GÜNDEM ANALİZİ & DEĞERLENDİRME & RÖPORTAJ (TÜRKÇE & İNGİLİZCE)

MÜYESSER YILDIZ : ‘‘Kin Kapısını’’ bilir misiniz ????


Müyesser Yıldız, Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu G4 Blok,
16 Ağustos 2020


24 Temmuz’daki 97. yıldönümünde adını bile
anmadıkları Lozan Antlaşması’nı Yunanistan’la gerilim artınca hatırladılar.


Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP’nin lideri
Devlet Bahçeli geçen Çarşamba yaptığı yazılı açıklamada, “Yunanistan Lozan Antlaşması’nı
çiğnemektedir. Yunanistan’ın Ege’de alçakça işgal ettiği adalardan,
adacıklardan ve kayalıklardan derhal çekilmesi, adaları silah ve askerden
arındırması, Akdeniz’deki tahriklerine son vermesi, çok tehlikeli kapışma ve
kutuplaşmaların önlenmesi açısından mecburiyettir.”
dedi.


Aynı gün Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami
Aksoy, Batı Trakya’daki Türk azınlığa ait ilkokulların sistematik bir şekilde
kapatılmasına ilişkin bir soruyu cevaplandırırken Yunanistan’ı Lozan Antlaşması
hükümleriyle bağdaşmayan bu politikaya son vermeye, okulları yeniden açmaya
davet etti. Aksoy, Atina yönetiminin bu politikası sonucu son 25 yılda Türk
azınlık ilkokulu sayısının 231’den 115’e indiğini de kaydetti.


Sadece okulların kapanması mı?..
Seçtikleri müftüleri tanımadı, hatta hapse attı… Vakıf mallarına el koydu… Mülk
edinmelerini engelledi… Hepsi bir yana, kendilerine “Türk” demelerini
yasakladı…


“Dışişleri Sözcüsü Aksoy’un milat aldığı
son 25 yılın 18 yılında Türkiye’de kim iktidardaydı ve en temel insan
haklarından mahrum bırakılan soydaşlarımızın bu çilelerini sona erdirmek için
ne yapıldı?” diye sorsam…


Onların sorunları artarak devam ederken;


“AB reformları” ve “Yunanistan’la iyi
ilişkiler” adı altında Vakıflar Yasası’nın değiştirilip ülkemizdeki azınlıklara
mülk iadesi yapıldığını, tüm kiliselerin vergilerimizle onarıldığını
hatırlatsam…


Fener Rum Patriği’nin “ekümenik” unvanını Lozan’a
aykırı olarak kullanmasına ses çıkarılmadığını, Rum nüfusu olmayan yerlere
metropolitler atanmasına seyirci kalındığını vurgulasam…


“Bizans veya Yunan ağzıyla konuşmak” ile
suçlanma ihtimali olduğundan uzatmayıp Batı Trakya ile ilgili son gelişmelere
geçeyim.


İlhak
mı dedin?


Yine Çarşamba günü iktidarın amiral
gazetesinden bir yazar, kelimesi kelimesine şunları yazdı:


Öyle
görülüyor ki, müzakereye yanaşmaması halinde kaybeden Yunanistan olacak. Olası
bir askeri krizde Midilli, Sakız ve Rodos hattındaki adalar ile Batı Trakya’nın
Türkiye tarafından ilhak süreci pek de sürpriz sayılmamalıdır.”


İşte bunu okuyunca, “Eyvah!..
Soydaşlarımız ateş hattına mı sokuluyor?” diyecektim.


Dememe kalmadı, hemen ertesi gün iktidarın
bir diğer gazetesi, Atina yönetiminin Batı Trakya’daki Türk azınlığı hedef
aldığını ve tahrik peşinde olduğunu belirtip, İskeçe dağlık bölgesi Gökçepınar
köyünde Yunan komando birliğinin ilk kez tam teçhizatlı eğitim yaptığını
duyurdu.


Haberde, Batı Trakya Türkleri Dayanışma
Derneği Başkanı Av. Necmettin Hüseyin’in şu sözlerine de yer verilmişti:


“Yunanistan, Türkiye ile yaşadığı en ufak
gerginlikte Batı Trakya Türklerini bir ödeme merkezi olarak görüyor, faturasını
bize kesiyor… Bize, ‘Türk değilsiniz’ diyen Yunanlılar, Ayasofya’nın açıldığı
günden bu yana, ‘Türkler buradan defolsun’ diyorlar.”


Bu haberden bir gün sonra da Erdoğan Cuma
Namazı sonrasında şöyle konuştu:


“Batı Trakya’da soydaşlarımızın
kabristanlarını silahla taradılar, ateş altına aldılar. Bunlar hiç olumlu
sinyaller değildir. Biz soydaşlarımızın dirisini de ölüsünü de yalnız
bırakmayız. Gereği neyse, vakti saati geldiğinde de gereğini yaparız. Bunu da
çok açık ve net söylemiş olayım.”


İstanbul’un
ortasında 199 yıldır kapalı bir kapı


Evet, Erdoğan’ın söylediği gibi Batı
Trakya ile ilgili sinyaller maalesef hiç olumlu değil.


“Keşke gazete manşetlerinden veya
köşelerinden, önünü arkasını düşünmeden kolayca ‘sefere’ çıkanları da bir
uyaran olsa” demekle yetinip, Yunanistan’la ilgili bir başka tarihi olayı
hatırlatayım.


Bilindiği gibi, Ayasofya’nın camiye
çevrilmesi konusunda Erdoğan sık sık “gençlik hayalimizdi” dedi ve bunu
gerçekleştirdiklerini ifade etti.


Erdoğan değil, ama bir başka AKP’linin de
bir gençlik hayali vardı; o hayal “Kin Kapısı”nın açılmasıydı.


“Kin Kapısı” ne mi? Bilmeyenler için
özetleyeyim.


Yunanistan Osmanlı’dan bağımsızlığını 1821
yılında başlatılan Mora İsyanı ile kazandı. Devlet aleyhine ayaklanan Rumlar,
binlerce Türk’ü katletti. Ayaklanmanın elebaşları kilise ve papazlardı.
Padişahın emriyle İstanbul’daki Fener Rum Patrikhanesi basıldığında, isyanın
burada tezgâhlandığını gösteren belgeler ele geçirildi. Bunun üzerine Patrik
Gregorius 2. Mahmud’un emriyle yargılandı ve vatana ihanetten Patrikhane’nin
ana girişi olan orta kapının önünde idam edildi.


İşte o günden bugüne tam 199 yıldır o kapı
kapalı. Görünürdeki gerekçe, Patrik Gregorius’un hemen kapının önüne gömüldüğü,
mezarının üzerinden geçilmemesi için kapalı tutulduğu…


Gerçekte ise “Türk büyüklerinden birisi
orada asılana veya İstanbul yeniden Rumların eline geçene kadar” kapının
açılmamasına yemin edildiği herkesin bildiği bir sır. “Kin Kapısı” denmesinin
sebebi de bu…


Kin
Kapısı
”nın AKP ile ilgisi mi?


Yıl 1994. Refah Partisi, Fener Rum
Patrikhanesi’nin bulunduğu Fatih’te Mehmet Ali Şahin’i Belediye Başkan Adayı
gösterdi. Seçim çalışmaları sırasında Şahin, “Benim
bölgemde Kin Kapısı olmaz, dostluk kapısı olur. Başkan olduğumda Orta Kapı’dan
gireceğim.”
vaadinde bulundu.


Şahin kazandı; ama seçimler iptal edildi.
Yenilenen seçimlerde başkanlık koltuğuna Sadettin Tantan oturdu.


Evet, Şahin Başkan olamayınca Orta Kapı’dan
giremedi, yani “Kin Kapısı”nı açamadı, ancak bilindiği gibi sonrasında AKP’de
yer aldı. Adalet Bakanlığı, Başbakan Yardımcılığı, TBMM Başkanlığı yaptı. Halen
de Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi.


Ez cümle; gidişat itibariyle Şahin’in 26
yıl önceki bu vaadini de hatırlayıp hayata geçirmek, dosta düşmana çok anlamlı
bir mesaj olmaz mı?


Sincan’dan
Silivri’deki Barış Pehlivan’a, Hülya Kılınç’a, Murat Ağırel’e ve açık
cezaevindeki tüm dostlara kucak dolusu sevgiler…