zafer o yıllarda ve sonrasında halka nasıl
moral ve gurur vermiştir.


Biz Osmanlı’nın duraklama ve gerileme döneminde gurur ve şeref
duyabilecek büyük zaferleri bulmakta zorlanırken bunun sorumlusu kimdir?


Cumhuriyeti yüceltmek adına tüm geçmişimizi yok saymaya çalışanlar
bize göre kendi geçmişlerinden utananlardır. demiş bizim inatçı cahil ve aynı
zamanda Muhteşem olan Megalomanımız.


Peki ya ne yapmak lazımdı misal tarihin gördüğü en büyük en rezil
hezimet olan Büyük Balkan Rezaletinden gurur mu duymalıydık?


Ya da koca imparatorluğun peş peşe kendisine isyan eden paşalarının
orduları karşısında çaresiz ve aciz kalarak Morayı Teselyayı Mısırı yitirmesi
ve yardım için Rus ordusunu davet ederek İstanbulun dibine getirmesinden mutlu
mu olmalıydık.


Osmanlı döneminin bu rezil hezimetlerle dolu döneminden mutluluk
gurur ve şeref mi duymalıydık.


Normal aklı başında bir Türkün yenilgilerden hezimetlerden
rezaletlerden mutlu olmasını beklemek nasıl bir hastalıklı kafanın eseridir?


Osmanlı’nın kendi silah sanayii yokmuş.


Osmanlı yönetimi altındaki halklara zulmedilmiş.


Hepsi de yalandır iftiradır. demiş


Yüce Cahil.


Peki Osmanlı devşirme sisteminin Balkanlarda huzursuz ve mutsuz
ettiği gayri müslim halkların şimdiki temsilcilerine bir sormuş mu?


Ve neredeyse yatakta fethedilmiş Balkanların ve gayri müslim
halkların ki bunlara gayri müslim Türkler de dahildir neden büyük bir inatla
canla başla kanla Osmanlıya direnmek için çaba harcadığının açıklaması nedir?


Neden Macarlar Avusturya’lı kefere ile ittifak etmiştir neden Türk
Bulgarlar Türklükten dahi çıkmaya razı olmuştur.


Neden Balkanların her yerine serpiştirilmiş ve sayıca hiç de az
olmayan gayri müslim Türkler Osmanlıya karşı olmak adına Gotların torunlarıyla
bir ve beraber olmayı istemiş hatta onlarla hemhal olmaya ve sonunda Türklükten
dahi çıkacak derecede bir nefrete sürüklenmiştir.


Balkanlardaki gayri müslim Türklerin neden Osmanlı karşısında
Gotlar içinde erimeye razı ve gönüllü oldukları sizin o yetersiz idrak yollarınızda
bir düşünce kıvılcımı yaratmaz?


Acaba İslamın tarihte her zaman ve her yerde olduğu gibi Türklük
dünyasını Balkanlarda da paramparça ettiğini neden fark etmiyorsunuz?


Osmanlı’nın eksikleri varmış bize düşen bunlarla uğraşmak değil
onun iyiliklerini güzelliklerini konuşmakmış.


Böylece Osmalın’dan güç alacakmışız.


Bizler Osmanlı’nın dünyanın çeşitli yerlerine uzandığını
bilmiyormuşuz.


Bizler soykırımcılarla bir ve berabermişiz.


Bunlar Yüce Megalomanımızın cümleleri.


Adam kendi tarihini bilmiyor Mısır Hidivini Tepedelenli Ali Paşayı
tanımıyor Balkan Yenilgisinin hangi Osmanlı komutanlarının kimin siyasi
sorumluluğunda olduğundan kimsenin haberi yok Fas Tunus ve Cezayirin Osmanlı hükümranlığında
gösterilmesinin ne anlam taşıdığını bilmiyor koca Arabistan platosunun neden
Osmanlı haritalarında boşluk olarak gösterildiğine kafasını yormuyor ve bizleri
tarih bilmemekle suçluyor.


Ayrıca Osmanlı’nın duraklama ve gerileme döneminde yaşanmış bütün
yenilgiler hezimetler ve rezaletlere tarihsel bir miras olarak sahip çıkmayan
ibret önermeyen ulusalcı halkçı Atatürkçü duymadım bilmiyorum.


Kaldı ki soykırım iddialarını uzun zaman kabul eden ve ettirmeye
çalışanlar da AÇILIMCI AKP LİDERLİĞİ VE ONUN HEMPALARI(yardakçıları) olmuştur.


Bursa’da Ermenistan Türkiye maçında Azeri ve Türk bayrağı
toplandığını çöplere atıldığını bu millet unutmadı.


Yahu Ermeni açılımı yapmış adam Ulusalcıları soykırımcı olarak
suçluyor bundan büyük iki yüzlülük şarlatanlık olabilir mi?


Evet tarihte Türkler her zaman silah teknolojilerini ilk icat eden
kullanan toplumsallaştıran kurumsallaştıran kültürel olarak içselleştiren
millettir.


Taş devrinden bu yana cilalı taşı ilk kullananlar bakırı tunçu ilk
keşfedenler silah olarak kullananlar Türklerdir.


Bu gün hala daha TUNÇ’U yücelten şiirlerimiz marşlarımız vardır.


Türk çeliğini ve bundan yapılmış silahları ilk kullananlar da
Türkler olmuştur.


Tıpkı Tunç gibi çeliği ve gücünü yücelten şiirler efsaneler antik
kültürümüzün mirası olarak bilinir konuşulur.


Ata ilk binen ve onu toplumsal yaşamın orta yerine koyanlar da
Türkler olmuştur.


Falan filan… …


Ama kabul etmek zorundayız Osmanlı duraklama ve gerileme döneminde
çeliğin üretimi dökümü tornalanması frezelenmesi talaşlı bütün işlemleri
dövülmesi çekilmesi levha tel boru imalatı gibi bütün alanlarında kocaman bir
sıfırdır.


Osmanlı’nın son dörtyüz yılında çelikten mamul bütün savaş araçları
üretim araçları gündelik aletler tamamıyla ithal edilmiştir.


OSMANLI ÇELİK ÇAĞINA GİREMEMİŞ YAŞAYAMAMIŞTIR. Unutmayın ki Fatihin
o İstanbul’u feth ederken kullandığı özel topları da kafir muamelesi yaptığı
Macar yetiştirmesi bir usta imal etmiştir.


Osmanlının 1500’lü yıllarda Araplardan kaptığı İslam hastalığının
enkübasyon dönemi sona ermiş artık manifest/aşikar dönemi başlamıştır.


Ve tıpkı Araplar gibi artık üretme yaratma araştırma kabiliyetleri
azalmış insanlığa katkıda bulunmak bir yana artık parazit olma dönemine
girmiştir.


Kabul etmek gerek Atatürk ve onun temellerini attığı cumhuriyet
dönemi bir nekahat dönemi olmuştur.


Ve görünen o ki İslam fikir kanseri yeniden nüks etmiştir.


Ve Atatürk’ün bize kazandırdığı o mükemmel nekahat ortamı bile
yetersiz kaldıysa Türkce konuşabilen Anadolu ve Trakya Türk halklarının gelecekten
umut etmeleri imkansızdır.


Yeni bir Atatürk’ü nereden bulacağız?


Mürteci münevveri Abdurrahman Dilipak abinin talebi çok açık.


Sanki çok doğal normal talepler gibi öylece iletilmiş.


Koruma kanunu kalksın ve anayasadaki giriş ve bazı maddelerle ilgili
“değiştirilemez” şartı kaldırılsın önce şartlar eşitlensin ve hukuki bir zemin
oluşturulsun.


O zaman bu işten herkes kazançlı çıkarmış.


Tek tek bakalım KORUMA KANUNU denmiş aslı nedir bunun?


5816 SAYILI KANUN – ATATÜRK’ÜN HATIRASINA ALENEN HAKARET
EDİLEMEYECEĞİ Kanunu.


Yani ölmüş Atatürkü hakaretten koruyan bir kanun.


Demek ki bazıları Atatürk’e yalnızca devletin kurucu babası olduğu
için hakaret ediyor ve onu ayrıca koruma ihtiyacı doğmuş ne tekim bu yasayı
çıkaranda Ticaniler ve onların Atatürk’e hakaretlerinden dolayı DP olmuş.


Misal bir de Cumhurbaşkanını hakaretten koruyan kanun var.


CUMHURBAŞKANINA HAKARET SUÇU VE CEZASI (TCK 299).


Demek ki bazılarına yalnızca makamından dolayı edilen hakaretlerden
ayrıca korunma sağlamak ihtiyacı doğmuş.


Bir de genel hakaret yasası var senin için benim için herkes için.


BASİT HAKARET SUÇU CEZASI (TCK 125/1).


Bu fitneci abi de Atatürk’e özgürce hakaret edilsin hakaret edeyim
talebinde bulunuyor.


Yani bu kadar basit.


Haaa diyelim ki Atatürk’ü özellikle koruyan hakaret yasası
kaldırıldı peki ölmüş bir devlet adamına özgürce hakaret edebilecek misin.


BASİT HAKARET SUÇU CEZASI (TCK 125/1) her hal ve şartta herkesin
ölmüşlerini hakaretten koruyan bir kanun.


Velev ki Atatürke hakaret edebilme hakkı ve imtiyazı isteniyor.


Olur o zaman karşılıklı olarak bütün hakaret yasaları kaldırılsın.


Eşitliği sağlamak için TCK MD. 216 HALKI KİN VE DÜŞMANLIĞA TAHRİK
VEYA AŞAĞILAMA yasası da kaldırılsın.


Özgürce hepimiz birbirimize hakaret edelim.


Ben buna varım.


Cumhuriyet ulus devlet vatan rejim düşmanlarına ben de ağız ve
gönül dolusu hakaret edesim var.


Hatta bu güne kadar yalnızca bir fikir kanseri olarak gördüğüm ve
nitelediğim İslam ve onun kıymetli sayılan şeyleri ve kişilerine de hakaret
edesim var.


Haydi madem hakaret etmeye bu derece düşkünsünüz meraklısınız
eşitliği sağlayalım.


Özgürlük olsun Atatürk’e edilen her hakaret için misli misli
Muhammede hakaret edeyim.


İyi olmaz mı?


Belki de bu şekilde dünya tarihine hakaret savaşları ile
sorunlarını halledebilen ilk ulus olarak adımızı yazdırabiliriz.


Bir de şu değiştiremez maddeler var.


• – Madde 1: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.


• – Madde 2: Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru millî dayanışma ve
adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı Atatürk milliyetçiliğine bağlı
başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik lâik ve sosyal bir
hukuk Devletidir.


• – Madde 3: Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir
bütündür.


Dili Türkçe’dir.


Bayrağı şekli kanununda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır.


Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.


Başkenti Ankara’dır.


Şimdi bu namert korkak hainlere bir soralım.


Bu maddelerden hangileri sizi rahatsız ediyor onların sizin için
yarattığı engel nedir?


Yürekli olan mert olun karnınızdan konuşmadan söyleyin.


Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.


Türk lafı mı sizi rahatsız etti onun yerine ne olsun istersiniz?


Misal Ermeni Rum devleti dense içiniz rahatlar mı?


Cumhuriyet lafı mı sizi rahatsız etti onun yerine monarşi sultanlık
krallık padişahlık mı demeliydi?


Peki kimin hanedanı devletin tepesinde ayrıcalıklı olacak?


Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru millî dayanışma ve adalet
anlayışı içinde insan haklarına saygılı Atatürk milliyetçiliğine bağlı
başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik lâik ve sosyal bir
hukuk Devletidir.


Toplumun huzuruna karşı mısınız?


Kavga gürültü iç savaş mı istiyorsunuz?


Milli dayanışma adalet insan haklarına saygı sizin için kabul
edilemez mi?


Atatürk milliyetçiliğinin size batan tarafı nedir?


Atatürk milliyetçiliği olarak söylenen din ve ırk ayrımı
gözetmeksizin ulus tanımını dil kültür ve siyasi birliktelik gibi değerlere
dayandıran milliyetperverlik tanımına itirazınız nedir?


Irkçı mı olacaksınız din esasına göre SÜNNİ ŞERİATÇI CİHATÇI DAR-ÜL
HARPÇİ bir rejim mi istiyorsunuz


Nedir sizin derdiniz kardeşim açık açık söyleyin talebinizi
söyleyin biz de rahatça sizlere iki parmak arasından tek parmakla gösterilen o
meşhur nah hareketini yapılım.


Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.


Dili Türkçe’dir.


Bayrağı şekli kanununda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır.


Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.


Başkenti Ankara’dır.


Türkiye devleti bölünsün mü bölücü müsünüz?


PKK açık yürekle bunu söylüyor siz de söyleyin size de gereken sözü
söyleyelim hareketi yapalım.


Devletin resmi dili olmasın mı ya da yanına hangi diller resmi dil
sayılsın.


Siz bir talebinizi söyleyin biz ona göre bakarız.


Kızıl üzerine beyaz ay yıldızlı bayrak sizi rahatsız mı eteti nasıl
bir bayrak olsaydı mutlu olurdunuz?


Misal şimdiki bağların üst gönder köşesine ek olarak bir İngiliz
bayrağı olsa hani diğer İngiliz sömürgelerinde olduğu gibi sizi mutlu eder mi?


Rum Ermeni bayrağına benzer bayraklara ne dersiniz?


Ya da siyah üzerine Allahı ekber yazısı ve bir kılıç resmi olsa.


Çok lafın özü karnınızdan konuşmayın anayasanın değiştirelemez
maddelerinde size engel olan maddeleri ve onların yerine yapmak istediklerinizi
açık açık belirtin.


Biz de tartışalım artık nasıl tartışacaksak.


Ve gereği neyse onu yapalım.


Malum bu anayasadır tanrıların diğer sözde emirleri gibi değildir
daha kutsaldır çünkü kanla yazılmış ciddi sözleşmelerdir.


Bu kadar tartışmalı taleplerle gelenlerin açıksözlü olmalarını
beklemek doğaldır.


Anayasa ve özellikle de en temel yasalar öyle namertliğe
ikiyüzlülüğe yalana dolana elverişli değildir.


Oraj POYRAZ (0raj.p0yraz@neomailbox.net
/ oraj.poyraz@openmail.cc )

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir