• GÜNDEM ANALİZİ /// SERENDİP ALTINDAL : ÇOK GÜZEL ŞEYLER …
  • Yayın Tarihi : 2 Haziran 2019 Pazar
  • Kategori : GÜNDEM ANALİZİ & DEĞERLENDİRME & RÖPORTAJ (TÜRKÇE & İNGİLİZCE)


SERENDİP ALTINDAL : ÇOK GÜZEL ŞEYLER …

Türkiye’mizde askerliğin neredeyse sıfırlanma noktasına getirilmekte olduğu, düşündürücü olmaktan öte, provokatif bağlamda endişe vericidir de. Çünkü aynı paralelde hak edilmiş bir belediye Başkanlığı mazbatasının, verilmişken haklı sahibinden geri alınması, büyük bir kargaşa yaratıyorsa, sanki ana milli mesele buymuş gibi sıfırlanan milli askerliğin bir milli misak sorunu olduğu da arada Şeytanca boğuntuya getiriliyor demektir.

Hele diğer yanda tam da elimizden diğer Ege adalarımız gibi sessizce kaymakta olan Kıbrıs, yeni bir 1974 şartları statüsü oluşturmaktadır. Ve bir de Akdeniz Gaz sultasının paylaşımı nedeniyle hakkımız olan yeraltı kaynaklarımız, bağırta bağırta elimizden alınıyorken, bizi ordusuz da bırakacak olan Şeytanlığın, seçim rüzgârına kapılmış milletçe ıskalanmakta olduğu ise yürekleri hoplatıyor.

USA liderliğindeki emperyalist Batı, milli haklarımızı dahi yeni; ama daha da keskin bir SEVR mentaliyle bize çok görürken, Osmanlı’dan kalma yarı sömürgeliğimizi bile tama dönüştürme gayreti içine giriyor. Biz ise Erdoğan heyulası yapay bir Devletçilikle, büyüklük uykusunda çok güzel rüyalar görmeye devam ediyoruz.

Bu arada USA, Batı liderliğini yeniden pekiştirmek amacıyla, korkulan Türkiye’yi, daha önceden sinsice hazırladığı işgal planı çerçevesinde kilit noktalarımıza oturttuğu elemanlarıyla yavaş yavaş kıvama getirerek büyük şovu için sonuçta, ülkemize nihai darbeyi vurmaya hazırlanıyor. Düşüncesi, ne hikmetse son günlerde ön planda sunularak böyle bir algı yaratılmaya çalışılıyor.

Ne var ki bu bir uçuk senaryodur aslında. USA bunu, nüfusunun yüzde 66 sının Türkçe konuştuğu bir Dünyada olsa olsa ancak hayal edebilir. Çünkü Türkiye gibi 82 milyonluk Asya/Avrasya tabanlı bir Dünya Devletinin, manevra nitelikli oldubitti işgali, Amerikan menşeli uçuk Savaş filmlerinde bile yer alamaz. Çünkü bu ancak güldürü filmine veya sonu bütün iştirakçiler için acıklı bitecek, yeni bir devler savaşı trajedisine dönüşebilir neticede.

Oysa böylesi bir abartı, aslında açık ara yine kazanması gereken bir İmamoğlu, şayet yine asosyal bir keten pereye getirilipte seçimi kaybederse, endişeli ve de sindirilmiş muhalefetin fazla ses çıkarmaması amacını taşıyan yeni bir taktik olduğunu da akla getiriyor.

Biz nasıl olsa yeni bir Belediye seçimi arifesinde ‘illaki çok güzel şeyler(!)’ yapmayı umut etmekle uğraşıyoruz. Elbet birileri için çok güzel şeylerin olacağı kesindir. Lakin içimizdeki ve dışımızdaki ÖTEKİLER hiç de bizimle aynı görüşte değiller. İşte bunu da unutmamak lazımdır. Aman dikkat edelim de bu ‘çok güzel şeyler’ yeni bir Taksim Parkı dalametresine dönüşmesin…

Oysa bu tarz yorumların dilaltı edilip, derin bir uykuda olan İnkılap okunun, cilalanıp, parlatılarak yeniden aktif yaşama dönüştürülmesi gerekti. Yani bütün güzel şeylerin en tepe noktasında bunun olması elzemdi. Türk Milleti İnkılap rüzgârıyla yelkenlerini şişirerek önce yarım kalan Cumhuriyet Devrimini noktalamalıydı. Bundan daha güzel ve çok daha muhteşem bir şey olabilir miydi acaba Türk Ulusu için. İşte USA ve yardakçıların bir takım hayalleri varsa, bu da bizim en güzel hayalimiz olmalıydı hiç olmazsa.

Son 17 yılda sağı solu budanan Anayasamız, yeni bir milli heyecan, şevk ve dinamizmle, 1924 Anayasası kıvamında lakin güncel tamamlamamalarıyla revize edilip milli bekanın emrine tahsis edilmelidir. Çünkü İnkılap ruhu olmazsa hiçbir Devrim de olamaz. Ya da mevcut devrim 1938 den sonra olduğu gibi uykuya dalar. Cumhuriyet Devriminin yarıda kalmasının tek nedeni, İnkılap ruhunun, Atatürk’le birlikte aramızdan ayrılmasıydı.

Daha da hazini, bir başka ifadeyle, bu da mı başımıza gelecekti cinsindendir. Yoksa ülkemiz, ordusu sinsi bir planla tasfiye edilerek USA ve yardakçılarına silahsız teslim mi edilmektedir. Çünkü karşımızdaki güçlerin bundan başka da bir çare ve kozları yoktur. Yani güçleri tarihte hep olduğu üzere Türk Ulusunun karşısında, ancak entrikaya ve yeni Bizans oyunlarına yeter.

Ki bu esasen geçmiş yüzyılların da Latin geleneğidir. Sonra da bu kafalar yiğitlikten, kahramanlıktan ve insan haklarından dem vurur. Ve bütün ilkeleri kendilerine mal ederler. Ve aynı bağlamda da hep içimizden işbirlikçiler aramışlar, satın almışlar ve onları bize karşı kullanmışlardır.

Aslında hepsini geçiniz! Çünkü biz çok iyi tanırız onları demek yeterlidir. Şimdi ayni bileşkede Erdoğan ve Trump arasında, İslam payandalı, BOP çerçeveli yeni bir ittifak mı oluşturuldu yoksa. Acaba damat efendinin acil Trump ziyareti, bu ittifakın açılış parantezi miydi?

Öyle veya böyle, altında ya da üstünde, neresinden bakılırsa bakılsın Türk Milleti her an patlamaya hazır bir cephaneliktir. Hele de ateşle yanına bile yaklaşmaya hiç gelmez. Onun içinde yılan gibi süzülüyorlar ya içimize. Ki bunun nedeni ise Türk’ün taklidi ve kopyası olmayan özeğinde gizlidir. Aslında tarih okumasını bilenler, bunun böyle olduğunu da çok iyi bilirler. Yani biz bir kere daha hatırlatmış olalım da. Arif olan anlar belki…

Eski tüfeklerinin yeniden AKP koltuklarına davet edilmeleri veya bunlara yeniden ikbal dağıtma ihtiyacı, elbette artık yenir yutulur tarafı kalmayan AKP imajının yarattığı kaybın asgariye indirilmesi içindir. O zaman bu eski tüfeklere, Partileriyle istedikleri şartlarda yeni antlaşmalar yapmalarının da önü açılmış oluyor demektir. Ki bu da tükürdüğünü yalayan AKP’nin son aptallığı, daha doğrusu da tükenmişlik çaresizliğidir.

Diğer bir şık da hesap günü geldiğinde Erdoğan’ın, tek sorumlu olmamak üzere eski günahkâr yoldaşlarını tekrar yanına toplayarak, sorumluluğu paylaşmak nedenli ve onları yeniden aktive ederek dikkatleri dağıtıp, yasal paradigmanın sadece kendi üstüne odaklanmasını önleme planımıdır acaba? O zaman da bu zevatın, tufaya gelmemek, açık vermemek üzere çok dikkatli olmaları gerekecektir, kendi hesaplarına.

O halde hepsine birden söylemek gerekirse: Efendiler! Şayet iddia ettiğiniz gibi akil olsaydınız, Binali’nin sadece menfaat yandaşlarına, İmamoğlu’nun ise gerçek ve mağdur vatandaşların tümüne, yani ağırlıklı ekseriyete hitap ettiğini de anlardınız.

Dolayısıyla da ikilinin arasındaki fark, geceyle gündüz farkıdır. Binali’nin işi artık Allaha kaldığı için şimdilerde mehdilerle filan yanyana pozlar veriyor. Bunların da bilincinde olduğunuz düşünülerek, seçim günü bütün asosyal kozlarınızı kullanacağınız da hesaplanıyor aslında. Bakalım göreceğiz.

Ayrıca günahsız ve hakları da tarafınızdan gasp edilmiş bir adama, hiç utanıp, sıkılmadan yaptığınız karalama ve iftira operasyonlarınızla, hasmınızın oy potansiyelini kendi aleyhinize ne kadar arttırdığınız acaba o akil kafalarınızca da kabul gördü mü veya görebilir mi?

Velhasıl bütün bilinmeyenler hakkında sorduğumuz sorular, aslında aklımızın da varlık nedenidir. O halde ortak varlığımız için yapabileceğimiz en akılcı şey, açken önümüze konan ve menşeini bilmediğimiz bir lokmayı bile yutmadan önce, sorgulamaya devam etmek değil midir?

Bazı kamu Bankalarının yönetim kurullarına atanan eski AKP tüfeklerine bakıldığında; okumadığı veya usulen okuyup da anlamadığı Bankalar mevzuatlı belgelere sadece imza etmek üzere o ballı pozisyonlara atandıkları anlaşılıyor. Öyle ya sonuçta ballı maaşların da bir karşılığı olacaktır hiç şüphesiz. Bütün bu atamalar, AKP iktidarının, hep kontrolü elinde tutmak amacıyla neden kilit pozisyonlara kalifiye olmayan ve sorumluluk taşıyamayacak elemanlar atadığının da şaşmaz bir göstergesidir.

Her şeylere rağmen en samimi dileklerimle, Bayramınızı gönlünüzce ve en güzel şeylerle dolu dolu yaşamanızı diliyorum, sevgili dostlarım ve okurlarım.

Serendip Altındal