GÜNDEM ANALİZİ


HOLLANDA, BİLDERBERG, PKK VE FETÖ KUŞATMASINDA TÜRKİYE
: BATI İLE ÇATIŞMA MI ? YENİLENMİŞ İTTFAK MI ?


KAYNAK : http://dikmecionur.blogspot.com.tr/2017/03/hollanda-bilderberg-pkk-ve-feto.html?m=1


Abd Başkanlık seçimleri ve neticesiyle beraber siyasi literatürün üzerinde
durulması gereken konusu ulus devletler ve ulusçu tutumların yeniden
yükseldiğidir. Küresel zihniyetin gümrüksüz ve sınırsız bir dünya tahayyülü
Donald Trump’ın Meksika’ya ek gümrük tarifesi fikri ve küresel anlaşmaları rafa
kaldırmasıyla bir parça sarsılmıştı. Siyasi vaziyetlerin domino etkisi
gösterdiği yerkürede bu tavır Avrupa kıtasında da taraftar buldu. Aşırı sağ,
ulusçuluk ve ırkçı tonlarda milliyetçilik giderek yayılmaya başladı. Abd
başkanlık seçimlerinden kısa süre evvel İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden
ayrılma kararı alması, Fransa’nın Afrika merkezli müstakil bağımsız politika
izleme kararlılığı irili ufaklı diğer devletlerde göçmen karşıtlığı, farklı
dinlere ve inançlara muhaliflik şeklinde ortaya çıktı ve seçim kampanyalarına
rastladı. Bütün bunların toplamı ulus devletler yeniden keşfediliyor olarak
algılanmaktadır. Hollanda Türkiye gerginliği ve hemen akabinde Fransa ile
Almanya’nın Hollanda’yı destekleyen açıklamaları Türkiye kamuoyunda haklı
olarak tepki gördü ve hilal haç savaşı olarak nitelendirildi.


 


Türkiye’nin tepkisi ve kendince belirleyeceği yaptırım kararları ne denli
isabetliyse hilal haç savaşı gibi bir yaklaşım ise oldukça yanlış bir bakış
açısı olacaktır. Çünkü haçı yani hristiyanlığıda var eden bu toprakların
bizatihi kendisidir. Devleti Aliyye, Doğu Roma yani Hristiyan Bizans’ın komşusu,
akrabası hatta devamıdır. İnciller bu topraklarda kabul edilmiş, havarilerin en
önemlileri bu topraklarda yaşamış hatta haç simgesel olarak ilk kez ön
Türklerce kullanılmıştır.  Malazgirt meydan muharebesi bile Selçuklulara
destek veren hristiyan peçenek ittifakının ürünüdür. Yani hilal ve haçın
doğduğu kaynak aynı beslendiği pınar yine bizzat aynıdır. Dolayısıyla teşhisi
doğru koymakta fayda vardır. Teolojik ve kültürel inançların hamisinin bu
topraklar olduğu sabit olduğuna göre meselenin halklar kültürler veya inançlar
ile değil bir avuç elitist karar alıcılar ile alakalı olduğu açıktır. 
Hollanda ve benzeri ülkelerin durumu kimlere ne kazandırmaktadır? Tabiki bu
yaklaşımlar Türkiye’yi daha da çok ortadoğu’ya itmektedir ve bu 1996/99 Bilderberg
grubunun tasarılarıyla örtüşmektedir. O yıllarda Bilderberg cenahında ençok
tartışılan husus bir Ortadoğu Komutanlığı kurulması ve komutasının kontrollü
olarak Türkiye’ye bırakılmasıydı. Bu konuları daha derinlemesine analiz ettikçe
Hollanda Almanya, Bilderberg ve Fetö arasındaki şaşırtıcı bağlantılarda ortaya
çıkmaktadır.




Arent Jen Wensinc, Hollandalı bir şarkiyatçıydı. İslam ve islam ülkeleri
üzerine araştırmalarda bulundu öyle ki doktora tezinin adı bile ”Muhammed ve
Medine Yahudileri”idi.  Ona göre İslamiyet’in fetihletle Arabistan dışına
hızla yayılması Medine çevresi ile sınırlı sayıda düzenlemeler getiren Kur’an
dışında başka kaynağa ihtiyaç duyulduğunu bunun da Roma ve Yahudi hukuku
Hristiyan ahlakı, Hellenizm’den alınan unsurlarla telafi edildiğini iddia
ederek söz konusu alıntıların hadis literatüründe mündemiç olduğunu iddia
etmiştir.  Yani Wensinc’e göre hadis literatürü başka kültürlerden
ödünçtür ve vaz geçilemez. Bu denli şaşırtıcı satırları işleyen Wensinc
1908’lerde Medine Sözleşmesi ile ilgilenmiş ve yeniden uygulanmasını şiddetle
tavsiye etmiştir. Oryantalist ve şovalye ünvanlı bir Hollandalının Devleti
Aliyye’ye neden ısrarla Medine Sözleşmesini önerdiği ve bu sözleşmenin daha
sonra kimler tarafından önerileceği şaşırtıcı bir kurguyu ortaya çıkartacaktır.


 


Muhammed Peygamber’in Medine’de yaşayan gruplara yönelik uygulamaya koyulan
bu sözleşmenin bazı maddeleri şu şekildedir:




1. Yahudiler kendi dininde serbest olacaklar.

2. Müslümanlarla Yahudiler, barış içinde yaşayacaklar.

3. şehir dışından bir saldırı olursa Medine birlikte savunulacak.

4. İki taraftan biri, üçüncü bir tarafla savaşırsa diğer taraf yardımcı olacak.





Dönemsel koşulları itibarıyla gereklilik olan bir anlaşmayı daha sonra
Hollandalı şarkiyatçı hatırlattı ve ondan sonra Türk kamuoyunda pekçok kez
paylaşıldı ancak en ilginç olanı Demokratik İslam Kongresi’nin bu mutabakata
vurgu yapmasıydı.  Kürt sorununa çözümde referans olarak işlenen kongreyi
toplayan pkk olmuştu. Ne garip ki marksist felsefeyle kurulduğunu iddia eden bir
terör örgütü şarkiyatçıların Türk Toplumuna yeniden hatırlattığı mutabakatı
gündeme getirerek çözüm bileşeni olarak sunuyordu. Aslında anlaşma maddeleri
bir yerlere çekilmeye çok müsaitti, serbestlik, beraber savunma ve ortak savaş
kararı parçalı eyalet sisteminin unsurlarıydı. Hollanda ve pkkdan sonra dini
referanslara atıfla siyasi bir yön tayini vazifesine soyunanlardan biri de Fetö
lideri Gülendi. 8 Ocak 2013’de gerçekleştirdiği Sulhta Hayır vardır isimli
konuşmasıyla hep Yurtta Sulh Konseyi’nin işaretini veriyor hem de Hudeybiye
Anlaşmasını gündeme taşıyordu : ”Keşke şu görüºme olmasa.. şu anlaşma olmasa..
şu uzlaşma olmasa.. biz Türk milleti.. şöyle onurumuz var, böyle gururumuz var;
boyun eğmesek.. bazı şeylere evet demesek’ denilebilir. Muhtemel o türlü
şeylerle bazı problemler çözülecekse, işte o Hudeybiye Sulhu mülahazasıyla,
Hudeybiye Sulhu’ndaki mantık ve muhakemeyle, yapılması gereken şey neyse onu
yapmak lazım. ”




Peki Hudeybiye ne idi ve hangi maddeleri içermekteydi?




Medineli Müslümanlar ve Mekkeli Müşrikler arasında yapıaln bir barış anlaşması
olan Hudeybiye İslam Devletinin yani yeni devletin karşı cephe tarafından
resmen tanındığının delili olarak gösterilir. Buna göre;




.Esirler karşılıklı serbest bırakılacak

.İki taraf arasında on yıl savaş olmayacak

.Müslümanlar bu yıl Kabe’yi ziyaret etmeyecek, gelecek yıl üç günden fazla
ziyaret edilmeyecek ve canları ile malları güvence altında olacaktır.

Yani bu maddeleri kürt siyasi meselesine uyarlayacak olursak;

.Genel af çıkartılsın

.Operasyonlar durdurulsun ve

.Bölgede yerel kolluk gücü oluşturulsun şeklinde yorumlanabilir.




Görüldüğü gibi  pkk Fetö ve daha öncesinde oryantalistlerin Türk kürt
federatif modeli için referans dayanakları tarihteki İslami Anlaşmalar
olmuştur.




Batılı karar alıcıların ve bazı lobilerin uygulamaları kırılgan, batıdan kopmuş
ve tam manasıyla Ortadoğu’ya yönelmiş Türkiye’yi var edecek böylelikle bu
anlaşmalar daha çok gündeme getirilebilecektir. Bilderberg ve Abd Türk Ordusu
karargahının Konya’ya taşınması gerektiğini 1990’lı yıllarda belirtmiştir. Bu
düşünce ise 15 Temmuz kalkışmasından sonra yeniden düşünülmeye başlandı.
Aslında ısmarlama tez Medeniyetler Çatışması’nı sanki gerçek bir ideoloji gibi
ortaya koyarak körfez ülkeleri Türkiye işbirliğini İran’a karşı kurgularlarken İran’ın
da cephesini genişletmektedirler. Bu da küreselci Fabian Derneğinin bir
uzantısı olan Frankfurt Mektebi’nin, Tez ve Anti Tez teorisidir. Onlara göre
rakip düşünceler olmalıdır ve bunlar birbirlerini beslemektedir. Bu lobi, bu
düşünceye göre Ortadoğu’da asla yalnızca şiilerine ya da sünnilerin önünü
açmaz. İki grupta kendilerince elini güçlendirir, daha fazla silah alır, daha
çok petrol satar ve neticesinde istenilen sentez ortaya çıkar.

Bugün eşcinselliğin özendirildiği, uyuşturucu kafelerin bulunduğu ve katolik
kiliselerinin satışa çıkartıldığı Hollanda küresel sistemin pilot bölgesidir.
Hollanda, Avusturya hatta İngiltere Kraliyet ailesinin soyuna ve tarihi
kültürüne kaynaklık eden Almanya ise Davos ve Bilderberg’i kurarak dünya
siyasetine yön tayin edebilme gayretine girmiştir. Yani Türkiye Hollanda
gerginliği, Türkiye Avrupa ilişkileri tahmin edilemeyecek kadar sistemli ve
asırlara dayanan oryantalist küresel merkezin yönlendirilmesinde
seyretmektedir. Türkiye’nin bu oyunları bozabilmesi ancak Avrupa’da yani en
başta balkanlarda etkinliğini arttırmasıyla mümkündür. Bu bölgeler tampon kuşak
olarak görülmelerinin yanında aynı zamanda kara para aklama merkezleri olarak
kullanılmaktadır. Türkiye’nin oryantalist planları ve Bilderberg siyasetini
deforme edebilmesi kızmadan ve küsmeden coğrafyalarla dengeli ilişkiler
geliştirebilmesine bağlıdır.




Haçlı seferleri izlenimi veren veya bilmeden doğu batı savaşı olarak
adlandırılan yeni düzen Türk Ortadoğu kaynaşması (fakat bu bütüncül manada bir
ortadoğu değil) buna mukabil, fetö pkk söylem benzerliği ve tarihsel islami
kaynakları günümüze uygulama zorlaması eşliğinde parçalı bir Türkiye
manzarasını doğurur. Oyunların bozulabilmesi ancak önceliklerin dayatılmasıyla
mümkündür. Farkında olan bir Türkiye önceliklerini keşfetme ve gündeme getirme
kararlılığına erişebilecektir.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir