Sanatsever
Aydın İnsan Olmaya Çabalamanın Dayanılmaz Hafifliği !..

Geçen cumartesi öğleden sonra İçel Sanat
Kulübü’nün (İSK) Felsefe Etkinliği programı katılımcıları arasında idim.  Sayın Erol Türedi’nin organizasyonu ve
yönlendiriciliği ile ülkemiz felsefecilerinin hocalarından merhum Prof. Dr.
Utku Noyan anıldı.  Birçok üniversitede
kuruculuk ve ders vermesi ile ünlenmiş rahmetli Hoca, ‘Gezgin Filozof’ adı ile
anılırmış.  Mersin Üniversitesi
içeriğindeki derslerini ve konferanslarını maalesef kaçırdığımı üzüntü ile fark
ettim.

Toplantının katılımcıları orta yaş ve üzeri
tahminen yirmi kişi kadardı.  Muhtemelen
yanlışlıkla bu salona katılmış olabileceklerini sandığım birkaç genç (belli ki
lise öğrencileri) katılımcı da nazar boncuğu örneği aramızda idiler.   Umarım yararlanmışlardır!

Toplantı, ana program olan anma ve anılar sonrası
hareketlendi.   Bunu da toplantıya
katılan Prof. Ahmet Özer’e ve Me.Ü. Felsefe Bölümü Öğ. Üyesi Doç. Dr. Ümit
Bey’e borçluyuz.

Toplantı entelektüel düzeyde ve felsefeyi doğru
yorumlamak tartışmaları ile devam ederken, ben de kendimce bir şeyler
kurgulamaya başlamıştım kafamda.   Bu
kurgulamalarımı da bu yazı ile sizlerle paylaşmaya karar verdim sonunda.

Ben felsefe ile yakın bir vatandaş sayılmam.  Belki çömezimdir.  Ancak felsefe için bir yerde okuduğum şu
tanımlamayı severim; ‘Felsefe, pozitif bilimlerin açıklamakta ve izah etmekte
zorlandığı konularda devreye girerek bizlere yardımcı olan ve önümüzü açan bir
bilim dalıdır!’

Bu tanımlamayı takiben, karşımıza çıkan ana
vurgulama felsefeye yakın durabilmek için aydın insan kimliğine öncelikle
kavuşmuş olmaktır diye düşünürüm.  Ama
günümüzde aydın insanı tanımlamak oldukça güçtür kanımca.  Bu güçlük, aydın insan olmayı yorumlamak cabasında
ki kişinin bilgiçlik düzeyine, belki de iyi niyetine bağlıdır diye
düşünmekteyim.  Ben özellikle de sanata
yakın aydın insan kimliğini tanımlarken zorlanıyorum. Gene de çevresini iyi
tanıyan ve doğru tanımlayan, bilgi dağarcığına sınır çizmeyen, topluma özverili
hizmet arzusunu frenlemeyen, genelde ruhen dengeli olmakla birlikte azıcık
nevrotik dalgalanmaları da olabilen, zeki ama çok akıllı olmayan (çok akıllı
olmak=egoist zekâ demektir bence!) bir kimliği tanımlamayı tercih
ediyorum.  Arzu edenler bu kıstaslara
kendi değer yargılarını ekleyebilir veya çıkarabilirler.  Şahsen kötü konuşmacı olsalar bile iyi
dinleyici olabilenlerini ve hafif alkol-sever olanlarını daha çok
seviyorum! 

Tanımı ne olursa olsun, insanlar aydın olarak ve
özellikle sanat-sever aydın olarak doğmazlar. 
Belki kalıtsal tercihleri sayılmayacak bünyelerindeki DNA’lar nedeni ile
bu tanıma yakın sayılabilirler.  Bu halde
bile aday bir bebeğin erişkin sanat-sever aydın kimliğine uzanması için arzu
duyması ve ciddi bir emek harcaması gereklidir diye düşünüyorum.  Zira bu aşama biraz tercih sorunudur.   Örneğin; hayali ihracat zengini bir liberal
ekonomi hayranı günümüz insanını, bir sanat-sever aydın kimliği ile bu yaşıma
kadar tanımadım!

Sanat-sever aydın insan adayı, ilk-gençlik
dönemlerinde seçmeden okur, bir kısmını anlamaz ve anladıklarına da fena
kızar.  Orta yaşlara varırken daha seçici
olmuştur, kızabileceği yayınları okumamayı öğrenmiştir.  İleri yaşa varınca her şeyle ilgilenir,
özellikle karşıt cins anatomisi de bunlara dâhildir.  Kırkından sonra kişisel üretkenliği artmaya
başlar, kişisel varsayımlarla beynini süslemeye başlamıştır.  Keza toplumda saygınlık kazanmak ve sosyal
statüsünü perçinlemek hırsına da kapılmamıştır denemez.  Henüz kişisel kibrini yenememiştir, tevazu
göstermek adına yan cebime koyun havasındadır. 
Ellili yaşları aşan aydın insan, 
artık tava gelmiştir; bunu giyiminden de anlarsınız ki, kazak ve yün
gömleği keşfetmiştir.   Bu olgun yaş
(haydi olgun gençlik diyelim), ona gerçekten tevazu ve dinginlik
getirmiştir.  Hatta kafa içi bilgisayarında
bilanço çıkarmaya da başlamıştır.

Neo-liberal ekonominin karanlık ve baskıcı
mağarasından çıkacak deliği bulan sanat-sever aydın insan, artık altmışlı
yaşlara girmiş ve değer yargıları kafasından geçen kimliğe oturtmuş olsa da, bu
kez sızlayan dizlerinden ve arada bir sıkıştıran sağlık sorunlarından dolayı bu
özleminin tadını tam çıkaramayabilir. 
Geriye dönüp baktığında da bu aşamaya gelmek için başka uğraşlarla ne
denli zaman kaybetmiş olduğunu üzüntü ile fark etmektedir. 

Anlayabildiği tek gerçek, ülkesinin yanlış bir
sapması olan ve kendisinin de anaforuna tutsak olduğu maddi öncelikleri öne
çıkarak kapitalist neo-liberal düzenle geçirdiği yazık olmuş yıllarıdır.  Yaşam kavgası olarak sarıldığı bu modeli
yıllarca iliklerinde hissetmiştir.  İşin
acı tarafı, artık bu modelin dışında da yapayalnız kalmış ve yakın çevresi
bildiklerinden dışlanmıştır.  Bu
yalnızlık illeti ile becerebileceği tek çıkar yol, geç olsa da tanışmaya
başladığı felsefe bilimine yakın durmak gayretidir.

İşte bu yazının kalemşoru da bu duygular
kafasından akarken yaklaşık iki buçuk saate yakın o toplantının keyfini
yaşadı.  Toplantıyı kaçıranlara da ‘tuh,
yazık ettiniz!’ diyerek.

Son tümceyi ise bağlamakta tereddütleri olsa da,
yakın dostlarının akıbetlerinden anımsıyor ki, sanat-sever aydın insanların
kaderi tam arzu ettikleri aşamaya vardıklarında acı bir gerçek olarak karşımıza
çıkıyor: “Rahmetli hem sanat-sever ve hem de aydın insandı, genç gitti!”,
diyorlardı etraftakiler!..

Kıssadan hisse: “Tabiatın her şeyden büyük ve her
şey olduğu anlaşıldıkça; tabiatın çocuğu olan insan, kendisinin de büyüklüğünü
ve haysiyetini anlamaya başladı!”

(M. K. Atatürk).
























































Erdal Akalın (29.10.2017)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet