E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : YANLIŞ POLİTİKALARI DOĞRU KARARLARLA
DÜZELTMEYE ÇALIŞMAK
 

Bu günlerin en güncel konusu olan Libya
meselesi, yanlış politikaların doğru kararlarla düzeltilmeye çalışılmasının son
örneğidir. Bir noktada buna “köprüden
önce son çıkış”
da diyebiliriz. Ancak bu ve buna benzer konuların başarıya
ulaşması çok zordur. Büyük fedakârlıklar ister bedeli yüksek olur.


Askeri literatürde “yığınakta yapılan hata, sonradan düzeltilemez” “stratejide yapılan
hata taktiklerle düzeltilemez”
diye tabirler vardır. Bu nedenle seçilecek
politika ve uygulanacak stratejilerin başlangıçta doğru tespit edilebilmesi
gerekir. Bunun için, gerçek verilere/referanslarla dayanan ve bu işi bilen
kişilerce yapılan iyi bir durum muhakemesine ihtiyaç vardır.


Yanlış
politikalar


Doğu Akdeniz’de etkili olabilmenin yolunun,
buraya kıyıdaş ülkelerle iyi ilişki ve doğru diplomasi yürütülmesinden geçtiği
öngörülememiştir. İlişkilerde ideolojik düşüncele ve duygusallığa ağırlık
verilmiş, gerçekler görmezden gelinmiş, sonrasında da iş inada binmiştir.


Suriye


Suriye
ile olan ilişkilerde, Esat’ın başarılı olamayacağı düşünülmüş, kontrolü
kaybetmesinin sınır güvenliğimizi tehlikeye atacağı anlaşılamamış, ona olan
Rusya’nın desteği görülememiş, ABD’nin teröre destek verebileceği hesaplanamamıştır.
Daha sonra da kendi halkına verdiği eziyet ve zarar ön planda tutularak, ulusal
çıkarlarımız geri plana bırakılmıştır. Yanlış politika ve stratejileri
düzeltebilmek için, Rusya ve İran ile sağlanan mutabakatlar neticesinde, Suriye
kuzeyine yapılan üç büyük harekâtla ve İdlip’teki uygulamayla durum kontrol
altına alınmaya çalışılmıştır.


Bu kapsamda diplomatik ilişkilerimiz kesilmiş,
Doğu Akdeniz’de Suriye’yle yapılması gereken yan deniz yetki alanı anlaşması
gerçekleştirilememiştir.


İsrail


İsrail’le
olan ilişkilerin kontrollü götürülememesi, ABD’deki Yahudi Lobisinin bugüne
kadar Türkiye lehinde olan davranışlarının ve etkisinin tersine dönmesine neden
olmuştur. Bu da, “sözde” Ermeni meselesinden yaptırımlara kadar uzanan
konularda sıkıntıların ortaya çıkmasını beraberinde getirmiştir.


Bunların sonucunda İsrail’le diplomatik
ilişkilerimiz kesilmiş, Doğu Akdeniz’deki Rum-Yunan ittifakıyla birlikte
hareket etmesinin önü alınamamıştır.


Lübnan


Lübnan’la
ilişkilerimizin kötü olmamasına rağmen onunla da zamanında deniz yetki
alanlarının sınırlandırılması anlaşması yapılamamıştır.


Mısır


Doğu Akdeniz’de geniş bir kıyısı olmasından
dolayı deniz yetki alanları için önemli bir durumda bulunan Mısır’la da zamanında bu konuda bir
anlaşma yapılması mümkün olmamıştır. Sonradan da dünyanın tanıdığı yönetime,
“darbeci” sıfatıyla uzak durulmuştur.


Bu ülkeyle de diplomatik ilişkiler kesilmiş,
çok önemli olabilecek deniz yetki alanları anlaşması zamanında yapılamamıştır.


Diğer


Bütün bunların yanında geçmişte, AB’den müzakere
tarihi alabilmek uğruna Kıbrıs konusunda yapılan politik hatalar, Yunanistan’ın
teşebbüs ve uygulamalarına ses çıkarılmaması ve iç politikada çeşitli ideolojik
ve siyasi düşüncelerle, TSK’nın etkisizleştirilmesi başta olmak üzere, başka
konulara odaklanılması, yönetimin asıl memleket meselelerine eğilmesini ikinci
plana itmiştir. GKRY’nin deniz yetki alanları konusunda kıyıdaş ülkelerle
yaptığı anlaşmalara ve kurduğu ortaklıklara seyirci kalınmıştır.


Köprüden
önce son çıkış Libya


İşte böyle bir ortam içinde, kendimizin ve
KKTC’nin Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerimizi korumak, deniz üstü ve altı
kaynaklarından hakkımız olanı alabilmek, etkinliğimizi kaybetmemek ve her türlü
çıkarımızı gözetmek için, bu konudaki son nokta olan Libya’yla Deniz Yetki Alanlarının
Sınırlandırılması Anlaşması yapılmıştır. Bu anlaşma, hataları düzeltebilecek
doğru bir adım olarak nitelendirilmektedir.


Ancak Libya, “Arap Baharı” ile başlayan bir iç
çatışma içindedir. Bu çatışma halen devam etmekte ve gittikçe artmaktadır. Çatışmada
başlıca iki taraf vardır. Bunlardan biri Trablus merkezli ve “ihvan” görüşlü Sarraj Hükümeti, diğeri de Tobruk
merkezli Hafter hükümetidir.


Buradaki avantajımız, anlaşmayı BM’nin
tanıdığı ve uluslararası kamuoyunun kabul ettiği Sarraj hükümetiyle yapmış
olmamızdır. Hafter hükümeti yasadışı olarak görülmektedir. Ancak Rusya başta
olmak üzere birçok ülke Hafter’i desteklemektedir.
Hafter’i destekleyen ülkelerin, Doğu Akdeniz’de çıkar
elde etmenin yolunun Sarraj hükümetini devirmekten geçtiğini hesapladığı ve
stratejilerini buna göre yönlendirdiği anlaşılmaktadır.


Burada kritik olan husus,
Hafter’in çok daha geniş bir alanı kontrol etmesi ve gücünün, aldığı
desteklerin de katkısıyla daha fazla olmasıdır. Her an için Trablus hükümetini
devirme tehlikesi mevcuttur. Bu nedenle Libya’yla
yaptığımız anlaşmanın devamlılığının sağlanması Sarraj hükümetinin ayakta
kalmasına bağlıdır.


Bu nedenle Askeri güvenlik ve
işbirliği anlaşması yapılmış olup, şimdi de Libya’ya asker gönderilmesi için
teskere TBMM’de oylanacaktır. Teskerenin kabul edilmesi beklenmektedir.


Türkiye’nin Libya’nın içinde
bulunduğu bu çatışmada taraf olması, maalesef geçmişte yapılan politik ve
stratejik hataların sonucunda karşı karşıya kaldığımız bir talihsizliktir.
Ancak durumu kurtarmak için istemeyerek de olsa bir çare olarak görülmektedir.
Diğer bir değimle “köprüden önce son
çıkış”
tır.


Türkiye’nin yapılan anlaşmayı
ayakta tutabilmek için yapacağı askeri yardım ve vereceği desteğin boyutları
çok geniş olabilir. Asker de gönderebilir. Ancak doğrudan bir çatışma içine girmekten mutlaka kaçınılmalıdır. Çünkü
bu vatan savunmasından farklı bir durumdur. Türkiye caydırıcı hamleler yapmalı,
diplomasiyi daima ön planda tutmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet