ROMA İMPARATORLUĞUNDAN KUDÜS İMPARATORLUĞUNA

Prof. Dr. ANIL 
ÇEÇEN

Dünya tarihinde gelmiş geçmiş 
imparatorluklar  içerisinde   en uzun süreli  hegemon güç olarak Roma İmparatorluğu en
başta gelmektedir . Romalılar hem  en
büyük dünya gücü olmuşlar  hem de  uzun süreli bir yönetim ile  yer kürenin merkezi denizi olan Akdeniz’i bir
iç göl olarak ellerinde tutmuşlardır . Tarihin daha çok üç büyük kıtadan oluşan
merkezi  bölgesinin tam ortasında yer
alan Akdeniz her zaman için  dünyanın
ortasındaki hegemonya alanı olarak yeryüzü tarihninde  etkin bir konuma sahip olmuştur . Üç kıtadan oluşan
dünya ana karasının hegemonya altına alınmasında her zaman Akdeniz önde gelen
bir yere sahip olmuştur . Böylesine bir jeopolitik konumu olduğu için  Akdeniz’in tam ortasında bir çizme gibi
sarkan  İtalyan yarımadası  önde gelen bir yere sahip olmuş ve bu yarım adanın
merkezi konumundaki Roma kenti de 
tarihin en büyük ve güçlü devletinin 
merkezi olmuştur . Dünya tarihinin sayfaları incelenirken Roma İmparatorluğunun
Milattan önceki yüzyıllardan gelerek 
Milattan sonraki yüzyıllara uzanan macerası  açıkca görülebilmektedir .

Milattan önce ikibinli yıllarda kurulmuş olan Roma kenti ,
önce bir  kent sonra bir şehir devleti
daha sonra bir bir ülke devletinin 
başkenti ve en sonunda da dünyanın merkezi olarak  insanlık tarihinde yerini almıştır .Bu
nedenle bütün Akdenizi kaplayan , Avrupa kıtası ile beraber , Orta Doğu ve Kuzey
Afrika topraklarını sınırları içerisinde bir araya getiren bir büyük  dünya imparatorluğu Roma merkezli olarak  dünya tarihini sonraki yüzyıllara doğru
yönlendirmiştir . Roma kenti  giderek
küresel bir imparatorluğun merkezi haline gelirken , dünya tarihi için de
belirleyici olmuş ve sonraki dönemlerde gündeme gelen oluşumların kaynak
noktası olmuştur . Batı Akdeniz’den gelerek doğu Akdenizi işgal eden, bu iç
denizi kendi gölü konumuna getiren Romalılar Akdeniz üzerinden üç büyük kıtaya
egemen olmuşlar  ve bu nedenle de  ikibin yılı aşkın bir süre boyunca
egemenliklerini sürdürebilmişlerdir. 
Şehir devletinden ülke devletine , ülke devletinden  imparatorluk devletine  geçiş aşamaları yaşandıktan sonra , krallık
ve cumhuriyet yönetimleri arasında bir bocalama dönemi geçirilmiş ve bundan
sonra da tam anlamıyla bir imparatorluk düzeni kurularak  dünyanın orta denizi olan Akdeniz çevresinde
bir küresel güç odağı oluşturulmuştur . Böylece geleceğin jeopolitik biliminin
ilk verilerinin Roma döneminde ortaya çıktığı görülmüş ve sonraki dönemlerdeki devletleşme
olgularında bu birikimin yansımaları ortaya çıkmıştır .

Romalılar imparatorluk çağında o dönemin koşullarına göre çok
ileri gitmişler ve  gelişmiş bir hukuk
sistemi kurarak güçlü devlet yapılarının uzun süreli bir biçimde ayakta
kalmasını sağlayacak kurumlaşma sürecine giden yolu açmışlardır. Roma denilince
akla önce Roma hukukunun gelmesi de , böylesine gelişmiş bir  kamu düzeni örgütlenmesinin   Romalılar tarafından başarılmış
olmasındandır . Roma kenti  imparatorluk
merkezi olarak böylesine bir büyük kurumlaşmanın öncülüğünü yapmış  ve böylece üç kıta üzerindeki geniş hegemonya
düzeninin temelleri atılabilmiştir . Roma şehir devleti  güçlenerek İtalya yarımadasını ele
geçirdikten sonra  yayılmaya devam etmiş
ve daha sonra Balkanlar ile Anadolu üzerinden 
Orta Doğu’ya gelerek  Milattan
yüzyıllar  önce  kurulmuş bulunan  İsrail devletini yıkmıştır . İmparatorluk
çağında Romalılar yayılırken , dünyanın merkezi alanı olan Orta Doğu’yu da ele
geçirmişler ve bu doğrultuda 
kendilerinden önce merkezi alan devleti olarak kurulmuş olan  İsrail devletini yıkmışlardır .Tam da Milat
dönüşümünün ortaya çıktığı anda gerçekleşen bu tarihsel  olgu daha sonraki dönemlerde gerçekleşen ve
dünya gündemini belirleyen siyasal oluşumların tetikçisi olmuş ve bugünlere
gelinirken , Roma İmparatorluğunun Orta Doğu’daki İsrail devletini yıkılışının
sonuçları  dünya tarihinin akışını
belirlemiştir .

Kudüs merkezli İsrail devleti tarihte üçüncü kez kurulmuştur
. İlk yahudi devleti ,Yahudilerin Mısır’dan kovulmasından sonra  Filistin topraklarında kurulmuş amabir süre
sonra Mezopotamya gücü olarak ortaya çıkan Babil krallığının  saldırılarıyla yıkılmış ve Yahudiler için
Babil sürgünü dönemi başlamıştır . Babil krallığının yıkılmasından sonra ise
ikinci kez İsrail devleti bir yahudi yapılanması olarak yeniden kurulmuş ama
Romalıların Orta Doğu’ya gelmeleriyle beraber ikinci kez yıkılmıştır . İki binyıl
önce  Roma imparatorluğu tarafından
yıkılmış olan İsrail devleti yirminci yüzyılın ortalarında   Amerikan imparatorluğu tarafından yeniden
kurulmuştur . İkibin yıllık rüya ikinci dünya savaşı sonrasında gerçekleşirken
, bu coğrafyanın tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan siyasal yapılanması
altüst edilmiş  müslüman Arap dünyası
içerisinde İngiltere ve ABD’nin zorlamalarıyla bir yahudi devleti olarak İsrail
için  yer açılmıştır . Yahudiler ikibin
yıl sonra eski topraklarına geri dönerken , bu ülkede yüzyıllardır yaşamakta
olan Filistinlilerin  topraklarına el
koymuşlar  ve böylece  geleceğe dönük olarak bir sonsuz çatışma
ortamı yeniden yaratılmıştır . İsrail’in kurulmasıyla ve Filistinlilerin
topraklarına el konulmasıyla başlayan süreç içerisinde tam altmış yıldır Orta
Doğu’da savaş devam etmekte , İsrail’e geri dönen yahudiler için sürekli olarak
yeni yerleşim merkezleri açılarak 
Filistin halkının ülkesi elinden alınmakta ve onlara kendi toprakları
üzerinde devletlerini kurma hakkı tanınmamaktadır .

Dünyanın hiç bir ülkesinde görülmeyen  baskı ve terör , kutsal topraklar ilan edilen
alanda  sürekli olarak yaşanmaktadır . Bu
çerçevede yüzyıllar sonra kurulmuş olan İsrail, yirminci yüzyılın ikinci
yarısında  dünya barışının önündeki en
büyük engel olarak ortaya çıkmıştır .

Yahudileri, ikinci İsrail’i yıkan Romalılar bu topraklardan
çıkarmalarına rağmen, iki bin yıl sonraki geri dönüşte  üçüncü kez 
gündeme gelen İsrail devleti , Filistinliler ile savaşmaktadırlar .Bir
anlamda Romalıların suçunun bedelini Filistinlilere ödetmektedirler .

Tarihsel 
sürgünden hiç bir sorumluluğu olmayan Filistinliler  İsrail yapılanmasıyla karşı karşıya kalırken
, ikinci İsrail’in Romalılar tarafından yıkılmasının bedelini ödemek zorunda
kalmaktadırlar . Yarım yüzyılı aşkın bir süredir devam eden  çatışmalarda yüzbinlerce Filistin’li  Siyonizmin pençeleri altında kalarak yaşamını
yitirmiş ve bir türlü  barış sağlanamamıştır
.Milat dönüşümü sırasında Romalıların yok ettiği Yahudi devleti  yeniden kurulurken , kendisine Kudüs’ü
başkent olarak seçmekte ve  bu kenti
tıpkı Romalıların Roma kentini  Akdenizin
merkezi yaptığı gibi ,  Kudüs kentini
dünyanın orta denizinin merkezi konumuna getirmeğe çaba göstermektedirler .

Bir anlamda  Roma
İmparatorluğunun yerini iki binyıl sonra 
Kudüs imparatorluğu almağa hazırlanmaktadır . Tarihin garip bir cilvesi
olarak dönem değişikliği sırasında 
roller ve konumlar da değişiklik göstermekte ve eskisinin tamamen zıddı
bir durum ortaya çıkmaktadır .

Akdeniz ve civarı iki bin beşyüz yıl Roma
merkezli olarak yönetildikten sonra , iki binli yıllarda şimdi de Kudüs
üzerinden Akdenizi ve bu orta su gölünü çevreleyen üç kıtayı  hegemonya altına alacak yepyeni bir siyasal
yapılanmanın bölgeye dayatıldığı görülmektedir .

İkinci İsrail’i yıkan Roma imparatorluğunun merkezi olan Roma
kenti bugün İtalya  Cumhuriyetinin  başkentidir . Akdenizin mavi sularının
oluşturduğu  turistik cennet yörelerinin
tam ortasında yer alan İtalyan yarımadasında yer alan ulus devletin merkezi
olarak Roma kenti  bugün de  önemli bir konuma sahip bulunmaktadır . Ne
var ki , Fransız-Alman  ekseninde
oluşturulmuş olan Avrupa Birliği kıtasal yapılanması içerisinde yer aldıktan
sonra  İtalya artık kendi kendini
yönetemez bir duruma sürüklenmiş ve daha sonraki aşamada ortak para birimi
olarak Euro  bölgesinde yer alınca iyice
bağımlı bir yapılanmaya sürüklenerek , 
çöküşe doğru sürüklenmiştir . Geçen yıl ABD üzerinden başlatılmış
olan  küresel ekonomik kriz , dünya
bankalar sistemi üzerinden  Avrupa
kıtasına yönlendirilince önce Akdeniz ülkeleri bu durumdan etkilenmiş ve Avrupa
kıtasının bu yoksul ülkeleri ciddi ekonomik sarsıntılar geçirerek çökme
noktasına gelmişlerdir . Yunanistan ile patlak veren bu çözülme sürecinde  Portekiz, İspanya ve Fransa’dan sonra İtalya
da sıraya girmiştir . ABD ve yahudi lobilerinin desteği ile üç dönemdir
İtalya’da  başbakanlık yapan  zengin işadamı ve medya patronu  Berlosconi sonunda teslim bayrağını çekerek
İtalya’nın da iflas ettiğini açıklamıştır. Euro yüzünden son beş senedir ciddi
bir ekonomik durgunluğa mahkum edilmiş olan İtalya ,kendini kurtarmak üzere
yeniden ulusal para birimi olan lirete  geri  dönüş için 
hazırlık yaptığı bir sırada küresel ekonomik krize teslim olarak  iflas etmiştir .

İtalyan  Cumhuriyetinin
iflasını resmen açıklayan başbakan Berlosconi 
devletini kurtarmak üzere harekete geçmiş ve ilk olarak  İsrail’e giderek Kudüs’ü ziyaret etmiştir .
Avrupa Birliği üyesi bir ülke olarak İtalya’nın ekonomik çöküşü için  çözüm yeri ararken  öncelikle birliğin merkezi olan Brüksel’e ya
da birliğin güçlü devletlerinin başkentleri olan Paris ile Berlin’e gitmesi
gerekirken ,Avrupa Birliği ile hiç de resmi bağlantısı olmayan İsrail’e gitmesi
ve iflas eden İtalyan devletini kurtarmak için yardımı  bu küçük ülkeden talep etmesi düşündürücü bir
gelişme olarak değerlendirilebilir . Avrupa Birliğinin merkezi olan Brüksel
dururken ya da en güçlü Avrupa devletlerinin başkentleri olan Paris ve Berlin
alternatifleri resmen bulunurken , çökmüş olan İtalyan devletini kurtarmak
üzere harekete geçen  Berlosconi’nin
İsrail’e giderek Kudüs’e el açması son derece düşündürücü bir gelişmedir .
Bugünkü dünya düzeninin görünen yüzünün yanı sıra bir de görünmeyen  arka yüzünün de olduğunu hatırlatması
açısından , İtalyan başbakanının İsrail’e öncelik vermesi  önemli ipuçlarını da beraberinde taşımaktadır
. Ayrıca dünyanın en büyük patronu olan Amerika Birleşik Devletleri dururken ,
Orta Doğunun en küçük devletine öncelik verilmesinin anlamı üzerinde de durmak
gerekmektedir . Dünyanın süpergücü olan ABD’nin başkenti olan Washington’a ya
da kapitalist sistemin merkezi olan New York’a 
giderek ekonomik bataktan çıkışın koşulları ve yöntemleri üzerinde
görüşmeler yapacağına , İtalyan başbakanının bu büyük devletleri ve süper
güçleri bir yana bırakarak  Akdeniz’in en
küçük devletini öncelikle ziyaret etmesinin anlamı üzerinde durulması
gerekmektedir.  Böylesine çelişkili bir
görünümün çıktığı aşamada  üç dönem dönem
başbakanlık yapan zengin işadamı Berlosconinin bir bildiğinin  olması gerekir .

İkibin yıl önce Roma kenti dünyanın en büyük gücü olarak  Filistin topraklarındaki yahudi devleti olan
ikinci İsrail’i yıkarken , dünya tarihinin ikibinli yıllara girdiği yeni
aşamada  bu kez çöken Roma’nın yardım
istemek üzere İsrail’e ve uluslararası hukuka aykırı bir biçimde  bu devletin başkenti olarak  ilan edilen Kudüs’e yöneldiği görülmektedir .
Dün  İsrail’i yıkarak haritadan silecek
kadar güçlü olan Roma , bugün çökme noktasında yardım ve destek almak
üzere  Kudüs’e  yönelmektedir . Bir anlamda  tarihsel roller tersine dönmekte , Akdeniz
kıyısında eskiden var olan Roma imparatorluğunun yerini ikibin yıl sonra Kudüs
imparatorluğu almaktadır . Eskiden Roma’dan Kudüs’ün yıkılmasının emri çıkarken
bugün Roma’dan  çıkan irade Kudüs’ten
yardım istemek doğrultusunda gündeme gelmekte ve eskisiyle bütünüyle çelişen
bir çizgiyi ortaya koymaktadır. Bütün Akdeniz’i çevreleyen büyük Roma
imparatorluğunun güçlü kenti Roma geride kalırken , bu imparatorluğun
yıktığı  Kudüs üçüncü kez kurulan İsrail
devleti ile beraber öne çıkmakta  ve  Akdeniz sahillerinin yeni merkezi olarak
etkisini tüm  bölge ülkeleri
üzerinde  hissettirmektedir . Bu kez
roller  tersine dönmekte eskiden Kudüs yıkılırken bugün Roma yıkılmakta , Roma
gücünün yerini yeni dönemde Kudüs otoritesi almaktadır

Böylece tarihin ortaya çıkarmış olduğu tersine dönüş
teorisinin yeni örneklerinden birisi daha ortaya çıkmaktadır . İtalya gibi bir
büyük Akdeniz ülkesinin daha dün kurulmuş olan küçücük İsrail devletine el
açması , Roma yönetiminin Kudüs yönetimi önünde diz çökmesi günümüzdeki
gelişmelerin bir göstergesi olarak çok şeyler  göstermekte ve anlayanlara da anlatmaktadır .

Üç büyük dinin kutsal kenti olan Kudüs
,günümüzde doğu ve batı olarak ikiye bölünmesine rağmen her geçen gün adım adım
İsrail işgali altına girmektedir .Uluslararası hukuka göre  serbest şehir olarak korunması gereken  kutsal Kudüs kenti zaman ilerledikçe  İsrail’in çeşitli atraksiyonları ile  yahudilerin kontrolu altına girmekte  ve bu kentte geçmişten bu yana devam eden
müslüman ve hırıstıyan varlığını giderek ortadan kaldırmaktadır
. İslam dünyası ve
hırıstıyan batı bloku tarafından kabül edilemiyecek böylesine bir işgal
tırmanması karşısında bir çok ülke tepki gösterirken, İsrail’in dostları
ve  değişik ülkelerde çok etkin
çalışmalar yürütmekte olan Siyonist lobiler İsrail’in bu haksız saldırılarına  ve işgal tırmandırmalarına  bir şemsiye oluşturarak  koruyucu bir 
tutum izlemektedirler. Küresel
sermayenin ve medya kanalları ile siyasal merkezlerin sürekli olarak Siyonist
lobiler tarafından ele geçirilmesi ve kontrol altında tutulması nedeniyle, İsrail
hiç bir ülkeyi ya da siyasal gücü takmamakta ve bildiğini okuyarak geleceğe
dönük yahudi egemenliğindeki bir dünya devletinin temellerini Akdeniz
kıyılarından atmağa çaba göstermektedir
. İsrail’in Siyonist
yönetimi  haksız girişimlerini ve  hukuka 
ters düşen uygulamalarını 
perdelemek üzere Kudüs kentini öne çıkarmakta ve bu kentin kutsallığının
üç büyük din tarafından kabül edilmesini Siyonist hegemonyacı politikalar
doğrultusunda çıkarcı bir biçimde kullanmaktadır .

İşgalci bir ülke olmasına rağmen , Kudüs’ü başkent ilan
etmekte ve Tel Aviv’deki devlet yapılanmasını geçici olarak göstermekte
,geleceğin dünya devletinin başkenti olarak Kudüs’ü  hazırlamaktadır . Siyonizme göre Kudüs önce İsrail’in , sonra Orta Doğu ve Avkdeniz’in
en sonunda da  dünyanın merkezi
olacaktır. Kudüs kentinin kuzeyinde bulunan Siyon tepesinde oluşturulacak
yahudi krallığı yeniden bir dünya imparatorluğunu Kudüs merkezli olarak
kuracaktır .

En başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dünyanın
önde gelen bütün devletleri  Kudüs’ün
İsrail’in başkenti olmasını kabül etmeyerek bu duruma itiraz etmektedirler.
Onlara göre İsrail’in merkezi Tel Aviv olarak kalmalı ve üç büyük din açısından
kutsal bir kent olan Kudüs  serbest bir
şehir olarak dünyanın bütün insanlarına açık olmalıdır . Kutsal kitaplarda da kutsallığı dile getirilen bir
kent olarak Kudüs’ün serbest bir şehir olarak statüsünün korunması, gerekirse
BirleşmişMilletler yönetimine devredilmesi gerekmektedir
. Ne var ki,
Siyonist İsrail yönetimi bütün bu gerçekleri görmezden gelerek  Kudüs üzerindeki işgalci girişimlerini
tırmandırmakta ve kentin batısını eline geçirdikten sonra  doğu Kudüs’ü de  yavaş yavaş 
kontrolu altına almaktadır .

Filistin devletinin başkenti olarak ilan
edilmiş olan Doğu Kudüs’ü  Araplara bırakmamakta
kararlı görünen İsrail, kentin merkezi alanını da hem yer üstünden hem de yer
altından ele geçirmekte , ağlama duvarının yanında Büyük Süleyman Mabedini
yeniden inşa etmek üzere Mescidi Aksa camisini yeraltından toprak kazıyarak
kendiliğinden bir çöküşe doğru sürüklemektedir . İsrail’in artık açığa çıkan
bu  kötü niyetli girişimlerine  islam ve hırıstıyan din merkezleri karşı
çıkmakta ve bu nedenle gelecekte bir din savaşına gidecek olaylar kendiliğinden
tırmanmaktadır . Bir üçüncü dünya savaşı ile Armegedon senaryolarını
gerçekleştirmek isteyen Siyonist çevreler İsrail’in bu bilinçli  ve kararlı girişimlerini açıktan
desteklemektedirler . Bu yüzden de dünya 
ülkeleri adım adım bir üçüncü dünya savaşına doğru sürüklenmektedirler .
Armegedon senaryosunun kısa zamanda bir kıyamet 
oülgusuna dönüşeceği konusunda bir çok kesim fikir birliği içinde
görünmektedir.

İsrail tarihinin gelmiş geçmiş en fanatik yönetiminin hükümet
olduğu bir aşamada , başbakan  Kudüs’ü
resmen yahudi devletinin başkenti olarak ilan etmekte  ve bunu da üç bin yıl önce kenti yahudilerin
inşa ettiği gerekçesine dayandırmaktadır . İsrail’in fanatik siyonist başbakanı
Kudüs’ü bir yerleşim yeri olarak değil ama bir yahudi başkenti olarak
gördüklerini açıklarken ,uluslararası alanda İsrail’e yöneltilen bütün
suçlamalara karşı çıkarak  bir anlamda
küresel alanda herkese ve her kesime meydan okuyordu . Siyonist hegemonya planı
doğrultusunda önlerine çıkan bütün engelleri her türlü komplo ve senaryo ile
aşmasını bilen İsrail yönetimi , bütün dünyada 
kendilerine karşı gelişen  karşıt
eğilimleri ve politikaları ciddiye almadan bildikleri yolda
ilerleyeceklerini  çekinmeden ilan
edebiliyordu . Bu açıdan gelinen nokta , küresel barış ortamının korunabilmesi
açısından son derece önem taşımaktadır . Bir tarafta hiç bir engel ,hukuk ya da
hak tanımayarak Siyonist işgale devam eden İsrail devleti ve onun dünyaya
yayılmış olan Siyonist destekçi lobileri ile , diğer yanda da tüm insanlak ve
dünya uluslarıyla devletleri karşı karşıya gelmiş durumdadır .Şimdiye
kadar  her türlü komplo ve senaryonun
denenerek uygulanmasıyla gelinmiş olunan aşamada artık her şey açığa çıktığı
için  göz göre göre bir çılgınlık tırmanışı  bütün insanlığın gözleri önünde  sürdürülmek istenmektedir .

Dünya savaşlarını siyonist hedefler için
çıkartabilen  çılgınlık ,Makyavelist bir
çizgide  yola devam ederken , kutsal kent
olarak Kudüs’ü öne çıkararak  kamuoyunun
gözünü boyamağa kalkmaktadır . Bu nedenle de İsrail kavgası ve siyonizm davası
bir Kudüs sorunuymuş gibi gösterilmektedir . Kudüs’ün kutsallığının öne
çıkarılmasıyla yükselen tepkiler ve eleştirilerin önü kesilmeğe çalışılmaktadır.
Siyonizmin dünya hegemonyası doğrultusunda 
her yolu  denemekten çekinmeyen
İsrail’in güçlü lobileri aracılığı ile Birleşmiş Milletler örgütünü Kudüs’e
taşımak üzere harekete geçtiği ve böylece dünyanın merkezini  New York’tan Kudüs’e getirmek  için çaba sarfettiği anlaşılmaktadır .

Tarihin ortaya koyduğu gibi bütün büyük siyasal güçlerin
yükseliş dönemlerini çöküş süreci izlemektedir . Yükselen ABD hegemonyası
üzerinden kurulmuş olan İsrail devletinin Amerikan hegemonyasının inişe geçtiği
bir aşamada ,bu ülkedeki siyonist lobiler üzerinden küresel güç merkezini
kutsal kent olan Kudüs’e taşımak üzere 
girişimlerde bulunduğu anlaşılmaktadır .Böylece üç büyük din açısından
kutsal kabül edilen Kudüs’ün yahudi egemenliğinde yeni dünya merkezine
dönüştürülmeğe çalışıldığı ve bu doğrultuda siyonist lobilerin seferber
edildiği anlaşılmaktadır . Bu aşamada bir büyük Avrupa devleti olan İtalya’nın
iflas etme aşamasında  Kudüs’ü  başvuru yeri olarak seçmesi  tesadüf değildir . ABD’deki siyonist
lobilerin desteği ile Amerikancı politikaları İtalya üzerinden Avrupa kıtasına
taşımakla görevlendirilen  medya patronu
Berlosconi , ülkesinden daha çok ABD ve bu ülkeyle bağlantılı Siyonist lobilere
daha fazla hizmet verirken, zor duruma düştüğü anda  yıllardır hizmet ettiği Siyonizmin merkezi
ülkesi olan İsrail’e gitmeyi ve bu ülkeden yardım almayı düşünebilmektedir .
İtalyan başbakanının bu tutumu da halen yeryüzündeki asıl güç merkezinin
Amerika Birleşik Devletleri  ya da Avrupa
Birliği değil  ,ama  İsrail olduğunu açıkca göstermektedir .
Rusya,Çin,Hindistan ve Brezilya gibi dev ülkeler yeni yeni küresel alanda etkin
olmağa başlarken , İsrail ABD ve Avrupa ülkeleri ve Türkiye’deki güçlü lobileri
ile yeryüzünün gerçek güç merkezi olma konumunu halen sürdürebilmektedir
.Yıllardır İtalya’nın başında gençleştirilerek 
tutulan Berlosconi’nin ,bu reel politik durumu iyi bilerek hareket
ettiği anlaşılmaktadır .

ABD’nin başkenti Washington’daki bütün devlet daireleri  ve resmi kamu kurumlarının binaları eski Roma
İmparatorluğu dönemindeki binalara benzer bir 
mimari stilde yapılmıştır .ABD’yi kuranlar , tarihin en büyük
imparatorluğu olan Roma İmparatorluğu gibi bir büyük siyasal gücü ortaya
çıkarmak isterlerken , bu büyük devleti kendilerine örnek almışlardır . Yüz
yıllık ABD hegemonyasını kalıcı bir siyasal yapılanmaya dönüştürmek isteyen
Amerikalıların , küresel emperyalizmlerini yeni bir Roma İmparatorluğu
doğrultusunda geliştirmeğe çalıştıkları anlaışılmaktadır .Ne var ki ,ABD’nin
sırtından ortaya çıkan ve her geçen gün ABD gücü ile daha da büyüyen siyonizm
ve İsrail olgularının  yakın gelecekte
dünyanın alacağı biçimlenmede daha fazla etkili olacağı anlaşılmaktadır .

Süper güç olan ABD’nin ordusunu kendi
çıkarları ve bölgesel hegemonyası için Orta Doğu’ya getirten İsrail ,kendisini
en fazla tehdit eden Arap gücü olarak Irak devletinin ortadan kaldırılmasını
sağlamış ve şimdi de  bu orduyu gene
kendisini  bölgesel hegemonyada en büyük
rakip olarak tehdit eden İran’a karşı kullanmağa  çalışmaktadır .ABD önderliğinde oluşturulan
Nato askeri gücünü ve bu örgüt içinde yer alan Türk silahlı kuvvetlerini gene
kendi emperyal amaçları doğrultusunda kullanmak isteyen yahudi  devleti 
,Akdeniz kıyılarında oluşturulacak yeni Roma İmparatorluğunu ABD ya da
AB merkezli değil ama ,İsrail merkezli olarak oluşturmağa çaba göstermekte ve
bu doğrultuda Kudüs  İsrail’in başkenti
olarak   bölgenin merkezi yapılmağa
çalışılmaktadır
.

Amerikalıların on bin kilometre öteden
gelerek,Washington’daki  Roma mimarisi
yapıları  Akdeniz kıyısına taşıyarak ,
yeni Roma imparatorluğunu Akdeniz kıyalarında kurabilmesi son derece güç
görünmektedir . Avrupa Birliğinin ise daha kendi kıtasında birliği sağlayamadan
,ya da küresel ekonomik kriz karşısında çökmekte olan üye ülkelerini
kurtaramadan Orta Doğu’ya gelerek yeni Roma İmparatorluğunu  Avrupa merkezli kurabilmesi son derece güç
görünmektedir .

Küreselleşmenin bittiği , ABD
hegemonyasının giderek etkisini yitirdiği , Avrupa ülkelerinin bir türlü
birleşerek merkezi bir birlik oluşturamadığı için  Avrupa Birliğinin dağılma aşamasına geldiği
yeni dönemde , ABD ordusunun Irak çöllerinde batağa saplanması sonrasında  Büyük Orta Doğu Projesinin de sona erdiği
anlaşılmaktadır . Büyük Orta Doğu Projesi üzerinden ABD ordusunun gücü ile Orta
Doğu bölgesinde kurulmak istenen Büyük İsrail İmparatorluğu projesinin de iflas
ettiği artık açıkca ortaya çıkmıştır .Bu nedenle , İsrail devleti artık
kendisine  tüm Orta doğu ülkelerini içine
alan merkezi coğrafyada bir kara hakimiyeti politikası değil aksine ,şimdiye
kadar sırtını döndüğü Akdeniz bölgesine yüzünü çevirerek bir deniz hakimiyeti
üzerinden  Büyük İsrail’i Kudüs
İmparatorluğu konumunda yeni Roma İmparatorluğu olarak geliştirmeğe çalıştığı
anlaşılmaktadır .Bu doğrultuda İsrail’in son yıllarda Akdeniz ülkelerine karşı
ilgisi fazlasıyla artmış ve giderek bu ülkelerin içişlerine dolaylı yöntemlerle
kendi çıkarları doğrultusunda karışmağa başlamıştır
.

Dünyanın gelecekteki süper gücü olarak batı merkezli bir
proje  görünümünde yeni Roma
İmparatorluğu yavaş yavaş Akdeniz Birliği üzerinden devreye sokulmakta
İsrail  ABD ve Avrupa Birliği içindeki
lobileri üzerinden  yeni Roma
İmparatorluğu olarak Akdeniz Birliği sürecini hızlandırmaktadır . Bu doğrultuda
Kudüs merkez olarak belirlenirken , Yeni Roma İmparatorluğu aslında Kudüs
imparatorluğu olarak öne çıkmaktadır . Siyonist lobilerin denetimi altındaki
küresel medyada bu doğrultuda çaktırmadan dolaylı yollardan elverişli bir
kamuoyu yaratmağa çaba göstermektedir .

Bir Macar Yahudisi olan Sarkozy’nin  İsrail güdümündeki Siyonist lobilerin desteği
ile Fransa Cumhurbaşkanı yapılmasıyla Avrupa Birliği süreci sona ermiştir .
Başkan olmadan  Türkiye’nin Avrupa
üyeliğine karşı çıkan Sarkozy göreve gelir gelmez , Almanya’ya sırtını dönerek
Akdeniz Birliğini gündeme getirmiş ve böylece Akdeniz üzerinden İsrail’e el
uzatmıştır . Bu aşamada , Fransa’ya İngiltere’ye karşı denge bağlayabilmek için
Kıbrıs’ta ABD desteği ile üs verilmiştir
.

Fransa öncülüğünde bir latin dayanışması  İtalya,İspanya ve Portekiz’i Akdeniz
Birliğine çekmiş,AB süreci duraklarken Akdeniz ağırlıklı projeler öne geçmiştir
. İkibinli yıllara girerken , ABD desteği ile İsrail Fas’ın başkenti Rabat
kentinde bir Akdeniz zirve toplantısı düzenleyerek ,geleceğe dönük İsrail
merkezli bir Akdeniz Birliğinin temellerini atarken , Avrupa Birliği’de
İspanya’nın Barcelona kentinde Euromed toplantısını yaparak , İsrail’in Kudüs
merkezli Akdeniz projesine karşı çıkmış ve tıpkı Roma İmparatorluğu döneminde
olduğu gibi  İtalya ve Roma üzerinden bir
Akdeniz açılımını hedeflemiştir .Ne var ki , ABD’yi yönlendiren Siyonist
lobiler ve  gene onların denetimi
altındaki uluslarası kapitalist sistem böylesine bir gelişmeye izin
vermemişlerdir.

Sarkozy Fransa’sı ile beraber  Berlosconi İtalya’si de Siyonizmin
yönlendirmesi altına girmiş ve bu durum giderek bütün Akdeniz ülkelerini
yakından etkilemiştir . Doğu Akdeniz’de yahudilerin tarihsel rakibi olan
Yunanlılar ve onların devleti de bu durumdan fazlasıyla etkilenerek  bocalamağa başlamışlar ve siyoınistler
tarafından yapay olarak çıkartılan 
küresel ekonomik krizin ilk kurbanları arasına  girmişlerdir .

 Kurulduğu günden bu yana Kıbrıs adası ile  jeopolitik karşı kıyı politikaları nedeniyle
yakından ilgilenen İsrail, Kuzey kıbrıs Türk Cumhuriyetini  Kürt İsrail’den sonra Türk İsrail görünümünde
üçüncü İsrail devletine dönüştürürken , 
Kıbrıs’ın ötesindeki Girit adası ile de yakından iglinerek ,bu büyük
adanın yunanistan’dan kopartılarak ayrı bir devlet olması için  destek vermiş , daha da ileri giderek İsrail
uçakları ve ordusu için Girit adasını bir askeri üs konumuna getirmiştir .
Yunanistan’ın çöküş sürecinde  Ege
adaları ile yakından ilgilenen İsrail , küresel sermaye üzerinden bu adaları
teker teker satın almağa başlamış ve daha da ileri giderek , Selanik’in  Yunanistan devletinden kopartılarak  Makedonya’nın başkenti olması için  siyonist lobileri seferber etmiştir .Üsküp ve
Selanik biraraya gelirken , Ege’de kıyısı olan bir Büyük Makedonya  devleti gelecekte İsrail’e gelmekten çekinen
Amerikan ve avrupa  yahudilerin
gelerek  rahpatlıkla yerleşebileceği  ikinci bir Yahudi devleti olarak
hazırlanmaktadır.

Böylece Doğu Akdeniz bölgesi İsrail merkezli olarak yeniden
düzenlenirken ,Kudüs başkent olarak öne çıkarılmış ve bu duruma bölge
ülkelerinin karşı çıkmasına izin verilmemiştir .Yunanistan’dan
kopmakta olan batı Trakya’nın Doğu Trakya ile birleşerek yeni bir Trakya
devleti oluşumuna da yeni Akdeniz yapılanması içinde dolaylı olarak destek
verilmiş ve böylece Türkiye’nin de 
Akdeniz Birliği sürecinde parçalanmasına göz yumulmuştur . Akdeniz
Birliği görünümünde bir Kudüs İmparatorluğu kurulurken bütün doğu Akdeniz
İsrail merkezli olarak yeniden düzenlenmeğe çalışılmıştır . Böylesine bir
süreçte Türkiye’nin Ege ve Akdeniz bölgelerinin de ayrı siyasal yapılanmalar
içerisinde eyaletleşmesine giden yollar açık tutulmağa çalışmış ,Avrupa Birliği
kriterleri doğrultusunda bu bölgelerin Ankara’dan uzaklaşarak  gayrimüslim ve gayri Türk  kimlikler ile 
birer yeni Akdeniz devletleri olarak öne çıkmaları istenmiştir . Bu tür
girişimlerin sonucunda Türkiye’de Trakya ve İyonya devletleri konusu
tartışılmağa başlanmıştır . İsrail merkezli 
Kudüs İmparatorluğu oluşumu Türkiye Cumhuriyetini de  diğer Akdeniz ülkeleri gibi parçalayarak yeni
bir yapılanmaya doğru  sürüklemektedir .

Katalanya 
ve Bask devletleri ile İspanya parçalanırken , beşyüz yıl sonra İspanya
içerisinden yeni bir Endülüs devleti çıkartılmağa çalışılmakta , Korsika ile
beraber  Sardunya, Sicilya ,Girit ve
Kıbrıs adaları  tıpkı Malta adası gibi
ayrı devletçikler haline dönüştürülerek Akdeniz Birliğinin yeni eyaletleri
yapılmak istenmektedir .  Ayrıca Po
ovasındaki Padanya siyasal oluşumu desteklenerek  İtalya’nın da tıpkı İspanya ve Fransa gibi
bölünmesinin önü açılmakta ve ortaya çıkacak küçük devletçiklerin birer Akdeniz
Birliği eyaleti olarak  İsrail merkezli
Kudüs imparatorluğunun hegemonya alanı içerisine girmeleri sağlanmak istenmektedir
. Avrupa ülkelerindeki Siyonist lobiler İsrail merkezli Akdeniz Birliği için
uğraşırlarken , Avrupa Birliği gelişmeleri tümüyle geride kalmakta ve
diplomatlar birbirlerine rol yaparak zaman kazanmağa çalışmaktadırlar.

AB  oluşumu
içerisinde  Bologna sürecinin öne
çıkartılması , İtalya üzerinden yeni bir Akdeniz açılımını gündeme getirmiş ve
böylece Brüksel ya da  Frankfurt merkezli
bir Avrupa Birliği oluşumunun geride kalması 
dolaylı olarak  sağlanmıştır. Şimdi
Bologna sürecinde yavaş yavaş  eski Roma
İmparatorluğu döneminde olduğu gibi bir Akdeniz Birliği oluşumu öne
çıkartılmaktadır . Akdeniz kıyısındaki ülkelerin ilgisi Avrupa üzerinden
Akdeniz bölgesine kayarken, İsrail  daha
aktif bir biçimde devreye girerek, bu ülkelere Almanya ve İngiltere’ye karşı
Fransa ve İtalya gibi  latin ülkeleriyle
işbirliği yaparak  sahip çıkmaktadır .
Sarkozy ve Berlosconi artık açıkca Akdeniz üzerindeki yeni İsrail
hegemonyasının Avrupa’daki temsilcileri konumuna gelmişlerdir .

Bu aşamada Katalanya ve Bask
bölgelerinin  bağımsızlığını destekleyen
İsrail lobileri, aynı zamanda  Endülüs’te
yeni bir devletin  yeniden kurulmasına
giden yolu açarak, beş yüzyıl önceki 
Kastilya kralı Ferdinand’ın 
yahudileri İberik yarımadasından 
kovuşunun intikamını bugünkü İspanyol devletinden almağa  çalışmaktadır .  Günümüzde Yahudiler Roma’nın intikamını
Filistinlilerden alırken , Endülüsün intikamını da İspanyollardan
çıkarabilmenin arayışı içerisine girmişlerdir .

Avrupa Birliği biterken Akdeniz Birliği
devreye girmekte ve bütün Akdeniz ülkelerini İsrail merkezli bir Kudüs
imparatorluğu doğrultusunda zorlamaktadır. Akdeniz’de kıyısı olan bütün Avrupa
ve Afrika ülkeleriyle beraber Türkiye’de bu yeni oluşumun kapsamı içerisine girmektedir.
Böylesine bir  projeden haberi olan
İstanbul  ve Ege Yahudilerinin bir
kısmının Akdeniz kıyılarına yerleşerek bu yeni oluşum içerisinde yer almağa
hazırlandıkları görülmektedir. İflasa sürüklenen  Yunanistan’ın adaları üzerinde yeni bir Ege
Cumhuriyeti oluşturulmak istenmektedir. Kıbrıslı Rumlar bu Ege adalarına göçe
zorlanmağa çalışılmaktadır.
 












































































































































İspanya, Fransa, ve İtalya üzerinden Yunanistan’a gelen
parçalanma sürecinin,  Türkiye’nin Ege ve
Akdeniz kıyılarını nasıl etkileyeceğinin şimdiden iyi hesaplanması
gerekmektedir . Türkiye’nin iç çekişmeleriyle gayrimüslimlerin ve Türk
kimliğini benimsemeyenlerin  Ege ve
Akdeniz kıyılarında toplanmağa çalışmaları , Türkiye Cumhuriyetinin  önce batı bölgelerinden bölünebileceği
gerçeğini öne çıkarmaktadır . Önümüzdeki dönemde , Türk devleti  doğu ve güneydoğu bölgeleri kadar batı
kıyılarından da bir bölünme riski ile, İsrail’in yeni Kudüs İmparatorluğu
projesi yüzünden Akdeniz Birliği üzerinden 
karşı karşıya kalacaktır .Yeni dönemde İsrail Orta Doğu’dan daha çok
,Akdeniz bölgesi üzerindeki etkinliğini artırarak  yol haritasına devam etmek isteyecektir .
Ulusal ve üniter Türkiye cumhuriyetini korumakla görevli, Türk devletinin ve
Türk ulusunun ilgili ve yetkili makamlarının bilgilerine saygı ile  sunulur . 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet