SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

GÜNDEM ANALİZİ & DEĞERLENDİRME & RÖPORTAJ (TÜRKÇE & İNGİLİZCE)

GÜNDEM ANALİZİ /// Lütfü Şehsuvaroğlu : Karantina günlüğü

GÜNDEM ANALİZİ & DEĞERLENDİRME & RÖPORTAJ (TÜRKÇE & İNGİLİZCE)
Bu haber 28 Mart 2020 - 0:00 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş


Lütfü Şehsuvaroğlu
: Karantina günlüğü


28 Mart 2020


Yine ‘hafv’ ile ‘recâ’ arasında yaşamanın fazileti,
çok önem atfettiklerimizin pek de o kadar kıymetli olmadığını gösterdi tekrar
tekrar…


Bir yeise kapılıyor, bir ümitvar oluyoruz. Hem de öyle
“desinler” cinsinden değil bu kez; canyakan biçimde…


Giovanni Boccaccio, dünya hikâyeciliğinde bir ilk. Bu
İtalyan Fransız karması yazar, Decameron Hikâyeleri’ni yazdığında Avrupa başta
olmak üzere dünya büyük bir salgınla karşı karşıya idi. Veba insanlığı kasıp
kavurmuş, o zaman da özellikle İtalya’da yüz binler, terk-i dünya eylemişti.


Ölüm aslında bir kurtuluştu. İnsanlar birbirlerine
güvenmiyorlar; evlat, anadan babadan kaçıyordu. Yaşlılar, kimsesizler terk
edilmiş, konu komşu birbirinden kaçar olmuştu. Hürmet, merhamet, sadakat,
fedakârlık, vefakârlık, kanaatkârlık, ahlâk, diğergâmlık yerlerde sürünüyor;
hilekârlık, rüşvet, kötü yönetim, adam kayırma, tamahkârlık, zenginlik
soytarılığı, kilise yobazlığı ve baskısı her geçen gün artıyor, insanlık çok
ama çok kötü bir sınav veriyordu.


Halk, maske, eldiven, hijyen, ayakta kalma, evden
çıkamama, ölümü burnunda, ellerinde, ağzında, gözlerinde hissederken emlak
pazarlamak için yeni görseller hazırlamak gibi…

Bir yanda kilise, bir yanda iktidar sahiplerinin, baronların, kontların,
papazların, rahiplerin, kralların haddaşinaslıkları sınır tanımıyor, saray
üstüne saraylar inşa edilirken, ülkeler istila etmek üzere olan ordulara
köprüler üstüne köprüler yapılırken, ruhban sınıfı aristokratlarla birlikte
halkı eziyordu.


Giovanni Boccaccio işte bu düzen içinde yaşayan bir
kalemdi. O, halk vebadan kaçarken ve veba tehlikesi ruhban sınıfı ile
aristokratları da içine almaya başlayınca on kişiyi toplumdan tecrit edip
onlara on gün içinde hikâyeler anlattırmaya başladı.


14. Asır’da veba ve savaşlar tıpkı şimdiki gibi ‘korku
ve içgüdü’ asrını meydana çıkarmıştı. Şimdi de en az 14 gün olmak üzere
karantina altına giriyoruz.


Bu on dört gün içinde insanlar, aile içinde kitap
okuyabilir ve kendi hikâyelerini birbirlerine anlatabilirler.

Savrulan aile, dejenere olmuş toplum, birbirinden habersiz ebeveyn ve çocuklar
aslında bu günleri cemiyetin asıl nüvesi olan ‘aile’yi yeniden inşa etmek üzere
müspet faaliyetler halkasına dönüştürebilirler. Her gün yeni bir hikâye meydana
çıkarır ailenin her ferdi ve her gün yeniden kötülük, korku, vehim, telaş,
paranoya yerine güven tazelemeye bir yeni fırsat yaratabiliriz. Çünkü her zorluğun
ardından bir kolaylık mutlaka vardır.


Dünyanın hızla artan nüfusunu doyurmak için
uluslarüstü şirketler, gıda üzerine terör estirmeye, gdo’larla yeni beslenme
profilleri hazırlamaya başlamış, çevreyi ve kent hayatını bozan sayısız
iştihalara kapı aralamıştı. Özellikle sağlıkta ilaç sanayi gerek insan, gerek
hayvan ve gerekse bitki genetiği ile oynayan sayısız denemelere giriştiler.
Doğal hayatı mahveden hırs, bundan sonraki çağların bir anda bütün metropolleri
kırıp geçirebilen virüslerle anılacağının işaretlerini veriyor.


Çeyrek asır önce, Eve Dönüş Stratejisi diye bir proje
hazırlamış ve çağı kurtarmaya birlikte adandığımı düşündüğüm Muhsin
Yazıcıoğlu’na vermiştim.*

Eve dönüş stratejisi şimdi ne kadar hayatî ve ivedi olduğunu hatırlattı.


Geç kalışın ağır hükmü altındayız bütün dünya olarak.
Evrensel olmayan hiçbir fikir ve programın artık bir öneminin olmadığını
anlamak durumundayız.

14 günü 21 gün yapalım ve üçer hafta evden çıkmayalım.


Evimizi yeniden düşünelim. Evimizi doğal olarak,
şehrimizi; yok metropol, yok megapol olmaması gereken şehrimizi… Şehir
hastanelerimizi bir de… Ne kadar büyük olursa o kadar virüsün kolay yayılacağı
yerleri değil de; ‘Küçük Güzeldir’ felsefesini kendi dinamiğimizden ve ‘ruh
kökü’müzden yeniden tartışabilmeyi başarabilmemiz lâzım. Ne lâzımı, artık şart!

Yahya Kemal’in Eve Dönen Adam olarak portresini tartışalım. Belki giden Sessiz
Gemi’leri yeniden hatırlarız. Ve bizden neler götürdüklerini…


*)Bir 25 Mart günü sonsuzluğa uğurladığımız şehidimize
bu 25 Mart’ta da 21 gün dünyada kalmasına rağmen bir gün yüzü görmeyen torunum
Demir’i uğurladık.


Lütfü Şehsuvaroğlu

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER