Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Prof. Dr. Süleyman Çelik : BARTU SORAL’A LİNÇ
KAMPANYASI
 

E-POSTA
: scelik44@gmail.com




Atatürk’ün
üstün diplomatik zekası sonucu, emperyalistler Lozan antlaşmasını kabul etmek
zorunda kaldılar. Ancak yıllarca savaş içinde yaşamış, yurdu baştan aşağı
yakılmış yıkılmış, yokluk ve yoksulluk içinde, üstelik Osmanlı’dan kalma büyük
bir borç yükü altında bulunan genç Türkiye Cumhuriyeti’nin, kısa sürede borç
dilenip teslim olacağını düşündüler. Bunu Lord Curzon, Lozan’da İsmet Paşa’nın
yüzüne söylemişti.
Beklentilerinden o kadar emindiler ki “TC’ni nasıl olsa yakında yıkılacak” diye
düşündükleri için, elçiliklerini Ankara’ya taşımadılar.




Elebaşları yurtdışına kaçmış olsa da emperyalistlerle
aynı beklenti içinde olan Mütareke Basını ihanete devam ediyordu.
Bunun üzerine Atatürk, dava arkadaşı Yunus
Nadi’den “İstanbul’a giderek yeni bir
gazete çıkarmasını ve adını ‘Cumhuriyet’ koymasını”
rica etmiş ve “bu gazetenin, ilkelerimizi ve devrimlerimizi
savunmasını, kısaca Cumhuriyet’in sözcüsü olmasını istiyorum
” demiştir. Bu
nedenle Milli Mücadele yıllarının işbirlikçileri, İngiliz Muhipleri, Amerikan
Mandacıları, Kürt Teali ve İslam Teali cemiyetleri mensupları gibi tüm Kuvayı
Milliye karşıtlarının ardılları Cumhuriyet’e karşı oldukları gibi, Cumhuriyet
gazetesine de karşı oldular, hep ikisini birden yıkmak ya da ele geçirerek
yozlaştırmak istediler.




Hainlerin
beklenti ve temennilerinin tersine genç devlet, başındaki dahi sayesinde, bir
yandan savaşların yaralarını sararken, bir yandan da kimseye el açmadan, ulusal
kalkınma girişimlerini başlatarak geleceğe doğru emin adımlarla yürümeye
başlayınca pes edip Ankara’ya geldiler ama amaçlarından ve misyonlarından hiç
vaz geçmediler…




İngilizlerin
kışkırtmasıyla başlayan Şeyh Sait İsyanı bastırıldıktan sonra çıkarılan “Takrir-i
Sükun” kanunu ile susturulan Mütareke Basını da kendisini gizleyerek yalakalığa
başladı.




Ne yazık ki Atatürk’ü kaybettikten sonra Lord
Curzon’un beklentisi gerçekleşti ve Türkiye, emperyalizmin yeni patronu ABD’nin
kucağına oturdu. Hemen harekete geçen emperyalistler, İşgal yıllarındaki işbirlikçiler
ve uzantılarına çengel atıp yeniden yanlarına aldılar.
Birkaç yurtsever yazarın dışında
medyayı ele geçirdiler. İstanbul basını genelde “Mütareke Basını” kimliğine
dönüştü. Öyle ki Cumhuriyet’i savunmak üzere kurulmuş Cumhuriyet gazetesine
bile, gerici değil ama mandacı ve bölücü işbirlikçiler sızdı. Hatta birkaç kez
ele geçirdiler. Her seferinde geri alındıysa da içindeki işbirlikçiler hiçbir
zaman temizlenemedi…




En
son AB-D, AKP ve FETÖ ittifakının, “çözüm süreci” adı altında başlattığı
Atatürk Cumhuriyeti’ni yıkma girişimi sırasında, Kuvayı Milliyecilerin
ardılları olan ulusalcı kurumlara kumpaslar kurdular. Bunlar arasında Cumhuriyet
gazetesi de vardı. Gazetenin simge ismi, 80 yaşındaki Sevgili İlhan Selçuk’un
yaşamını yitirmesine neden oldular ve ardından düzenlenen bir kumpasla
gazetenin işbirlikçilerce ele geçirilmesini sağladılar.




AB-D’nin,
AKP yerine FETÖ’yü iktidara getirmek istemesi üzerine ittifak bozulunca, Sayın Alev
Coşkun, yıllardır sürdürdüğü hukuk mücadelesini kazandı ve gazeteyi yeniden
kurtardı. İşbirlikçilerin doldurmuş oldukları Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı
yazarlar ayrıldıktan sonra, gazeteye çoğu genç yeni yazarlar alındı.




Bu
yazarlar arasında Cumhuriyet’e en çok yakışanlardan biri olan Sayın Bartu
Soral’a, iki yazısı üzerine gazetede linç kampanyası başlatıldı.




Bartu
Soral yazılarında özetle, “iddianamesi
henüz yazılmayan tutuklu on
binlerce mağdur olmasına karşın
,
Soros’un ve PKK liderinin en has
adamı olan bir kişinin öne çıkarılarak gazetede sık sık haber yapılmasını ve
bazı yazarlarca sürekli işlenmesini” eleştiriyor; “esasen bir tedbir mahiyetinde olan tutuklamanın ölçüsüz
uygulanması ile şüpheliler açıkça hüküm giymeden cezalandırılıyor. Ve en temel
anayasal haklarımız ihlal ediliyor. Bu kesinlikle kabul edemeyeceğimiz bir uygulama. Herkes için süratle düzeltilmeli. Ancak hukukun üstünlüğünü savunmak ve mağduriyetleri herkes için dile getirmek başka,
emperyalizmin işbirlikçisi bir profili yargı hatasından ötürü
 sürekli gündeme taşıyarak masum göstermek başka!..” diyor.




Bu sözlerin
neresi yanlış? Soros, bizim gibi ülkelerde sözde devrimler yaparak
işbirlikçileri iktidara getirmeye çalışan emperyalizmin bir kolu, Osman Kavala
da Soros’un işbirlikçisi ve
PKK lideri Öcalan’ın sempatisini kazanmış bir
adam değil mi?


Bartu Soral’a ilk taşı atan Aykut Küçükkaya’nın, kendisini
savunmak için Kalpaksız Kuvvacı Sevgili Uğur Mumcu’yu kullanması bir
talihsizliktir.  Uğur’un “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz!..” özdeyişini
alıntıladıktan sonra, “Cumhuriyet’in tarihini bilmeden, ‘yazar
olunmaz!..” diyor.




Oysa Bartu Soral İlk yazısında Cumhuriyet’in
tarihini de ilkelerini de çok iyi bildiğini yazmıştı: Cumhuriyet gazetesinin isim
babası ve kurucu aklı Mustafa Kemal Atatürk’tür. 1924 yılında kurulan gazetenin
kuruluş amacı; Cumhuriyeti ve onun devrimlerini anlatmak, açıklamak, yaymak ve
benimsetmekti” 
demiş ve devam etmişti; 
Evet Cumhuriyet gazetesi ideolojik bir
gazetedir. İdeolojisi Kemalizmdir. Sözde her fikre açık
olduğu iddiasında ama özde kapitalizmin çizdiği çerçevede demokrasicilik
oynayan,
tek sesliliğin temsilcisi olan bir gazete değildir. 300 bin satmaz
ama 50 bin tirajla onun iki misli ses getirir…




Göründüğü kadarıyla Aykut Küçükkaya’nın kendisi,
Cumhuriyet’in tarihini bilmediği gibi, uğur Mumcu’yu da tanımamış!  Ne demişti Uğur Mumcu:
Atatürkçülüğü ve milliyetçiliği
yadsıyarak solculuk yapma gafletine düşen bir sol, Türkiye’de hiçbir zaman
başarılı olamadı, olamaz da… Türk milliyetçiliği Türk halkının alın terini
yabancı çıkarlara karşı korumak demektir…”




Linç kampanyasına katılanlar arasında, değer
verdiğim yazarlar da var. Gazete ele geçirildiğinde, işbirlikçilerle birlikte
çalışmaktan rahatsız olmayan yazarların yanında, rahatsızlığını belirten ve
tepki veren dostlar (60 yıllık bir okur olarak tanışmamış olsam da bazı
yazarlarla aramızda dostluk ilişkisi olduğunu düşündüğümden böyle yazıyorum) da
olduğunu biliyorum. Bunlar arasında, ayrılmalarını sağlamak için işbirlikçiler
tarafından istiskale uğrayan eski dostların da kampanyaya katılmalarına
üzüldüm. Bu arkadaşlar genelde hukukun üstünlüğünü dile getiriyor ve “fikirlerine
karşı olsak da mağdurların savunulması gerektiğini” öne sürüyorlar. Aynen
katıldığım bu görüşlere, yukarıda alıntıladığımız yazılarında görüldüğü gibi Bartu
Soral da katılıyor; ancak “10 binlerce
mağdur arasından sadece emperyalizmin işbirlikçisi
bir profilin, sürekli gündeme taşınarak masum gösterilmeye çalışılmasına
” karşı çıkıyor. 




Kampanyaya katılanlara sormak isterim: Nuray
Mert, Aydın Engin ve Ahmet İnsel gibi Atatürk düşmanlarının kin kusan
yazılarına, Bartu Soral’ın yazısına gösterdiğiniz gibi tepki verdiniz mi? Sözde
Mustafa Balbay’a, gerçekte ise İlhan Selçuk’a “postal yalayıcısı” diyenlere karşı çıktınız mı?




Konuya ilişkin tek gerçekçi yorumu, Bartu Soral gibi Cumhuriyet’e
yakışır yeni yazarlarımızdan Sevgili Barış Doster yaptı. “
Hukuk, siyaset ve emperyalizm” başlıklı yazısında, “hukuksal
gelişmelerden siyasal sonuç; hukuki mağduriyetlerden siyasi meşruiyet üretmeye
çalışanların eli son dönemde çok güçlendi. Siyasi sicili bozuk olan, emperyalizmin
uzantısı oldukları bilinen siyasiler, etki ajanları, teröristler, yaşadıkları hukuki
mağduriyetleri, siyasi sicillerini temizlemek, siyasi meşruiyet elde etmek için
kullanmaya başladılar. Uzantısı oldukları dış odakların yanında, farklı
çevrelerce de sahiplenilir oldular…..Hukukun üstünlüğü konusunda ilkesel tavır
almak başkadır. Belleğimizi diri tutmak, geçmişte kimlerin, hangi davalarda,
nasıl tavır aldığını, hangi emperyalist projelerde görev yaptığını unutmamak
başkadır”
diyordu.




Bartu
Soral, Selahattin Demirtaş ile ilgili AİHM’nin kararı hakkında, “
aynı AİHM, Balyoz davasında yaşadıkları yüzünden hayatını kaybeden Cem Aziz Çakmak’ın yaptığı başvuruyu
ret etmesi
” örneğini vererek “AİHM’nin her kararı hukuki midir? Yoksa her kararın içinde siyaset de
var mıdır?”
derken haksız mı? Emperyalistlerin her konuda iki yüzlü
oldukları bilinen bir gerçek değil mi? Sözde demokrasi ve insan hakları
havarisi geçinen emperyalistlerin, uygulamada bu kavramların umurlarında
olmadığını bilmeyen var mı? Örnekler gözümüzün önünde: Afganistan, Irak, Libya
ve yakın tanığı olduğumuz Suriye’de yaşananlar ve Cemal Kaşıkçı olayı…




Gazetemiz kurtarıldıktan sonra, işbirlikçilerin
elebaşları Can Dündar ve Aydın Engin’in Avrupa’da başlattıkları Cumhuriyet’i
karalama kampanyası, AB medyası tarafından desteklenmedi mi?




Atatürk Cumhuriyeti’ne saldırılar son aşamaya geldi.
Hedef tarih bile açıklandı: 2023. Bugün kavgalı oldukları AB-D ile her an ittifak
da kurabilirler; çünkü amaçları ve misyonları aynı.




Cumhuriyet gazetesinin de misyonu belli: Cumhuriyet’i
korumak. Bu nedenle Cumhuriyet yazarlarının misyonu,
“Sözde her fikre açık olduğu iddiasında ama
özde kapitalizmin çizdiği çerçevede demokrasicilik oynamak değil”,

Atatürkçülüğün birinci ilkesinin emperyalizm karşıtlığı olduğunun bilincinde
olarak ulusal bağımsızlığa ve ülkenin birlik ve bütünlüğüne sahip çıkmaktır.




Cumhuriyet yazarlarının misyonu, matbaasını sırtına
alarak Anadolu’ya giden ve Sultan’ın idam fermanına aldırmaksızın Milli
Mücadele’ye omuz veren Yunus Nadi gibi, Cumhuriyet’e saldıranlara karşı canla
başla mücadele etmektir.




Cumhuriyet yazarlarının misyonu, Uğur Mumcu ve Ahmet
Taner Kışlalı gibi, bedel ödemeyi göze alarak Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlarıyla
mücadele etmektir.




Cumhuriyet’in misyonu, yalnız yazarların değil, Cumhuriyet
okurlarının da misyonudur. Çünkü Cumhuriyet’in sahibi okurlarıdır. Şimdi
mücadele zamanı; yöremizdeki STÖ’lerine katılarak, sosyal medya yoluyla vs.
kendi çapımızda mücadelenin yanında CUMOK’a katılıp güçlendirerek, kentimizde
CUMOK yoksa bireysel tepki yoluyla mücadele edelim; gazetemizin Kemalist
yazarlarına sahip çıkalım; içine sızmış olan AB-D işbirlikçileri ile PKK
yandaşlarının temizlenmesini sağlamaya çalışalım.




İstersek başarırız. Cumhuriyet
okurları olarak bizler, Türkiye’nin en bilinçli insanlarıyız. Bunu, gazetemiz
işbirlikçilerce ele geçirildiği zamanlarda, sevgiliden ayrılmak zorunda kalmak
gibi, içimiz yansa da Cumhuriyet satın almayarak, geçmişte gösterdik ve
başardık…


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış