Merve
KARACAER ULUSOY /// FED, Koronavirüs, Parasal Genişleme ve Politikalar


09 Nisan 2020


Küresel piyasalar bir durgunluğa doğru gidiyor ve
başta FED olmak üzere birçok banka bir yandan faizleri indirirken bir yandan da
parasal genişleme (QE) politikası uyguluyor ve FED bu durgunluğa aslında hiçbir
geleneksel araç kullanmadan giriyor.


Başta FED’in ve onu izleyen diğer merkez bankalarının
bu krizi çözmede neden yetersiz kaldıklarını anlayabilmek için hali hazırda
uygulanan ve aslında uygulanmasının daha doğru olacağı politikaları iyi
özümsemek gerekiyor. Bu noktada öncelikle para politikası ve maliye
politikasından bahsetmenin faydalı olacağını düşünüyorum.


Para ve Maliye Politikaları


Para politikası; ekonomik büyüme, istihdam artışı ve
fiyat istikrarı gibi hedeflere ulaşabilmek için paranın elde edilebilirliğini
ve maliyetini etkilemeye yönelik olarak alınan kararları ifade etmektedir.
Merkez Bankası, politika faizleri ve diğer para politikası araçlarını
kullanarak toplam talep ve enflasyon beklentilerini yönetir. (Kaynak: TCMB).
Merkez Bankası para politikası aracılığıyla piyasadaki faiz oranlarını
değiştirerek piyasa faizlerini etkiler (faiz politikası), Açık Piyasa İşlemleriyle
tahvil alım-satım yoluyla piyasadaki para miktarını (likidite) dengeler (APİ
politikası) ve bankaların topladıkları mevduatlar nedeniyle Merkez Bankasında
tutmak zorunda oldukları zorunlu karşılık oranını artırıp azaltarak piyasadaki
kredi miktarını belirler (karşılıklar politikası).


Maliye politikası ise; ekonomiyi soğutmak ya da
canlandırmak amacıyla vergilerin (vergi politikası) ya da kamu harcamalarının
(kamu harcama politikası) artırılıp azaltılmasını, piyasadaki likiditeyi
yönetmek amacıyla borçlanma politikasının belirlenmesini ve ekonominin
gidişatına yönelik uygulanacak olan teşvik ve dış ticaret politikalarını
kapsar.


Burada ayırt edilmesi gereken husus ise para
politikasını merkez bankası, maliye politikasını ise hükümet adına Maliye,
Hazine, Ekonomi veya Gümrük Bakanlığı gibi idareler yürütür. Para politikası,
uygulama esnasında herhangi bir yasa çıkartılmasına gerek olmadığı için maliye
politikasına kıyasla çok daha hızlı bir şekilde hayata geçirilebilir, daha
esnektir ve etkisi çok daha çabuk hissedilir.


Parasal Genişleme


2008 yılında ortaya çıkan küresel finansal krizi
yukarıdaki avantajları nedeniyle para politikasını öne çıkartırken buna ek
olarak parasal genişleme, diğer adıyla niceliksel genişleme, (Quantitative
Easing) modeli uygulanmasına geçildi. Parasal genişleme ekonomiyi para
politikası araçlarıyla canlandırmada yetersiz kalındığında devreye sokulan bir
araçtır. Merkez bankaları, bankaların ve diğer kurumların ellerinde bulunan
tahvil, bono, varlığa dayalı menkul kıymet gibi finansal varlıkları satın alır
ve karşılığında para verir. Bu sayede piyasada karşılığı belli olan yeni bir
likidite imkânı oluşur. Enflasyon yaratan para basma aracından farkı ise
limitinin ve karşılığının olmasıdır. Asalında bir nevi açık piyasa işlemidir.


İsveç ve Finlandiya merkez bankalarının İskandinav
bankacılık krizine tepki olarak parasal genişleme yaptıkları 1990 yılından bu
yana diğer merkez bankaları mali kurumlardan aralıklı olarak varlık satın
alırlar. 2000 yılında Japonya Bankası varlık alımları yapan ilk büyük ekonomi
merkez bankasıdır. Dört büyükler olarak bilinen FED, İngiltere, Avrupa ve
Japonya Merkez Bankaları ise 2008 yılındaki krizle birlikte bu yola
başvurmuştur. Krizle birlikte FED tahvil/bono satın alarak bankalara likidite
sunarken aynı zamanda faizleri sıfıra düşürerek kredi hacmini artırmaya ve
hanehalkını tasarruftan caydırmaya çalışmıştır. FED’in parasal genişleme
politikasındaki ilk turu (QE1) başkan Ben Bernanke yönetiminde Aralık 2008’de
başlamış ve Aralık 2014’te varlık alımlarını askıya alana kadar iki tur (QE2 ve
QE3) daha izlemiştir. QE1 kapsamında FED sıfır faiz ortamında toplamda 800
milyar USD değerinde finansal ürün alımı yapsa da program talebi canlandırmada
yetersiz kalmıştır. Kasım 2010’da QE2 programında aynı yolu izleyerek 600
milyar USD alım yaparken Eylül 2012’de QE3 kapsamında aylık 85 milyar USD alımı
gerçekleştirdi. QE3’te diğerlerinden farklı olarak FED, faizleri 2015 yılına
kadar sıfır oranında tutmaya devam edeceğini ve parasal genişleme programının
istihdam piyasasındaki toparlanamaya bağlı olarak sürdürüleceğini duyurdu. 2013
Ocak ayında ise QE4 devreye sokuldu ve yine aylık 85 milyar USD alımı
gerçekleştirildi. Ancak burada iki koşul sundu, birincisi işsizlik oranının
%6,5’un altına düşmesi, ikincisi ise enflasyonun %2,5’un üzerine çıkması.
Bunlardan herhangi biri gerçekleştiği takdirde FED parasal genişlemeyi
durduracağını açıkladı ve nitekim işsizlik hedefi tutunca Ekim 2014’de QE4
uygulaması rafa kaldırıldı.


FED bu programlar kapsamında büyümeyi canlandırdı,
işsizliği azalttı; ancak en büyük korkusu olan enflasyon hedefini tutturamadı
ve deflasyon riski ile karşı karşıya kaldı. Bizim gibi ülkeler için yüksek
enflasyon ne kadar korkutucu ise ABD için de deflasyon bir o kadar
korkutucudur. Öte yandan tahvil alımlarıyla birlikte bilançosu kriz öncesi
döneme göre 5 kat büyüdü ve faizlerin düşük tutulmasıyla birlikte, buna Euro
Bölgesi de dahil, tasarruf sahipleri birikimlerini daha yüksek faiz sunan
gelişmekte olan ülkelere kaydırdılar.


Günümüz


Günümüze gelecek olursak politika faiz oranını sıfıra
indirmenin yanı sıra FED, başlangıçta 700 milyar USD değerinde, sonrasında ise
sınırsız tutarda Hazine ve ipoteğe dayalı menkul kıymet satın alacağını duyurdu
ve bunu iki amaç için yapıyor:


1) finansal sistemdeki likiditeyi artırmak;


2) para arzını genişleterek toplam talebi
arttırmak.


Geleneksel olarak, yukarıda daha detaylandırıldığı
üzere merkez bankaları politika faiz oranını belirleyerek para politikası
uygulamaktadır. Diğer bir ifadeyle merkez bankaları, geleneksel para politikası
aracı olan politika faizi oranını kullanarak temel amacı olan fiyat istikrarını
sağlamaya çalışıyorlar, yani faiz oranını değiştirerek ekonomiye müdahale
ediyorlar.  ABD’de buna Federal fon oranı denir. Oranları düşürerek FED
borçlanmayı teşvik eder ve bu da para arzını arttırır. Ekonomide daha fazla
para olduğunda, tüketiciler teorik olarak daha fazla harcayacak ve işletmeler
daha düşük bir maliyetle yatırım yapabileceklerdir. Diğer taraftan, FED, para
arzı çok büyüdüğünde enflasyon riskini azaltmak için oranları artırmaktadır.


Ancak politika faiz oranı “sıfır alt sınırı”na
ulaştığında, FED ekonomiyi geleneksel yöntemlerle canlandıramaz. 2008 yılında
olan budur. 2008 krizi sonrasında işsizlik artmış, enflasyon düşmüş ve
geleneksel politikalar işe yaramamıştır. Bunun ardından krizle mücadelede
gelişmiş ülke merkez bankaları geleneksel para politikasından vazgeçerek,
ekonomiye daha fazla ve birçok yönden müdahalede bulundukları geleneksel
olmayan para politikası uygulamalarına başvurmuşlardır ve bugün aynı yönteme
tekrar başvurmaktadırlar.


Geleneksel Olmayan Para Politikası Araçlarının Rolü


Faiz oranı sıfır alt sınırına ulaştığında, merkez
bankalarının durgunluk riskini azaltmak için geleneksel olmayan parasal
araçlara dönmesi gerekir. Geleneksel olmayan para politikası, politika faiz
oranını değiştirmekten başka araçlar kullanıldığında ortaya çıkar. Bunları şu
şekilde sıralayabiliriz:


  • parasal genişleme
  • ileriye yönelik rehberlik (gelecekteki faiz oranı değişikliklerini
    tahmin etme)
  • negatif faiz oranlar ve
  • helikopter parası (QE’ye alternatif olarak doğrudan tüketicilere para
    transferi) içerir.


Bugün gelinen noktada görülmektedir ki FED geleneksel
olmayan araçlarını parasal genişleme yolu ile sınırlıyor. Euro Bölgesi’nde ise
parasal genişlemeye ek olarak negatif faiz uygulamasını görmekteyiz.


FED, bankalardan varlık satın alarak finansal menkul
kıymetlerin aksine bankaların nakit varlıklarını artırır. Bu, dolaşımdaki toplam
para birimini ve kredinin kullanılabilirliğini arttırır ve bu da toplam talebi
canlandırır. 2008’den önce, para tabanı (dolaşımdaki para ve merkez bankasında
tutulan mevduatlar) nispeten istikrarlı, sabit bir oranda genişledi. Ancak QE
para tabanını daha önce görülmemiş bir oranda artırdı.


Parasal genişlemenin bir sonucu olarak, enflasyondaki
beklentiler, gerçek enflasyondaki hızlı düşüşe rağmen, kriz boyunca yüzde 2’nin
üzerinde kalmıştır. Tüketiciler düşük enflasyon (ya da daha kötüsü, deflasyon)
beklerse, tüketim yerine tasarruflarını artıracaklardır. Düşük enflasyon
beklentileri, fiyatların düşeceği inancıyla tüketici harcamalarını sınırlayan,
böylece fiyatların düşmesine ve durgunluğun artmasına neden olan kendi kendini
gerçekleştiren bir kehaneti teşvik edebilir. Dolayısıyla varlık alımları bugün
sadece para arzını arttırmakla kalmıyor, aynı zamanda tüketicilerin enflasyon
beklentilerini yükselterek harcama istekliliğini de artırıyor. Bütün bunlar
ekonomi için bir sarsıntı anlamına geliyor. Çünkü bugün uygulanan bu politika
2008 yılında ABD ekonomisinin toparlanmasına büyük katkıda bulunduysa da
günümüzde sınırsız para basılması aşırı enflasyonu tetikleyebilir.


Öte yandan varlık alım programı aslında mücadele
halinde olan tüketiciler açısından bankaları etkin bir şekilde sübvanse ediyor.
Bankalar böyle bir ortamda ihtiyaç duyduğu paraya erişerek varlık alımından
kendine fayda sağlamış oluyor. Diğer taraftan da aslında tüketicilere kredi
sağlamanın en iyi yolu finansal sistem. Örneğin ipoteğe dayalı menkul kıymet
alımları tüketici maliyetlerini doğrudan düşürmüştür.


Şu anda geleceğe dair tahminlerde bulunmak zor olsa da
bilinen kısım şudur ki, son on yıldır sıfıra yakın faiz oranlarından sonra FED
kendisini bekleyen bu durgunluğa elinde hiçbir geleneksel araç yokken
yakalanmıştır.


Peki, FED ne yapıyor ya da neyi yapmıyor?


FED, 2008 yılındaki krizle mücadelesinde aslında pasif
kalmıştı. Daha fazla niceliksel genişleme yapabilir, bankaların fazla
rezervlerine faiz ödemesi yapmayı durdurabilir, bir süre için %2’ninüzerinde
enflasyonu tolere edeceğini söyleyebilir ya da enflasyon hedefi %2’ye
ulaşılıncaya kadar faiz oranlarını yükseltmeyeceğini taahhüt edebilirdi. FED’in
yaptığı ise enflasyon hedefini tutturmamasına rağmen 2018 yılına kadar faiz
oranlarını artırmak oldu.


Bugün ise FED COVID-19 ile mücadele kapsamında geçmişe
kıyasla çok daha çeşitli hamlelerde bulundu. Faiz oranlarını sıfıra indirdi,
parasal genişleme ile piyasayı desteklerden program kapsamında alım yaptığı
varlık sınıfını da genişletti, yeni kredi imkanları sundu ancak yine de talebi
ve enflasyonu yukarı yönde canlandırmada yeterli olmadı.


FED’in şu ana kadar yapmadığı şey ise %2 olan
enflasyon hedefini değiştirmek. Özellikle şu günlerde parasal genişlemeyi
artırmak ya da faiz oranlarını düşürmeye kıyasla bu tür bir politika
değişikliği ekonomik aktiviteye daha yardımcı olabilir.


Konunun daha iyi anlaşılması için bu noktada beklenen
enflasyonun öneminden bahsetmek faydalı olacaktır.


Enflasyon hedeflemesinin önemi


Enflasyon hedeflemesi, bir merkez bankasının orta
vadeli enflasyon için açık bir hedef izlediği ve bu enflasyon hedefini kamuya
açıkladığı bir para politikasıdır. Gerçekleşen ve beklenen enflasyon arasındaki
herhangi bir farklılık, borçludan borç verene veya borç verenden borçluya kaynak
dağılımına yol açar.Enflasyon beklenenden yüksek olduğunda, borç alan daha
avantajlı iken borç veren daha kötü durumdadır. Enflasyon beklenenden düşük
olduğunda ise borç veren avantajlı konuma geçer. Enflasyon hedeflemesi yoluyla
bir merkez bankası, fiyatların yükselmeye devam edeceği sinyalini verir ve
gelecekte daha pahalıya mal olmadan önce tüketicinin bugün bir şeyler satın
almasını sağlayarak ekonomiyi teşvik eder. Yatırımlar açısından da bugün ucuza
alıp gelecekte daha pahalıya satacağı algısını verir. Aksi takdirde,
tüketiciler fiyatların gelecekte düşeceği beklentisine kapılırsa satın alma
tercihlerini ertelerler ve talep canlanmaz. Dolayısıyla sağlıklı bir ekonomide
düşük ve yönetilebilir bir enflasyon oranı deflasyona tercih edilir. 2008 yılındaki
krizde konut fiyatlarının aşağı yönlü gidişiyle tüketiciler para kaybedecekleri
korkusuyla yeni ev almak istemediler, onun yerine ev kiraladılar. Keza
yatırımcılar da fiyatlar yükselme eğilimine yönelene kadar ev almaktan
kaçındılar.


İşte bu noktada enflasyon hedeflemesinin önemi ortaya
çıkmaktadır, çünkü enflasyon beklentisini yönetmek enflasyonun kendisini
kontrol etmede kritik bir öneme sahiptir. Örneğin FED’in %2 olan enflasyon
beklentisi, yatırımcılara enflasyon hedefine ulaşılıncaya kadar bankanın
genişleyici para politikasına devam edeceği sinyalini verir.


FED ne yapmalı?


Bugün küresel piyasaların karşı karşıya olduğu talep
şokunun arz şokunun önüne geçtiği bir ortamda FED enflasyon hedefini “belirli
bir aralık” olarak belirleyerek gelecekte fiyatların artacağı beklentisi ile
bugünkü talebi canlandırılabilir. Örneğin %2-%3. “Ayarlanabilir enflasyon
aralığı” daha fazla esneklik sağlayabilir. Böylelikle FED daha az çaba sarf
eder, bir şeyler almak yerine bir şey söylemiş olur ve aşamalı bir değişim
yerine ani bir değişime gider. Diğer bir ifadeyle faiz oranlarının düşürülüp
varlık alımıyla likiditeyi artırmanın tüketiciye yansımaları zaman alırken
enflasyon hedefinin ılımlı bir miktarla yukarı revize edilmesi beklentilere
daha çabuk yansıyabilir. Hedefin bir miktar yukarı revize edilmesi aynı zamanda
reel faiz oranlarını (nominal faizden beklenen enflasyonun çıkartılması)
düşüreceği için ekonomiye ihtiyacı olan canlılığı bir miktar kazandırabilir. Bu
yöntem özellikle faizlerin sıfır olduğu bir dönemde iyi çalışabilir, çünkü
mevduat sahipleri de sıfır ya da negatif faiz ortamında tasarruftan
kaçınacaklardır. FED, sıfır faiz oranı ortamında uzun bir süre faiz oranlarını
düşük tutacağını ve hedefin üzerinde enflasyonun destekleyeceğini taahhüt
ederse piyasaları hareketlendirebilir.


Bir diğer öneli nokta da COVID-19 ilk yayılmaya
başladığında ekonomideki etkisi arz şoku olarak karşımıza çıktı ve üretimdeki
bu aksamanın ekonomik etkilerinin 1970’lerdeki petrol ambargosuna benzemesi
olası gözüküyor ve bu hasarı atlatmada FED güçsüz kalıyor. Neden? Çünkü; FED
genellikle durgunlukla mücadelede ekonominin “talep” tarafında hareket eder.
Örneğin, faiz oranlarını azaltarak daha fazla insanın ev satın almasını
sağlayabilir ve böylece para harcama istekliliğinin artması ekonomik aktiviteyi
canlandırır. Ancak merkez bankaları verimliliği artırmak için doğrudan hiçbir
şey yapamazlar. Yani, FED tedarik zincirlerini onaramaz veya bir virüsün yayılmasını
durduramaz. Dolayısıyla FED’in bugün güçsüz kalmasına neden olan etkenlerden
birisi faizlerin zaten oldukça düşük olması nedeniyle FED’in hamle alanın çok
dar olması.  İkinci olarak da normal şartlar ekonomi arz şoku ile karşı
karşıya kaldığında enflasyonun artması gerekir, petrol krizini hatırlayacak
olursak fiyatlar 3 dolardan 12 dolara fırlamıştır. Ancak bugün tam tersi
oluyor.


Enflasyona endeksli tahviller ile enflasyona endeksli
olmayan tahviller arasındaki getiri farkı, piyasa enflasyon beklentilerini
kabaca ölçüyor. Koronavirüsle birlikte beklentiler değişti. Buna göre,
önümüzdeki beş ve on yıl içinde beklenen enflasyon ortalamanın altına düşmeye
başladı. Kilit öneme sahip emtia fiyatları da aynı duruma işaret ediyor. Öte
yandan, vadeli işlem piyasalarında beklenen federal fon oranları da 2023 yılına
kadar düştü. Dolayısıyla beklenen enflasyonda uzun süreli bir düşüş ortaya
çıkıyor. Piyasada likidite ne kadar artarsa artsın üretim ve tüketim artmıyor,
dolayısıyla da ekonomi canlanmıyor.  Üstelik talep, arzdan daha hızlı
azalıyor, bu da fiyatları aşağı çekiyor.


Sonuç


Piyasalar geleceği göremez, ancak üzerinde duran
güncel bilgileri işlemede oldukça iyidir. Önümüzdeki süreç dünya ekonomisinde
uzun sürecek düşük büyüme dönemine işaret ediyor ve bu düşük büyüme sürekli arz
kesintilerinden ziyade daha çok yatırım yapma ve tüketim isteksizliğiyle yani
“talep tarafı” ile ilişkili olacak gibi duruyor. Dolayısıyla FED’in
yapabileceği şey bu krizin parasal sisteme bulaşmasını engellemektir. Ötesi
değildir.







Kaynakça


LİNK : https://www.brookings.edu/research/alternatives-to-the-feds-2-percent-inflation-target/


LİNK : https://www.nationalreview.com/2020/03/coronavirus-federal-reserve-quantitative-easing-stimulate-economy/


LİNK : http://www.mahfiegilmez.com/2012/08/para-politikas-nicin-maliye-politikasna.html


LİNK : http://www.mahfiegilmez.com/2015/09/parasal-genisleme-uygulamalar.html


LİNK : https://www.nationalreview.com/magazine/2020/04/20/the-fed-and-the-virus/#slide-1


LİNK : https://www.tcmb.gov.tr/wps/wcm/connect/TR/TCMB+TR/Main+Menu/Temel+Faaliyetler/Para+Politikasi


LİNK : https://www.thebalance.com/inflation-targeting-definition-how-it-works-3305854

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet