Prof. Dr. Öner Günçavdı : Covid-19 ve Müesses Nizam


KAYNAK : https://gorus21.com/covid-19-ve-muesses-nizam/




27 Mart 2020



Covid-19, nam-ı değer
Korona virüsü, neredeyse tüm kuzey yarım küreyi etkisi altına aldı. 
Yanlış bilmiyorsam bu salgın, II. Dünya Savaşı sonrasında küresel düzeyde
etkili olan ilk olaydır.


Çok uzun zamandır küresel bir köyde sınırsız yaşamaya
alışmış insanlar, salgının etkileri arttıkça, ilk kez ülke sınırlarının
ötesinde, evlerinin dört duvarları içinde, yeni bir yaşam tarzı kurmaya
başlıyorlar.  Salgın bireysel sağlığımızın dışında, daha şimdiden
yaşadığımız çevre, toplumsal ve ekonomik sistem üzerinde radikal bir değişimin
habercisi gibi görünüyor. İnsanlar bir yanda kişisel sağlıkları konusunda
endişe ederken, diğer yanda ekonomik gelecekleri üzerinde oluşan
belirsizliklerle baş etmeye çalışıyorlar. Bu belirsizlik altında, sağlık ve
ekonomi bakımından hanehalklarının destek ihtiyaçları da giderek artmaktadır.
Bu desteği sağlayacak olan kurum da devlet ve onun temsil ettiği müesses
nizamdır.


Bu mücadelede, müesses nizamın bireylerin yanında yer
alması ve onların maruz kaldıkları maliyetleri en aza indirecek uygulamaları
devreye sokması kamuoyunun temel beklentisidir. Bu beklentiler karşılandığı ve
müesses nizamın toplum için gerekli tüm fonksiyonlarını yerine getirdiği
müddetçe devam etmesi mümkün. Aksi durumda arayışlar başlayacaktır. Bugün bazı
ülkelerde ortaya çıkan arayışların bir nedeni, kısmen kamuoyunun salgın
süresince oluşan beklentilerinin müesses nizam tarafından tam manasıyla
karşılanamamasıdır. Güney Kore, Japonya, Singapur, Çin ve hatta Almanya’daki
kurumların halklarını bu virüsün ölümcül etkilerinden koruyarak kamuoyu beklentilerini
karşılamış görünüyorlar. Öte yandan, İtalya, İspanya, İngiltere ve ABD
gibi ülkelerdeki kurumların ise bu beklentileri karşılamakta başarısız olduğu
görülmektedir.


Yeni Toplumsal Nizam,
Riskler ve Kurumsal Kalite


İçinde bulunduğumuz toplumun kurumları ve bu kurumlar
arasında oluşturduğumuz iktisadi ve sosyal organizasyonun kriz dönemlerinde,
bireysel olarak maruz kaldığımız riskleri ve bu riskler neticesinde doğan
ihtiyaçlarımızı gidermesi beklenir. Kurumlarımızın problemleri öngörme,
çözüm üretme konusundaki kabiliyetleri ise, toplumsal düzeyde kurumsal
yapımızın kalitesini belirlemektedir. Hayatın normal akışı içinde belli bir
rutini takip eden kurumların, içinde bulunduğumuz salgın gibi olağanüstü bir
durumda gösterebilecekleri refleks ve performans kurumların kalitelerine
bağlıdır.


Bugün yaşadığımız salgın, diğer ülkelerde olduğu gibi
ülkemiz kurumları bakımından dan önemli bir sınav olarak görülebilir. Bu sınav
aynı zamanda 18 yıldır, her türlü güçlükle baş edebilmiş ve kamuoyunun
desteğini en yüksek seviyede alabilmiş bir hükümetin ve siyasal elitin de
sınavıdır. Özellikle ekonomik başarılarıyla kamuoyunun siyasi desteğini yüksek
tutmayı başarmış bu iktidar eliti, eski siyasi ve ekonomik yapıya yönelik
eleştirilerine dayanarak yeni bir siyasi ve iktisadi sistem inşa etmeye
çalışmıştır. Eski kurumları yıpratarak, onları işlevsizleştirmeye çalışan
iktidar, bu işlevleri çok daha iyi bir performansla yerine getirebilecek yeni
kurumlar inşa etmede çok da başarılı olamamıştır. Siyasi olarak parlamenter rejimden,
başkanlık sistemine yönelirken, iktisadi ilişkilerde de tarım ve sanayi
faaliyetleri etrafında örülen ekonomik ilişkiler ağının yerine, inşaat ve
hizmet sektörlerini öne çıkarak ilişkileri ikame etmeye çalışmıştır. Ancak bu
yeni iktisadi ilişkilerin ülkenin gelecekteki ihtiyaçlarını karşılayabilecek
kaynakları üretebilme kabiliyeti yeterince sorgulanmamıştır. Zaten son
yıllarda baş gösteren ekonomik sıkıntılar bunun en önemli göstergesi olarak
görülmeye başlamıştı bile.


Bir noktadan sonra, yaşadığımız salgın süreciyle
birlikte ortaya çıkan yeni ihtiyaçlarımızın ülkemizde kurulmaya çalışılan yeni
siyasi yapı tarafından ne ölçüde karşılanabileceği merak konusudur. Bir süreden
beri, hamasi söylemlerle, geçmiş sistemin çok kötü eleştirileri üzerine inşa
edilmeye çalışılan yeni toplumsal ve iktisadi nizamın geleceği salgın süresince
kurumlarımızın başarısı belirleyecektir. Ancak ülkemizdeki siyasi elit bu
krize çok da iyi gitmeyen ekonomik koşullarda girme zorunda kaldı. Maruz
kaldığı mali kaynak yetersizliği ve/veya onları kullanırken yaptığı yanlış
tercihler, salgından etkilenen kamuoyunun beklentilerini karşılayabilecek
tedbirleri almakta elini kolunu bağlamıştır. Dahası ekonomik koşullarda görülen
kötüleşme, iktidardaki siyasi elitlerin bugüne kadar alışık olmadıkları ölçüde
kamuoyu desteğinde azalmalara neden olmaktadır.


Bir yandan gittikçe kötüleşen iktisadi koşullar, diğer
yandan oluşturulmaya çalışılan yeni sistemin kurumlardaki tahribatın olumsuz
etkileri, mevcut iktidarın tüm tezlerine ve bu tezlere dayanarak oluşturulan
yeni rejime karşı kamuoyunda güvensizlik oluşturmaktadır.  İktidar, daha
etkileri artan iktisadi sorunlarla baş edemezken, bir de salgının sağlık
sistemimiz üzerinde oluşturduğu yükün üstesinden gelmek zorunda kalmıştır. Çok
uzun yıllar iktidardaki siyasi elitlerin sağlık sisteminde yaptıkları
düzenlemeler kamuoyunda takdir görmüştür. Temelde sağlık hizmetlerini çok daha
geniş halk kitlelerinin erişimine açması sebebiyle çok uzun süre hükümetin
sağlık konusunda yaptıkları kamuoyunun siyasi desteğini sağlamıştır. Bugün için
yenilenen sağlık sisteminin böyle yaygın bir salgında göstereceği performans
ciddi bir merak konusudur. Ancak iktidarın geçmiş krizlerde takındığı tavır ve
krizlerle baş edebilmek için benimsediği dil düşünüldüğünde kamuoyunun bu
konuda çok umutlu olmadığı düşünülebilir. Son günlerde Sağlık Bakanının yaptığı
açıklamaların değişen içeriği ve Cumhurbaşkanının söylemleri bunun ilk
sinyallerini vermeye başladı bile.


Eskiyle rekabet içine sokulan kurumların, bu salgın süresince
gösterecekleri performans gözle görülür bir şekilde daha da kötüye gittiğinde,
iktidar ortaya çıkıp, her zaman yaptığı gibi hamasi söylemlerle, gerçek ötesi
algılar yaratarak, başarısızlıkları görünmez kılmaya çalışacaktır. Kurumsal
başarısızlıklar yaygınlaşmaya başlayıp, bunların nihayetinde sistem
sorgulanmaya başladığında, iktidarın siyasi söylemlerinde hamasetin ağırlığı
giderek arttıracaktır. Sağlık Bakanının en son 23 Mart 2020 tarihinde
yaptığı basın toplantısında bunu görmeye başladık.


Maalesef bu söylemler, geleceği değil, daha çok geçmişi
ve geçmişteki kurulu siyasi ve iktisadi sistemin olumsuzluklarını dikkate alan
bir anlayış üzerine inşa edilmektedir. 


Oysa bugünün modern toplumları daha önce hiç olmadığı
ölçüde geleceği referans alan, hızla değişkenlik gösteren, geleceğin dünya
ekonomisine kolayca uyum sağlayacak iktisadi ve toplumsal yapılara ihtiyaç
duymaktadır. Başarılı liderler bugünden geleceğin toplumunu, gelecekte
ortaya çıkması olası ihtiyaçlar üzerine inşa edebilenler arasından çıkacaktır.
Böylesine dinamik bir ortamda, bireysel geleceği konusunda endişe eden
insanların zaman tercihleri kaçınılmaz olarak değişir, geçmiş giderek önemini
yitirirken, bugün ve geleceğin önemi artar. Söylemlerde geçmişe yönelik nefret
yerine umut ve güven aranır hale gelir. Ayrılıklar değil, dayanışma önem
kazanır. Bireyci değil, kolektif dayanışma ruhunun güçlendirilmesi toplumsal
bir ihtiyaç olarak ortaya çıkar.


Günümüzün modern toplumları bireylerin içinde
bulundukları riskleri giderecek mekanizmalara sahip sosyal ve iktisadi
örgütlenmelerdir. Bu ihtiyaçları görmezden gelen siyasi elitlerin, hamasi
söylemlerin sağladığı koruma alanları içinde çok uzun süre saklanabilmeleri
artık mümkün görünmemektedir; ihtiyaçlar acildir, ertelemek ise mümkün değildir.
Özellikle içinde bulunduğumuz salgın her türlü hamasi söylemin ötesinde, ölüm
gibi bir kesinlikle insanların hayatı içinde yer almaya başlamış ve görünür
hale gelmiştir.  Bugüne kadar gündem belirleme gücünü elinde tutan
iktidarın, salgının dramatik sonuçlarını görünmez kılma gayretleri ise, geniş
kitlelerin yaşadıkları ile tezat teşkil etmeye başlamıştır.  Bu da iktidar
söylemlerine yönelik bir güvenirlilik sorunu yaratmaktadır.


Oysa bugün ihtiyacımız olan, iktidardaki siyasi
elitlerin mevcut pozisyonlarını koruyacak, bir beka söylemi üzerinden ölümü
kutsayan bir anlayış değil, aksine daha gerçekçi, sorun çözmeye odaklı, ama
daha da önemlisi yaşamı kutsayan bir anlayıştır. 


Neoliberalizm ve Yeni Müesses Nizam


Unutmayalım ki, bugün sahip olduğumuz müesses nizamın
çok uzun zaman ideolojik altyapısını oluşturan neoliberalizm sıradan insanlara
daha çok zenginlik, daha çok refah ve daha çok tüketim kapasitesi sunarak var
olmaya çalışmıştır.  Bu vaatleri gerçekleştiremeyen toplumsal ve iktisadi
örgütler son yıllarda sorgulanır bir hale gelirken, özellikle popülist liderlerin
benimsediği hamasi söylemlerle, neoliberal politikaların başarısızlıkları
dikkatlerden kaçırılmaya çalışılmıştır.


Ancak yaşadığımız salgınla birlikte ortaya çıkan yeni
ihtiyaçlarımızın neoliberal iktisadi anlayış ile karşılanamayacağı gün geçtikçe
daha da iyi anlaşılmaktadır. Bugün için piyasalaştırılmış bir sağlık sistemiyle
salgınla baş edemeyen günümüz toplumlarının durumu buna güzel bir örnektir.
Ayrıca neoliberalizmin bize vadettiklerinin, günümüz ve hatta geleceğin
insanlarının ihtiyaçlarıyla ne ölçüde uyumlu olduğu konusunda da kamuoyunda
ciddi şüpheler doğurmuştur.


Bu salgın etkisiyle dünyamızda yaşananlara
bakıldığında, yaşam hakkı ve neoliberal politikaların vaatlerinin ötesinde bir
kalite ve kapsayıcılığa sahip sağlık hizmetine erişim önlenemez bir ihtiyaç
olarak ortaya çıkmıştır.


Artık dünya değişiyor. Salgın bu değişimin bir parçası
olacak ve neoliberalizmin sorgulanmasını sağlayacak bir başka vesileyi
oluşturacak.  Doğan yeni ihtiyaçlarımızın mevcut sistem içinde
karşılanamayacağı gün gibi ortaya çıkmakta.


Hamasi söylemlerle hedef saptırarak, bu ihtiyaçları
ötelemek her geçen gün daha da zorlaşmakta.  Gelenin ayak sesleri giderek
daha güçlü bir şekilde kulaklarımızda.  İşte böyle bir ortamda geleceğin
siyasi ve iktisadi örgütlenmelerindeki değişimin temel dayanağını daha çok
zenginliğe erişim değil, aksine sürdürülebilir bir çevre içinde daha kaliteli
bir yaşam oluşturacaktır. Bu değişim ihtiyacı ülkemizde ve dünyada tüm müesses
nizamları tehdit etmekte.







*Görüş gazetesi, farklı disiplinlerden, farklı görüş
ve iceriklere açık bir platformdur
. Makaleler Görüş gazetesinin editoryal politikasıyla uyumlu olmak
zorunda değildir.









Prof. Dr. Öner
Günçavdı


İTÜ İşletme Fakültesi’nde öğretim üyesidir. Warwick ve
Nottingham Üniversitelerinden ekonomi alanında yüksek lisans ve doktora
dereceleri bulunmaktadır. Ağırlıklı olarak Türkiye ekonomisinin gelişme ve
büyüme sorunları üzerine çalışan Öner Günçavdı’nın ulusal ve uluslararası
dergilerde yayımlanmış birçok makaleleri, kitap bölümleri ve derleme eserleri
bulunmaktadır. Ayrıca 2009 yılında Tarih Vakfı tarafından yayımlanan “Düşten
Gerçeğe – Türk Sanayiinde Elginkan Topluluğu” isimli eser ile “Yolun Sonu:
Türkiye’nin Büyüme, Faiz, Bölüşüm Açmazı ve Yeni Türkiye Söylemi” (Efil
Kitapevi, 2015) adlı iki telif kitabın yazarıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet