Teoman Ertuğrul TULUN /// SURİYELİ MÜLTECİLER
SORUNU : AB’NİN DUYARSIZLIĞINA KARŞILIK BİRLEŞİK KRALLIĞIN GERÇEKÇİLİĞİ




Analiz No : 2020 / 10 

06.04.2020


Giriş


Avrupa Birliği (AB) üyesi iken
Birleşik Krallık (İngiltere), Almanya ve Fransa ile birlikte Birliğin önde
gelen “E3” grubunun bir parçasıydı. AB üyesi olarak, ABD ile AB arasındaki
transatlantik ilişkilerde bir köprü görevini üstlenmişti.  AB’nin Ortak
Dış ve Güvenlik Politikasında (ODGP)  liderlik rolü oynamıştı. Bu
bağlamda, ODGP politikalarının çoğunda deneyimli İngiliz diplomasisinin
izlerini görmek mümkündü. Güçlü askeri ve köklü diplomatik mirasının, nükleer
silaha sahip devlet statüsünün, BM Güvenlik Konsey daimi üyeliğinin, ekonomik
gücünün, istihbarat kapasitesinin ve NATO üyeliğinin İngiltere’ye sadece AB’de
değil dünya çapında önemli bir yer sağladığına şüphe yoktur.


İngiltere 31 Ocak 2020’de resmen
AB’den ayrıldı. AB şu anda 28 yerine 27 üyeden oluşan bir kulüp ve artık AB’de
“E3” bulunmuyor. Yaklaşık bir yıl önce, “Brexit Sonrası: Gerçek Bir Karolenj
Avrupa Birliğinin Ayak Sesleri” başlıklı AVİM analizimizde aşağıdaki
değerlendirmeleri yapmıştık:


“Kısacası, rakamlar ve siyasi-askeri güç söz konusu olduğunda,
Brexit’in AB’yi toplam gücü bakımından önemli ölçüde zayıflatacağına şüphe
yoktur. Brexit’ten sonra AB’nin çekirdeğinin siyasi olarak 1200 yıl önceki
Karolenj imparatorluğuyla örtüşen bir bölgeye çekileceğinin de vurgulanması
gerekir… Fransa ve Almanya bu ortak girişimle ‘Avrupa için sorumluluk
üstlendiklerini’ iddia ediyorlar. Bunu yaparken, diğer AB devletlerini bir
kenara koyuyor, AB’de ve Avrupa’da ayrıcalıklı ‘çekirdek statülerini’ ilan
ediyorlar. ‘Avrupa için sorumluluk üstlenmek’ kisvesi altında geçmişin Fransız
ve Alman merkezli ‘değişken geometri’, ‘çekirdek Avrupa’, ‘çok hızlı Avrupa’ ve
‘iç içe geçmiş halkalar halinde Avrupa’ kavramlarına geri dönmeyi arzuluyorlar…
Bu hegemonyacı ‘çekirdek Avrupa’ yaklaşımının bir anlamda sadece Brexit’in
altyapısını hazırlamakla kalmayıp,  Türkiye’nin AB üyeliğini engellemenin
yolunu açtığını da belirtmek gerekir. Bu Fransız-Alman ‘işbirlikçi hegemonya’
anlayışının Avrupa’ya birlikten ziyade ayrılıklar getirmesinin güçlü bir
olasılık olduğunu söylemek mümkündür” [1].


Bu bağlamda, eski İngiltere Başbakanı
Theresa May’ın 2017 Davos Dünya Ekonomik Forumunda İngiltere’nin Brexit sonrası
dış politikasının ana noktalarını açıkladığı konuşmasına değinmekte yarar
bulunmaktadır. Bu konuşmada dile getirilen bazı görüşler, günümüzdeki
gelişmelere ışık tutabilecek niteliktedir. Yukarıda bahsedilen analizimizde
değinilen konuşmanın ilgili bölümleri aşağıda yer almaktadır:


“Avrupa Birliği’nden ayrılma kararımız, ortak çıkarları ve değerleri
paylaştığımız Avrupa’daki dostlarımızın reddi değildir. Onlardan daha fazla
uzaklaşmak ya da kıtamızı güvenli ve güçlü tutmaya yardımcı olan işbirliğini
durdurmak amacı da yoktur. Ayrıca bu Avrupa Birliği’ni baltalama girişimi de
değildir. AB’nin bir kurum olarak başarılı olması, güçlü ve zorlayıcı biçimde
İngiltere’nin ulusal çıkarları ile uyumlu kalmaya devam edecektir. Bu, bizim
açımızdan sadece Parlamenter demokrasiyi ve ulusal kendi kaderini tayin hakkını
onaran bir oylamadır. Kendimizi denetlemek ve kendi kararlarımızı almak için
bir oylamadır. Ve en önemlisi, eylemde ve maneviyatta daha da küresel ve
uluslararacı (enternasyonalist) olmaktır. Çünkü biz millet olarak buyuz. 
Britanya’nın tarihi ve kültürü, derin biçimde uluslararacıdır
(enternasyonalist). Biz bir Avrupa ülkesiyiz ve ortak Avrupa mirasımızla gurur
duyuyoruz, ama aynı zamanda her zaman Avrupa’nın ötesine daha geniş bir dünyaya
bakmış bir ülkeyiz…”


Türkiye’nin
Omuzlarına Binen Ağır Yük: Suriyeli Mülteciler


Brexit bağlamında da, Türkiye’nin
Suriye’de devam eden iç savaştan kaçan Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapma
ve AB ülkelerine yönelmek isteyen mülteci akışını düzenleme konusundaki önemli
çabaları ön plana çıkıyor. Zira Suriyeli mülteci sorunu, bir yanda Brexit
sonrasındaki AB’nin diğer yanda İngiltere’nin bu ciddi bölgesel soruna nasıl
tepki vermeyi seçtiğini açıklığa kavuşturmaya hizmet ediyor.


Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek
Komiserliği’nin (BMMYK) “Suriye Bölgesel Mülteci Yanıtı” sayfasında yer alan
“İşlevsel Sayfa – Mülteci Durumları” bölümündeki en son verilere göre, halen
Suriyeli mülteciler değerlendirme listesinde “Toplam İlgili Kişi” başlığı
altında 5.563.951 kişi Suriyeli mülteci olarak gösterilmektedir. Bu toplam sayı
içinde Türkiye’deki kayıtlı Suriyeli mülteci sayısı 3.588.131’dir [2]. Bu sayı, dünyadaki toplam Suriyeli mülteci
sayısının % 64,5’ine karşılık gelmektedir. Bu sayının yaklaşık % 46’sını 0-18
yaş arası çocukların oluşturduğunu belirtmek gerekir [3]. Bu bağlamda Türkiye, Suriye iç savaşının
kayıtlı mültecileri için açık ara en çok ev sahipliği yapan ülke konumundadır.
Uluslararası basın haberlerinde Türkiye’nin “mülteci yüküyle başa çıkmak için
40 milyar dolar harcadığı” bildirilmektedir [4].


Uluslararası medya kuruluşlarının
haberlerinde geniş bir şekilde yansıtıldığı gibi, geçtiğimiz ay kuzeydoğu
Suriye’nin İdlip iline yapılan ve 33 Türk askerinin de şehit edildiği yoğun
bombardımanlardan sonra, kuzeydoğu Suriye’den Türkiye’ye doğru büyük bir
mülteci hareketi başlamıştır. Bu yeni dalga, Türkiye’yi bu büyük mülteci
dalgasının yükünü artık kaldıramayacağını ilan etmeye zorlamış ve Türkiye,
mültecilerin Avrupa’ya seyahat etmesine izin vereceğini açıklamıştır [5].


Daha sonra olanlar Washington Post
gazetesi tarafından şu şekilde haber yapılmıştır:


“Yine aynı kâbusu görüyoruz. Avrupa Birliği sınırının hemen
yanındaki insansız bölgede mahsur kalan mültecileri güvenlik kuvvetleri göz
yaşartıcı bombalarla ve şiddet kullanarak dağıtıyor. Güneşli bir günde, Yunan
sahil güvenliği, Ege’yi geçen kauçuk botlardaki mültecileri engelliyor. (Yunan)
Deniz devriyesi, yardım teklif etmek yerine mültecileri korkutuyor ve uyarı
ateşi açıyor. Daha sonra bir mülteci botu battıktan sonra en az bir çocuğun
boğulduğunu öğreniyoruz” [6].


Yunanistan’ın Suriyeli mültecilere
karşı bu acımasız tepkisine en yetkin yanıt BM mülteci ajansından gelmiştir.
BMMYK’nın bu konudaki açıklamasının ilgili bölümleri aşağıda yer almaktadır:


“Tüm Devletler sınırlarını kontrol etmek ve düzensiz göç
hareketlerini yönetme hakkına sahiptir. Ancak bunu yaparken aynı zamanda aşırı
veya orantısız güç kullanımından kaçınmalı ve sığınma taleplerini düzenli bir
şekilde ele alma sistemlerini korumalıdırlar.


Ne Mültecilerin Statüsüne İlişkin 1951 Sözleşmesi ne de AB mülteci
yasası, sığınma başvurularının kabulünün askıya alınması için herhangi bir
yasal dayanak oluşturmaktadır. Bu konuda Yunan Hükümeti AB’nin İşleyişine
İlişkin Antlaşma’nın (TFEU) 78 (3) maddesine başvurmuş olmakla birlikte,
 bu hükmün, Konsey tarafından Komisyonun önerisi üzerine bir veya daha
fazla Üye Devletin, üçüncü ülke vatandaşlarının ani bir girişi ile ortaya çıkan
acil bir durumla karşı karşıya kalmaları ve uluslararası kabul görmüş sığınma
talep hakkını ve geri göndermeme ilkesini askıya alamamaları durumunda
uygulanan bir önlem olduğu hususu AB hukukunda da vurgulanmaktadır. Bir
Devletin topraklarına düzensiz giriş yapan kişiler de, sığınma talep etmek için
yetkililere gecikmeden başvurmaları halinde cezalandırılmamalıdırlar… Aynı
zamanda, hâlihazırda milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye’ye ve
Suriye’ye komşu ülkelere de uluslararası destek sürdürülmeli ve
hızlandırılmalıdır… ”[7].


BMMYK’ye ek olarak, BM Mültecilerin
İnsan Hakları Özel Raportörü Felipe González Morale şunları ifade etmiştir:


“Sığınmacıların ve göçmenlerin sınır dışı edilmesinin yasaklanmasını
ve geri göndermeme ilkesini ihlal eden haberlerden dolayı büyük endişe
duyuyorum…
Yunanistan, uluslararası insan hakları hukukunda yasal
dayanağı olmayan sığınma başvurusunun askıya alınmasına ilişkin kararını derhal
iptal etmelidir
. Bireysel olarak değerlendirilme hakkı,
insan haklarının ve mültecilerin korunmasının temel taşıdır. Bu hak askıya
alınamaz
… İnsanların uygun bir süreç olmadan
geri döndürülmesi kaçınılmaz olarak ölüm, işkence, kötü muamele, zulüm veya
diğer onarılamaz zararlarla karşı karşıya kalabilecekleri durumlara yol
açacaktır… Yunanistan, göçmenleri ve onlara yardım edenleri tehdit ve
saldırılara karşı korumak sorumluluğu altındadır… Yetkililer derhal kınanmalı
ve bu tür eylemleri dolayısıyla hesap verebilirlik sağlanmalıdır”[8].
(italik yazım vurgu yapmak için yazar tarafından eklenmiştir)


AB
Suriyeli Mülteci Sorununa Nasıl Yanıt Verdi?


AB’nin, etkili kurallara dayalı
uluslararası düzene verdiği değerle gurur duyduğu varsayılmaktadır. AB
Dışişleri Bakanları, “İdlib’deki kriz” ve “AB’nin Türkiye ile dış
sınırlarındaki durum” konusunu ele aldıkları 6 Mart 2020 tarihli olağanüstü
toplantıda bir bildiri kabul etmiştir. Bu bildirinin, uluslararası hukuka ve
insan haklarına aykırı olan Yunanistan’ın uygulamalarına tam destek veren
ifadeler içeren bazı bölümlerinin, sadece AB ilke ve değerleri ile değil, aynı
zamanda 1951 Mültecilerin Statüsüne İlişkin BM Sözleşmesi ile de açıkça
çeliştiği dikkat çekicidir. Bu bildiride yer alan, uluslararası hukuku ve insan
haklarını ihlal eden eylemlerde bulunan Yunanistan’a açık destek ifade eden
paragraftan bazı bölümler aşağıdadır:


“AB, Türkiye’nin artan göç yükünü, ülkesinde karşı karşıya kaldığı
riskleri ve 3,7 milyon göçmene ve mülteciye ev sahipliği yapmak için gösterdiği
büyük çabaları kabul ederken, Yunan-Türk sınırındaki durum konusundaki ciddi
kaygılarını yinelemekte ve Türkiye’nin göçmen baskısını siyasi amaçlarla
kullanmasını şiddetle reddetmektedir. AB dış sınırındaki bu durum kabul
edilemez. AB ve üye ülkeleri AB’nin dış sınırlarını etkin bir şekilde korumaya
kararlıdırlar… AB, benzeri görülmemiş bir durumla karşı karşıya olan
Yunanistan’ın yanı sıra, AB’nin dış sınırlarını yönetme çabaları dâhil benzer
şekilde etkilenebilecek Bulgaristan, Kıbrıs ve diğer Üye Devletler ile tam
dayanışmasını yineler.  Konsey, 4 Mart 2020 tarihinde Komisyon tarafından
açıklanan pratik desteği memnuniyetle karşılamaktadır. Bu bağlamda Batı Balkan
ortakları ile de yakın işbirliği sürdürülecektir” [9].


İngiltere’nin
Suriyeli Mülteci Sorununa Gerçekçi ve Dengeli Yaklaşımı


Fransa ve Almanya yönetimindeki AB’nin
duyarsız ve sorumsuz yaklaşımının aksine, eski AB üyesi İngiltere’nin kuzey
Suriye’deki güncel gelişmeleri ve Suriyeli mülteciler sorununu AB’den daha
fazla sahiplenen bir şekilde değerlendirdiğini gözlemliyoruz. Bu yaklaşımın en
son örneği, 3 Mart 2020 tarihinde Ankara’da Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt
Çavuşoğlu ile görüşmesinin ardından İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab
tarafından yapılan basın açıklamasında görülmektedir. Bu bağlamda İngiltere
Dışişleri Bakanı şunları ifade etmiştir:


“Türkiye’nin Suriye’deki insani krize karşı övgüye değer biçimde
karşılık vermesi nedeniyle şükranlarımı ifade ediyorum. Türkiye, yıllardır
milyonlarca Suriyeli mültecinin ve dahası diğer yerinden edilmiş kişilerin
muazzam yükünün taşınmasına destek oldu. Çoğu zaman kendinizi göz ardı edilmiş
hissettiniz”[10].


Bu sözleriyle Raab, sorunun temel
noktasına değinmekte ve çabaları için Türkiye’ye hak ettiği takdiri dikkatli
bir üslupla dile getirmektedir. Böylece İngiltere, AB’nin aksine,
 Türkiye’nin yıkıcı Suriye iç savaşı ve bu nedenle mülteci haline gelen
insanlar konusunda karşılaştığı zorlukları görmezden gelmeyen bir tutum ortaya
koymaktadır.


Sonuç


Son Suriyeli mülteci krizinde AB’nin,
Yunanistan’ın uluslararası hukuk ve insan hakları ihlallerini AB dayanışması
gerekçesiyle koşulsuz bir şekilde destekleyerek kayda değer bir hata yaptığını
ve zaten düşüşte olan saygınlığını daha da aşındırdığını söylemek
mümkündür.  Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, 22 Mart 2020
tarihli Financial Times gazetesinde yayınlanan “Suriyeli Mültecilere AB
Hareketsizliği İnsan Vicdanında Bir Lekedir” başlıklı makalesinde bu hususu
vurgulamaktadır.  Bu bağlamda, Çavuşoğlu şunları belirtmektedir:


“AB, insan hakları ve uluslararası kurallara dayalı düzen için fener
gibi yol gösteren bir dünya gücü olarak telakki ediliyordu. Ancak Yunanistan’ın
mültecilere yönelik davranışı ve AB’den hâlâ aldığı coşkun destek hakkında bir
şey yapılmadığı takdirde, bu iddia çökecektir” [11].


Mevcut gelişmeler, İngiltere’yi
kaybeden AB’nin Fransa ve Almanya’nın hegemonik yönetimi altında geçmişe göre
daha duyarsız ve sorumsuz politikalar izleyebileceğini göstermektedir. Zaman,
bu tür politikaların, siyasi hedefleri ve uluslararası saygınlığı açısından
AB’ye neye mal olacağını gösterecektir.


*Fotoğraf: https://www.maritime-executive.com/


[1] Teoman Ertuğrul Tulun, “After Brexit: The Footsteps of a Truly
Carolingian European Union”, Center For Eurasian Studies (AVİM), 15 Mart 2019, blm.
Analysis, 2019/5, https://avim.org.tr/en/Analiz/AFTER-BREXIT-THE-FOOTSTEPS-OF-A-TRULY-CAROLINGIAN-EUROPEAN-UNION.


[2] United Nations High Commissioner for Refugees, “Syrian Regional
Refugee Response”, Operational Portal Refugee Situations, 19 Mart 2020, https://data2.unhcr.org/en/situations/syria/location/113.


[3] Mülteciler Derneği, “Türkiye’deki Suriyeli Sayıs”, Mülteciler
Derneği
, 26 Mart 2020, https://multeciler.org.tr/turkiyedeki-suriyeli-sayisi/.


[4] Francesco Guarascio ve Tuvan Gumrukcu, “EU, Turkey in Stand-off
over Funds to Tackle New Migrant Crisis”, Reuters, 06 Mart 2020, blm. World News, https://www.reuters.com/article/us-syria-security-turkey-eu/eu-turkey-in-stand-off-over-funds-to-tackle-new-migrant-crisis-idUSKBN20T1RH.


[5] Matina Stevis-Gridneff ve Carlotta Gall, “Erdogan Says, ‘We Opened
the Doors,’ and Clashes Erupt as Migrants Head for Europe”, New York
Times
, 29 Şubat 2020, blm. Europe, https://www.nytimes.com/2020/02/29/world/europe/turkey-migrants-eu.html.


[6] Ishaan Tharoor, “Europe Can’t Wish Away Syrian Refugees”, Washington
Post
, 03 Mart 2020, blm. Analysis, https://www.washingtonpost.com/world/2020/03/03/europe-cant-wish-away-syrian-refugees/.


[7] “UNHCR Statement on the Situation at the Turkey-EU Border”, United
Nations High Commissioner for Refugees
, 02 Mart 2020, blm. Press
Releases, https://www.unhcr.org/news/press/2020/3/5e5d08ad4/unhcr-statement-situation-turkey-eu-border.html.


[8] “UN Expert Raises Alarm over Migrant, Asylum Seeker ‘Pushbacks’
at Turkey-Greece Border”, UN News, 23 Mart 2020, https://news.un.org/en/story/2020/03/1059992.


[9] Maria Daniela Lenzu, “Statement of the Foreign Affairs Council”
(European Council Council of the European Union, 06 Mart 2020), Statements and
remarks, https://www.consilium.europa.eu/en/press/press-releases/2020/03/06/statement-of-the-foreign-affairs-council-on-syria-and-turkey/.


[10] “Foreign Secretary’s Joint Press Conference Turkish Foreign
Minister, March 2020” (Foreign & Commonwealth Office, 03 Mart 2020), https://www.gov.uk/government/speeches/foreign-secretarys-joint-press-conference-turkish-foreign-minister-march-2020.


[11] Mevlüt Çavuşoğlu, “EU Inaction on Syrian Refugees Is a Stain on
Human Conscience”, Financial Times, 22 Mart 2020, blm. Opinion, https://www.ft.com/content/43bcdc3c-694b-11ea-a6ac-9122541af204.