Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

YÜKSEL SARI : BİR SAVCI
BULAMADIK

AKP iktidarının ilk günleriydi.İkiz
Kulelere yapılan saldırıyı bahane eden ABD, teröre destek verdiği ve kimyasal
silah bulundurduğu gerekçesiyle Irak’ı işgal etmeye hazırlanıyordu. Türkiye’den
de İskenderun körfezinden başlayarak bütün Güney Doğu’yu ABD askerlerine
açmasını istedi. ABD’nin istekleri arasında İskenderun,İzmir,Samsun ve Trabzon
limanlarıyla birlikte, başta İncirlik olmak üzere, Sabiha Gökçen de dahil,
toplam 14 havaalanı ve üs bölgesi vardı.

Bunun kabul edilmesi Türkiye’nin
büyük bir bölümünün, özellikle en hassas bölgesi olan Güney Doğusunun ABD
askeri tarafından işgal edilmesi anlamına geliyordu. Bu yüzden halk karşı
çıktı, aydınlar karşı çıktı. Türkiye’nin her yanı gösteri alanına dönmüştü.

Fakat AKP iktidarı farklı bir
yaklaşım gösteriyordu. Tüm itirazlara rağmen ABD’nin isteklerini kabul etmeye
hazırdı.Bu amaçla 1 Mart teskeresi olarak bilinen ihanet belgesini meclis
gündemine getirdi. Bir yandan da ABD yöneticileriyle para pazarlığı yapıyordu.
AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, ülke güvenliğinin pazarlık konusu
yapılamayacağını söyleyenlere “Ülkemin kasasına ne girer ona bakıyoruz.
Tabi ki, onun da pazarlığını yapıyoruz” demişti.

Türkiye adına görüşmeleri Dışişleri
Bakanı Yaşar Yakış ile Devlet Bakanı Ali Babacan yapacaktı. Zamanın ABD
Dışişleri Bakanı olan Colin Powel, yıllar sonra anılarını yazdığı kitapta
onları şöyle anlatır;

“O gece evimde pijamalarımı
giymiş gazete okuyordum. Sitenin güvenlik görevlileri telefonla arayarak iki
kişinin benimle görüşmek istediğini söylediler. Konu çok önemliymiş. Aşağıya
indiğimde gözlerime inanamadım. Birisi Türkiye’nin Dış İşleri Bakanı, diğeri de
Devlet Bakanı olduğunu söylüyordu.. Müzakere için gelmişler.”

Müzakereye 138 Milyar dolardan
başlamışlardı. Fakat ABD yönetimi oralı olmayınca 26 Milyar dolara kadar
düştüler. Doğrusu iyi pazarlık yapıyor, ABD’liler kabul etmedikçe onar onar
iniyorlardı. Öyle ki ABD Başkanı W.Bush bile bu görüşmeleri ” At
pazarlığına” benzetmiş, Hazine Bakanı Yardımcısı da Türk müzakereciler
için ” at tacirleri ” tabirini kullanmıştı.

En son 6 milyar dolara kadar
düşmelerine rağmen başaramadılar. Zaten TBMM ‘de büyüklüğünü göstermiş bu
ihanet belgesini reddetmişti. O gün hepimiz bu işin artık bittiğini
düşünüyorduk. Oysa bitmemişti.

Arkasını sağlama almak ve Kuzey
Irak’ta kurmayı planladığı Kürt devletini korumak amacıyla ABD yönetimi yeniden
AKP hükümetiyle görüşmelere başlamıştı. Üstelik bu sefer görüşmeler gizliydi. 1
Mart teskeresinin reddedilmesinden tam yedi ay sonra Türkiye’nin güvenliği 8.5
Milyar dolarlık kredi karşılığında ABD’ye teslim edilmişti.

22 Eylül 2003 tarihinde Dubai’de
Devlet Bakanı Ali Babacan tarafından imzalanan bu anlaşmanın metninde şunlar
yazılıydı.

“Türkiye ve Amerika Birleşik
Devletleri Türkiye’ye 8,5 Milyar ABD dolarına kadar kredi sağlayacak finansman
anlaşmasını bugün (22 Eylül 2003) imzalamışlardır…

Kredi yaklaşık 18 aylık süre
içinde,dört eşit dilimde kullanılacaktır…

Finansman anlaşması çerçevesinde her
bir kredi çekişi Türkiye’nin ABD’nin ilgili yasasında belirlenen koşulları
karşılamasına bağlıdır. Söz konusu iki koşul (1) Türkiye’nin güçlü ekonomik
politikalar yürütüyor olması (2) Türkiye’nin Irak konusunda ABD hükümeti ile
işbirliği içerisinde olmasıdır.

Türkiye’nin Irak konusundaki
işbirliği değerlendirilirken,Türk birliklerinin Irak’taki barışın korunması ve
istikrar harekatına katkıda bulunması gerekli bir koşul değildir…

Son iki kredi dilimi eğer Türkiye
isterse hibeye dönüştürülebilecektir.”

Diplomatik dili bir kenara
bırakırsak, bu anlaşma ile Türkiye, Kuzey Irak’a askeri harekat yapmama
karşılığında ABD ile 8,5 milyar dolarlık anlaşma yapmıştır. Sözünde durursa son
iki dilim hibe edilecektir.

Bu anlaşmanın ortaya çıkması üzerine
her ne kadar Tayyip Erdoğan “kesinlikle yalandır, iftiradır ” dese
de, anlaşmanın ABD Temsilciler Meclisi internet sitesinde yayınlanmış olması
karşısında fazla direnememiş, bu seferde “ama almadık ki” demiştir.

Gerçekten de yoğun tepkiler üzerine
bu anlaşma yürürlüğe girememiştir. Ancak önemli olan bu değildir. Önemli olan
ülkenin güvenliğinin para karşılığında yabancı devletlere pazarlanmış
olmasıdır. Hiç kuşkusuz bu bir ihanet ve af edilemeyecek Anayasal bir suçtur.
Ne yazık ki, aradan geçen on beş yıla rağmen bu hususta çalışma yapacak bir
savcı bulamadık.

Gelelim bu günlere;

Çok değil, bundan dört- beş yıl
öncesinde Başbakan Tayyip Erdoğan ile Suudi kralı arasındaki sıkı fıkı
ilişkiler, karşılıklı gidip gelmeler bir hayli dikkat çekiyordu.

2016 Yılının Şubat ayında başbakan
Davutoğlu da Suudi Arabistan’a gitti.Fakat teamüllere aykırı olarak yanında
Genel Kurmay Başkanı Hulusi Akar da vardı.Hulusi Akar kamuflaj elbisesiyle
birlikte Suudi kralının yanına oturup poz verdi. Bu durum eleştiri ve merak
konusu olunca Davutoğlu bir açıklama yapmak gereğini duydu. Dedi ki;

“Bu doğal kabul edilmesi gereken
bir husus. Cumhurbaşkanımızın son ziyaretinde, Suudi arabistan ile yüksek
düzeyli stratejik işbirliği konseyi mekanizması kurulmasına karar verildi.
Yoğun bir savunma sanayi işbirliği var… O nedenle Genelkurmay Başkanımızın
olmasını istedim. Daha önce bu kararı aldık. Kasım ayı gibiydi. Bunu olağanüstü
bir gelişme olarak görmemek lazım”

Davutoğlu bilerek ya da bilmeden
Türkiye’nin 2014 yılı Kasım ayında kurulan “Teröre Karşı İslam İttifakı
” içinde yer aldığını söylemiş oldu. Bu ittifakın içinde, Suudi

Arabistan, Türkiye, Mısır, Pakistan,
Ürdün, Tunus, Katar, Libya, Mali, Fas, Somali, Sierra Leone, Sudan, Komor Adaları,
Moritanya, Nijer, Nijerya, Yemen, Gabon, Somali, Maldivler, Gine, Filistin,
Çad, Togo, Cibuti, Senegal, Malezya, BAE, Bahreyn, Bangladeş, Benin, Lübnan ve
Kuveyt yer alıyordu.

Dikkat edilirse bunların tamamı Sunni
ağırlıklı ülkelerdi. Buna karşılık her yanı terör ateşi ile yanan Suriye ve
Irak aralarında yoktu. İran yoktu. Çünkü onlar Sii ağırlıklı ülkelerdi. Böylece
kurulan ittifakın Suriye, Irak ve İran’a karşı kurulmuş bir ittifak olduğu
anlaşılıyordu.

İttifakın hangi amaçla kurulduğu ise
4 Şubat 2015 tarihinde Washington merkezli Dış İlişkiler Konseyi (CFR) deki bir
toplantıda konuşulmuştu.Biri 35 yıldır Suudi Arabistan Silahlı Kuvvetleri’nde
görev yapıp general seviyesine ulaşmış, eski Washington Büyükelçisi Enver Macid
Eşki. Diğeri İsrail Halkla İlişkiler Kudüs Merkezi’nin Başkanı Büyükelçi Dore
Gold. Bu ikili o gün Suudi Arabistan ile İsrail’in 2014 yılından itibaren
sürekli görüşme halinde olduklarını ve bundan sonraki süreçte de birlikte
hareket edeceklerini, bu amaçla 7 maddelik bir anlaşma yaptıklarını
açıkladılar.

Bu anlaşmaya göre;

– İran’daki siyasi
sistem değiştirilecek

– Büyük Kürdistan için
İran, Türkiye ve Irak’ın emelleri zayıflatılacak ve bu üç ülke Kürdistan lehine
parçalanacak

– Körfez ülkelerinin
yanı sıra Arap ülkelerini korumak için Amerikalı ve Avrupalı bereketiyle bir
arap gücü oluşturulacak

İnanılır gibi değildi. Demek
ki,Türkiye İran’la savaşmak ve kendi kendini parçalayarak, topraklarında Büyük
Kürdistan’ın kurulması amacıyla kurulmuş bir ittifaka katılmıştı.

İşte size bir ihanet ve bir Anayasal
suç daha!

Ama durun! Daha bitmedi.

2016 Yılının Şubat ayı sonlarında
Suudi Arabistan’ın Kuzeyinde, “Teröre Karşı İslam İttifakı” adıyla
bir araya gelen Suni ittifakın oluşturduğu “İslam Ordusu” tarafından
Ortadoğu’nun en büyük askeri tatbikatı yapıldı.200 bin asker, 100 uçak ve
yüzlerce askeri aracın katıldığı bu tatbikatın adının “Kuzey’in Gök
Gürültüsü” olması anlamlıydı.

Dahası da var.

Tatbikattan sonra düzenlenen geçit
töreninde Suudi krallığının bayrağı en önde yürürken, Türk bayrağı onun birkaç
metre gerisinde diğer ülke bayraklarının arasında yürüyordu. Tören geçişini
selamlayanlar arasında Milli Savunma Bakanımız İsmet Yılmaz da vardı.

“Sunni ittifak” ordusu,
aslında ABD’nin Ortadoğu için öngördüğü yeni bir NATO’ydu. Donald Trump
kendisinden önce planlanmış olan bu projeyi destekliyordu. Bu yılın Mayıs
ayında Suudi Arabistan’a 110 Milyar dolarlık silah satışına onay vermesi de
bunu doğruluyordu.

Türkiye’nin böyle bir askeri ittifaka
katılmasına dair herhangi bir meclis kararı yoktu. Ancak Davutoğlu’nun
açıklamasına göre katılmıştı. Hem de Erdoğan’ın tüm ABD karşıtı söylemlerine
rağmen!

Kurulan ittifak ordusunun geçit
töreninde Türk Bayrağının yer alması da Türkiye’nin meclis kararı olmadan bu
ittifaka katılmış olduğunun bir başka kanıtıdır.

Hiç kuşkusuz, İttifakın amacının
“İran’la savaşmak ve Türkiye’yi parçalayarak Büyük Kürdistan’ı
kurmak” olması başlı başına bir ihanettir.

Üstelik bütün bunlar 17-24 Aralık
sürecinden sonra olduğundan ” Bizi FETÖ kandırdı” da diyemezler.

Yani; Suç sabit ve ortada.

Ama hala bir savcı bulamadık!






















































































YÜKSEL SARI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış