SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

GÜNDEM ANALİZİ & DEĞERLENDİRME & RÖPORTAJ (TÜRKÇE & İNGİLİZCE)

GÜNDEM ANALİZİ : ‘‘Haçlı Seferi Başlattık’’ Demedikleri Kaldı

GÜNDEM ANALİZİ & DEĞERLENDİRME & RÖPORTAJ (TÜRKÇE & İNGİLİZCE)
Bu haber 21 Temmuz 2020 - 0:00 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş

‘‘Haçlı
Seferi Başlattık’’ Demedikleri Kaldı


Müyesser Yıldız,
Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu G4 Blok, 17 Temmuz 2020


AB 2004’teki
Annan Planı referandumunda “EVET” diyen KKTC’ye vergi ambargolarının
kaldırılacağı sözünü tutmazken, “HAYIR” diyen Rum kesimini AB üyeliğine aldı.


18
Temmuz 2020


Müyesser Yıldız, Sincan Kadın Kapalı Ceza İnfaz
Kurumu G4 Blok, 17 Temmuz 2020


Önceki
yazıda Yunanistan ve patronlarının Türkiye’yi Ege’de İzmir Körfezi’ne hapsetme
adımlarından söz ettim.


Bugün
de ülkemizi özellikle Kıbrıs üzerinden Antalya Körfezi’ne hapsetmeye yönelik
son gelişmeleri dikkatinize sunmak istiyorum. “Antalya Körfezi’ne hapsetme”
ifadesi bizatihi Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’a ait. Kalın geçen
hafta Anadolu Ajansı’na şu açıklamaları yaptı:


Doğu
Akdeniz’e en uzun sahili olan Türkiye’yi yok sayarak sizin Doğu Akdeniz’de bir
enerji haritası oluşturmanız, bir siyasi istikrar inşa etmeniz mümkün değil…
Gereksiz, pahalı ve eninde sonunda başarısızlıkla sonuçlanacak projelere
yönelmek yerine Türkiye ile bu konuların konuşulması, Türkiye’nin içinde olduğu
planlarla birlikte hareket edilmesi herkesin menfaatine olacaktır. Bizim
yaklaşımımız baştan beri hep bu oldu ama bizi Antalya Körfezi’ne hapsetmeye
çalışan girişimlere de tabii ki bizim bigane kalmamız, tepkisiz kalmamız mümkün
değil.”


Yunanistan’ın
ve Rum kesiminin patronlarından Avrupa Birliği, Dışişleri ve Güvenlik
Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borell, 25 Haziran’da Türk-Yunan sınırında
mesajlar verdikten sonra Rum kesimine gitti. Savunma Bakanı Savvas Angelidis’le
helikoptere binip Kıbrıs’ın batısında sondaj yapan Yavuz gemimizin olduğu
bölgede incelemelerde bulundu. Rum tezlerini dinledikten sonra da, “Sizin
sorununuz AB’nin de sorunu. Türkiye’den sondajlarını durdurmasını isteyeceğim.
Türkiye ile deniz münhasır alan sorunlarınızı çözmek için yardımcı olacağım.”
dedi.


Medyamız
bu olayı, “Rum
provokasyonuna alet oldu”
şeklinde verdi, iyi mi?


Bu
arada Rum lider Anastasiadis, AB Konseyi Başkanı Charles Michel ile video
konferans görüşmesi yaptı; “başka bir Libya ya da Suriye olmak istemediklerini”
belirten Rum lider, Türkiye’ye sert yaptırımlar uygulanmasını talep etti.


AB Kıbrıs’ta Garantör mü Oluyor?


Borell,
Rum kesimi ziyaretinden on gün kadar sonra, 06 Temmuz’da Türkiye’ye geldi.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu – Borell görüşmesine geçmeden önce şunları
hatırlatmam gerekir:


Kıbrıs’ta
üç garantör ülke var: Türkiye, Yunanistan ve İngiltere. “Çözüm” görüşmeleri de
Birleşmiş Milletler gözetiminde yapılıyor.


AB
2004’teki Annan Planı referandumunda “EVET” diyen KKTC’ye vergi ambargolarının
kaldırılacağı sözünü tutmazken, “HAYIR” diyen Rum kesimini AB üyeliğine aldı.
Dahası, o günden beri Türkiye’nin Rum kesimini “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak
tanımasını, deniz ve havalimanlarını onlara açmasını, ayrıca Rumların NATO
üyeliğine onay vermesini istiyor.


Bu
haliyle de AB fiilen Rum kesiminin garantörü rolünü oynuyor. Öyle ki 2-3 yıl
önce müzakere masasına oturmak istedi. Ankara önce karşı çıktı, sonra “Yan
odada durabilirsiniz.” noktasına geldi.


Çavuşoğlu
– Borell görüşmesine gelelim. İktidar medyasının yazdığına göre Çavuşoğlu, AB
temsilcisine ağzının payını vermiş. Acaba öyle mi?


Çavuşoğlu,
Rum kesiminin AB’den destek görerek şımardığını belirttikten sonra AB’yi
“çözümün tarafı” olmaya çağırdı ve “AB’nin arabuluculuğuna biz de destek
veririz. Kıbrıs konuları ve diğer konularda yeter ki AB dürüst bir arabulucu
olsun. Üyelik dayanışması yerine tarafsız ve objektif davransın, biz AB ile
çalışmaya varız.” dedi.


Bu
sözler “ağzının payını vermek” değil, anca “ağzına bal vermek” olur!..


Bilinçaltı Haçlı Kusuyor


Borell
Türkiye dönüşünde Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen “Akdeniz’deki İstikrar ve
Güvenlik: Türkiye’nin Olumsuz Rolü” başlıklı oturuma katıldı. AB’nin Türkiye’ye
karşı yeterince sert davranmadığı eleştirileri yapıldı. Bunun üzerine Borell
son Ankara ziyaretinde üye ülkelerin toprak bütünlüğü ve egemenlikleri
konusunda endişeler ile Türkiye’nin faaliyetleri hakkındaki mesajlarını kesin
ifadelerle verdiğini söyledi.


“Üye
ülkelerin toprak bütünlüğü” ifadesinden kastı, Rumların tüm Kıbrıs’ın sahibi
olduğu…


“Egemenlik”ten
kastı ise Yunanistan’ın Ege’de at koşturması…


Ne
kadar “dürüst ve tarafsız” davrandığı, davranacağı en baştan belli değil mi?


Asıl
önemlisi şu sözleri:


Bu çatı
altında neredeyse savaşçı bir hava oluştu. Bir an Türkiye’ye karşı Avrupa
donanmalarını harekete geçirip Türk işgaline karşı koymak için kutsal ittifak
çağrısı yapan Papa 5’nci Pius’u görür gibi oldum. Haçlı seferleri tarihin başka
bir dönemine ait. Bizim aradığımız çatışma değil. Yapmaya çalıştığımız her
türlü çatışmadan kaçınmaya çalışmak.”


Borell
1571 İnebahtı Deniz Muharebesi’ndeki Haçlı donanması komutanına atıfla, “Avusturyalı
Johann’ı arıyorsanız bana bakmayın.”
da dedi.


AB
yetkilisinin bilinçaltındaki örnekleri görüyor musunuz?! Irak’ı “Haçlı Savaşı”
diye işgal ettiler… Libya’yı yine “Haçlı Seferi” ile kan gölüne çevirdiler.
Şimdi de Kıbrıs-Ege için “Haçlı Seferleri” hazırlanıyor!..


ABD de “Sefer”e Çıktı


Avrupa
Parlamentosu’ndaki konuşmalardan önce ABD’de Kıbrıs konusunda önemli bir
gelişme yaşandı.


Dışişleri
Bakanı Pompeo, Uluslararası Askeri Eğitim ve Talim Programı (IMET) kapsamında
Rumlara askeri eğitim programı başlatıp fon sağlayacaklarını duyurdu.


Pompeo,
“Bu, Doğu
Akdeniz’de istikrarı sağlamak için bölgedeki kilit önemdeki ortaklarımızla
ilişkilerimizin geliştirilmesi çabalarımızın bir parçasıdır”
açıklamasını
yaptı.


ABD
Kongresi geçen yıl da Rum kesimine 1987’den beri uyguladığı silah ambargosunu
bitirme kararı almış, konuyla ilgili yasada Rum Yönetimi, İsrail ve
Yunanistan’ın önemine vurgu yapılmış, ayrıca “Akdeniz’de, Ege’de ve Ortadoğu’da tek taraflı, uluslararası
hukuku ihlal eden ve iyi komşuluk ilişkilerini zedeleyen davranışlara
karşıyız.”
denilmişti.


Kastedilen
tabii ki Türkiye idi.


ABD’nin
Rum kesimiyle ilgili son adımına Ankara’dan kim, ne tepki verdi?


Tabii
yine Dışişleri Sözcüsü Hami Aksoy, “İki taraf arasında dengeyi gözetmeyen adımların adada güven
ortamının tesis edilmesine, Doğu Akdeniz’de barış ve istikrarın sağlanmasına
yardımcı olmayacağını”
söyledi.


AKP
Sözcüsü Ömer Çelik’in tepkisi de, “ABD’nin attığı bu son adım çözüme değil, çözümsüzlüğe destek
verecektir. Doğu Akdeniz’i istikrarsızlaştırmaya dönük adımlarda kimse fayda
görmeyecek. ABD’nin bu kararı istikrar arayışlarını bozan bir adımdır. Ada’daki
her iki tarafa eşit davranmayan her adım, hukuka ve hakkaniyete aykırıdır.
Türkiye ve KKTC kendi çıkarlarını sonuna kadar koruyacaktır.”
oldu.


NATO’dan Manidar Zamanlama


ABD’nin
Rumları askeri eğitim programına almasıyla eşzamanlı NATO cephesinde de dikkat
çekici bir adım atıldı.


MSB,
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde 12 yıldır projesi yürütülen “Çok Uluslu
Deniz Güvenliği Mükemmeliyet Merkezi Komutanlığı” kurulduğunu ve NATO’ya
akredite askeri kuruluş statüsü kazandığını müjdeledi!..


Bu
gelişmeyi Cumhuriyet’e değerlendiren Deniz Kuvvetleri Komutanlığı eski Kurmay
Başkanı Emekli Koramiral Atilla Kezek, söz konusu merkezin deniz güvenliği
konusunda NATO’ya danışmanlık yaparak yön vereceğini ve Doğu Akdeniz’deki
faaliyetlerde caydırıcı olacağını belirtti.


Kezek
bu gelişmenin “Türkiye için uluslararası sahada önemli bir kazanım” olduğunu
belirtip, “Son
yıllarda Doğu Akdeniz’de, Yunan-Rum ikilisinin tek taraflı oldubittilerine ses
çıkarmayıp, çoğunlukla bu ikilinin yanında yer alan NATO’nun, Türkiye’de
kurulan ve deniz güvenliği gibi çok önemli konuda çalışan Mükemmeliyet
Merkezi’ne uluslararası askeri kuruluş statüsü vermesi, Deniz Kuvvetleri’nin
sessiz sedasız imza attığı bir başarıdır”
değerlendirmesini yapmış.


Kusura
bakmasın, değerli dostum Atilla Kezek’in bu iyimser yaklaşımına katılamıyorum.
Aksine NATO’nun bizim faaliyetlerimizi kontrol altında tutmak ve Doğu Akdeniz’deki
her adımdan haberdar olmak için bu zaman ayarlı “jesti” yaptığını düşünüyorum.


Bilmem
ABD, AB ve NATO’nun Ege’den sonra Kıbrıs’ta da “Haçlı Kuşatması”na giriştiğini
görebiliyor muyuz?


Sözde
“müttefiklerimiz” tarafını bu kadar netleştirdiğine göre “Kıbrıs’ta çözüm”
masasından kalkmanın zamanı hala mı gelmedi?


Sincan’dan Silivri’deki Barış Pehlivan’a, Hülya
Kılınç’a, Murat Ağırel’e ve açık cezaevindeki tüm dostlara kucak dolusu
sevgiler…

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER