İBRAHİM VARLI







Körfez Arap monarşileriyle yeni Osmanlıcıların da aralarında olduğu ‘şer
ittifakı’nın Suriye’ye rejim ihraç etme stratejisinin kilit noktasıydı Halep.
Libya’da Bingazi’nin oynadığı rolün bir benzeri biçilmişti Halep’e. Dışarıdan
desteklenen radikal İslamcılar kenti ele geçirecek, burayı üs haline
dönüştürerek adım adım Şam’a ilerleyip rejimi düşüreceklerdi.


Bu
amaçla dünyanın dört bir tarafından radikal İslamcı militan ülkenin ticaret ve
sanayi merkezi olan kadim kente dolduruldu. Körfez ülkelerinin sponsorluğunda
cihatçılara Türkiye üzerinden her türlü maddi ve lojistik destek sağlandı.
Cihatçılar kısa sürede kentin doğusunu ele geçirdi. Kadim kent cihatçılar,
Kürtler ve ordu birlikleri arsında üçe bölündü.


Suriye’yi
ve de Ortadoğu’yu mezhep gözlükleriyle okuyanlara göre bir “Sünni kenti” olan
Halep kısa sürede düşmeliydi. Öyle ya bir “azınlık diktatörlüğü” ezilen çoğunluğun
isyanı karşısında nasıl barınabilirdi ki? Ancak istenilen olmadı. Halepliler
“muhaliflerin” yerine rejimin etrafında kümelendi. Ve yıllar süren kuşatmaya
rağmen Halep düşmedi.







İkinci dünya savaşını aratmayacak yıkıma sahne olan kent, geçen hafta Rusya,
İran ve Hizbullah desteğiyle Suriye ordusu tarafından cihatçılardan kurtarıldı.
Kentin “düşmesiyle” iç savaşta önemli bir eşik de aşıldı. Askeri, stratejik ve
moral üstünlük Şam yönetiminin eline geçmiş oldu.


Halep’in
alınmasıyla yeni Osmanlıcı hayaller hepten suya gömüldü. ‘Üç günde Şam’da namaz
kılma’ planlarından cihatçı transferi için arabuluculuğa soyunmaya varan bir
noktaya gelindi. Düne kadar düşman olarak kodlanan Rusya’nın kapıları aşınmaya
başlandı.


Ne
var ki Halep’in kurtarılmasıyla savaş bitmedi. Esad da, Kerry de, “Halep büyük
bir zafer, ama bu savaşın sonu olacağı anlamına gelmiyor” ifadeleriyle bu
duruma dikkat çekti çoktan!


•••


Halep
“kurtarıldı” ancak Halep ateşinin en çok yakacağı ülkelerin başında Türkiye
var. Kentin doğusundan çıkarılan cihatçılar yeşil otobüslerle günlerce İdlib’e
taşındı. Binlerce radikal İslamcı militanın kente yerleştirilmesiyle Türkiye
sınırı adeta bir ateş topuna dönüştürüldü.


Hatay
sınırındaki İdlib uzun bir süredir çok sayıda radikal İslamcı grubun bir araya
gelerek kurduğu çatı örgütü Fetih Ordusu’nun kontrolünde. İslami Emirlikle
yönetiliyor. Şeriat hükümlerinin geçerli olduğu Emirlik, IŞİD’in Rakka’daki
İslam Devleti’nin bir başka versiyonu.


İdlib’e
dolaşan ve Körfez Arap ülkeleriyle Ankara tarafından silahlandırılan cihatçılar
sadece Halep için değil güney batıda Akdeniz kenarında bulunan rejimin kalesi
konumundaki Lazkiye ve sınırın bu yakasındaki Hatay için de ciddi bir tehdit
unsuru.


İdlib’e
doldurulan grupların kendi emirliklerini kalıcı hale getirmelerine müsaade
edilecek mi? Zor. Suriye ve müttefiklerinin bir sonraki olası hamlesi İdlib
olması kuvvetle muhtemel. Türkiye sınırından sürekli yardım ve destek
alacağından buradaki savaş beklendiğinden de çetin geçecek.


Sınır
hattındaki dağlık bölgeyi kullanmaları muhtemel cihatçıların sınırın bu
yakasına geçerek kendilerini kamufle etmesi, lojistik destek sağladıktan sonra
yeni hamlelerde bulunması işten bile değil.


•••


Tam
da bu noktada Peşaverleşme tehlikesi başlıyor. Ana muhalefet liderinin de
bahsettiği Peşaverleşme tehlikesi ise ülkenin Pakistanlaşması demek. Özgür
Suriye Ordusu, Ahraruş Şam başta olmak üzere çeşitli cihatçı gruplara verdiği
destekle ülkeyi Pakistanlaştırma yolunda hızla ilerleyen AKP iktidarının “cihat
bumerangı” sadece sınır kentlerini vurmakla kalmayacak, ülkenin tamamını da
ateşe atacak.


Pakistan,
komşu ülke Afganistan’da Taliban ve diğer cihatçı örgütleri besleyip
desteklemenin faturasını ödüyor. Pakistanlı liderlerin Afganistan’da
cihatçılarla oynadığı tehlikeli oyun dönüp dolaşıp bumerang gibi kendisini
vurmuştu.


Pan-İslamcı
liderlerin “stratejik derinlik” hayaliyle ülkenin nüfuz alanını Afganistan,
Özbekistan, Tacikistan ve İran’ı kapsayacak şekilde genişletmek istemesi ülkeyi
“cihat otobanı”na çevirirken, sınır kenti Peşaver’i cihat vadisine çevirmişti.
O cihatçılar şimdi Pakistan’a ölüm kusuyor.


Suriye’nin
kuzey batısına yerleşen binlerce cihatçının namlularını Türkiye’ye çevirme
ihtimali kadar endişe veren bir başka ürkütücü senaryo da, Türkiye’den
cihatçılara katılıp savaş deneyime kazanan militanların geri dönmesi.


Suriye’yi
Afganistanlaştırmanın kaçınılmaz bedelidir Peşaverleşmek. Eğer Suriye’yi
Afganistan yaparsanız, Türkiye’yi de Pakistanlaştırırsınız! Nitekim öyle de
olmak üzere. Hesapsız, kitapsız, ahlaksız taktiklerin ülkeyi götürdüğü yerdir;
Peşaverleşmek!


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet