Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


Prof. Dr. Esergül Balcı : Suriyelilerin
İşyerlerindeki Arapça Tabelalar Sorunu


26 Haziran 2020


Milli kimliğin önemli
unsurlarında biri dildir. Birbirleriyle anlaşabilen yani konuşabilen insanlar,
bir arada yaşayabilirler. Bir arada yaşayabilmenin ve anlaşabilmenin yolu ise
aynı dili konuşabilmektir.


Bir ülkenin kimliğini ve
birliğini yok etmek istiyorsanız önce dilinden başlayacaksınız ki, yurttaşlar
birbirleriyle iletişim kuramasınlar, birbirlerini anlayamasınlar,
anlaşamasınlar, duygu ve düşüncelerini  aktarıp paylaşamasınlar. Ülkemizde
de şu anda farkında olarak veya olmayarak, yapılan ne yazık ki bu. Örneğin
Corona günlerinde “salgın” demek yerine “pandemi” sözcüğünün dilimize
yerleştirilmesi gibi. Bunun adı evrensellik oluyor ama özünde kültür
emperyalizmi, güçlü ekonomi ve kültürlerin zayıfları etkisi altına alması,
hatta giderek yok etmesi.


Böyle bir savaş sonucu,
acıma duygularıyla ülkemize aldığımız Suriyeliler dil ve kültürleri ile
neredeyse bizi istila ettiler. Onlar açılan Türkçe kurslarına rağmen, Türkçe
öğrenmedikleri gibi, açtıkları iş yerlerine Arapça isimler koyup, kendi
dillerinde konuşmayı tercih etmektedirler. Suriyeliler kendi dillerine yönelik
bu hassasiyeti gösterirken Devlet olarak Türkçe’nin kullanımı ile ilgili biz ne
yapıyoruz? Sorulması gereken asıl soru bu sanırım. Çünkü işyeri açma iznini
resmi makamlardan alıyorlar. İzin verilmese ya da Türkçe isim şartı konsa
elbette açamazlar. Kaldı ki aynı durum,diğer yabancıların ve Türk
vatandaşlarının açtığı işyerleri için de söz konusu. Pek çok iş yerinin adı
İngilizce. Belli tanınmış yurt dışı markaların uzantısı olan mağazalar değil
bunlar üstelik.


Rusya Federasyonu’nda
(Moskova) bulunduğum 1996-1998 yıllarında dikkatimi çeken en önemli konu,
Rusların dillerini korumak için çıkardıkları yasa idi. Yasaya göre, açılan
mağazaların ve iş yerlerinin hem adı hem de tabelaları Rusça olacaktı ve aksi
halde ruhsat verilmeyecekti. Ülke yeniden yapılanma sürecinde, kendisini
kapitalizmin kültür emperyalizmine karşı bu şekilde korumaya almış, buna dilinden
başlamış, adeta bir kalkan oluşturmuştu. Aynı Türkiye’nin kuruluş yıllarında
olduğu gibi.


Ülkemizde de kuruluş
yıllarında, Türkçenin kullanılmasına önem verilmiş, bunun için; 1926 yılında
çıkarılan “İktisadi Müesseselerde Mecburi Türkçe Kullanılması Hakkında Kanun”
doğrultusunda, “Türk tabiiyetindeki her nevi şirket ve müesseseler, Türkiye
dâhilindeki her nevi muamele, mukavele, muhabere, hesap ve defterlerini Türkçe
tutmağa mecburdurlar” (md.1), denmiştir. Yine 1353 sayılı “Türk Harflerinin
Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun” uyarınca şirket ve tüm özel kuruluşların Türk
harflerini kullanmaları, Türk Ticaret Kanunu (md.66/1) ve Vergi Usul Kanununa
göre, (md.215/1) defterlerin Türkçe tutulması, zorunlu kılınmıştır. Ancak bu
yasalarda tabelalarla ilgili kesin bir madde bulunmayıp, şirketlerin
yazışmaları ile ilgilidir. Buna karşın, tabelalarla ilgili olarak Türk
Standartları Enstitüsünün 2017 tarihli genelgesinin 4.1.1. maddesinde
“tabelalar imla ve dil yönünden kusursuz, uygun punto kullanılarak yazılmalı, yazımlarında
Türkçe kelimeler kullanılmalı, istenilmesi halinde yabancı dilde ifadeler
parantez içinde Türkçe metnin altında küçük puntolarla yazılmış olmalıdır.”
denmektedir. Burada da başka bir dilin kullanılmasına ilişkin kesin bir
sınırlama bulunmamaktadır. Bu konuda 5216 sayılı yasa reklam, tabela, ilan
konularında belediyeleri yetkili kılmıştır. Tabiidir ki, her ülkenin kendi
milli dilini ülkesinde hakim kılmak üzere mevzuat düzenlemeleri yapması ve
aykırı davranışlar için çeşitli yaptırımlar öngörmesi doğaldır.


Türkiye’de yaşayan diğer
vatandaşlar gibi Geçici Koruma faydalanıcısı Suriyeliler de ilgili kurumlara
bizzat başvurmak ve kayıt olmak suretiyle kendi işyerlerini açabilirler.
Başvuranlar için yeni açılan işyerlerine yönelik olarak,Birleşmiş Milletler
Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) tarafından girişimcilik eğitimi, desteği
gibi birtakım katkılar sağlanmaktadır. BMMYK ve Türkiye’deki diğer
(Uluslararası) Sivil Toplum Kuruluşları (STK), girişimcilik desteklerinden
faydalanmak isteyen Suriyelilere doğrudan ilgili kurumlara başvurmaları
halinde,hibe desteği sağlamaktadır.Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti tarafından
girişimcilere yönelik teşvik programları yürütülmektedir.


Suriyeli sığınmacılar,
sayısal bakımdan çok kalabalık bir grup oluşturmaları nedeniyle, çeşitli ticari
aktivitelerde bulunmakta, işyerlerine müşteri potansiyelini artırma ve kendi
memleketlileri ile dayanışma adına veya kolay iletişim kurabilmek amacıyla,
kendi dillerindeki isimleri tercih etmektedirler. Suriyelilerin bazı
illerimizde çok yoğun şekilde hatta bazı yerlerde yaşayan nüfusun önemli bir
oranını teşkil etmesi açısından Arapça tabelaların çok fazla olduğu
gözlenmektedir.


Söz konusu yardımlar
yapılarak iş yeri açmaları sağlanan Suriyeli sığınmacılar, Türkiye’deki
yasaları hiçe sayarak, işyerlerine Arapça isim vermekte ve Arap alfabesini
kullanmaktadırlar. Son yıllarda sığınmacıların yoğun olduğu İstanbul Fatih’te,
Suriyelilerin lokanta açması ve yeni lokantalarda Latin alfabesi dışında
yazılar yazılması üzerine, Fatih Belediyesi Bölge Koruma Kurulu’nun kararına
istinaden “Yeni tabela standardı” uygulaması başlatarak, tabelalarda sadece
Latin alfabesine izin verilmiştir.Belediyenin tebligatı doğrultusunda, bazı
Suriyeli lokantalar, Arap alfabesiyle yazılan yazıları kaldırmış, yerine Latin
alfabesini kullanmıştır.


Bir başka Suriyeli
işadamı ilk işyerini açtığında,lokantasının logosu ve ismi için Türk Patenti
Enstitüsü’ne başvurarak markasını tescil ettirmiş, ardından başka şubeler
açmış, lokantasının tabelalarını Türkçe ve Arapça olarak yazdırmıştır.
Belediyenin tebligatı üzerine tabelasındaki Arapça yazıyı kaldırmak istemeyen
bu Suriyeli iş adamı hukuk mücadelesi başlatmıştır. Aynı işadamı, yürütmeyi
durdurma ve işlemin iptali içinaçtığıdava dilekçesinde,dünyanın çeşitli
ülkelerindeki ve Suudi Arabistan ile Almanya’daki Türk lokantalarında bulunan
Türkçe tabelaları örnek göstermiştir. Dilekçede ayrıca tabelaların
değiştirilmesinin, esnafa ciddi bir külfet getireceğine de yer
verilmiştir.Burada küreselleşmenin ülkeleri her açıdan nasıl kuşattığını
gözlerden kaçırmamak yerinde olacaktır.


Dava dosyasını inceleyen
mahkeme, aldığı ara kararla Suriyeli işadamının yürütmeyi durdurma talebini
reddetmiştir. Uygulamanın iptali ile ilgili olarak açılan davanın devam
ettiğini söyleyen Suriyeli işadamı “Markamızı ve logomuzu tescil ettirdik. Şu
anda Türkiye’de 9 şubemiz var. Lokantaya Arapça tabela asan ilk şirket olduk. O
zaman kimse bize bir şey demedi” demiştir. Böylece Türk Patenti Enstitüsü’nün
verdiği izni kendisine dayanak yapmıştır. Bu da ülkemizde kurumlar arasında
oluşan iletişimsizliği, eşgüdümsüzlüğü, birbirinden kopukluğu ve çarpıklığı
gösteren bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır.Tabelasının üzerindeki Arapça
yazıyı kaldırdığı takdirde müşteri kaybedeceğini söyleyen işadamı, tabelaları
değiştiren Suriyeli lokantaların,Arapların çoğu Türkçe bilmediği için ciddi
oranda (%70) müşteri kaybettiklerini belirterek, bu yüzden dava açtığını
açıklamıştır. Ülke ve millet olarak biz onlar için milyarlarca dolar harcayıp
ekonomimizi zayıflatırken, onlar kendilerine kucak açan ülkenin yasalarına
uymayıp, kurallarını çiğnemekte, ekonomik çıkarlarını gözetmenin ötesinde, bir
de kendi yaşam tarzlarını dayatmaktadırlar.


İzmir’de de Suriyelilerin
yoğun olduğu bölgelerdeki işyerlerinin Türkçe olan tabelalarının yerini,
Arapçaları almıştır. Basmane, Fevzipaşa Bulvarı, Anafartalar Caddesindeki
lokanta, berber, tatlıcı, dönerci dükkanları ile tekstil mağazalarındaki tabela
ve vitrinlerde,“Arapça tabelalar” dikkati çekmektedir. Ekonomik durumu iyi olan
Suriyeliler bu semtlerde işyeri açıp, üzerindeki Türkçe tabelaları çıkartıp,
Arapçalarını asmakta ve var olanı değiştirerek, kendi kültürlerini hakim
kılmaya çalışmaktadırlar. Çevredeki birçok işyerinden Arapça müzik yükselmekte,
böylece İzmir halkıbir zamanlar kentteki dükkanlara İngilizce isimler
konulmasından memnun olmayıp bundan yakınırken,şimdi artık Suriyeli gerçeğine
yavaş yavaş alıştırılmakta ve kabullenmeleri sağlanmaktadır. Böylece İzmirliler
İngilizceden sonra, Arapçayateslim edilmektedir.


Adana Büyükşehir
Belediyesi de aynı durumla karşı karşıyadır. Belediye, şehrin çeşitli
noktalarında görüntü kirliliği oluşturan ve Türkçe’nin korunması çalışmalarına
zarar veren tabela,led ışık ve posterleri ve Suriyeli sığınmacıların açtığı
işyerlerinde kullanılan Arapça tabelaları kaldırmıştır.


Üç büyük şehrimizde
yaşanan örneklerde görüldüğü gibi, Suriyeli sığınmacılar acıma duygularımızla
ülkemize kabul ettiğimiz garip, mağdur insanlar olmaktan çıkıp, kendi çıkarları
ve gelecekleri için Türkiye Cumhuriyeti’nin yasa ve kurallarına aykırı
davranmanın ötesinde, dava yoluna giderek mahkemelerimizi de meşgul
etmektedirler. Yasalarımızda küçük birtakım değişiklikler olsa da, Türk Dilini
koruyan yasalar hala yürürlüktedir. Ancak asıl sorun ülkemizdeki pek çok konuda
olduğu gibi, çoğunlukla uygulamadadır.Nitekim Suriyeli davacı işadamı,“lokanta
açan ilk şirket olarak Arapça isme dört yıl önce kimse bir şey demedi” diyor.
Geldikleri ülkenin kurallarına uyup dilini ve kültürünü öğrenmek yerine,
kendilerini peygamber soyundan gelen kişiler olarak görmekte, buna din etkisi
de girince ülkemizi tam tersine onlar dönüştürme, giderek Araplaştırma yoluna
girmektedirler. Nitekim Hatay’daki bir Suriyeli sığınmacı “buralar bizim”
diyebilmiştir. Bunda Suriye Devletinin okullarındaki ders kitaplarında Hatay’ın
Suriye sınırlarında gösterilmesi göz ardı edilemez. Tabii burada iktidarın
birtakım sorunları görmezden gelmesi, küreselleşme kapsamında her türlü etkiye
açık hale getirmesi, hatta çanak tutması Suriyelileri rahat davranmaya
yöneltmekte ve cesaretlendirmektedir.


Türkiye’de özellikle iş
yeri isimlerinde yabancı kelimelerin kullanılması, vatandaşlarda Türkçe
hassasiyetinin azalması, insanlarımızın anadilini kullanması ve dilin gelişimi
açısından sorun oluşturabilir. Sürekli olarak olumsuz bir durum ile
karşılaşıldığında, o duruma alışılıp giderek normal karşılanması gibi, yaşam
alanlarında başka bir dildeki kelimelerle sıkça karşılaşma da normalleşmeye yol
açar. Bu da Türkçe’nin kullanımı ve Türkçe hassasiyetinin vatandaşlarda
özellikle de çocuklardaki gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir.Bu nedenle
farklı dillerde tabela kullanımına izin verilmemesi ve Türkçe’nin kullanımına
özen gösterilmesi yerinde olacaktır.


Tüm bu nedenlerle,Türk
Dilinin korunması için “Millî bir dil politikası” oluşturulması artık
gerekliliğin ötesinde zorunluluk haline gelmiştir. Ülkemizde gerekli yasal
düzenleme ve buna ilişkin önlemlerin alınmasının yanında, yeniden millî bir dil
politikası geliştirilmelidir. Fakat bu yapılırken dilin politika aracı olarak
kullanılmamasına özen gösterilmelidir. Bu amaçla, dil konusunda sorumlu olan
kurumlar,çok başlılıktan uzaklaşmak için bir araya getirilerek, koordine
edilmeli ve yeni yapılanma ile ciddi,  işlevsel çalışma yoluna
gidilmelidir. Bu konuda Devlet Kurumlarının eşgüdüm içinde hareket ederek ortak
uygulama geliştirmeleri ve Türkçe’yi koruyabilmek için gerekli önlemleri
almaları önem taşımaktadır. Aksi halde milli birliğimizin en önemli faktörü
olan dilimiz, bir yandan İngilizce, bir yandan Arapça, diğer yandan da sosyal medya
dili ve bu dildeki emojiler yoluyla tüketilip gidecek ve birbirimizi anlayamaz
hale geleceğiz. Ne yazık ki,bunun ipuçlarını görmeye ve yaşamaya başladık bile.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış