LİNK : http://odatv.com/sarraftan-zarraba-2111171200.html

Gittim… Döndüm… Dediler ki “AKP, Atatürkçü
oldu!”

Anlayana,
ülke ekonomisinin nasıl yokuş aşağı savrulduğu açık…

Gittim… Döndüm…

Dediler
ki; “AKP, Atatürkçü oldu!”

Öyle lafla Atatürkçü olunur mu? Olsa Kenan Evren’i
Atatürkçü sayardık!

Nasıl mı Atatürkçü olunur?

Gündemde Reza
Zarrab
 var, bu konu üzerinden anlatayım…

Osmanlı mali piyasası, 19’uncu yüzyılda Galata
sarraflarının/bankerlerinin
 kontrolüne girdi. Bunlar,
sadece ekonomide değil sosyal yaşamda da köklü değişimlere sebep oldu.

Fransız Jacques Alleon, İtalyan Emmanuel
(Manolaki)
Baltazzi adlı iki Galata bankeri 1847’de
Osmanlı tarihindeki ilk bankayı kurdu: İstanbul
Bankası
(Bank-ı Dersaadet).

Ardından…

İngiliz sermayesiyle 1856’da Osmanlı
Bankası
 kuruldu. Bankaya 1863’te Fransız Rothschild
Ailesi
 ortak oldu. Bu banka aynı zamanda Osmanlı
Devleti’nin resmi bankası ve hazinedarı idi.
Osmanlı’nın kağıt parasını bile bu banka basıyordu! Neyse…

Osmanlı, Galata
sarrafları ve Osmanlı Bankası’ndan aldığı borçları ödeyemeyince bir
kısım gelirlerini (beşi Avrupalı tahvil sahibi temsilcisi, biri Osmanlı tahvil
sahibi temsilcisi, biri de iç borçlar temsilcisi statüsünde) yedi kişiden
oluşan Düyun-u
Umumiye 
toplamaya başladı. Bu idarenin kadrosu, Osmanlı
Maliye Bakanlığı’ndan daha çoktu! Neyse…

Kurtuluş Savaşı sadece askeri cephede verilmedi! Ülke
mevduatının 1920 yılında yüzde 68’i yabancı bankalar elindeydi.

Bankacılığı millileştirerek tam
bağımsızlığa
 ulaşacağını bilen Atatürk, 1937 yılında
yabancı bankaların payını yüzde 19’a kadar geriletti.

Bunu nasıl başardı?

Halk
bankacılığı

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra bir büyük savaş da ekonomi alanında
verildi.

Çünkü…

Para ve sermaye piyasalarına, yabancı mali
aracıların 
hakim olduğu bankacılık sistemi devralınmıştı.
Bu yabancı mali aracıların, vermiş oldukları kredi işlemlerinde azınlıklara ve
yabancılara ayrıcalık yaptıkları sır değildi. Yani…

Ülke ekonomisi dışa bağımlıydı. Bu düzen devam ettiği
sürece para ve sermaye piyasalarının geliştirilmesi imkansızdı.

Kuşkusuz Atatürk, yabancı bankaların Türkiye’de
çalışmasına karşı değildi ancak; Türk mevduatının büyük kısmının
yabancıların elinde olmasını tam bağımsızlığa engel görüyordu. Türk
Bankacılığı 
Türklerin yönetiminde ve mülkiyetinde
olmalıydı. Türk bankacılık sisteminin oluşturulması ve düzene sokulması şarttı.

Ve bu amaçla
Atatürk, 
ulusal bankaların kurulmasına önderlik etti. İş Bankası
(1924), Sanayi- Maadin Bankası (1925), Emlak ve Eytam Bankası (1926), Merkez
Bankası (1930), İller Bankası (1933), Sümerbank (1933), Etibank (1935),
Denizbank (1937)…

Bunlardan biri de Halk Bankası idi…

Bu aslında bir halk bankacılığı idi.

Osmanlı döneminde esnaf ve sanatkarlar, elde ettikleri
gelirlerinin önemli bir bölümünü tefecilere vermek zorunda kalmış ve böyle ağır
ekonomik şartların yaşandığı ortamda, sürekli olarak küçülmüş gelişme
gösterememişti.

Atatürk, kalıcı bir ekonomik kalkınma, sosyal denge
ve toplumsal barışın korunması için
 uygun koşullarla
esnaf-sanatkar-küçük meslek sahibine kaynak aktarmak ve sermaye birikimini
başlatmak amacıyla 1933 yılında Halk Sandıkları’nı kurdurdu. Ardından Halk
Bankası faaliyete başladı…

Her şey açık

1990’lar…

Neoliberalizmin/vahşi kapitalizmin özelleştirmeyi dayattığı
yıllardı…

Türk bankacılığına zorla kabuk değiştirildiği dönemdi…

1992… Türkiye Öğretmenler Bankası (TÖBANK), Halk
Bankası’na devredildi.

1993… Sümerbank, Halk Bankası’na devredildi.

1998… Etibank, Halk Bankası’na devredildi.

2001… Türkiye Emlak Bankası, Halk Bankası’na devredildi.

2004… Pamukbank, Halk Bankası’na devredildi.

Sonra…

Kamu Bankaları Ortak Yönetim Kurulu, Halk
Bankası’nın yapısını değiştirerek kârlı bir
kurum olmasını hedefledi. Yani…

Atatürk’ün esnaf ve küçük sanatkarlara ihtiyaç
duyacakları
 kredilerin temin edilmesi
amacıyla kurdurduğu banka, halktan uzaklaştırıldı; “müşteri” odaklı
bankacılık benimsedi. Adı “Halkbank” oldu!

Bugün…

Atatürk tarafından kurulan bankanın
itibarı
 ve kredisi üzerinde kara bulutlar dolaşıyor.
Nelere bulaştırıldığını biliyorsunuz.

Yıllar önce
BM Güvenlik Konseyi
 dedi ki: İran ile ticaret
yapabilirsiniz. Fakat ödeme yapamazsınız. Ancak aldığınız mal
karşılığı parayı, kendi ülkenizde bir bankaya yatırırsınız; eğer İran’a ihracat
yapıyorsanız karşılığını bu hesaptan çekebilirsiniz. Aksi durumda İran’a
ödeyeceğiniz para ambargo kalkana kadar banka hesabında kalır.

Şart bu…

Türkiye
yıllarca buna uydu…

Ne zaman ki, ortaya Reza Zarrab çıktı.

Ne zaman ki, siyasetçiler bu hayali
ihracattan
 pay kapma kurnazlığına başvurdu.

Olan sadece itibarımıza değil, Halkbank’a da oldu!

Sonuçta:

Halkbank’ın kaderi, 27 Kasım 2017 tarihinde başlayacak
Zarrab Davası sürecinde belli olacak. Aslında belli:

Odatv’den Mert Taşçılar‘ın haberine göre, beş gün önce Resmi
Gazete’de sessizce “Bankaların birleşme, devir, bölünme ve hisse
değişimi hakkında değişiklik yapılmasına dair yönetmelik…” yayınlandı!

Anlayana,
Halkbank’a ne olacağı açık…

Anlayana,
dolar’ın bu derece yükselmesinin sebebi açık…

Anlayana,
ülke ekonomisinin nasıl yokuş aşağı savrulduğu açık…



Demem o ki:


















































































































Ülkeyi sarraflardan sonra Zarrablara da muhtaç eden
AKP’nin, Atatürkçü olması
imkansız.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet