METİN ATAMER : İMTİYAZ

Osmanlı
Devleti’nin son döneminde Istanbul ve civarında bulunan kömür madenlerinin çok
önemi vardır. II Mahmut zamanında Ereğli’de Uzun Mehmet adında bir köylü 1829
tarihinde kömür mağdeni bulunmasına rağmen, bu mağden işletmeye 1841 yılına
kadar açılmamıştır. Sultan Abdülmecid zamanında İnglizlerle iş birliği
yapılarak işletmeye açılan bu ocaklar için kurulan Kumpanya’da paşalar kurumun hisselerini paylaşırlar. Daha
sonra Abdülmecid Han Kumpanya’nın
yarısının sahibi olduğu bilinmektedir. Osmanlı’da yabancı sermaye ile işletme
tesis olunması mümkün olmadığı için birçok İngiliz şirketleri yerli
yatırımcılar marifetiyle KömürKumpanya’larına
ortaklık tesis etmişlerdir. İngiliz donanmasına zaman içinde kömür verdiklerinden,
Osmanlı Devletinin gelir hanesine girdiği, fakat hangi değerden girdiği
bilinmemektedir. 

Değerli okul
arkadaşım  Günhan Danışman’ın  bu konuda çok değerli bir
araştırması vardır. İstanbul ve civarındaki kömür havzaları hakkında tarihsel
bilgileri yayınlaması, gerçeklere ışık tutmaktadır. Istanbul’un kuzeyinde
bulunan Kumköy ve Kilyos civarına yayılan arazide, derinliği 2 metreden
başlayan ve 8 – 10 metreye kadar inen açık işletme linyit kömür damarları, 1914
den başlayarak çeşitli dönemlerde özel şirketlere  mağden işletme
sözleşmeleri ile kullanım sağlanmıştır. Bu açık işletme kömür ocakları ile
Istanbul’un yakıt ihtiyacına cevap aranmıştır. Kilyos, Kumköy ve Yeniköy kömür
havzalarından elde edilen kömürün aşırı kül bırakması, %25 oranında nemi bulunması,
içeriğinde fazla kükürtlü olması , evlerde hatta merkezi ısıtma sistemi bulunan
kalorifer kazanlarında yandığı zaman, bol miktarda duman salması , rüzgar
olmadığı dönemlerde Istanbul şehri için hava kirliliğine sebep olduğu bir
gerçektir. 

1950 li
senelerde mevcut ormanlardan kesilen ağaçları yakıp ısınan
halk,  sebep oldukları orman katliamı tehlikesine, 1954 yılında
çıkarılan bir kararname ile halkın linyit kömürü kullanması teşvik edilmiştir.
Bu tarihi süreç içinde yörede 30 dan fazla kömür mağdeni işletme rushatı
verilmiştir. Böylelikle araziler kötebek tarlasını andıran bir görüntüye
bürünmesi gecikmemiştir. Hızla büyüyen Istanbul’un gecekondu bölgeleri, bununla
büyüyen ısınma ihtiyacı, Istanbul’un kuzeyinde bulunan kömür havzalarına değer
kazandırmaya başlamıştır.  

1973 yılında
yaşanan petrol krizinde Kumköy, Kilyos ve Ağaçlı yörelerinde bulunan kömür
üretimi, doğa yapısına bakılmaksızın artmaya devam etmiştir. İmtiyazlı Kömür
Mağdeni İşletme sahibi şirketler, bu yöredeki kömürü çıkartmaya belirli bir
süre için rushat aldıklarından, süre bitiminde araziyi nasıl bırakacakları da,
bu imtiyazda belirtilmiş olduğu bir gerçektir. 

Bu kömür
işletmeleri üzerinde bir çok doktora tezi hazırlanmış, Üniversiteler doğanın
nasıl tekrar geri kazanılması konusunda kurumlara rapor hazırlamışlardır.
İşletme sahipleri bozulan doğanın yeniden düzenlenmesi ve geliştirilmesi için
doğa onarım çalışmaları yapmayı, imtiyaz sözleşmeleri içinde teahhüt etmişler.
Mağden çıkarmak için açık işletme sürecinde oyulan arazileri tekrar kapatıp
ağaçlandırmayı teahhüt eden bu şirketler, araziyi yeniden düzenleme,
ağaçlandırma ve doğa onarımı maliyetlerini  kara kara düşünmeye
başlarlar.  Nereden baksanız onlarca  senelik
kömür  işletmesinin yarattığı doğa katliamı nasıl düzeltilir? Ayrıca
doğal gaz döşenen Istanbul’un artık kömüre ihtiyacı kalmadığıda bir acı gerçek.
Bu kömür ocaklarının bulunduğu araziyi kim, nasıl ve hangi parayla
düzeltecek? 

Mevcut kömür
işletme sahipleri bir kapının zilini çalarlar. Bir büyük proje planlanıp bu
arazinin üzerine konulursa, işletme sahipleri hiç bir bedel ödemeden bu
arazilerin geri kazanılması teahhütlerinden kurtulabilirler. Bu proje Istanbul
için bir üçüncü hava limanı projesinin bu arazi üzerine planlaması neden
olmasın, diye bir sözüm geldi söyledim hem nalına hem mıhına. 














Metin Atamer