Suay Karaman : TENCERE DİBİN KARA… 

2008 yılında vakıf üniversitesi olarak açılan
İstanbul Şehir Üniversitesi’nin kurucusu Bilim ve Sanat Vakfı’dır. Bilim ve
Sanat Vakfı’nın tutucu kökenli kurucuları arasında eski başbakanlardan Ahmet
Davutoğlu da bulunmaktadır.




29 Mayıs 2015 tarihinde Özelleştirme Yüksek
Kurulu kararıyla, İstanbul Kartal Dragos’taki TEKEL İşletmeleri Genel
Müdürlüğü’ne ait araziler, İstanbul Şehir Üniversitesi’ne zamanın başbakanı
Ahmet Davutoğlu’nun imzasıyla devredildi. İstanbul Şehir Üniversitesi, hibe
edilen arazileri ipotek ederek kampüs yapımı için Halkbank’tan 2016-2018 yılları
arasında 370 milyon TL kredi kullandı.




TMMOB Mimarlar Odası, TEKEL arazisinin
İstanbul Şehir Üniversitesi’ne devredilmesine ilişkin kararın iptali için
Danıştay’a başvurdu. Danıştay 13. Dairesi’nin, 4 Temmuz 2019 tarihinde verdiği
karar ile söz konusu taşınmazın mülkiyetinin İstanbul Şehir Üniversitesi’ne
bedelsiz olarak devredilmesi kararını iptal etti. Bu iptal kararının ardından
Halkbank’tan kullanılan kredinin teminatının iktisadi bütünlüğü bozulmuş ve
Halkbank’ın kredi alacağı önemli derecede teminatsız kalmıştır.




Bu iptal kararından önce İstanbul Şehir
Üniversitesi, kuruluşunda destek veren finans kaynaklarını yitirdiği ve
yapılan bağışlar da azaldığı için bir süredir mali sorunlar yaşamaktaydı. Bu
yüzden Halkbank’tan kullanmış olduğu kredileri vadesinde geri ödeyemeyerek,
yükümlülüklerini yerine getirememiştir. 
Halkbank 3 Nisan 2019 tarihinde İstanbul Şehir Üniversitesi’ne ihtar
çekerek, durumun düzeltmesini beklemiştir. Halkbank, Danıştay’ın iptal kararına
dayanarak önce üniversitenin kredi teminatlarını durdurmuş, ardından da tüm
bankalardaki varlıklarına tedbir koymuştur.




7 Aralık 2019 tarihinde Haliç Kongre
Merkezi’ndeki AKP İstanbul İl Başkanlığı Genişletilmiş İl Danışma Meclisi
Toplantısı’nda konuşan genel başkan Tayyip Erdoğan, İstanbul Şehir
Üniversitesi’nde yaşananları ortaya koydu. Konuşmasında eski yol arkadaşları
olan İstanbul Şehir Üniversitesi kurucuları hakkında Halkbank’ı dolandırmaya
çalıştıkları iddiasında bulundu. Abdullah Gül’ün kendisini arayarak “arzu
ederseniz bunu çözersiniz” dediğini söyledi. Halkbank’ı dolandırmak isteyen yol
arkadaşlarının Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan ve Mehmet Şimşek olduğu
bilinmektedir. Bunu söyleyen geçmiş dönemin Başbakanı, şimdi devletin en üst
yöneticisi. Suçlanan kişiler ise, onun bakanları ve başbakanı. Şimdi sormazlar
mı madem bu dolandırıcılıklarını biliyorsun da, neden savcıları harekete
geçirmiyorsun? Bakalım acaba savcılar bu durumdan vazife çıkarıp soruşturma
açacaklar mı? Bu durum demokrasi ile yönetilen çağdaş bir ülkede olsaydı, yer
yerinden oynardı. Ama bizim “ileri demokrasimizde” tık yok…




AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın bu suçlamasından
sonra, akla şöyle bir soru geliyor. Bu dolandırıcılıkla suçlananlar yeni parti
kurma çabasına girmeselerdi acaba yine de suçlanırlar mıydı? Borcunu ödeyemeyen
ve bu nedenle icralık olanlar dolandırıcılıkla suçlanacaksa, 17 yıllık AKP
iktidarında bir çok dolandırıcı var demektir.




İstanbul Şehir Üniversitesi tarafından yapılan
açıklamada üniversitenin kurumsal ve bilimsel birikiminin siyasi tartışmalara
kurban edilmemesi gerektiği ve yapılan baskı ve müdahalenin eğitim, öğretim ve
araştırma etkinliklerini kesintiye uğratmasından, devam eden hukuki süreçleri
etkilemesinden derin bir kaygı duyulduğu vurgulandı.




Tayyip Erdoğan’ın ‘dolandırıcı’ suçlamalarına
Ahmet Davudoğlu’nun yanıtı sert oldu: “Sergilenen bu öfkeye neyin sebep
olduğunu, kimin nereye savrulduğunu, kamu kaynaklarının hangi amaçlarla nasıl
kullanıldığını, ekonomik servet oluşturma bakımından kimlerin nasıl statü
değiştirdiklerini milletimiz çok iyi bilmektedir. Üniversiteyi üniversite
yapan, araziler ve binalar değil bilim insanları ve öğrencilerin oluşturduğu
sosyal iklimdir. Her gördüğü araziye dolar hesabı ile değer biçenler bunu
anlayamazlar. Madem ki bu ülkeye hizmetten gayrı hiç bir hedef gütmemiş ve
bütün ömrünü buna adamış başbakana ‘dolandırıcılık’ iftirasında bulunulmuştur,
o zaman şu anda görev yapanlar da dâhil olmak üzere yaşayan bütün
Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, kamu bankalarının bağlı olduğu bakanlar ve
özelleştirme yüksek kurulunda görev yapmış yetkililerin ve onların birinci ve
ikinci derece akrabalarının mal varlıklardaki değişimi, bu kişilerin siyasete
girdikleri/devlet görevi üstlendikleri günden bugüne kadar araştırmak üzere
TBMM’nde gerekli komisyonlar oluşturulmalıdır. Ayrıca bu komisyonlarda kamu
bankalarının, Şehir Üniversitesi de dahil olmak üzere hangi vakıflara ve
şirketlere nasıl kredi verdikleri, hangi şirketlerin borçlarının
yapılandırıldığı, kimlerin hangi yöntemlerle kurtarıldığı, kimlerin ise batmasına
seyirci kalındığı şeffaf bir şekilde ortaya konmalıdır.”




Araları iyiyken hiçbir şey görmeyenler,
araları bozulunca bütün kirli çamaşırlarını ortaya saçmaya başladılar. Filler
tepişirken, çimenler ezilmektedir. Özelleştirme adı altında TEKEL başta olmak
üzere kamu varlıklarının nasıl yağmalandığı, kimlere peşkeş çekildiği konusu
gündeme getirilmelidir. 17 yıldır ülkeyi yöneten iktidarın yöneticilerinin
bugün düştükleri durum ülkemizin aynasıdır. Kamu varlıkları peşkeş çekilerek
yaratılan vakıf üniversitesi adı altındaki ticari kuruluşlarla eğitim
yapılamayacağı da sorgulanmalıdır. Özellikle 17 yıldır ülkemizin maddi ve
manevi bütün değerlerinin yitirilmesine neden olanların yargılanmaları ve
yönetimden gitmeleri gerekmektedir. Cumhuriyetçi, ulusalcı, halkçı, devletçi,
laik, devrimci ve tam bağımsızlıkçı bir yönetime gereksinim olduğu her geçen
gün artmaktadır.




İlk Kurşun Gazetesi, 16 Aralık 2019.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet