Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


İLETEN : ORAJ POYRAZ




İstanbul’da yine UH-1 tipi bir
helikopter düştü ve her zaman olduğu gibi Türkçe konuşabilen Anadolu ve Trakya
halklarına TSK yük geldi askerler ölecekse başka yerlerde ölsünler diyerek
bölgede bulunan helikopter birliği kent dışına sürüldü.


UH-1 tipi helikopterler
F-4’ler ve eski askeri araçlar söz konusu olunca hemen aklıma yaşamım boyunca
sahip olduğum eski arabalarla yaşadığım deneyimle ve bu deneyimler sonucunda
vardığım fikirler geldi.




Evet hayatım boyunca hep
ikinci el ya da çok eski arabalar kullandım. Ancak bundan on sene kadar önce
rekor kırdım. Arabam 17 yaşındaki bir Renault Flash. Tüplüydü. 2500 TL’ye
almıştım. O zaman galerideki en ucuz 2nçe al araba buydu. Daha ucuzu yoktu.
Arabayı alıp da şehre doğru giderken ilk arıza sinyalini verdi. Düz yolda
belirli bir yük yokken araba sık sık hararete giriyordu.




Büyük eksiklikleri vardı eski
diye benden önceki sahipleri bolca ihmal etmişler arızaları biriktirmişler
uyduruk çözümlerle sorunları geçiştirmiş ve biriktirmişler.




İşte bu araba bana arızanın
eskimenin yaşlanmanın felsefesini yaptırdı.




Bu günlerde ne zaman Friedrich
Nietzsche’enin şu meşhur sözü var ya “öldürmediyse güçlendirir” işte bunu her
duyduğumda öfkem tepe yapar. Evet büyük düşünürlerde yanlış yaparlar. Bu sefer
Nietzche gerçekten zırvalamış. Ben ise başka bir söz söyleyeyim hiç takla atan
arabayla atmamış olan bir olur mu? Ya da bir toplama kampından kurtarılmış kişi
ile el bebek gül bebek yaşamış olan bir olur mu?




Evet mekanik ısıl psikolojik
gerilimlere maruz kalan her şey araçlar binalar cihazlar hayvanlar insanlar
yıpranır eskir hırpalanır gevşer sarkar.




Ben bunu eski arabamda pek çok
şekilde yaşadım. Örneğin arabamın arabanın çeşitli yerlerinden tuhaf gıcırtılar
sesler gelirdi. Bu şu demektir arabanın bazı vidaları somunları gevşemiştir
hatta düşmüştür belirli parçaların menteşelerinde ek yerlerinde çatlaklar
olmuştur ve parça artık serbestçe hareket ediyor vibrasyon yapıyor ses üretiyor
demektir. Arabanızda bir yerlerden ses gelirse bilin ki bir süre sonra oralarda
bir şeyler düşecek sarkacak kopacak kırılacak demektir.




Peki malzemeler neden çatlar?




En önemlisi malzeme
yorgunluğuna maruz kalır. Bir arabayı galeriden alsanız doğruca garaja çekseniz
takozlar üzerinde saklasanız bile materyal yorgunluğu yaşar. Kaldı ki köy
yollarına sokarsanız kasislerden hoyratça geçirirseniz materyal yorgunluğu daha
da hızlı olur. İşte bu nedenle adamlar ilanlarda bayan doktordan lafını
kullanırlar ama dikkat kimse köy yollarında gezmiştir diye ilan vermez.




Dökülmüş olan bütün alaşımlar
karışımlar metaller hatta çimento bile ilk anda karmaşık bir kristal yapısına
sahiptir esasen metalleri dökümden ve şekillendirdikten sonra yapılan tavlama
işlemi de malzemenin kristal örüntüsünün belirli bir düzende olmaması
karmaşıklaşması içindir. Malzeme kızdırılır ve şok soğutma ile kristal yapısı
olabildiğince düzensiz şekilde katılaştırılır.




Ancak zamanla yük binen statik
gerilime maruz kalan malzemede gerilim hatları boyunca daha önce olabildiğince
düzensizleştirilmiş kristaller hizaya girer ve gerilim hatlarına uyumlu paralel
hatlarda yeniden düzenlenir. İşte bu hatlar aynı zamanda kırılma hatları
olacaktır.




Malzeme yorgunluğuna maruz
kalmış bir elemanı istediğiniz kadar boyayın cilalayın ısıtın soğutun artık o
zayıf dayanıksız bir elemandır. Ve onu tekrar gençleştirmenin tek yolu elemanı
eritip yeniden dökmek ve tavlamaktan ibarettir.




Eğer insan kemiğini
düşünürseniz hiçbir zaman sabit kalmadığını yaşam boyunca sürekli şekil
değiştirdiğini büyüdüğünü üstüne binen yüke göre yeniden şekillendiğini fark
edersiniz. Eğer insan kemikleri sabit bir döküm malzeme olsaydı en geç birkaç
ay içinde galeta gibi kırılganlaşırdı. Netekim kırıklarda kemikleri bağlamak
için kullanılan özel alaşım malzemeler vücutta kaldığı sürece yorulur ve
kırılganlaşır bu nedenle insan vücudundan çıkarılmış platinler(!) yeniden
kullanılamaz.


Malzeme yorgunluğu malzemenin
maruz kaldığı statik gerilimle orantılıdır. Misal günümüz inşaatlarında bir
beton kolonun birim alan başına taşıdığı yük X miktar olsun. Bu her geçen yıl
belirli bir yüzde azalır her depremde de ekstradan biraz azalma olur. Diyelim
ki ilk döküldüğünde 100 birim taşıma kapasitesi olsun ve her sene %3-5 dayanımı
azalsın ve bu beton kolonun kırılma eşiği de 50 olsun. Bundan sonrası kolay bir
hesaptır. Oturur hesaplarsınız şu kadar yıl sonra bu bina kırılma eşiğine kadar
varan bir malzeme yorgunluğu yaşar ve bundan sonra en küçük bir yük değişiminde
kırılma gerçekleşecek diyebilirsiniz.




İşte bu nedenle ülkemizde her
yıl şuralarda buralarda bazı binalar kendilerinden yıkılır. Bunlar hem malzeme
kalitesi ve miktarındaki eksiklikler nedeniyle dayanımlarının yetersiz
olmasıyla olur ama esas olarak geçen yıllar içerisinde dayanımlarının kırılma
eşiğini aşmasıyla olur.




Bir başka örnek verirsek
Amerikan arabaları çoğu zaman 2-2 5 ton çeker İngiliz ve Alman arabaları ise
çoğu zaman 1 5 -1 7 ton civarında çeker Japon arabaları ve bizim için üretilmiş
uyduruk arabalar ise çoğu zaman 0 9-1 ton civarında çeker.




Ancak bilmek gerekir ki bu
arabalar birbirine yakın segmentte olduğu halde neden ağırlıkları böyle
farklıdır? En önemli sebep Amerikalı mühendislerin tasarladıkları araçlarda saç
kalınlığını malzeme kalınlığını daha yüksek hesaplamalarıdır. Doğal olarak hemen
aynı boyutlarda Amerikan arabaları çok daha ağırdır. Bu ağırlığı taşımak için
daha yüksek beygir güçlü ve hacimli motorlar taşırlar bu motorları harekete
geçirmek için doğal olarak daha yüksek kapasiteli aküler taşırlar. Bu bir
zincirleme reaksiyondur. Herşeye karşın Amerikan arabaları antikalaşabilir
çünkü kalınlığına kıyasla malzemeler daha az yüke maruz kalır. Örneğin bir
Harley-Davidson antika olabilir bir BMW motor antika olabilir ama yüksek
performanslı bir Yamaha R1 asla antika olamaz. Çünkü olabildiğince hafif tutmak
için en az malzemeden en çok performans istenmiştir. Gofret kadar hafif bir
motor blokundan 16bin devre kadar çıkan ani ve patlayıcı devirlenmeler yüksek
basınç oranları istenir. Oysa eski bir Harley Davidson 1700 küsur hacimden en çok
2100 devir ve 80 küsur beygir üretir. Malzeme yorumlamaz ve yaşlanması hayli
geç olur.




Mimariden örnek verirsek
tarihe geçmesi istenen binalarda taşınması gereken statik gerileme kıyasla çok
daha fazla malzeme kullanılır. Arzu ederseniz tarihi camiler katedrallere bir
gidin o fil ayaklarının büyüklüğünü bir görün. Ayasofyanın da Sultan Ahmet’in
de taşıyıcı sistemi üzerindeki ağırlığa göre son derece fazla tutulmuştur.
Mimar bunu malzeme yorgunluğunun yüzyıllar içerisinde taşıma kapasinde
yaratacağı azalmayı karşılamak için böyle yapmıştır. Ancak modern tekniklerle
inşa edilmiş binaların hiçbirisinin ömrü yüz yılı aşamaz. Çünkü taşıyıcı
kolonlar en çok o kadar yıl dayanacak kadar kalın tutulmuştur.




Eski araçlarda cihazlarda bu
nedenle başlangıçta insan gücüyle kırılamaz derecede sağlam elemanlar eskiyince
galeta haline gelir.




İşte UH-1’lerde ve buna benzer
eski araçlarda yaşanan en büyük sorun budur. İstediğiniz kadar ömür uzatma
projeleri uygulayın cilalayın boyayın yeterli olmaz.




Uçaklar helikopterler gibi
araçların çok yoğun ilgi bakım tamir ve değişim gördüğünü biliyoruz. Ancak
gövde şasi asla değiştirilemez. Malzeme yorgunluğunun yarattığı en büyük
sorunlardan birisi mikroçatlaklardır. Böylesi araçlarda sonografik
röngenografik yöntemlerle çatlakları kaynak yerlerindeki gevşemeleri tespit
etmeye çalışırlar. Ama bütün bir gövdenin tam olarak takibi ve incelenmesi asla
mümkün olmaz.




İşte bu nedenle malzeme
yorgunluğunun artık takip tamir edilmesinin imkansız yararsız verimsiz hatta
rantabl olmadığı eski araçlar TSK’nın tabiri ile HEK’e ayrılır. HEK “hurda
eskimiş kullanılamaz” demektir.




Bir de vida somun ve
puntolarla yapılan bağlantılar vardır. Benim eski külüstük arabamda da zaman
zaman arabanın tabanında nereden düştüğü belli olmayan somunlar vidalar
görürdüm arayıp bulabilirsem yerine takardım. Baktım ki bu iş sıklaşmaya
başladı elimin altında uçları değiştirlebilen bir alyan yıldız düz tornavida
takımı bulundurmaya başladım. Her gün boş vakitlerimde görebildiğim her yerdeki
vidaları tek tek sıkıyordum. Ancak .bilmek gerekir ki en kötü arabada bile
binlerce vida somun var. Dahası aracın görünmez yerlerinde de pek çok sıkılmayı
bekleyen ama ulaşamadığım vida ve somun vardı.




Ve emin olun şu düşen külüstür
UH-1’e bakım yapan bir sürü teknisyen vardır ve onlar da ellerinde tornavida
setleri gördükleri her vidayı somunu sistematik olarak sıkıyordur ancak bilmek
gerek aracı tam olarak parçalamadan her vida ve somuna ulaşamazlar standart
protokol ise her vidanın sıkılmasını garantilemez.




Bir de vidaların ve somunların
yalama olmak gibi kötü bir huyu vardı. Onlar da yaşlanır ve bir de bakarsınız
ki diş tutmaz olmuş.




Kısacası artık aracın bakımı
bütünüyle bir vida somun sıkma tutup tutmadığını kontrol etme töreni haline
gelmiş.




İyi arabalarda vida ve somunların
gevşememesi için tırnaklı rondela koyarlar. Bu rondela vibrasyonla vidanın
somunun sıkılaşmasını sağlar gevşeyip düşmesini engeller. Misal BMV Mercedes
gibi araçlarda bunu esirgemezler ve bu nedenle bu arabalar çok uzun yıl yıllar
oralarından buralarından ses gelmeden bir yerleri düşmeden sarkmadan çalışır.
Ama bizim Koç Grubu arabalarda Renault ve Toyota Hundai gibi yerli montaj
arabalarda maalesef bu dünyanın en ucuz elamanından tasarruf ederler.




Araçların yaşlanmasında gözden
kaçan bir diğer faktör ise elektrik ve elektronikle ilgilidir.




Çoğu insan kabloların
üzerindeki plastik kaplamanın kabloyu aynı zamanda nemden koruduğunu zanneder
ancak nem difüzyonla kablo kaplamalarından yavaş yavaş da olsa geçer. Ve bir
süre sonra kablonun koruyucu tabakasını sıyırdığınızda bakır liflerin yemyeşil
olduğunu korozonla bakır lif kesitinin azaldığını görürsünüz. Bunun net iki
sonucu olur. İlk olarak kablonun iletkenliği azalır ve kablonun iç direnci
artar. Bu kablonun ısınmasına ve bir gün yüzey kaplamasını eriterek kısa devre
yapmasına sebep olur. İşte bu nedenle sürekli olarak eski ahşap evlerde kısa
devre yangınları çıkar.




İkinci olarak korozyona maruz
kalan kablolarda kırılmalar olur. Bu temassızlık arızalarına sebep olur. En
belalı arızalar temassızlık arızalarıdır.




Örneğin benim hurda arabamda
her gün bir elektrik devresi teması yitirirdi bazen de aldığımdan beri hiç
çalışmayan ve benim de umudu kestiğim bir eleman durup dururken çalışmaya
başlardı.




Hiç unutmam bir gün saç cam
kapanmaz oldu hemen sanayiye gittim ustayla artık akraba olmuşuz usta
elektrikçilerin o meşhur bir ucu ampullü kablolu kontrol kalemiyle kontrol
etti. Temassızlık yaratan kabloyu buldu yeni kablo çekti tamam hocam oldu dedi.




Sanayiiden çıkıyorum kasisten
geçtim araba şöyle bir sallandı merak ettim kontrol ettim aynı cam yine
çalışmıyor hemen geri döndüm yine aynı kasisten aynı şekilde sallanarak geçtim
ustaya vardım ustaya arızayı gösterceğim o ne ben şok cam çalışıyor.




Bir gün de aldığımdan bu yana
hiç çalışmayan arka cam sileceği kendiliğinden çalışmaya başladı ilgili
olabilecek bütün düğmelere bastım yok bir etkisi yok camı çizmesin diye
sileceği kaldırdım yine ustaya vardım. Usta da sileceği kontrol eden düğmeyi
bulamadı. Ancak sileceğin fişini çekerek durdurabildi.




Ben bu türden arızaları cin
girmesi olarak anlatıyorum. Eski Amerikan filmlerinde vardır böyle bir tip.
Şirin bir cindir özellikle de uçaklara musallat olur. Pilotun personelin haberi
olmadan küçük şirin sabotajlar yapar ama bunlar ölümcüldür elbette.




Genelde arızalar ya hep ya hiç
kuralına uyar. Yani arıza ya vardır ya yoktur. Ama temassızlık arızları böyle
değildir bir olur bir olmaz. Ne zaman olacağını bilmek imkansız gibidir. Küçük
bir sarsıntı vibrasyon pozisyon değişikliği arızayı ortaya çıkarabilir ya da
tam tersi düzeltebilir de.




Örneğin arabalarda omur ilik
gibi çok damarlı bir ana kablo vardır. Bu kablo akü alternatör ön gösterge
paneli kontroller farlar stoplar sinyaller ve lambalarını kabloların içeren tek
ve büyük bir kablodur. Normalde en kalın yerinde birkaç parmak kalınlığında
olur. Üreticiler yine tasarruf kaygısı ile bu kablo demeti içinde bulunan her
bir kabloyu olabildiğince az tutarlar. Ve neme bağlı korozyon işte bu kablo
demetinin can düşmanıdır. Eski araçlarda böylesi kablo demetlerinin korozyona
bağlı iç kırıkları temassızlıkları kullanıcıları servis elemanları bitirir
tüketir. Bu türden arızaları kalıcı olarak gidermenin tek yolu böylesi
kabloları aynısıyla ve yenisiyle değiştirmektir.




Malesef eski araçlar için
böylesi kritik parçaları ilerleyen yıllarda üretimden kalktığı için bulmak
bazen imkansız olur. Ve elektrikçiler her buldukları temassızlık arızası için
bu ana kablo demetini pas geçen yeni kablolar döşerler bir süre sonra araçta
içinden çıkılmaz bir kablo karmaşası oluşur.




Uçaklarda ve helikopterlerde
de durum aynıdır onlarda da kablo yükünü azaltmak için böyle demet kablolar
kullanılır. Ve aynı arızalar aynı cin girmesi olayları baş gösterir bir süre
için onlar da yeni ve eski kablo sistemini by-pass eden kablolar çekerler. Ama
sonunda iş içinde çıkılmaz olur.




İşte uçaklarda ve
helikopterlerde büyük update programlarında yapılan şey tam olarak budur. Araç
parçalanır bütün parçalar muayene edilir göya evsafı bozulmamış olanlar yeniden
kullanılır bazı parçalar yenilerin ve montaj yapılır.




Bir de pahallı oluşu nedeniyle
doğrudan hurdalıktan temin edilen askeri malzemeler vardır. Örneğin Amerika’da
hurdaya ayrılmış uçakların çekildiği bir çöl arazisi vardır. Yorulmuş yıpranmış
eprimiş de olsa üretimden kalkmış uçakların ihtiyacı olan yedek parçalar
buradan tedarik edilir. Kiii bu işlem bizde de yapılır. Elde kalan uçak ve
helikopterlerin bazıları yedek parça deposu olarak kullanılır. Ve gööeööya
bütün bu parçalar sonografik röntgenografik incelemeye tabii tutulur.




Aslında parça yıllanmıştır bu
bile tek başına kullanılmaz olması için yeterlidir ama devletlerin en bol
bulduğu sarf malzemesi insandır.




Bir de son elli yılda ortaya
çıkmış olan fiber optik aksam vardır. Fiber optik kablolar da eskir bu
kabloların optik özellikleri önemlidir kablonun iç yüzeyinde yansıtıcı yüzeyin
optik mükemmelliği de önemlidir. Termik ve oksidatif etkilerle bu kablolar da
bozulur. Malum plastiğin baş düşmanı ışıktır. Bu nedenle bu kablolar özellikle
ışıktan korunmaya çalışılır. Ama neylersiniz ki bu kabloların en önemli
özelliği de ışık taşımalarıdır. Bu nedenle bu kablolar zamanla opaklaşır
yansıtıcı yüzey kaplamaları da bozulur. Ve ilk imal edildiği zamanki
performansını kaybeder ve bir gün ilettiğinden çok tükettiği için artık
faydasız olur. Burada temel sorun diğer unsurlarla aynı eskiyen bir elemanın
tam da uçuş ya da çalışma sırasında su koyverme ihtimalinin tespit edilmesinin
imkansızlığıdır.




Ve bir de elektronik elemanlar
var. Transistörler kapasitörler ve benzeri bir sürü devre elemanı. İşte nem ve
ısı bu elemanların da can düşmanı. Bir entgere devreyi bir mikroişlemciyi bir
baskılı devreyi yıllarca kullanabilirsiniz ve hareketli


eleman olmadığından bahisle bu
unsurlara çok da güvenirsiniz oysa bunlar da eskir eprir yıpranı ve yaşlanır.
Isıl stres bu elemanların performansını düşürür iletkenliğini azaltır iç
direncini artırır daha çok ısınmasına sebep olur amaçlandığı işi yapmasına
engel olur.




Ve bir gün bu elemanlar durduk
yerde yanarlar kısa devre yaparlar sistemin tamamına etki eden ama bulunması
zor arızalar çıkarırlar.




Evet teknisyenlik mesleği bu
işler için icat edilmiştir ama çok eski bir sistemde bu arızalar ve bakım
ihtiyacı çok fazla artmıştır kontrol edilmesi gereken unsur ve elemanlar
sanıldığından çok fazladır.




Bir de optik aksam var bunlar
içinde prizma lens içeren dürbin mikroskop teleskop nişangah gibi aksamdır.
Bakın bu gerçekten de çok derin çok uzun bir konu ama gazı aldım bir kere onu
da anlatacağım.




Kuzey ve Güney Amerika’nın
yeni keşfedildiği yıllara geri dönelim İspanyollar ve Portekizli yağmacılar bu
topraklarda bir sürü zenginlik buluyor altınlar gümüşler ve akla gelen ve
gelmeyen her şey.




İşte bu akla gelemeyen her şey
içinde tuhaf şeyler de var. Mükemmel lensler.




Bu lensler o derece mükemmel
ki renk aberasoyonu odak aberasyonu yok. Avrupa’da o yıllara kadar görülmüş şey
değil. Bir düşünün Venediğin gümüş sır kaplı aynaları bile stratejik bilgi
sayılıyor bilgi sızdıranlara tek ceza var. İdam. Ama henüz kimse lenslerle
ilgilenmiyor bile.




İşte bu mükemmel lensler tıpkı
diğer hazineler gibi Avrupa’ya taşınıyor. Bunların değerini ve anlamını bilen
kimse olmadığından bu lensler müzeler konuyor.




Sonradan İspanya İç Savaşı
başlıyor. Yağma tecavüz ölüm kan dehşet gırla.




Ve devreye Alman’lar giriyor
Luftwaffe geliyor Condor tugayı falan. Ve bu lensler bir şekilde Almanya’ya
gidiyor.




Alman bilim adamları bu
lensleri inceliyor ve bunlarda tuhaf şekilde renk ve odak sapmasının olmadığını
belirliyorlar. Ve lensleri incelediklerinde yüzeylerinde pek çok katman halinde
mineral kaplamalar olduğunu fark ediyorlar.


Bu arada dünya yavaş yavaş
ikinci Dünya Savaşı ortamına giriyor.




İnka ve Mayalıların üretim
tekniğini de buluyorlar meğer lensler on yıllara varan sürelerle çeşitli
minerallerden zengin solüsyonlarda bekletiliyormuş. Almanlar yöntemi
hızlandırıyor. Ve savaş sırasında askeri nişangah dürbin periskop ve benzeri
araçların lens ve prizmalarını bu teknolojiye göre yapıyorlar.




Sonra Almanlar savaşı
kaybediyor optik fabrikalar Sovyetlerin eline geçiyor onlarda savaştan sonra
birden Laica diye bildiğimiz lens ve optik fabrikasını kuruyorlar.




Ve bildiğimiz dünyanın en
gelişmiş lenslerini hala daha bu fabrika üretiyor misal eğer çok pahallı
bilimsel ağır bir teleskop ya da benzeri bir malzeme için Amerikalılar Japonlar
lens ya da prizmaya gereksinim duyarlarsa bunun siparişini birkaç yıl önceden
işte bu fabrikaya veriyorlar.




Peki ben bunları nereden
biliyorum? Konu yine aynı eskime yaşlanma.




İhtisasım sırasında klinik
laboratuvarında çok eski tarihlerde alınmış pek çok mikroskobun artık yeteri
kadar iyi olmadıkları için terk edildiğini gördüm. Olympuslar ve daha neler
neler. . Ve bunları diriltmek ve kurtarmak için çaba harcamaya karar verdim.




Elimde yaklaşık olarak 15
kadar çok eski opkik aksı kirlenmiş mikroskop vardı. Hemen hepsi de aynı
markaydı bu nedenle bunlardan hiç değilse birkaç tane iyi mikroskop elde etmeyi
hayal ediyordum.




Bunun için bütün bu
mikroskopları kendimce bütün elemanlarına kadar parçaladım. Optik olmayan
malzemeyi çeşitli solventler ile yıkadım cillop gibi yaptım kuruttum ve
bunların çıplak elle dahi tutmadım.




Sonra sıra optik malzemeye
geldi onları da yıkadım cillop gibi yaptım. Üstün bir temizlik için asitler
alkoller içeren pek çok banyo yaptırdım.




Peki sonuç ne oldu?




Kocaman bir sıfır.




Çünkü optik aksam üzerinde
birikmiş tabakalanmış toz ve yağı arındırmak isterken kullandığım pek çok
solvent asit ve alkol solüsyonu lensler ve prizmalar üzerindeki mineral
kaplamayı çözdü ve yok etti.




Mikroskopları monte ettiğimde
okülerden gördüğüm adeta gökkuşağının bütün renklerinden oluşan gayet bulanık
bir görüntü idi. Bu görüntü asla odaklanmıyordu.




Açıkçası imalat sırasında çok
özel yöntemlerle yapılmış yüzey kaplamaları ortadan kalkınca lenslerin bütün
odak ve renk kusurları ortaya çıkmıştı.




Tercümesi optik aksama asla el
süremezsiniz yüzey kirliliklerini fiziksel olarak arındıramazsınız bunları
yeniden kazanmak neredeyse imkansızdır.




O halde askeri malzemelerde
bulunan optik aksamında belirli bir ömür vardır bu aksamı olabildiğince toz ve
yağlardan koruyabilirsiniz ama asla geri kazanamazsınız.




Bir de içinde sıvılar, yağlar,
sular içeren bölmeler, tüpler var. Benim külüstür arabam düzenli olarak motor
yağı sızdırırdı. Her gün sabah arabamın yağını, suyunu kontrol eder, ve bagajda
bulunan yağ ve suyla tamamlardım. Öyle ki, arabamı çektiğimde altında asfalta
birikmiş olan yağ birkaç yıl daha orada kaldı ve iz bıraktı.




Motor yağının, motor soğutma
suyunun dolandığı kanalcıklar, tüpler, valfler, filtreler var. Bunların ek
yerlerinde sayısız conta var. Buyrun size ek bir arıza kaynağı daha. Bunlar da
niteliğini yitiriyor, sızdırıyor, patlıyor. Eksiğini koymazsanız, motorun yatak
sarma, hararete düşmesi büyük ihtimal.




Bir de basınca maruz kalan ek
yerlerinde contalar var, bunlardan en önemlisi motor contası. Bunlar
yanabiliyor, kompresyon kaçırabiliyor ve daha neler neler.




Bunların tamamı da benim
külüstürde vardı. Motoru açmaya kalksanız, tekrar toparlamak istediğinizde bir
sürü yeni malzeme gerekirdir. Contalar, rondelalar, fitiller, tamponlar ve bunun
gibi.




İşte helikopter, uçak
dediğimizde karmaşayı ve malzemenin karşı karşıya kaldığı basınçları ve ısıyı
biraz daha artırın. Hidrolik boruları, yağın eritici etkisine maruz kalan
contalar, yağın hidrostatik basıncını sürekli olarak karşılayan bir sürü aksam.




Yine benim eski hurda arabama
geri dönelim. Arabamı bir gün dost bir tamirciye bıraktım. Arkadaş benim
gösterdiğim arızadan başka her yerine bakmış iyice incelemiş. Ve bana dedi ki
abi bu arabayı satalım. Neden abi bu arabanın arızaları artık baş olmaz bir
noktaya gelmiş dedi. Ben şoför kapısının kendi kendine sarkmasını ve kapanamaz
olmasını şikayet etmiştim. Öyle ki bazen ben kapıyı aşağıdan yukarı asılarak
tıpkı bir hamura şekil verir gibi kaldırabiliyordum. Tamirci arkadaş kapının
menteşelerini tam olarak çürümüş şekilde bulmuş sonra onun bağlandığı sol ön
direği de tamamıyla çürümüş bulmuş sonra şoför altındaki saçın sonra yolcu
altındaki saçın tamamıyla çürümüş olduğunu bulmuş. Gördünüz mü bakın işte bir
basit arıza ne kadar büyüdü. Bana bu iş için 1500 TL masraf olacak araba zaten
2500 TL.lik araba gel satalım diye neredeyse yalvardı adam.




Dedim ben bu arabayı satarsam
40-50 bine yeni araba alamam sen bunu yap dedim. Ve abi çok ısrar ettiyse de
benim kararlılığım karşısında bütün bu bulduğu kusurları giderdi ben de
parasını takdim ettim. Aradan bir süre geçti bu sefer de sağ ön cam
kapanmıyordu cam açık kaldı öylece. Yine aynı muhabbet yine usta bana yalvardı
abi satalım bu arabayı yardımcı da olurum diye ısrar etti. Ben yine kararlıyım.




Bu sefer ben de yanındayım
usta kapıyı sökmeye başladı camı kontrol eden motora ulaşacak önce kapı
kaplamasın söktü kapının içinde neredeyse bütün boşluğu dolduran bir toz ve
çamur yumağı cam motorunun fişi yanmış tamam arıza basit ama sökülen her şey
tamircinin elinde kalıyor camın fitili bütün contalar mekanik her kapı yeniden
toplanırken elimizde kalıyor gözlerimle görmesem inanmayacağım o derece. Ve
sonunda kapı toparlandı her şey çalışır durumda ama kapının içinde ne varsa her
şey yenilenmiş oldu.




Sonuç olarak bir iki ay sonra
ben iki yıl önce 2500 TL ye aldığım üzerine belki 5000TL masraf yaptığım
arabamı fukara bir polis memuruna 3750 TL’ye satmış oldum.




Kısacası eski kalp krizi
geçirmiş, by-passlı bir kişi olarak umutsuzca şunu belirteyim. Arızalar asla
münferit değildir, her zaman sistematiktir. Örnek bu sefer ben olayım, benim
tıkanan tek damarım asla koroner damarlarım değildir, bir süre sonra beyin,
böbrek ve daha başka kritik organlarımı besleyen damarların da aslında çoktaaan
tıkanmış olduğunu anca bunca zamandır belirti vermediğini bir gün acı bir
şekilde anlayacağımı biliyorum ve o günü bekliyorum.




Eskiyen bir uçak, bir
helikopterde asla yalnızca belirli bir sistem eskimez. Her şey eskir, ancak
eskiyen unsurlardan önce hangisinin ölümcül olacağını bilmek imkansızdır.




İşte helikopter uçak olunca
siz farklı zannetmeyin sistem aynı. Malzeme çatlaklar gevşeyen somun vida ve
puntolar termik stres ve oksidatif korozyona maruz kalmış iletkenler devre
elemanları optik özelliğini yitirmiş optik elemanlar….


Hep aynıdır. Bir gün gelir ya
düşer ya patlar ya çatlar ya da siz yeteri kadar akıllı ve basiret sahibi
iseniz HEK’e ayırırsınız.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış