GÜNDEM ANALİZİ & DEĞERLENDİRME & RÖPORTAJ (TÜRKÇE & İNGİLİZCE)


FEHİM TAŞTEKİN : KAÇAK SAVAŞTAN KAÇIRILAN CENAZELERE 

E-POSTA : ftastekin@gazeteduvar.com.tr




24 Şubat 2020 

“Birkaç” ve “tane”… İstismar siyaseti en usta
olduğu bir alanda bile inceliğini yitiriyor. Üstelik Erdoğan ifadesinin
devamında Libya’da uluslararası hukuk karşısında Türkiye’yi suçlu durumuna
sokacak başka bir gerçeği de artık izlemiyor: “Suriye Milli Ordusu’ndan
ekiplerimizle beraber oradayız. ”


Siyasetin çağrısı “Bir tek insanımız ölmesin”
değil aksine “Şehitler tepesi inşallah boş kalmayacak. ”


ÖLÜM VAAT EDEN BİR STRATEJİ.


Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bunu
tekrarlaması Libya ve Suriye’de kararlılığın daha doğrusu gözü kararmışlığın
bir ifadesi. Fakat gelen cenazelerin halktaki karşılığından tam emin olamadılar
ki Libya’daki kayıpları sessizce gömüyorlar. Halktan kaçırma ölen subayın devre
arkadaşlarının feveranıyla ortaya çıkıyor. Bunun üzerine gelen itiraf da fecaat
arz ediyor: “Birkaç tane şehidimiz var. ”


“Birkaç” ve “tane”… İstismar siyaseti en usta
olduğu bir alanda bile inceliğini yitiriyor. (Libya Ulusal Ordusu’nun iddiasına
göre kaybedilen asker sayısı 16. Ve 100 kadar da Suriyeli milis. )


Üstelik Erdoğan ifadesinin devamında Libya’da
uluslararası hukuk karşısında Türkiye’yi suçlu durumuna sokacak başka bir
gerçeği de artık izlemiyor:


“SURİYE MİLLİ ORDUSU’NDAN EKİPLERİMİZLE BERABER
ORADAYIZ. ”


Birkaç asker ölürse iler tutar tarafı kalmamış
Suriye ve Libya siyaseti tutunacak bir gerekçe bulur içeride iktidara imanı
pörsümeye başlayan kitleler güdülenir muhalif sesler susturulur karşı tarafta
Rusya geri ittirilir beri tarafta NATO’nun desteği alınır! Duygusuzca! Ve de
ahmakça!


***


İdlib iktidarda domino sendromu uyandırmışa
benziyor. Burada oyunu kaybederse savaşa yaptığı yatırımın semerelerini
toplayamadan perde inecek. İdlib kavgasını Libya ve Doğu Akdeniz’deki
hesaplarla bağlantılı hale getirmeleri toptan çöküş korkusunu gösteriyor. İdlib
kayıp algısında ‘gulyabani’ ‘gölge’ etkisi yaratıyor.


Ankara gazetecilerine sufle veren saray erbabı
İdlib’de aklını yitiren siyaseti şuraya bağlamış:


“İdlib’de atacağımız bir geri adım Libya başta
olmak üzere diğer alanlarda da geri adım atacağımız anlamını doğurur; Suriye
sahasındaki diğer alanlarda rejim için talepte bulunma kolaylığını yaratır. ”


Suriye’de başarı şansı olmayan bir gidişata son
vermek yerine bataklığı Libya’da başka bir yanlışla büyüten Erdoğan İdlib’i
kendisi için bir Pirus Savaşı’na dönüştürüyor.


Tüm dünyaya ilan ettiği net bir takvim var: “1
Mart’a kadar Suriye ordusu 12 Türk askeri gözlem noktasının gerisine çekilmezse
Türkiye zor kullanacak. ”


TAKVİMDE 5 YAPRAK KALMIŞ.


Bu ihtarın hayata geçirilmesi sahadaki yeni
tablo bu tabloyu oluşturan Suriye Rusya ve İran’ın kararlı tutum ve Türkiye’nin
müttefiklerinden gelen ikircikli yaklaşım dikkate alındığında tam teşekküllü
bir savaşı gerektiriyor. Erdoğan da sonunda İdlib’de olup bitenin adını ‘savaş’
olarak koydu. Fakat en azından hava sahasının Türk uçaklarına açık olmadığı bir
savaşın hedefe götürmeyeceği bunda ısrar etmenin çok fazla kayıp anlamına
geleceği aşikâr. “Rusya bir kenarı çekilsin de ben bir savaşayım” diyen bir
mantıkla gidiyorlar. Suriye ordusu 15 yerde Türk askerini kuşatma altında
bırakacak şekilde M-5 otoyolunu açınca Türkiye de geçen hafta Suriye Ulusal
Ordusu Ulusal Özgürlük Cephesi ve Heyet Tahrir el Şam gibi ortaklarıyla bir
püskürtme hamlesine kalkıştı. Önceki iki saldırıdan farklı olarak bu kez Türk
askerine nokta atışıyla yanıt veren Rusya oldu. Çatışmanın boyut değiştireceğine
dair bir mesajdı.


***


Bu minvalde bir tırmanışın çok kötü yerlere
gideceği bir kez daha görüldü. O yüzden masada harita pazarlığı için tüm
kanallar zorlanıyor. Erdoğan Almanya ve Fransa liderlerinin dahliyle yapılması
öngörülen dörtlü zirveyle Rus lider Vladimir Putin’in bileğini azcık bükecek
bir ağırlık kazanmak istiyor. Erdoğan zirvenin 5 Mart’a İstanbul’da olacağını
söyledi ama Kremlin “Müzakereler sürüyor” diyor. Birkaç hamleye rağmen sahada
durumu tersine çeviremeyen Erdoğan 6 Mart’ta Astana ortaklarıyla yapacağı
toplantıya elini güçlendirerek gitmeyi umuyor. O zamana kadar fiili haritanın
nereye ‘mim’ atacağını da bilmiyoruz.


Bu süreçte karşılıklı olarak demiri biraz
soğutma ihtiyacı sahaya da yansımıyor değil. Suriye ordusu Türkiye’nin Afrin’in
altından İdlib kent merkezine inecek şekilde oluşturduğu bariyeri zorlamak
yerine operasyonu İdlib’in güneydoğusuna kaydırdı. Böylece M-5’in ardından M-4
otoyolunun açılmasını öngören orijinal plana dönüldü. Malum bu yolların
açılması Türkiye’nin Soçi Mutabakatı ile verdiği taahhütlerin başında geliyor.


Müzakere öne çıkarken de Türkiye’nin
pozisyonunu tahkim etme arayışı sürüyor. ABD’den istenilen Patriot bataryaları
gelirse bunların Hatay’a yerleştirilebileceği Rusya ve Suriye uçaklarının bu
şekilde engelleneceği Rusya’nın karşılık vermesi halinde Montrö Sözleşmesi’nin
20 ve 21’inci maddelerini işletilip Rus gemilerinin boğazlardan geçirilmeyeceği
Türkiye hava sahasının Rus uçaklarına kapatılacağı gibi senaryolar iştahla
servis ediliyor. Hayatta dayak yememiş adamın kıyamet senaryoları. Elbette her
bir adımın Rusya tarafında karşılığı var. Yokmuş gibi davranmaları işlerine
geliyor. Gerçek uygulanabilir giriş ve çıkış için yol haritaları olan iyi
düşünülmüş bir stratejiden söz edilemez. Bunun olmadığı beyanatlara çarpıcı
şekilde yansıyor. Mesela Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar Suriye hava sahasını
kontrol eden Rusya’nın çıkaracağı zorlukların nasıl aşılacağı sorusuna tuhaf
bir naiflikle “Rusya’nın bu konuda karışmaması ile aşılır” yanıtını veriyor.
Yani bir savaş çıkmayacaksa bu ancak Rusların inayeti sayesinde olacak!


Ruslar sanki bu savaşı yürüten ana aktör değil!
“Türk Akımı’nda ortak olduk Akkuyu Nükleer Santrali’ni Ruslara verdik NATO’ya
nanik yapıp S-400 aldık bunların hiç mi hatırı yok” der gibiler. Bunların
hatırı domateste bile geçmiyor!


Yani Akar Suriye hava sahasını kullanıp Suriye
ordusunu vurmak için Rusya’ya “Sistemi kapat” ricasında bulunuyor. “Müsaade
edersen seni Suriye’de yenilgiye uğratacağım!”


Buna yanıt Şam’dan veriliyor. Genelkurmay
Başkanlığı Suriye hava sahasına girecek her hangi bir yabancı cismin
vurulacağını açıklıyor. Bu Rusya ile konuşulmadan yapılacak bir açıklama değil.


***


Savaş borusu ötüp dursa da “1 Mart’a kadar
rejim çekilmezse gereğini yapacağız” ihtarından her halükarda geriye düşüş var.
Saray’ın İletişim Başkanlığı’na göre Erdoğan 21 Şubat’ta telefonda Putin’e
“Rejimin dizginlenmesi şart” dedi. Ne ala! Rusya’yı kim dizginleyecek?


Kremlin’e göre ise görüşmede Putin terör
tehdidinin bertaraf edilmesinin önemine Suriye’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne
vurgu yaptı. Maalesef üç vurgunun da muhatabı Türkiye. Üçü de Erdoğan’ın Astana
bildirilerinde altına imza attığı şey. Erdoğan Afrin El Bab Cerablus Azez
Ras’ul Ayn ve Tel Ebyad gibi geri kalan parçalarda kontrolü koruyup Suriye’ye
dayatmalarda bulunabilmek için El Kaide ve türevlerinin üslendiği İdlib’deki
statükonun korunmasını çare olarak görüyor. Burayı bir ön cephe olarak
kurguluyor. Bunun için de Soçi Mutabakatı’na metinden kopuk anlamlar yüklüyor.


Ne var ki harita iki ayda çok dramatik bir şekilde
değişti ve Suriye ordusunu Suriye’nin kentlerinden geriye itmek mevcut güç
dengeleriyle mümkün gözükmüyor.


Ruslar en kötü senaryoyu bertaraf etme adına
yeni bir haritayla Türkiye’yi sınırlandırmaktan yana. Bunu Adana Anlaşması’na
dayandırılan 5 kilometrelik güvenlik alanını genişleterek yapmayı öneriyorlar.
Rus kaynaklara göre önerilen haritanın derinliği 15 kilometreyi bulabilir.
Sığınmacılar için bu alanda geçici barınma imkanı olabilir. Ankara’nın tenezzül
etmediği bir harita. Görünüşte hiç esnemiyor. Ancak “İşte Halep işte arşın”
misali sahadaki çıkmaz karşısında Türk askerinin şu anda bulunduğu 20-35
kilometre derinliğinde yeni bir hattın pazarlığını yapıyor olabilir. Hava
sahasının kullanılamadığı ama sınırdan obüs toplarının etkili olabildiği bir
menzil. Başka bir senaryo; Erdoğan’ın İdlib’de kalan bölgede kontrolün Türk
ordusuna geçeceği bir statü için bastırdığı yönünde. Bu Afrin’de olanın
İdlib’de tekrar edilmesi anlamına geliyor. Moskova’nın yol haritası bu seçeneğe
de kapalı.


Her ne ise üzerinde uzlaşılacak şu ya da bu
haritanın geçici olacağını peşinen kabullenmeleri gerekiyor. Rus ruletini Türk
tabancasıyla oynamanın Türkiye’yi getirdiği çıkmaz bu. Türkiye’nin kalan son
itibarını da bahse yatırdılar. Bir tarafta kumar diğer tarafta kaçırılan
cenazeler. Bu yönde ısrar çöküş sahnesinin tekrar tekrar çekilmesi anlamına
geliyor.


Fehim Taştekin kimdir?


İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler
Fakültesi’nden mezun oldu. Gazeteciliğe 1994’te muhabir olarak başladı. Yeni
Şafak Son Çağrı Yeni Ufuk Tercüman Radikal ve Hürriyet gazetelerinde çalıştı.
Bir dönem Ajans Kafkas’ın kurucu editörü olarak Kafkasya üzerine çalışmalar
yürüttü. Kapatılıncaya dek İMC TV’de dış politika programları yaptı. Gazete
Duvar ve Al Monitor’da köşe yazılarına devam ediyor. “Suriye: Yıkıl Git Diren
Kal” “Rojava: Kürtlerin Zamanı” ve “Karanlık Çöktüğünde” adlı kitaplara imza
attı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir