NURAY BABACAN : Afgan mülteci oyunu mu ???
1 Ağustos 2021
Türkiye’nin Afganistan’da yeni görev üstlenmesi, dış politika öncelikleri açısından tartışmaya açık. Son dönemde İran sınırında Afgan mülteci hareketliliği, çok yakın zamanda Suriyeli mülteciler sorununu yaşayan Türkiye için büyük sancı.
Tam bu noktada, bu konunun farklı bir boyutuyla ilgili Ankara kulislerinde dolaşan istihbarat bilgilerini aktarmakta yarar var. Türkiye’nin Kabil Havaalanı’nın güvenliği konusunda üstleneceği rol ve ABD ile bu konuda yapılan pazarlıkların yoğunlaştığı sıralarda, İran sınırındaki hareketliliği farklı yorumlayanlar var. Devlete ulaştırılan istihbarata göre, bu hareketlilikte İran’ın payı bulunuyor. İddiaya göre İran, Türkiye’nin Kabil’de aktif rol üstlenmesini istemediği için Afganlı mültecileri sınıra taşıdı. Henüz kontrol altına alınmayan 20 nokta bulunduğu, bu noktalara mültecilerin taşındığı öne sürülüyor. Yani göç dalgası olmadığı, böyle bir durum varmış gibi İran istihbaratının yaptığı bir operasyon olduğu öne sürülüyor. Halen Türkiye-İran sınırının 200 kilometrelik bölümünde duvar çalışması yok ve coğrafya zorlu.
Hızlanan mülteci hareketliliğinin, ince bir siyasi oyun olduğuna dair yorumlar yapılıyor. Tabii bu bir oyunsa bile Afganlı mültecilerin sınıra dayandığı ve Türkiye sınırları içerisindeki geri gönderme merkezlerine alındığı gerçeğini değiştirmiyor. Suriyeli mültecilerin gelişlerinde de aynı yolun izlendiği hesaba katılırsa, iade edilemeyenlerin mülteci veya sığınmacı adı altında ülke içine geçişine izin verildiğini biliyoruz.
Suriye’den ilk mülteci akını yaşandığında Türkiye’nin bunlara bakabilme kapasitesi 100 bin olarak açıklanmıştı. “Bir fazlasına izin vermemeliyiz” diyen raporları hatırlıyoruz. Bugünkü Suriyeli mülteci rakamı 4 milyona dayandı. Sonuçta, bu bir dış politika oyunu da olsa, ortada ödenecek bir fatura var.
Yakın geçmişten örnek alınsa bari…
ANAYASALI KAMPANYA
Siyaset, önümüzdeki günlerde seçimin ne zaman yapılacağını tartışmaya devam edecek. İktidar Partisi seçimin zamanında yapılacağını söylese bile alternatif tarihlere ilişkin iddialar yazılıp-çizilecek. Hoş, hiçbir iktidar partisi, aksini planlasa bile elini açık etmez.
Buradan yola çıkarak, konuyu yeni anayasa çalışmalarına getireceğim ama farklı bir açıyla. Biliyoruz ki, yeni anayasa çalışmaları sadece Cumhurbaşkanlığı ekibinin faaliyeti olmaktan çıkarıldı. Genel merkez ve grup yönetimi, hatta duayen eski siyasiler de buna dahil edildi. Taslakta, hükümetin güvenoyu alması, bakanlara gensoru verilmesi, sözlü sorulara geri dönülmesi, parti kapatmaların zorlaştırılması gibi yeni maddeler var. Yargı bölümleri ve Anayasa Mahkemesi’nin yetkileri ise henüz masaya yatırılmadı.
Plana göre, yeni anayasa metni, seçimlerde bir kampanya malzemesi yapılacak. Yani AK Parti, yeni anayasanın önemli başlıklarını, seçim kampanyası vaadi olarak halka sunacak. Cumhur İttifakı, iktidarın kendisine yeniden verilmesi durumunda, bu yeni anayasal düzen için ne önerdiğini anlatacak.
Bu mantıksız değil. Zaten seçimden önce siyasetin önüne yeni bir anayasa gelmesinin olanağı bulunmuyor. O zaman yeni anayasa planınını seçmene götürmek ve vaat olarak halka anlatmak bir strateji olabilir.
Böylece, dikkatleri güncel sorunlardan başka bir yere çekme olanağı da sağlanmış olacak.
Muhalefet de asıl sorunlar yerine “Öyle değil, böyle bir anayasa istiyoruz” diye kampanyanın peşine takılacak. Siyaset bu, olmaz olmaz demeyin…
KAVUŞAMAYAN ÂŞIKLAR TARİHE GEÇER
Meclis’te yapılan çalışmalar, genellikle bir sorunu gündeme getirmek veya çözüm üretmek üzerine yapılır. Ancak uzun çalışma saatleri, milletvekillerini bazen konudan uzaklaştırır. Aslında o anlar, daha sıcak samimi diyalogların kurulduğu, esprilerin yapıldığı, eski aşkların yad edildiği zamanlara dönüşür.
Umut Erdem’in aktardığına göre, TBMM Kadına Yönelik Şiddeti Araştırma Komisyonu’nda, TV kanallarındaki programlardan söz edilirken, konu milletvekillerinin beğendikleri ve beğenmedikleri programlara geldi.
Özellikle, yaşam hikayelerinin anlatıldığı TRT’nin “Ömür Dediğin” adlı yapımın ilgi çektiği görüldü.
AK Parti Konya Milletvekili Hacı Ahmet Özdemir, programı izlerken, gözyaşlarını tutamadığından başlayıp, konuyu eski aşk hikâyelerine getirdi. Özdemir, “Herkes âşık olmuştur. Kavuşmuşsa, evlenmişlerse tarihe geçen bir aşk olmamıştır. Ama Leyla ile Mecnun birbirine âşık olmuştur, kavuşamamıştır, tarihe geçmiştir. Romeo ve Juliet’i ele alırsanız öyledir. Tarih boyunca böyle” sözleriyle dikkat çekti.
Söz buradan başlayıp, gerçek yaşam hikâyelerini, aşklarını anlatan dizilerden, tarih programlarına kadar herkes hangi programları beğendiklerini de çalışmaların arasına sıkıştırdılar. Her gün kadına ve çocuğa yönelik şiddetten bahseden ve acı tabloyla sürekli yüzleşen komisyon üyeleri, eski aşklarını anımsayarak hoş bir mola verdi.