GÜNDEM ANALİZİ & DEĞERLENDİRME

‘20 Şubat Günü’ Gene Güme Gitmesin !..

BM
tarafından yılın birçok günü değerlendirilmeye çalışılmaktadır.  Yılın hemen her günü ve bazen haftaları,
insanlık adına önemli günlerin anılması ve yeni fikirlerin serpilmesi için özel
gün olarak seçilmektedir.  26 Kasım 2007
tarihinde de, BM tarafından 20 Şubat Günü özel bir kavramı anmak üzere karar
altına alınmıştır; “Dünya Sosyal Adalet Günü”.

Dünya
Sosyal Adalet Günü, ilk kez 2009 yılında kutlanmıştır.  Bu günün anılması, dünya ülkelerini bilemem
ama bizim ülkemizdeki kutlama, daima yazımın spot başlığı gibi olmuştur.  Kaldı ki, bu yılın Davos Toplantıları dünya insanlarının
üzerindeki ağır baskıyı, yani adaletsiz gelir dağılımını ele almıştı.  Ek olarak kadın/erkek çalışanlarının ücret
eşitsizliğini de özellikle öne çıkarmıştı.

Adalet,
hakkın gözetilmesi ve hakkın yerine getirilmesi ilkesidir.  Temeli itibari ile hukuk kurallarının tam
olarak uygulanması ile sağlanır.  Adalet
kavramı;

–   Dağıtımda adalet;

–   Denkleştirmede adalet;

–   Hakkaniyet ilkesi;

–   Sosyal adalet ilkelerinin bütünü ile
sağlanır.

Sosyal
adalet; milli gelirin en uygun şekilde taksimini sağlayan adalet
unsurudur.  Emeğin istismarını ve
insanları sömürmeyi ortadan kaldırır. 
Herkese kendi emeği ölçüsünde yaşam hakkı tanır.  Sermayenin azınlık bir grubun elinde
kalmasını önler.  Böylece, tüm insanlık
adına sınıfsal ve zümreler arası düşmanlık ve de husumet duygusu oluşmasını
önlemeye çalışır.  Sonunda da, toplumun
tüm fertleri mevcut durumları ve gelecekleri için kendilerini yaşam güvenliği
içerisinde sayar, hayatın anlamını paylaşmak şansını kullanırlar.

 Dünya Sosyal Adalet Günü, yoksulluğun kökünü
kurutmak ve insanca çalışmayı geliştirmek, cinsiyetler arası eşitliği sağlamak
ve herkesin sosyal adalet ilkesinden yararlanarak yaşamlarını güvence altında
hissetmeleri için düzenlenmiştir.  Ki,
BM, bu özel günü anımsatmak üzere geç kalmış bile sayılmalıdır.  Zira 1919 yılında kotarılan İLO Anayasası ilk
tümcesi ile sosyal adalet ilkesine atıfta bulunmakta idi; “Evrensel ve kalıcı
bir barışın ancak sosyal adalet temeline dayalı olarak kurulabileceği…”.

Bugün
aynı düşünce açık olarak kabul edilmektedir. 
Eğer sosyal adalete dayalı sosyal barış sağlanamaz ise, dünya bütününde
ve hemen her ülkede siyasal barışta tesis edilemez!

Bu
yılın Dünya Bankası’nın gelir dağılımı tablosuna bakılırsa, dünyanın en varsıl
% 1’lik özel grubu tüm dünya hasılatının nerede ise yarısını
toplamaktadır.  Akıl dışıdır ama
gerçektir! 

Türkiye
de, TÜİK tarafından da açıklandığı üzere, gelir dağılımı çok çarpıktır.  Geçmişe dönüp bakarsak, 2005 yılının en çok
kazanan grubu milli gelirden % 44.4 pay alırken, 2009 yılında bu kesimin aldığı
pay % 47.6’ya yükselmiştir.  Şimdiler ise
daha da kötüdür.   Aynı istatistiğe göre;
en az kazanabilen grup, 2005 yılında milli gelirden % 6.1 pay alırken, aynı grubun
2009 yılında alabildiği pay % 5.5’ya düşmüştür. 
Yeni tablo sanırım daha vahimdir!

Özetle;
son yıllar içerisinde zengin daha çok zenginleşirken, fakir daha fazla
fakirleşmiş bulunmaktadır.  Bu sayılama,
ülkemizin sosyal adalet ilkesinin iyi olmadığı bir ülke olduğuna işaret
sayılmaktadır.  Bu da, sosyal adaletin
olmadığı yerde sosyal barışın olamayacağını, üstelik siyasal barışında Kaf Dağı
arkasında kaldığını göstermektedir. 
Emekçiler, örgütlü olarak sosyal adalet ve sosyal eşitlik konusunda
yöneticilere seslerini bir şekilde duyurmadan, sorun çözümlenemeyecek anlamına
gelmektedir.

Bu
kavrama, bir de kadın / erkek arası sosyal adalet ve sosyal eşitlik konusundaki
eksiklerimizi eklemek gerekir.  Bu sorunu
da AKP İktidarının idrak alanına sokabilmek galiba olanaklı değildir!

Umarım,
gelmekte olan 20 Şubat Dünya Sosyal Adalet Günü’nü birlikte ve gereği gibi
kutlarız!..

Kıssadan
hisse: “Zenginler, fakirlere Tanrı’dan başka bir şey bırakmadılar!”

(Nietszche)
































































Erdal
Akalın  (04.02.2018)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir