‘2018’de
Ordunun kucağına darbe bırakmak isteyenler olabilir’

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’le gerçekleştirdiğimiz
röportajın ilk bölümü dün yayınlandı. Perinçek’in açıklamaları Türkiye’nin
gündemine oturdu.

15 Temmuz’la ilgili bilinmeyenleri ilk kez Ahval’e anlatan Doğu
Perinçek’le röportajımızın ikinci bölümünde ise yine önemli açıklamalar var.

“Önümüzdeki derinleşen ekonomik kriz sürecinde ordunun kucağına
darbeyi bırakmak isteyenler olabilir.” diyen Perinçek, 2018’le ilgili de kritik
uyarılarda bulunuyor.

15 Temmuz darbe girişimini Türk Silahlı Kuvvetleri’nin(TSK)
bastırdığını söyleyen Perinçek, “Tankı, önüne et yığını koyarak
durduramazsınız. Siz şimdi ‘çıplak elle darbeyi yendik’ falan filan diyorsanız
bunun gerçekle bir ilgisi yok” ifadelerini kullandı.

İşte, Perinçek ile söyleşinin ikinci bölümü…

Rus devleti Türk Silahlı Kuvvetleri(TSK) içindeki hareketliliği
nasıl saptıyor? Yabancı bir devlet ordunun içinden istihbarat alabiliyorsa, bu
çok ciddi bir zaaf anlamına gelmiyor mu aynı zamanda?

Onu ben bilemem. Bana şunu söyledi; Rus devleti Türk
ordusu içinde bir hareketlilik saptıyor, o kadar. Ordunun içinden istihbarat mı
alıyordur, başka araçları mı vardır, bilemiyorum ben.

Tabii onlar Fethullah Terör Örgütü’ne çok karşılar, ABD’nin karşısında
mevzileniyorlar, o bakımdan dikkatle Türkiye’deki gelişmeleri izliyorlar. Ama
bu istihbaratı nasıl aldılar, nasıl değerlendirdiler, onu bilmem mümkün değil.

Bu hareketliliği nasıl saptadıklarını sormadınız mı Dugin’e?

Yok sormadım, sormam. O, bizim ilişkilerimizin
çerçevesine ve düzeyine yakışmayacağı için öyle bir soru aklıma bile gelmedi.

‘Hükümetin bu gelişmelerden öncesinden haberi vardı’ diyorsunuz
Öyleyse ne beklendi? 250 kişinin ölümü engellenebilir miydi?

Siz kendinizi hükümet yerine koyun, bilgiyi aldınız ne
yapacaksınız?

Şunu gördüm; Hükümetin, TSK’nin içinde bağlantılarının koptuğunu gördüm. Yani
bize hep şunu sordular; ‘bunlar doğru mu? Hakikaten TSK bu darbenin içinde yok
mu? Sizin dediğiniz gibi bu bir grubun hareketi mi?’ diye soruları sordular.

Buradan da anladık ki; kendileri TSK içinden doğru
dürüst haber falan alamıyorlar. Onların bu durumunu iyi görmek lazım.

“Bunlar doğru mu? Hakikaten TSK bu darbenin içinde yok mu? Sizin
dediğiniz gibi bu bir grubun hareketi mi?” sorularını kim sordu size
hükümetten? Neden size soruyorlar?

O gece biz hükümete sıkı durması, direnmesi için hem
Cumhurbaşkanlığı çevresine hem Başbakan’a ulaşmaya çalıştık. Telefonları
kapalıydı ama çevrelerindeki üst düzey şahsiyetlerle ilişkiler kurduk, onların
da Cumhurbaşkanı’yla, hükümetle ilişkileri olduğunu o sırada öğrendik.

Ama onların şahıslarının adlarını söylemem doğru olmaz. Onlara
şunu söyledik:

‘‘Kesin olarak söylüyoruz. Bu TSK’nın bir girişimi değildir,
Amerikancıdır, FETÖ mensupları, Türk ordusu içindeki gladyonun girişimidir,
başarı şansları yoktur. Milletçe ve devletçe bunun karşısında sımsıkı durursak
kesinlikle bozguna uğratılacaktır bu girişim.’’

Hükümetin ordu
içinden haber alamadığını, orduyla güçlü bir bağının olmadığının nasıl farkına
vardınız o gün?

Ertesi gün bize çeşitli sorular yönelttiler, o
sorular aslında hükümetle ordu hiyerarşisi arasında kolaylıkla saptanabilecek
konulardı. O hiyerarşinin, o iletişimin dahi koptuğunu anladık biz sorulan
sorularda.

Kim yöneltti o soruları?

Onları söylemem doğru olmaz. Benden hiç beklemeyin
böyle bir şey.

Hükümet yetkililerini kastediyorsunuz?

Yani AKP çevreleri diyeyim. Tabi ki AKP çevreleri;
hükümet çevreleri, evet.

Yani AKP iktidarının bu durumunun yarattığı olumsuzluklar ve çıkmazlarını
değerlendirmek lazım. O açıdan darbe benzeri istihbaratlar aldıkları zaman da
neler yapabilecekleri konusuna verilecek cevap çok şey değil, onların bu
konularda kabiliyetlerinin pek olmadığını tespit eden bir cevap olur.

Alexander Dugin’in 14 Temmuz’da bu gelişmeleri bildirmesi ve 1
gün sonraki kalkışmaya TSK Komuta kademesinin düğünde yakalanması garip değil
mi? Herhangi bir teyakkuz halinin olmaması? Siz tüm bunları ‘kabiliyet
eksikliği’ne mi bağlıyorsunuz?

Valla biz Vatan Partisi olarak iktidarda olsaydık, hemen darbe
yapma olasılığı olan unsurları derhal kontrol altına alır, gözaltına alır,
silahsızlandırır bunu önlerdik.

AKP iktidarının buna ne kadar muktedir olduğu daha çok onlar
tarafından bilinebilecek bir konu. Ama şunu merak ediyorsak; bunu mahsus
bıraktılar, yapılmasına göz yumdular ve böylece bastırma olanağını elde ettiler
diye bir analiz varsa bu hiç gerçekçi bir şey değil.

Yani bu öyle tehlikeli bir şey ki göze alabilecekleri bir şey
değil, çünkü güçlü değiller. TSK içinde önemli bir güçleri olmadığı için,
bırakalım da darbeciler bunu yapsınlar ondan sonra bastırırız şeklindeki
senaryo hiç gerçeğe, hayata uymuyor.

Esas ben kabiliyete bağlıyorum. AKP iktidarının darbeyi önleme kabiliyeti
yoktu. Zaten kendileri de, bazı AKP yetkilileri televizyonda şunu söyledi
ertesi gün; Vatan Partisi olmasaydı bu darbe önlenemezdi.

İhmaller de olabilir ama burada ihmalden çok şey var, mesela siz
Cumhurbaşkanısınız, kimseye ulaşamıyorsunuz, ne yapacaksınız? Elinizde doğru
dürüst bir güç yok, üstelik MİT Başkanı’na da ulaşamıyorsunuz. Ne yapacaksınız?

Elinizde ya polis olması lazım ya asker olması lazım. Olmayınca?
Darbe telefonla bastırılmaz. Bu başlık bile olabilir; darbe telefonla
bastırılmaz.

Zaten dikkat ederseniz, Cumhurbaşkanı’nın elindeki
telefonla yaptığı açıklamadaki yüzü, ifadesi falan da duruma hakim
olmadıklarını ve zayıf olduklarını gösteriyor. Otorite elinde olan, elinde güç
olan bir iktidar sahibi durumunda değildi.

“Erdoğan’ı
Marmaris’te koruyan polis ‘FETÖ’cü çıktı, Dalaman’dan İstanbul’a getiren pilot
‘FETÖ’cü çıktı, darbenin merkez üssü Akıncı’yı vuran 5 pilot FETÖ’cü çıktı,
şimdi kahraman yaptığımız yüzbaşı da ‘‘FETÖ’cü çıktı… Bildiğin Erdoğan’ı
‘FETÖ’cüler korumuş” şeklinde yazılanlar oldu.. Siz nasıl yorumlarsınız bu
durumu? Darbeye direnen cemaatçiler de olabilir mi yani?

Bu insanlar FETÖ’cü olabilir ama uçağın pilotu kalkıp da
Erdoğan’ı öldüremez. Neden öldüremez, bir kere öldürme amacı yok.

Birincisi; darbecilerin Erdoğan’ı öldürmek değil yargılamak ve
toplum içinde küçük düşürmek ve Türkiye’de kendi lehlerine, darbe lehine bir
iklim yaratmak istedikleri gözüküyor.

Öldürmek isteselerdi öldürürlerdi. Öldürmek istemedikleri,
yakalayıp hapse atmak istedikleri çok açık.

Ya onlar FETÖ’cü değil ya da FETÖ’cülerdi ama
kendisine TSK’nın verdiği emri o anda uygulamak dışında bir çare göremedi.

Sizin yorumunuz
hangisi?

Tanımıyorum ki, olayı incelememiz lazım. Buradan ne çıkartılmak
isteniyor? FETÖ darbesini Türk Silahlı Kuvvetleri bastırdı. FETÖ darbesini
FETÖ’cüler bastırmadı.

Bakın dikkat edin Türkiye’de 15 Temmuz’dan beri çok ciddi bir siyasi mücadele
oluyor tank ve halkı karşı karşıya getiren. İşte ‘halk darbeyi bastırdı, halk
tankı yendi’ gibi.

Çok yanlış.

Burada bir askeri güç var. Siz o askeri gücü nasıl
durdurabilirsiniz? Yine bir askeri güçle. Elinizde askeri bir güç olmazsa ne
yapacaksınız?

Hükümet şaşkınlık içindeydi. Benim televizyona çıkıp
konuşurkenki yüzüme bakın, bir de devletin başında olanların yüzlerine bakın,
göreceksiniz.

Bastıracak konumda, durumda, güçte olanların benzi yüzü atmaz.
Türk ordusu bastırdı. Ben bunu Sayın Binali Yıldırım’a da söyledim. ‘Halk tank’
şeyini bırakın dedim. Tank et yığınıyla durdurulmaz, tank tankla durdurulur.

Türk ordusunun tavrı olmasa o darbe önlenmezdi. Tabi ki halkın
mücadelesi cesaret verdi, kuvvet verdi, dengeleri etkiledi o ayrı. Ama siz
tankı, önüne et yığını koyarak durduramazsınız. Siz şimdi ‘çıplak elle darbeyi
yendik’ falan filan diyorsanız bunun gerçekle bir ilgisi yok.

Onun için o ‘halk tank’ edebiyatı tehlikeli. Sayın
Binali Yıldırım da ‘Ben sizin bu görüşünüze tamamen katılıyorum’ dedi. Ve
hakikaten bu görüşmemizden 45 dakika sonra falan TRT’nin önünde bir açıklama
yaptı ve o açıklaması düzgündü. Hatta benim ona söylediğim cümlelerle çok güzel
bir açıklama yaptı.

Bülent Arınç
geçenlerde yaptığı bir açıklamada “82 yaşında çok ciddi sağlık sorunları olan
ve başkasından yardım almadan hareket edemeyen yaşlı bir insanı tutuklu
yargılayan ve ellerini kelepçeleyen irade milletin iradesi değildir. O irade
‘Hukuk siyasetin köpeğidir’ diyen ve Mustafa Türk örneğindeki gibi
mağduriyetlere yol açan, hukuksuz yargı süreçleri için büyük bir sevinçle ‘Türk
yargısı son 50 yılın altın devrini yaşıyor’ diyenlerin iradesidir.” ifadelerini
kullanıyor. Bu operasyonların arkasında sizin olduğunuzu ima ediyor. Neler
söylersiniz?

Bahsedilen uygulamalar, yani diyelim 80 yaşının üzerindeki insanların
tutuklanması vs. bunlar oluyor maalesef ve tabii ki hukuken de yanlış, insani
olarak da çok yanlış. Ama dikkat ederseniz FETÖ’ye karşı mücadeleye böyle karşı
çıkılır. Başka türlü karşı çıkılamıyor ki…

Bülent Arınç olarak kalkıp da, “Ben Amerikan gladyosunun
yanındayım, taraftarıyım. Zaten FETÖ ile de eskiden beri benim çok sıcak çok
iyi ilişkilerim vardı. Onlar benim can arkadaşlarımdır, silah arkadaşlarımdır”
diye savunma yapamayacağı için böyle savunma yapıyor.

Bülent Arınç’ın dediği, FETÖ ile mücadelenin operasyonel anlamda
arkasında olduğumuz doğru değil ama biz bu işin merkezindeyiz. Çünkü 50 yıldır
bu mücadelenin içindeyiz.

Bunu Fethullahçılar da söylüyor biliyor, Amerika da
biliyor. Bu işin merkezinde Perinçek ve Vatan Partisi var diye Amerika basını
da yazıyor, CIA raporlarında da yazıyor. Ama biz operasyonel anlamda Adalet
Bakanlığı’nda, İçişleri Bakanlığı’nda bu işin planının yapılması örgütlenmesi
konusunda bir etkimiz yok.

Yani “FETÖ ile
mücadelede asıl merkez, asıl irade biziz. AKP sadece uygulama aşamasındaki bir
araç” mı diyorsunuz?

Onu demeyelim. Onlar da bu mevziye girdi ama onlar bizim gibi
kararlı ve tutarlı değil. Çünkü onlar eski arkadaşlarıyla çarpışıyorlar. Eski
iktidar ortaklarıyla, el ele verdikleri insanlarla, Türkiye’yi birlikte
yönettikleri FETÖ ile çarpışıyorlar.

Suç ortaklıkları var. Onun için suç ortaklarının birbiriyle
mücadelesi başka bir şey, biz yine bu mücadeleyi yerinde ve faydalı görüyoruz,
onu da söyleyeyim.

Sonuç itibariyle Türkiye’nin yararına olan bir mücadeledir
evet ama bu ortaklık dolayısıyla AKP iktidarı FETÖ’nün üzerine hiçbir zaman bir
Vatan Partisi kadar kararlı yürüyemez, yürüyemiyor.

Bugün mücadele
yürüttüğünüz Cemaat ile AKP’nin geçmişteki ‘suç ortaklığı’ndan söz ettiniz.
Öyleyse bugün Cemaat’le olduğu gibi yarın da AKP ile mücadelenin merkezinde mi
olacak Vatan Partisi?

Suç kapsamında evet. Ama esas olarak siyasi bir rekabetimiz var AKP
ile. AKP ile bir iktidar mücadelesi ve yarışı içerisindeyiz. Ama suça karışan,
beraber suç işleyenler anlamında tabi Türk yargısı suç ortaklarını takip
edecektir.

Ben burada AKP’nin bütünü FETÖ’nün suç ortağıdır demiyorum. Bunu
demek çok yanlış. Tam tersine bugün biz aşırıya gidilmesi, FETÖ’nün
merkezindeki güçlerin ötesinde bu tutuklamaların çok yayılmasını doğru
bulmuyoruz.

Kenarda köşede bu işlere karışmış, bulaşmış, efendim
bankaya para yatırmış, telefon açmış falan, bu insanlara kadar işin yayılması
hiç yerinde değil.

Tutuklamaların çok
yayılmasıyla bağlantılı olarak şunu da sormak istiyorum; Bylock’ta da bir hata
yapıldığı fark edildi, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 1000 kişinin tahliyesinin
talep edileceğini açıkladı. 30 bin kişinin durumunun ise tekrar inceleneceği
söyleniyor. Tüm bu gelişmelerin ardından hala ‘Türk yargısı son 50 yılın altın
devrini yaşıyor’ diyor musunuz?

Bu sözümün hala arkasındayım. Evet, altın devrini yaşıyor. Türk
tarihinde irticaya karşı bu kadar kapsamlı bir mücadele olmadı. Bakın rakamlar
veriyorum; 71 bin kişi, bunun 50 bini FETÖ bağlantısı nedeniyle hapse atıldı.

Türkiye yargısı nereden nereye geliyor, Deniz Gezmiş’leri asan,
idama mahkum eden bir yargıdan FETÖ’cüleri ve PKK’yı kararlı olarak hapse tıkan
bir yargıya geldik. Bu çok çok önemli.

Biz burada bir savaşın merkezindeyiz.

Yani Türk yargısına bir cesaret veriyoruz,
kararlılık aşılamaya çalışıyoruz. ‘Devam edin, hukuku uyguluyorsunuz,
yanınızdayız’ diyoruz. Şimdi Türkiye’nin başına bela olan unsurlarla bir
mücadele yürütüyorsunuz. Doğru yapıyorsunuz’ şeklinde bir tavır koyuyoruz.

27 Kasım 2015’te
bana verdiğiniz bir röportajda “Gülen Cemaati büyük ölçüde tasfiye edildi. Bu
da yeter zaten. Bir Askeriye’de dokunulmadı deniyor ama ben TSK içerisinde
Fethullah Gülen örgütlenmesinin önemli bir gücü olduğunu sanmıyorum”
demiştiniz. Yanıldınız mı?

Çok güzel bir şey saptamışsınız. Vatan Partisi olarak
tahminimizin çok ötesinde bir örgütlenmeye sahip oldukları ortaya çıktı. Gerçi
biz bunların gadrine uğradık, hapse atıldık. Ben ve arkadaşlarım Ergenekon
dolayısıyla hapislerde yattık.

Yani FETÖ’yü 50 yıldır tanıyoruz ama şunu söyleyeyim Türk ordusu
içinde bu kadar güçlü olduklarını, size verdiğim söyleşide de belirtmişim,
bilemiyorduk.

Bir cemaatin, bir tarikatın, Ortaçağ kalıntısı bir örgütlenmenin
böyle bir şeyi başarması, bu derece yaygın ve gizli bir örgütlenmeyi
başarabileceğine fazla olasılık tanımıyorduk. Siz önemli bir noktayı
yakalamışsınız.

Ama tekrar şunda ısrar ediyorum; artık çok fazla bu
tutuklamaları yaymamak lazım.

Bir takım elde edilen kanıtlarla, bugüne kadar tespit edilememiş
önemli bazı isimlerin üzerine gidilebilir tamam, ama kalkıp da böyle iyice
kenarlara doğru yaymanın Türkiye’ye hiçbir faydası yok.

TSK’da 30 bin önemli bir rakam. Şimdi geçen gün, Yaşar Güler’in
Koruma Subayı Yüzbaşı Murat Akın itiraflarda bulundu. Yeni bilgiler ortaya
çıkar, gizli kalan bazı unsurlar ortaya çıkar, tamam.

Ama kalkıp da bunu böyle çok kenarlara yaymak, her türlü diyelim
telefon ilişkisi, yok bankaya para yatırmış, yok çocuğu onların okulunda okumuş
falan filan, böyle suç tanımının dışına taşan uygulamalar doğru değil.

Suç tanımında da biraz bağışlayıcı ve dönüştürücü olmak lazım.
İş sırf böyle polisle, hapishane ile halledilmez. Bir de eğitmek diye bir
görevi var Türkiye’nin. Vatan Partisi’nin üstünlüğü de buradadır.

Biz bu işe bulaşmış çok sayıda vatandaşımızı da
eğiterek, dönüştürerek tekrar Türkiye’ye kazandırabiliriz.

Partinizin
üyelerinden Emekli Tümamiral Soner Polat, Teke Tek programında TSK’daki
cemaatçilerle ilgili listeler hazırladıklarını açıklamıştı. Bu listelerdeki
isimlerin tasfiye edildiğini söyledi. Bu listeler nasıl hazırlandı? TSK’nın
bugünkü şekillenmesinde payınız var mı?

Ergenekon Balyoz yargılamaları sırasında tutuklu olan
komutanlarımız TSK içindeki FETÖ’nün yuvalanması konusunda çalışıyorlardı. İsim
listeleri hazırlıyorlardı. Bunlar bu isimleri yargılamalarda, mahkemelerde de
ifade ettiler, dosyalara koydular.

Aydınlık’ın 40-50 yıllık FETÖ’ye karşı mücadele döneminde
saptadığı isimler de var. Bunlar da Aydınlık’ta yayınlandı. Komutanlar
bunlardan da yararlanmışlardır. Ve bu listeler hem dava dosyasına girdi,
savunmalarda belirtildi, daha sonra 2014 Mart’ında ve yazında tahliyeler
gerçekleşti, dışarı çıkan komutanlarımızın bir kısmı çalışmalarını sürdürdüler.

O anlamda Soner Polat amiralimiz listeler
verdiklerini belirtiyorlar. Kendi tecrübeleri içerisinde, yani TSK
içerisindeyken çevrelerindeki FETÖ mensuplarını saptamışlardı.

“TSK’da bu kadar
güçlü olduklarını tahmin edemedik” dediniz, yanıldığınızı söylediniz. Bugün de
“Kurunun yanında yaş yanmıyor, yüzde 100’e yakın doğru tespitler” diyorsunuz.
Bunda da yanılıyor olabilir misiniz? Yarın yine yanıldığınız ortaya çıkar mı?

Niye çıkmasın?(Gülüyor) İnsanlar yanılır. Ama şimdi tabi bakın
bu konuda yanılmayız. Bizim 50 yıldır FETÖ konusunda yaptığımız saptamalar hep
doğru çıktı.

Bakın Yargıtay kararları vardı ‘bu terör örgütü değildir’ diye.
‘Hani nerede bunların silahı, külahı’ diye kararlar vermişti Yargıtay.

O zaman dedik ki biz; ‘Bunların silahı Türk ordusunun
depolarında, bunların silahı polis teşkilatının depolarında.’ Silahlar çıktı mı
oradan? Tank bile çıktı. Şimdi onun için, biz FETÖ’yü çok iyi tanıyoruz.

Onunla ilgili tespitlerimiz esas olarak doğru ama diyelim
kapsamı, rakamlar, yani 30 bin kişi değildir de 20 bin kişidir, 15 bin kişidir
falan…

Kapsamı konusunda söylediklerimiz tam yüzde yüz
doğru çıkmayabilir. Ama esas olarak bu örgütle ilgili tespitlerimizin eşi
yoktur gerçeklik açısından.

Yapılan bu kadar
‘temizlik’ ve ‘tasfiye’nin ardından TSK’da yeni bir darbe ya da benzeri bir
kalkışma ihtimalinin sıfıra indiğini söyleyebilir miyiz?

Önümüzdeki derinleşen ekonomik kriz sürecinde
ordunun kucağına darbeyi bırakmak isteyenler olabilir. Yani çok derin bir
ekonomik krizin derinleşeceği bir sürece giriyoruz.

2018’den
bahsediyorsunuz?

Evet 2018’de. Görüyoruz yani. İthalatta daralmalar
olacak. İthalata bağlı sanayide sorunlar olacak. Bazı işyerleri kapanacak,
işçiler atılacak.

 

‘Tüm bunlar ülkeyi
yeni bir darbeye götürebilir’ mi diyorsunuz?
 

Darbeye götürür demiyorum, eğer biz bu sorunlara bir çözüm
bulamazsak ve bir takım sokakta da kontrol edilemeyen gelişmeler ortaya
çıkarsa, ki Amerika bunu planlıyor ve yapmak için harekete geçmiş durumda.

Zaten söylüyorlar. 2018’i Türkiye’ye cehennem yapacağız diye
Amerikalı yetkililer söylüyorlar. O koşullarda, istemese de ‘Türkiye’de asayiş
yok’ falan diye ordunun kucağına böyle bir işi bırakmak isteyenler çıkacaktır.

Ben TSK’nın oralarda da son derece akıllı davranıp o tür
planlara kesinlikle teslim olmayacağı kanısındayım. Türkiye çözüm yıllarına
giriyor.

Bakın siz ilk başta ‘Siz şu kadar oy alıyorsunuz, nasıl olur’
falan gibi bir söyleminiz oldu. Bu dönemler, büyük köklü çözümleri gündeme
getiren dönemlerdir.

Hz Muhammed’in Mekke’de kaç oyu vardı?

Mustafa Kemal Atatürk’ün 15 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru’na
binerken kaç oyu vardı?

Şimdi önümüzdeki süreç Vatan Partisi’ni iktidara getirecek olan
bir süreçtir. Türkiye’de önümüzdeki dönem bir darbe tehdidi yok ama Vatan
Partisi’nin temsil ettiği bir kurtuluş ve çözüm var. Niye hep krizlerden
olumsuz seçenekler çıkartıyoruz?

Ben diyorum ki bu krizden Türkiye çözüm çıkartacak.
“Kör çıkmazlarda köklü çözümler üretilir” diye çok güzel bir söz var. Şimdi
Türkiye bir kör çıkmaza giriyor, oradan köklü çözümle çıkacak. Tıpkı Mustafa
Kemal gibi. O çözüm de Vatan Partisi’dir.

Geçtiğimiz günlerde
Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Güler’in Koruma Subayı Yüzbaşı Burak
Akın “FETÖ’cüyüm” diyerek teslim oldu. 15 Temmuz’un kahramanlarından biri
olarak biliniyordu, ayağından vurulmuştu darbecilere direnirken. Siz nasıl
değerlendirdiniz bu olayı?

FETÖ kaybetti. Ezildi esas olarak. Onun için kaybeden bir gücün
içinden bu tür itiraflar önümüzdeki dönemde bekleniyor, beklenmelidir, bunlar
olacaktır, çok normal.

Fakat tabi burada TSK’nın zaafları ortaya çıkıyor.
Komutanların en yakınlarına kadar bu tür unsurların yaklaşabilmesi çok
tehlikeli.

Şu ana kadar tespit
edilememiş mi Burak Akın? Sizin arkadaşlarınız, partinizdeki komutanlar ne
diyor bu konuda? Gözden mi kaçmış?

O ayrıntıyı bilmiyorum. Bir bilgim yok ama sizin bu soru
işaretlerini koymanız son derece zekice, akıllı ve bu olayları izleyen
birikimli insanların yapması gereken bir tespit.

Bu tür olaylarda soruşturmaları yürütenler veya bu
operasyonları yürütenlerin, sizin bu ortaya koyduğunuz soruyu sorması ve
incelemesi doğru olur.

Sizin yorumunuz
nedir?

Ben şimdi yorum yapamıyorum. Ama sizin sorunuzun
ciddi bir soru olduğu kanısındayım. Bilgim yok, bilgim olsaydı söylerdim.
Maalesef bir bilgim yok bu konuda.

Yine 2015’te bana
verdiğiniz röportajdan bir bölümle devam etmek istiyorum. Orada “Cemaatler
tasfiye edilir fakat öncelik Gülen Cemaati’nin” demiştiniz. Diğer cemaatler
tarikatlar için de bir tasfiye/mücadele süreci söz konusu mu?

Burada suç düzlemiyle sosyoekonomik ve kültürel düzlemi ayırmak
lazım. Yani suç düzleminde, suç işleyen herkesin yakasına yargı yapışır. Bu
cemaat üyesi, tarikat üyesi, Vatan Partisi üyesi, AKP üyesi, CHP üyesi
farketmez.

Ama bir de sosyokültürel, sosyoekonomik düzlemde meseleye bakmak
lazım. Atatürk diyor ki, “Türkiye; şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar
ülkesi olamaz.”

Türkiye şeyhlerden, dervişlerden, tarikatlardan, cemaatlerden
temizlenecek. Zaten tekke ve zaviyeleri ortadan kaldıran 1925 Aralık ayında
çıkartılan hükümet kararnamesi, arkasından kanun da buna yönelikti.

Tekke ve zaviyelere bütün mallarıyla mülkleriyle vs
el konuldu ve tasfiye edildi. O nedenle suç işlemeseler bile Türkiye’de
tarikat, cemaat vs bunun zabıta yoluyla polis yoluyla değil, kültürel yoldan
ekonomik yoldan tasfiyesi şarttır, gereklidir.

Tarikat ve
cemaatlerin ‘mallarına, mülklerine’ el konulması ve bu şekilde tasfiyesi
olabilir yarın bir gün öyle mi?

Yani bu kanunlarla olur, eğitimle olur, ekonomiyle
olur ve olmalıdır, şarttır. Biz hiçbir vatandaşımıza müritliği yakıştıramayız.

Aydınlık’ın
sürmanşetinde birkaç gündür Abdullah Gül var. “Abdullah Gül’ün 8 sabıkası”
başlıklı haberde sayılan 8 madde aslında önceden Erdoğan’a yönelttiğiniz
suçlamalardı. “BOP Eşbaşkanlığı, ABD’yle gizli anlaşma, PKK’yla açılıma destek,
Ergenekon kumpasına destek” gibi. Erdoğan’ın yaptıklarıyla Gül’ü vurmak değil
mi bu?

Hayır. Yani geçmişe bakarsanız, tabi bunlar
beraberlerdi. Geçmişle ilgili bir yargılama, bir tespit yapıyorsak burada sizin
bu görüşünüz dikkate alınabilir. Ama bugün Tayyip Erdoğan yönetimi FETÖ’nün ve
PKK’nın üzerine yürüyor. Abdullah Gül ise Amerika’nın iktidar planları
içerisinde roller üstleniyor.

‘Abdullah Gül hala
cemaat bağlantılı’ mı demek istiyorsunuz?

Suç anlamında söylemiyorum ama FETÖ’nün dostu olduğu biri.
Siyasi planda Fethullah Cemaati’ne daha yakın. En azından onlarla yakınlığını
sürdürüyor.

Tayyip Erdoğan’lar Fethullah Cemaati ile büyük bir savaşa
koydular ve kelleyi ortaya koydular, Abdullah Gül o savaşta Fethullah
Cemaati’nin müttefikleri cephesinde kaldı.

Ve bir iktidar projesi oluşturuldu. O projede Abdullah Gül,
Kemal Kılıçdaroğlu, Fethullah Gülen, HDP…

İYİ Parti de şimdi o projenin içine dahil edildi.
Amerika’nın tutumuna bakarak da anlayabiliriz, Amerika Abdullah Gül’ü tutuyor,
beğeniyor, seviyor, ama Tayyip Erdoğan’ı sevmiyor.

Ahmet Altan, Mehmet
Altan, Nazlı Ilıcak, Şahin Alpay gibi gazeteciler hapiste. Bu kişiler cemaate
yakın gazete ve televizyonlarda boy gösterseler de cemaatle ‘organik bağı
olmadığına kanaat getirilen’ isimler. Bunun yanı sıra dindar kimlikli, kürt
kimlikli, her kesimden birçok gazeteci de cezaevinde. Türkiye bir gazeteci
hapishanesine döndü adeta. Bu konularda hükümetin ve yargının yaklaşımını nasıl
karşılıyorsunuz?

Biz hiçbir gazetecinin, gazetecilik faaliyeti yüzünden, haber
yaptığı için hapse atılmasına taraftar değiliz. Ama o adını saydığınız kimseler
hakikaten gazetecilik faaliyetiyle mi yoksa Fethullah Terör Örgütü ya da PKK
bağlantıları nedeniyle mi hapishaneye atılmış, tutuklanmışlardır?

Bunu saptayacak olan tabi ki Türk yargısıdır. Saydığınız
isimler, Ergenekon-Balyoz tutuklamaları sırasında çok açık bir şekilde FETÖ’nün
tertiplerinin hizmetindelerdi.

Örneğin; benim 23 bin G3 tüfeğini bir otomobilin bagajında
Genelkurmay Başkanlığı ile birlikte Irak’a geçirdiğimi manşetlerden yazdılar.

25 bin G3 tüfeği, 20 adet TIR’a ancak sığıyor. Ve 2 kilometrelik
bir konvoy. Bunu kalktılar, bir otomobilin bagajına sığdırabildiler.

Niçin? Çünkü FETÖ’nün tertiplerinin hizmetinde oldukları
için.

Bunlar eylem değil mi?

Can Dündar ve MİT
tırları davası nedeniyle Akın Atalay da içeride Cumhuriyet’ten. Bütün bunlardan
önce MİT tırları haberini ilk yapan gazetenin Aydınlık olduğu hatırlandığında
MİT tırları davasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Burada bir devlet sırrının
ifşası mı var?

Bakın şimdi orada da, dikkatli incelemenizi sizden rica ederim
dava dosyasını. Aydınlık bu haberi yaptığında henüz bir yayın yasağı yoktu. Bu
bir, ikincisi diyor savcı; Can Dündar o haberi tamamen hükümeti devirme
kapsamında, o kasıtla yaptı.

Ben savcılığın dediği doğrudur değildir demiyorum.
Aydınlık’ın niçin soruşturmadan takipsizlikle çıktığını söylüyorum. Yine burada
savcı diyor ki; Aydınlık Gazetesi ise bu haberi gazetecilik amacıyla, kamuoyunu
bilgilendirmek amacıyla yapmıştır.






























































































































































































































































NOT: Doğu Perinçek, röportajın ilk bölümü yayınlandıktan sonra
kendisini Ankara eski Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in aradığını
söyledi. Gökçek, Dugin’in kendisiyle böyle bir istihbaratı paylaşmadığını
söylüyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet