GÜNDEM ANALİZİ


Erol
Manisalı : Kutuplaşmanın Arkasındaki Nedenler



Yaşam tarzına ilişkin ayrışma ve kamplaşmalar, Kürt sorununun çözümüne bağlı
farklılaşmalar. Bu iki konu, yaşamakta olduğumuz
büyük sorunların özünü meydana getiriyor.


1-
Önce birincisinden başlayalım; günlük hayata ve yaşam tarzına ilişkin ayrışma
ve kamplaşmalar nereden kaynaklanıyor?



İslami yaşam tarzının günlük hayatta da, çok eskiden olduğu gibi yaşanmasını
savunan kesimlerin güçlenmesi sonucu ortaya çıkan bir durum mu? Bu güçlenmenin
yarattığı yeni ortam mı?



Cumhuriyet dönemi dahil her dönemde varlığını koruyan aşırı muhafazakâr ortamın
küresel ve bölgesel yeni girişimler sonucu daha aktif bir hale gelmesi mi?



Ortadoğu’nun stratejik konumu karşısında ABD ve AB’ye ilave olarak Çin, Rusya
ve Hindistan’ın küresel etkinliklerini artırmaları mı? Bunların da “yeni küresel
sisteme”
dahil olmaları mı?



ABD ve AB’nin 1990 sonrası Ortadoğu ve Türkiye politikalarında din faktörünün
öne çıkarılması mı? 11 Eylül 2001 sonrasında İslamofobi olarak ortaya çıkan
eğilimin, “ılımlı
İslama destek”
haline dönüştürülmesi mi?


Hatta
Arap ülkelerindeki Arap baharlarının Müslüman Kardeşler aracılığı ile bu zemine
oturtulması mı?


Ilımlı
İslama destek aracılığı ile Ortadoğu halklarında ve devletlerinde, “Batıcılığın
din ağırlıklı olarak yürütülmesi mi?”


Eğer
bu varsayım geçerli ise demokratikleşmeye ve Batı benzeri çağdaşlaşmaya karşı,
ılımlı İslam bir alternatif olarak kullanılmış olmuyor mu?


Ankara
hükümetinin konumu, bu konuda saha araştırması için ilginç bir örnek teşkil
ediyor; belki de bu nedenle ABD ve kimi Avrupa ülkeleri tarafından, bölge
ülkeleri için bir örnek olarak sunuluyor.


Türkiye’de
İslami yeniden yapılanmanın ABD ve AB ülkeleri tarafından 2000’li yıllardan
itibaren belirli bir hoşgörü ile karşılanmasının arkasındaki neden bu olsa
gerek.


Yoksa
geleneksel olarak Batı, İslamofobi konusunda çok duyarlıdır ve sessiz
kalmamıştır.


Ya çağdaş gerçekler?


Ancak
günlük yaşamın İslamlaştırılmasının önünde önemli engeller vardır;



Dünyada (ve Batı’da) olup biteni görmenin ve özenmenin sonsuz bir alışkanlık
içinde oluştuğu bir ortamda günlük yaşam tarzını geri götürmek olanağı artık
yoktur. Türbanlı kızlarımızın aşırı modacı (ve Batıcı) çizgileri bile bunu
gösterir.



Batı’nın yönlendirdiği ve yürüttüğü “küreselleşme olgusu her şeye baskın çıkıyor”“moda”
dediğimiz olgu gençliğin vazgeçilmez bir biçimde peşinden koştuğu bir tutku ve
bağımlılıktır.



Öte yandan küresel ekonomik kurallar ve dayatmalar buna izin vermez; vitrine,
ekrana, reklama, podyuma çıkan her şey “takip edilmek ve uygulanmak zorundadır”. Sistem
bunu gerektirir.



Kapitalizm ve ılımlı İslam arasında kurulan köprünün temel çelişkisi budur;
kapitalizmle işbirliği yapıyorsanız, ona bağımlı iseniz, “onun
öngördüğü yaşam tarzına uymak zorundasınız”
.
“Muhafazakârlık ölçülerini”
bile kapitalizmin harcama kalıpları
belirler.


Ben
İslamcıyım, onu takmam diyemezsiniz, böyle bir lüksünüz yoktur.


Ve
diğer sorun


2-
Gelelim ikinci meseleye, Kürt sorununun çözümündeki çelişki ve sorunlara…


Bu
iki boyutlu bir meseledir;



Bir boyutu küreseldir, işin ucunda ABD ve AB vardır. Hatta ara sıra Rusya’nın
da katıldığı görülür.



Sorunun diğer boyutu ise yerel ve bölgeseldir; büyük Kürdistan hedefinden yerel
özerkliğe ve federasyona kadar uzanan varyasyonları bulunur. Bu “çeşitlilik
ve belirsizlikler”
, sorunun temelindeki derin farklılıkları
oluşturur.


İnsan
hakları boyutu özünde esas mesele gibi gösterilse de belirli bir kesim için
sadece taktik bir araçtır.


İşin
içinde, “Lozan
ve Sevr arasındaki 180 derecelik hat uzanır”



Kimileri Lozan bozulmayacak, hiç merak etmeyin der.



Kimilerinin hedefinde ise bağımsızlığa kadar uzanan büyük bir ayrışım vardır.
Demokratik yöntemlerle bir noktada uzlaşma zorunluluğu kaçınılmazdır.


Sonuç
olarak Türkiye’nin (ve bölgenin) geçirmekte olduğu büyük sarsıntı ve dönüşümün
temelinde iki kavga ve ayrışma yatar;



Türkiye Cumhuriyeti’nin (ve halkının) yaşam tarzı değişip, Batı’dan uzaklaşacak
mıdır? Bir
“orta yol”
bulma olasılığı var mıdır?



Kürt sorunu, “Türkiye
Cumhuriyeti’nin bütünlüğü içinde mi çözülecektir”
? Yoksa bir
ayrışma mı ortaya çıkacaktır?


Bu
sorunları demokratik araçlarla, halkın katılımı ile çözmek önümüzdeki tek çıkış
yoludur. Aksi halde ne Türklere, ne Kürtlere, ne laiklere, ne de Doğuculara ve
İslamcılara bir yararı olur; içerde bütün taraflar kaybetmeye mahkûmdurlar.

Azgelişmişlikten demokratik yollarla kurtulmaktan başka bir çözüm yolumuz
kalmamıştır. Önce bu “asgari müşterekte” uzlaşmak durumundayız.


Dün
19 Mayıs’ı kutladık, bu gerçeği daha iyi görmemiz gerekmez mi?


Cumhuriyet


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Özel Büro İstihbarat

Ülkemize yönelik her türlü tehdit ve faaliyet hakkında web ve diğer açık kaynaklarda araştırma yapan, üyeleri ile ülkemizin hali hazırdaki milli meseleleri hakkında fikir jimnastiği yapan, çözüm arayan ve çözüm önerilerini kamuoyu ve resmi̇ güvenlik kurumları ile paylaşan yurtsever bir grubuz.

Arşivler

Kategoriler

Ocak 2021
P S Ç P C C P
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

©️ Özel Büro İstihbarat Grubu