İki Bakan !..

İlki
bizden!

Ülkemizin
en önemli problemi haline gelen beslenme sorunu iyice su yüzüne çıktı.  Tarım ülkesi olmak yeteneğimizi
kaybettik.   Artık kendimizi doyurabilen
ve hatta kendimizi giydirebilen bir ülke değiliz.   Yılların ihmali ve özellikle de AKP iktidarı
tarafından uygulanan yanlış iç politikamız tarım sektörünü bitirdi ve hemen her
türlü gıda maddesine dış alımla çözüm üreten bir devlet olduk.   Hatta samanımız bile dışarıdan alınıyor.

Gıda
maddeleri deyince en başta gelen eksiğimiz kırmızı et yetersizliği olarak
görünüyor.   Sadece Kurban Bayramı için
değil, hemen her gün halkın sıradan bir gıda maddesi olan kırmızı etin
pahalılığı gündeme taşınıyor.  Sorun
ortada, hayvan üretimi dibe vurmuş durumda. 
Çözüm ise dış alımda!   Yeni
Zelanda’dan Arjantin’e kadar olan yaygın coğrafyadan hayvan ithal
ediyoruz.  Yetmedi; son olarak
Sırbistan’dan karkas et getirttik.

Değerli
Tarım Bakanı Sayın Fakıbaba bu konuya yoğun şekilde eğildi.  Sorunu kökten çözümlemek için yapılan son
çalışmayı bir demeçle ve müjde dozunda bizlerle de paylaştı.  Sağ olsun!  
Sayın Bakan; “Ülkemizde buzağı ölümleri % 15 oranındadır.  Doğru besleme ve yetkin veterinerlik hizmeti
ile bu kaybımızı % 5’e düşürecek ve kırmızı et bolluğunu yaratacağız,”
buyurdular!

Sayın
Bakan Fakıbaba, sanırım bizleri saftirikler olarak görerek aklımız ile alay
etmek niyetinde değildir.  Sadece milleti
biraz teselli edeyim diye düşünmüş olabilir diyorum.   Kendileri tıp doktorudur ya, sanırım
Hipokrat’tan gelen bir vecizeden esinlenmiştir.   Hipokrat ne demişti; “Hekimler nadiren
tedavi ederler, çoklukla ağrıları geçirirler ama mutlaka teselli etmelidirler!”.   İşte Sayın Bakan’ın kırmızı et bollaşacak
muştusunu ben böyle okudum ve çokça güldüm!

Gülmemin
nedeni ise anımsadığım bir Nasreddin Hoca fıkrasıdır.  Özetle aktarayım; Nasreddin Hoca, kasabanın
varsıl bir insanından borç almış.   Ama
ödeme sözü verdiği gün gelmiş geçmiş olmasına karşın bir türlü denkleştirerek
ödeyemiyor borcunu.  Sonunda gideyim ve
borcumu nasıl ödeyeceğimin ödeme planını anlatayım diye düşünmüş.

Hoca,
borç aldığı varsıl kişinin işyerine giderek ödemeyi geciktirdiği için özür
beyan etmiş ve planını anlatmaya başlamış; “Efendi, ben köyümüz ile otlak
arasındaki patikaya karaçalılar diktim.  
Baharda bu karaçalılar gelişecek ve yolun iki tarafını saracak.  Meraya giden ve geri dönen koyunların
postlarındaki yünler bu çalılara takılacak. 
Ben ise bu yünleri toplayacağım ve karım bunlardan iplikler üretecek ve
kazaklar örecek.  Ben de bu örgüleri
pazara getirip satacağım ve kazandığım paralarla borcumu ödeyeceğim”.

Borç
veren varsıl kişi, Hoca’nın bu ödeme planını duyunca gülmeye başlamış.  Hoca da lafı yetiştirmiş hemen; “ Peşin
parayı görünce nasıl da gülersin be köftehor!”.

İkincisi
Fransa’dan!

Kahramanımız
kısaca kendisini tanıtıyor ve bizde ilgi ile dinliyoruz; “ Fas’ın sıradan bir
köyünde dünyaya geldim.   Fakir bir aile
yaşamımız vardı.  Benim tüm günüm
koyunları otlatmak, sonra da hem hayvanlarım ve hem de evimiz için kuyudan su
taşımakla geçerdi.

Sonra
bir gün ailemin kararı ile Fas’tan ayrıldık ve Fransa’ya taşındık.

Bu
dönemde çok horlandım.  Okul ve sınıf
arkadaşlarım benim konumuma gülüyorlar ve hatta alay ediyorlardı.   Özellikle giyim tarzım onların alıştıklarına
uymuyordu ve sınıfta dışlanıyordum.  
Beni yoksul bir göçmen olarak görüyorlardı.

Bu
gelişmeler beni kamçılamıştı.   Yaşamımda
değişiklikler yapmam gerektiğini ve bunu da ancak eğitimimle yapabileceğimi
anlamıştım.  Arkadaşlarım mışıl mışıl
uyurlarken, ben geceler boyu yoğun çalışıyordum. 

Sonunda
da üniversite eğitimimde siyasal bilgiler ve politika yönetimi konusunda
başarılı bir kariyer sahibi olabilmiştim. 

Kendime
seçtiğim hedef, ırkçılığa karşı savaşmak ve göçmenlerin haklarını savunmak ve
de insan haklarının eşit olduğunu vurgulamaktan geçiyordu.   Keza Müslüman geçmişim nedeni ile din ve
inanç ayrımının yanlışlığını daha iyi değerlendiriyordum.   Göçmen geçmişimi ve İslam inanışına bağlı
olmayı yaşamımın zayıf bir karnesi olarak kabul etmedim.

Sonunda
tüm bu sorunları aştım ve bugün Fransa Devleti’nin Eğitim Bakanı olarak
karşınızdayım.   Bu makamın etkinliği ile
geçmişimde yaşadığım sorunların aşılabileceğine inanıyor ve bu kararlıkla
çalışıyorum.”

Bu
kısa özgeçmiş, Fransa Hükümeti’nin Eğitim Bakanı olan Sayın Nejat
Valloud-Belkacem’e aittir.   Kendisi
halen orta öğretim programının iyileştirilmesine yönelik reformlar ile
uğraşmaktadır.   Ne yazıktır ki,
ülkemizde de rastlandığı gibi başarılı kadınların maruz kalabildiği şekilde
muhafazakâr muhaliflerinin bel altı eleştirilerine de hedef seçilmiştir.   Hatta kendini bilmez bir parlamenter, siyah
elbisesinin yakasının kenarında görülen danteli kast ederek ‘dantel sutyenli
bakan’ göndermesi bile yapmıştı! 








































































Erdal
Akalın (02.01.2018)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet