“TÜRKİYE VE DÜNYANIN 2017
YILI”


Dr. Nejat Tarakçı ntarakci@gmail.com


Giriş2016 yılı hem Suriye’deki iç savaşın
şiddetlendiği hem de IŞİD ile mücadelenin hızlandığı bir yıl oldu. Suriye ve
Irak topraklarında ABD, İngiltere ve Rusya başta olmak üzere hem büyük güçlerin
hem de İran, Türkiye ve Kürtler gibi yerel güçlerin doğrudan veya dolaylı
karıştığı vekâlet savaşları yaşanmaktadır. 2011’den bu yana bölgedeki insan
kayıpları ile alt yapıdaki onarılamaz hasarlar İkinci Dünya Savaşı
manzaralarını hatırlatmaktadır. Mülteciler ise başlı başına ayrı ve uzun
soluklu bir sorun olarak kalacaktır. 2003’te Irak’ta ABD’nin ateşlediği
istikrarsızlık bombasının fitili 2008’de patlamış ve çıkan yangın sekiz yıldan
bu yana devam etmektedir. Obama, görev süresi içinde Ortadoğu’daki
istikrarsızlığı sona erdirmek için radikal ve sonuç alıcı stratejiler
geliştirememiştir. Bu durum, bölgedeki sorunları daha karmaşık ve kronik hale
getirmiştir. Yeni başkan Trump’ın yönetim ekibine bakıldığında, ABD’nin sadece
Ortadoğu’da değil tüm dünyada, güvenlik ve ekonomik alanlarda radikal
değişikliklere gidileceği söylenebilir. Bunun sonuçlarını şimdiden kestirmek
zor olsa da bazı temel noktalardaki beklenen değişiklikler, ya sorunları
çözecek ya da dünya savaşına gidecek daha karmaşık sorun ve krizlere neden
olabilecektir. Bunlar;


·       Ortadoğu’da
yeniden İran’ı hedef haline getirecek İsrail yanlısı değişiklikler


·      
Kudüs’ün İsrail’in yeni başkenti yapılması projesi


·      
Rusya ile işbirliği yaparak Suriye ve Ukrayna krizini çözecek değişiklikler


·      
Kürt devletine yeşil ışık yakacak değişiklikler


·      
NATO’nun yeniden ele alınmasına yönelik değişiklikler


·      
Pasifik’te Tayvan’ı Çin’den koparmaya çalışacak değişiklikler


Ortadoğu’da yeniden İran’ı hedef haline
getirecek İsrail yanlısı değişiklikler


Bu kapsamda yapılması olası en tehlikeli
değişiklik, İran’la nükleer anlaşmanın bozulmasıdır. Nitekim ABD Kongresi
İran’ın anlaşmaya uymaması halinde yaptırımlara devam edileceği yönündeki
anlaşmayı Kasım 2016 sonunda 10 yıl süreyle uzattı.1 Oysa BMGK’nin
beş daimi üyesi ve Almanya’nın İran ile 2015 yılında imzaladığı anlaşma İran’ın nükleer
faaliyetlerini sınırlamayı kabul etmesi karşılığında yaptırımların kaldırılmasını
içeriyordu.
Böylece hem İran’a olan enerji alanındaki yaptırımlar
devam edecek hem de ABD yönetimleri, istediği anda uydurma veya basit bir
gerekçeyle Nükleer Anlaşmayı fesih yetkisine sahip olacaktır. İran bu anlaşmaya
şiddetle karşı çıktı ve bu kararı, uluslararası anlaşmanın ihlali olarak
niteledi. Bu durum düzelmediği takdirde, 2017’de Ortadoğu’nun her yerinde
gerilim ve krizin artacağını söylemek kehanet olmayacaktır. İran-Batı
ilişkilerinin bozulması, İran’la yakın işbirliği içinde olan Rusya’nın da ABD
arasındaki ilişkilerini olumsuz yönde etkileyecektir.


Kudüs’ün İsrail’in yeni başkenti yapılması
değişikliği


İkinci husus Kudüs’ün İsrail’in yeni
başkenti yapılması projesidir. Yeni başkan Trump, seçim kampanyası süresince
kendisine danışmanlık yapan 57 yaşındaki Yahudi avukatı David Friedman’ı İsrail
Büyükelçisi olarak görevlendireceğini açıkladı.2 Friedman
ise verdiği ilk demeçte Amerikan elçiliğinin Kudüs’e taşınmasından mutluluk
duyacağını belirtmiştir. 3 ABD’nin
elçiliğini Kudüs’e taşıması halinde bu davranış Batı dünyası ve İsrail yanlısı
ülkelere yasal ve meşru bir yol açacaktır. Böylece bütün din ve inançların
merkezi olarak kabul edilen Kudüs resmen İsrail toprağı olarak kabul
edilecektir. Bu durum öncelikle Müslüman âlemi ile İsrail arasındaki ilişkileri
ciddi oranda bozacaktır. Kadim Kudüs’ün müşterek bir inanç ve kültür merkezi
olarak BM gözetim ve denetiminde kalması en uygun yolken, bu girişim yeni
düşmanlık ve çatışmalara yol açacaktır. Nitekim Filistin tarafı bu davranışın
barış sürecini baltalayacağını açıklarken, New York Times, Friedman’ın
elçiliğinin iyi bir seçim olmadığını yazdı. Trump ise elçiliğin Kudüs’e
taşınacağını ancak zamanın henüz belli olmadığını söyledi.4


Rusya ile işbirliği yaparak Suriye ve
Ukrayna krizini çözecek değişiklikler


Bu olasılık en iyi senaryodur. Böyle bir
girişim Trump ile Putin’in birlikte Nobel Barış ödülünü almasına neden
olabilir. ABD ve Rusya’nın Avrupa ve Ortadoğu’daki sorunların çözümü için
yakınlaşması, özellikle Ortadoğu’daki yeni siyasal yapılanma için büyük
fırsatlar yaratabilir. Bunlardan en önemlisi mezhep esaslı politik monarşilerin
daha demokratik siyasi ve sosyolojik yapılara evirilmesine olan katkıları
olacaktır. Diğer yandan İran’ın bölgedeki siyasi, mezhepsel ve askeri nüfuzunun
azaltılmasına ve orta vadede sona erdirilmesi sağlanabilir. ABD, Batı ve
Rusya’nın azalacak askeri harcamaları toplumsal refah için kaynak yaratabilir.
Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının ortaklaşa çıkarılması, işletilmesi ve
pazarlanması imkânı doğabilir. İsrail- Filistin sorunu çözüme ulaşabilir.
Batı’da her iki ülke de kazan kazan durumunu yaşarken, ABD Rusya yakınlaşması,
Pasifik ve Orta Asya bölgesinde Çin’in yalnızlaşmasına neden olabilir. Bu
durumda ABD her iki bölgede de tek kazanan olabilir.


Kürt devletine yeşil ışık yakacak
değişiklikler


Bu senaryo Türkiye açısından en kötü
senaryodur. Obama’nın sekiz yıldan bu yana Irak ve Suriye Kürtlerine destek
vermesi Trump döneminde de sürecek midir? En önemli soru budur. Devlet
politikasının devamı prensibi içinde en azından 2017 Nisan ayına kadar bu
politikanın devam edeceği beklenebilir. Trump’ın Güvenlik Danışmanı Michael
Flynn’ın, bölgede bir Kürt devletinin kurulacağını açıklaması önemli bir
göstergedir. Türkiye’nin 2008 yılından itibaren Barzani bölgesi ile geliştirdiği
ekonomik işbirliği nedeniyle sadece bu bölgede bir Kürt devletine yeşil ışık
yakması düşünülebilir. Ancak Suriye Kürtleri için aynı şey Türkiye için
stratejik bir tehdit anlamındadır. Ve mutlak bir savaş nedeni olacaktır.
Barzani bölgesi bağımsız bir Kürt devletine dönüşürse, yıllardan beri PKK
konusunda resmi bir muhatap bulamayan Türkiye için avantajlı bir durum ortaya
çıkabilir. O zaman Barzani ya kendiliğinden PKK’yı topraklarından çıkarmak veya
kendi içinde etkisiz bırakmaya mecbur kalacaktır. Türkiye’nin diğer bir
avantajı da Barzani bölgesindeki enerji projelerinde karşılaştığı Irak merkezi
hükümetinin engellemelerinden kurtulması olacaktır. Trump yönetiminin bu konuda
Türkiye ile işbirliği yapması halinde, hem parçalanan Suriye’nin siyasi geleceğinin
belirlenmesinde, hem de bölgedeki Rus etkisinin azaltılmasında önemli
kazançları olacaktır.


NATO’nun yeniden ele alınmasına yönelik
değişiklikler


Trump, NATO ittifakına bağlı kalacağını açıklamıştır.
Ancak 2017 yılı içinde, Rusya ile olan ilişkilerinin derecesine bağlı olarak,
NATO’nun gerek fonksiyonel gerekse mali yönleri ile ele alınmasını talep
edebilir. Bu durumda ABD dışındaki NATO üyelerinin ittifakın bütçesine katkı
oranları artabilir. Bu durumda, ekonomik ve siyasi kriz içindeki Avrupalı NATO
üyelerinin bir kısmı ittifaktan ayrılmayı düşünebilir. NATO’nun geleceği hiç
şüphesiz ABD Rusya ilişkilerinin nasıl şekilleneceğine bağlıdır. Tehdit ortamı
yerine güven ortamı geri gelirse askeri ittifakların da zayıflaması mümkün
olacaktır. Suriye krizi, Rusya’yı artık bir Akdeniz ülkesi yapmıştır. Bu son
derece radikal jeopolitik bir gerçektir. Bu durum NATO’nun ve ABD’nin yeni
stratejik doktrinler geliştirmesini dikte etmektedir. Soğuk Savaş’ta NATO’nun
kanat ülkesi Türkiye, bugün hala Rusya tehdidine göre yapılanmayı sürdüren
NATO’nun merkez ülkesi haline gelmiştir. Buna rağmen ABD ve Batı son 6 yıldan
bu yana Rusya’nın Ortadoğu’daki varlığının nelere mal olabileceğinin farkında
değillerdir. Çünkü hala PKK ve cihatçı terörle mücadele eden Türkiye’ye karşı
düşmanca politika ve askeri stratejiler izlemeyi sürdürmektedirler. Bu politika
ile bindiği dalı kesen ABD ve Batı, Türkiye’yi Rusya ile her alanda stratejik
ortaklığa doğru itmektedir. Trump yönetimince bu politikada radikal bir u
dönüşü olmazsa, Türkiye’nin 2017 yılı içinde NATO’nun askeri ve hatta siyasi
kanadından çekilmesi gündeme gelebilir.


Pasifik’te Tayvan’ı Çin’den koparmaya çalışacak
değişiklikler


Trump’ın göreve başlamadan Tayvan’ın bağımsızlığı
konusunda ümit vaat edecek konuşmalar yapması, Çin’in stratejik seviyede alarm
durumuna geçmesine neden oldu. Çünkü ABD, 1970’li yıllardan bu yana Tayvan’ı
Çin’in bir parçası olarak kabul etmektedir. Diğer taraftan Çin’in aidiyeti
tartışmalı bazı adalar ve kayalıklar üzerindeki zorlayıcı faaliyetleri ABD ve
müttefiklerini ciddi anlamda endişelendirmektedir. Çin’in özellikle deniz
gücünü hem sayısal hem de kabiliyet olarak güçlendirmesi ABD’nin İkinci Dünya
Savaşı’ndan beri bölgede tesis ettiği deniz üstünlüğünü tartışmalı hale
getirmiştir. Diğer taraftan Çin’in bölgedeki ekonomik ve siyasi nüfuz alanını
askeri yönden sürekli güçlenerek genişletme stratejisi meyvelerini vermeye
başlamıştır. 2107 yılı içinde ABD’nin Çin ile olan ilişkileri esas olarak
ekonomik alanda yoğunlaşacaktır. Bu rekabetteki anlaşmazlıklar çözülemezse o
zaman iki ülke arasındaki ilişkiler askeri alanlara kayabilir. Bölgedeki güç
denkleminde son yıllarda giderek olumlu yönde ilerleyen Çin- Japonya
ilişkilerinin de etkisi büyük olacaktır. İkinci Dünya Savaşı’ndan beri siyasi
ve askeri yönden esir olarak nitelendirilebilecek seviyede vesayet altında olan
Japonya’nın Çin’le yakınlaşması ABD, Hindistan ve Avustralya’nın en büyük
korkusudur


Türkiye’nin 2017 Yılı


Türkiye’deki 15 Temmuz darbe teşebbüsü,
hem iç sosyal dengeleri hem de dış ilişkileri büyük oranda etkilemiştir.
2016’ın en olumlu gelişmesi Rusya ile olan ilişkilerin düzelmesidir. Bu gelişme
Türk ordusunun Fırat Kalkanı Harekâtına başlamasını sağlamıştır. Türk Ordusu ve
Polisi dünyada hiçbir ülkenin yapamayacağı kadar kısa sürede PKK’yı şehirlerden
ve meskûn mahallerden temizlemiştir. Kırsalda ve sınır ötesindeki mücadele de
başarıyla devam etmektedir. Diğer bir olumlu gelişme ise İsrail – Türkiye
ilişkilerinin düzelmesi ve işbirliği olanaklarına kapı açılmasıdır. Türkiye
güneyindeki savaş haline ilave olarak Kıbrıs ve Ege’den de sıkıştırılmak
isteniyor. Kıbrıs görüşmeleri Rumların baskısı ile uluslararası hale gelmek
üzeredir. Türkiye ve İngiltere gibi eski garantörler yerine AB garantör
yapılmaya çalışılmaktadır. KKTC’nin Türkiye için Trakya’dan farkı yoktur.
Trakya’yı kaybedersek Boğazları kaybederiz. KKTC’yi kaybedersek Doğu Akdeniz’i
kaybederiz. İki gün önce 15 Aralık günü 10 Yunan balıkçısının Kardak Adaları
civarında balık tutmak istediği, hatta bazılarının adalara çıkma teşebbüsünde
bulunduğu, Yunan sahil güvenlik botlarının da Yunanlı balıkçılara destek
verdiği basında yer aldı. 5 Yunan
hükümetinin haberi olmadan böylesine bir girişimin başlatılması olasılığı son
derece zayıftır. Amaç, Kardak bölgesinde yeni bir kriz yaratarak çok yönlü
siyasi ve askeri bağlantı içindeki Türkiye’yi zor durumda bırakmak, 2004’den
beri uluslararası hukuka aykırı olarak işgal ettiği adaları meşrulaştırmak
olabilir. Türkiye’nin haklı ve ulusal çıkarlarına uygun stratejileri, ABD ve
AB’nin çıkarları ile örtüşmemektedir. Bu ülkeler, PKK başta olmak üzere diğer
Türkiye karşıtı örgütleri açık veya örtülü şekilde desteklemeye devam
ediyorlar. Ayrıca bir zamanlar Rusya’ya yapıldığı gibi, uluslararası finans
mekanizmalarını kullanarak Türkiye’yi baskı altına almak istiyorlar. Bu
bağlamda Türkiye’nin sözde NATO müttefiklerinin PKK politika ve stratejileri
değişmediği sürece, 2017’de de Türkiye – ABD ve Batı arasındaki stratejik
gerilimlerin devam edeceği söylenebilir. Türkiye karşıtı bu dolaylı stratejik
girişimlerin durdurulması nasıl sağlanabilir? Kanaatimce öncelikle İç Cephe’nin
güçlü tutulması gerekmektedir. Bunu sağlamak için siyasi partilerin, kamu ve
özel kuruluşların, sağduyulu vatandaşların hükümetin politikasına destek
vermesi yetmeyebilir.


2017’de Türkiye için Öneriler


·      
Oldukça zor geçmesi beklenen 2017 yılı içinde Türkiye, sadece kendi gücüne
güvenmeli, kendi ulusal çıkarlarından taviz vermemelidir. Dışarıdan yapılan her
yönlendirmenin Türkiye’nin de ulusal çıkarına uygun olması gerekir. Öncelikle
içerdeki PKK terörünü kontrol altına alma stratejisine kararlılıkla devam
edilmelidir. En güçlü dış politikanın halka dayanan politika olduğu gerçeğinden
hareketle, Hükümetin TBMM’ni öne çıkaran şeffaf dış politikalar uygulaması çok
önemlidir.


·       İsrail ile
ilişkilerin normalleştirilmesi çok olumlu bir gelişmedir. Bu yıl İsrail’in
karasularından çıkartılacak doğal gaz rotası Türkiye üzerinden olursa Türkiye
çok avantajlı duruma geçecektir.


·       Türkiye PKK ile
mücadelede Rusya ve İran’ı da sürece dâhil etmeye çalışmalıdır. Askeri şartlar
uygun olduğunda baharla birlikte Kandil bölgesine kara harekâtı başlatılması
düşünülmelidir.


·       Kıbrıs sorununda
artık 33 yıllık KKTC’nin varlığını tartıştırmamak gerekiyor. Türkiye Kıbrıs
görüşmelerine son vererek KKTC ile federal veya özerk yapıda siyasi
bütünleşmeye gitmelidir.


·       Görüşmeleri
askıya alan ancak PKK ve türevlerine doğrudan ve dolaylı siyasi ve lojistik
destek veren AB hem BM’ler şikâyet edilmeli hem de ilgili ülkeler için Avrupa
Ceza Mahkemesine suç duyurusunda bulunulmalıdır. Gerekirse PKK’ya destek veren
ülkeler ile siyasi ilişkiler askıya alınmalıdır.


·       NATO Türkiye
açısından işlevini kaybetmiş bir kuruluştur. Kırk yılı aşkın süredir Türkiye’ye
Irak’tan kaynaklanan PKK terörünün bir tehdit olduğunu kabul etmemişlerdir. Bu
bağlamda Türkiye, en azından NATO’nun askeri kanadından çekilmeyi düşünmelidir.


·       İç Cephenin daha
da güçlendirilmesi için, güvenlik sorunları çözülünceye kadar tüm siyasi
partilerin görev alacağı geçici bir hükümetin kurulması konusu düşünülmelidir.


·       Türkiye’nin yeni politikası “BAĞLANTISIZLIK”
olmalıdır.


     Bu
zamana kadar Türkiye’nin içinde bulunduğu çetin coğrafyada tarafsız ve
bağlantısız kalmanın mümkün olmadığı beynimize kazındı. Ancak 2016’nın
jeopolitik kargaşa ortamının şartları ve geleceğin belirsizliği ışığında
Türkiye’nin barış ve huzur içinde olabileceği tek siyasi statü BAĞLANTISIZLIK olacaktır. Bu konu
tartışılmalıdır.


1 BBC Türkçe, İran:
ABD Kongresi’nin kararı nükleer anlaşmanın ihlali, 2 Aralık 2016; http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-38181078


2 https://tr.sputniknews.com/abd/201612161026337738-trump-israil-buyukelci/


3 ABD yönetiminin,
1995 yılında imzalanan Kudüs Büyükelçilik Yasası’na göre ülkedeki elçiliğini
Kudüs’e taşıması öngörülüyordu fakat söz konusu yasa 21 senedir Bill Clinton,
George W. Bush ve Obama’nın başkanlık dönemlerinde her 6 ayda bir ‘ulusal
güvenlik’ gerekçesiyle ertelendi.


4 The Times of
Israel 17 December 2016


5 Yaşar Anter,
Kardak’ta tehlikeli yakınlaşma Bodrum/DHA 15.12. 2016


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet