Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


MAHMUT Bİ : Yalova
Vilayetine İskan Edilen Kafkas Göçmenleri


09 Mayıs 2020 Cumartesi


Yalova ili, Samanlı Dağlarının kuzeye
bakan eteklerinde kurulmuştur. Yalova’da yerleşim çok eski tarihlere
(Prehistorik döneme) kadar gider. Yalova yöresi tarih içinde Bitinya, Roma,
Bizans toprakları içinde yer aldı. Yalova’nın antik dönemdeki adı bilinmemekle
birlikte, yöreye Pylophia ve Xenotochion dendiği, Bizans döneminde İtalizones
toprakları ya da Yalakovası diye geçen bu yöre, 1337’de Emir Ali tarafından
Osmanlı topraklarına katıldı. XV ve XVI yüzyıl tarihçileri, yöre için Yalakova
ve Yalakabad adlarını kullandılar. İstanbul’a bağlı iken 1995’te il oldu.


Tarihçi Halil İnalcık, 27 Temmuz 2009’da
Yalova’da düzenlenen sempozyumda; Osmanlı Devleti’nin 1299 değil, 1302’de
kurulduğunu şöyle açıklamaktadır:


“Orta Çağda Hanedan demek Devlet demektir.
Türk Devletlerinde hanedanın kurulması için hutbe okunması ve sikke
bastırılması gerekmektedir. Ancak, Türk ananelerinde Hakanlığı namzet
olanlardan birisinin zafer kazanması gerektiğini ve bu durumu Tanrının ona bir
Kut(Hanlık) vermesi şeklinde tasvir edildiğinden söz eder.


Buna istinaden; Osmanlı Beyliği’nin devlet
statüsünü, 27 Temmuz 1302 tarihinde Yalakova’da (Yalova’nın o günkü adı)
Bizans’a karşı yaptığı Bafeus (Koyunhisar) zaferi ile kazandığını, Osman
Bey’den sonra oğlu Orhan Bey’in hiç itirazsız Osmanlı Beyliği’ne oturması,
Hanedanın kurulmuş olduğunu ispatlamaktadır.


Yalova: İstanbul, İzmit ve Bursa
vilayetlerinin kesişme noktasında yer aldığı için ulaşım açısından tarihten
beri önemli konumda bulunmaktadır.


Doğu Roma döneminde Roma yolu, Osmanlı
döneminde Hac Yolu ve bazı karayolları Yalova’dan geçmekteydi.


***


Rus istilası üzerine (1877-1878);
Rumeli’de oturmakta olan Türk nüfusu ile birlikte Çerkeslerin de (hemen hemen
tamamı) İstanbul tarafına doğru göç etmeleri yüzünden 300.000’den fazla bir
nüfusun Edirne ile İstanbul arasında, daha sonra da Marmara Denizi’nin etrafına
yığılmıştır.


II Abdülhamid devrinde Türk limanları
arasındaki deniz taşımacılığı Avrupa kampanyaları, İdare-i Mahsusa ve Şirket-i
Hayriye’ye ait Gemilelerle yapılıyordu. Bu devirde Osmanlı Şirketlerinin elinde
23 yolcu vapuru mevcuttu. Bu vapurlar, Boğaziçi, Marmara ve Karadeniz’de
çalışıyordu.


Varna’dan ilk etapta Çerkes muhacirleri
Mart 1878’den itibaren gemilerle sevk edilmeye başlandı. 800 muhacir,
kiraladıkları bir gemi ile Varna’dan Mudanya iskelesine gelmişlerdir. Llyod
kampanyasından kiralanan gemiler ve “Selimiye Fırkateyni”, “Taif”, “Feyziyye-i
Bari”, “Sultaniye” ve “Mecidiye” vapurları ile muhacirler taşınmışlardır.


25 Şubat 1878’de “Umumi Muhacir
Komisyonu”da bağlı olarak, “Sevk-i Muhacirin Komisyonu” da kuruldu. Göçmenlerin
sevki için İzmit, Bandırma, Mudanya ve Gemlik’te birer memur bulundurulmasına
da karar verildi.


İskân sırasında, göçmenlerle yerli ahali
arasında üzücü ve nahoş olaylar meydana gelmiştir. Örneğin;


Muhacirlerin vilayetlere eşit oranda
dağıtılamaması, başta Hüdavendigar, Aydın ve Biga olmak üzere Batı Anadolu’daki
vilayet ve sancaklarda yığılmaları, yerli halkı ile Muhacirler arasında çeşitli
anlaşmazlıkların çıkmasına sebep olmuştur. Bu anlaşmazlıkların çoğu göçmenlerin
yerli ahalinin tasarrufunda bulunan topraklara yerleştirilmelerinden
kaynaklanıyordu. Nitekim geçim sıkıntısı çeken muhacirler, yer yer yerli
ahalinin topraklarını gasp ediyorlardı.


Yalova
Vilayetinde Yerleşik Kafkas Göçmeni Köyler:


1.Bölgede mevcut 45 köyden Soğucak köyü
Çerkesler tarafından 1860’lı yıllarda kurulmuştur. Köyün orijinal adı Şığauce
(At oynatılan yer) olup, Maykop’a yakın bir yerleşim yerinin adıdır.
Kabardeyler “Şızıxhuap” diye bilirler. Osmanlının iskan için tespit ettiği yer,
Safran (Rum), Çengiler-Sugören(Ermeni)ve Elmalık (Ermeni) köylerinin
ortasındadır. Tarihinde, Yalova Vilayetine bağlanmışlardır.


Kocaeli Vilayeti Karamürsel ilçesine bağlı
Karadere, Fevziye, Tevfikiye, Aktoprak ve Örencik köyleri, 6 Haziran 1995
tarihinde, Yalova Vilayetine bağlanmışlardır.


2.Bölgede, Dağıstan’dan gelen Avar ve
Darginler tarafından 1880’li yıllarda kurulan Güneyköy, Esadiye, Sultaniye ve
Çiftlikköy’dür. Bu köylerin kurulmasına sebep olan kişi Şeyh Muhammed Medeni
Hazretleridir. Sultan II Abdülhamid döneminde Bursa’ya gelen Medeni Hazretleri
bir müddet İmam Şamil’in Naibi Muhammed Emin’in Bursa’da Armut köydeki
çiftliğinde misafir olur. Bugünkü Güneyköy’ün olduğu yer o dönemde “Almalı”
diye anılmış, daha sonra Sultan Reşad kendi ismini vermek suretiyle köyün adı
“Reşadiye” olmuş. Son olarak da “Güneyköyü” ismini almıştır. O yıllarda
Dağıstan’dan gelen yoğun göçler nedeniyle Güneyköyü yaklaşık bin haneye
ulaştığından yer sıkıntısı baş göstermiştir.


Güneyköy’de birikenler dışında yeni
göçlerle karşılaşılması üzerine; 1892’de Esadiye köyü, 1890’da Sultaniye ve
Çiftlikköy’lere Dağıstan’dan gelen Avarlar iskân edilmişlerdir.


Şahabettin Özden; o dönemde Güneyköy’ün
hiç yoktan kurulup, çevresinde saygın ve etkili eğitim-kültür ve ticaret
merkezi kimliğini kazanmasının kuşkusuz eğitim ve öğretime verilecek önemle
ilişkisi olsa gerek, diyor. Daha kuruluşunda üç cami v.s. çağına göre ileri
sayılabilecek sosyal özellikleri, halen çevresindeki yerleşim yerlerindeki
insanlar tarafından anlatılan özelliklerindendir. O döneme göre üstün sosyal
yaşamı ve var olan eğitim kurumlarında yetişenlerin başta dini etkiler olmak
üzere birçok yönden kültürel etkinlikleri köyün her döneminde önderlik yapan
bir merkez kimliğini geliştirmiştir.


  • Mahmut
    Bi

MAHMUT Bİ : Balıkesir vilayetinde iskan edilen Kafkas göçmenleri


04 Nisan
2020


Kesin olmamakla
beraber Balıkesir’in Prehistorik devirlerden beri iskân gördüğü ileri sürülür.
1243 tarihindeki Kösedağ yenilgisinden sonra, Anadolu Selçukluları bir daha
toparlanamadılar. 1280li yıllarda, Anadolu’nun batı ucunda ulu bey olan
Germiyanlı Türklerinin Beyi, başlarında Danişmend Gazi soyundan geldiği için
Türkmenler arasında hürmet gören Kalemşah (Alemşah) Bey ve oğlu Karasi (Kara
İsa) Bey, büyük bir Türkmen kitlesi ile Bizanslıların çok önceleri kısman
boşalttıkları ve yer yer Türkmenlerin bulundukları Mysia (şimdiki Balıkesir)
topraklarına girdiler.


Türkmen
akıncıları Mysia’nın Marmara ve Ege sahillerini ele geçirince Emir Karasi,
“Emir-ül Sevahil” unvanı ile burada yeni bir “uç” açmış oldu. Balıkesir de
Beyliğin merkezi oldu. Orhan Bey zamanında 1345’te Osmanlı topraklarına katılan
Karesi Beyliğinin yönetimine oğlu Süleyman Paşa getirildi. Karesi Beyliği’nin
Osmanlı topraklarına katılması, I. Murat zamanında (1362-1385) tamamlandı. XIX.
yüzyıl başlarına dek, Anadolu eyaletine bağlı “Sancak” şeklinde örgütlenmişti.
1867’de gerçekleştirilen reformla vilayetler teşkil edildi. Karesi Sancağı
(Livalık) da Hüdavendigar vilayetine bağlandı. Ancak bir süre sonra Karesi
sancağı, 5 Haziran 1881(7 Receb 1298) gün ve 3229 sayılı Meclis-i Mahsusa
iradesi ile Biga, Balıkesir’e katılarak “Karasi Vilayeti” oluşturuldu. Yeni
vilayetin ilk valisi Reşad Paşa idi. Karasi sancağı II. Meşrutiyetin ilanından
sonra 28 Haziran 1909(9 CA 1327)’da bağımsız Mutasarrıflık haline getirildi.
1894’te Efkar adlı 15 günlük bir risale yayınlandı (15 Ocak). 10 Rabi-ül Evvel
1342 (21 Ekim 1923)’de bütün sancaklar vilayet haline getirilirken, Karasi de
vilayet oldu. 1926 yılında eski hanedanlara ait vilayet isimleri kaldırıldığı
sırada, Karasi deyimi kaldırılarak “Balıkesir” adı aynı ilin adı oldu.


Ayhan Aydın’ın
araştırmasına göre; Kafkas göçlerinden önce XI. yüzyıldan itibaren, Asya’nın
ortalarından, Horasan’dan göçebe olarak Anadolu’ya göç eden Oğuzlar
(Türkmenler), Selçuklular ve Anadolu Beylikleri dönemlerinde belli düzenlere
uydurulmak istenmişse de, çoğu kez, kendi töreleri dışında hiçbir hukuki düzen
tanımamış, yaptıkları akınlarda verdikleri zarar ve ziyan ile harplere bile
sebep olmuşlardı. Osmanlı devleti Anadolu üzerinde gücünü gösterip,
hâkimiyetini kurunca Türkmenler düzensiz, programsız göçebeliği bırakarak belli
bir hukuki düzenleme içinde “Konar-göçer” oldular. Bunların hepsi belli bir
düzen içinde deftere tabi, kanunnamelerle belirtilen vergileri veren
topluluklardı. Bir beyin yönetimi altında kendi geleneklerine göre
yönetiliyorlardı. Bunlara “Yörük”, zaman içinde yerleşikliğe geçerek tarımla
uğraşan Türkmenler ise “manav” olarak adlandırılmıştır. Bunlar gittikçe
fakirleşen Yörüklere karşı bir asalet unvanı gibi kullanılmaya başlanmış,
tarıma bağlı oldukları ve iyi toprakları işledikleri için zenginleşen “manav köyleri”
fakir gördükleri Yörüklere biraz tepeden bakar olmuşlardı.


1842’de alınan
bir karar ile Yörüklerin bulundukları sancak dışında yaylak ve kışlığa
gitmeleri yasaklandı. 1861’den itibaren Konar-Göçerlerin (Yörüklerin) bulunduğu
bölgenin valisi tarafından iskân edilmeleri kararlaştırıldı. Karasi sancağı o
yıllarda Hüdavendigar vilayetine bağlı olduğu için, bu iskân hareketi zamanın
valisi olan Ahmet Vefik Paşa tarafından 1862-64 yılları arasında zalimce
davranarak gerçekleştirildi. Bugün bile “çadır yırtan paşa” olarak bilinmekte
ve anılmaktadır.


Aslında, devletin
kesin bir iskân hareketi ile aşiret düzenli bir vergiye bağlanacak, askere alma
işlemleri düzene bağlanacak, konup göçmeler sırasında ortaya çıkan adli olaylar
ve şikayetler önlenecek, devletin kullanılmayan toprakları ziraata açılacaktı.
Nitekim emirler doğrultusunda aşiretler, obalar, oymaklar iskân yerlerine
gittiler, sazlardan, kerpiçlerden evler inşa ederek iskâna geçtiler.
Hayvancılığa dayalı ekonomileri nedeni ile konargöçer oymaklar yerleşikliğe
geçince kendileri için büyük bir ekonomik yıkım oldu. Fakirleştiler,
yoksullaştılar. Açlıkla karşı karşıya kalınca ormanları tükettiler. Ağaç ekme
kültürü de gelişmediğinden bunların yerleştikleri köyler bugün çıplak tepeler
arasında kaldı.


Karasi sancağına
gönderilen yazıda, muhacirlerden “Ağnam Rüsumu”nun 1281(1864-1865) yılından
itibaren alınması kararlaştırılmış, fakat kararın tatbikatı 1282 sonuna
rastladığından, Muhacirleri n de bu konuya alışık olmamaları ve hele 1281 ve
1282 yılına ait Ağnam Rüsumu’nun birlikte alınmasının ağır geleceği düşünerek,
verginin 1282’den itibaren alınması usulü benimsenmiştir.


Osmanlı Devleti
Konar-Göçer Yörüklerin iskânı ile uğraşırken, Kafkasya Bölgesini işgal ve
soykırım uygulayan Rusya’nın baskıları sonucunda Osmanlı topraklarına sürgün
edilen yüz binlerce Kafkaslının iskân problemleri ile karşı karşıya kaldı.


Yukarıda da
değinildiği üzere; Bab-ı Ali’nin bir emri vaki sonunda karşılaştığı bu göç
olgusunun ileride kendisine yarar sağlayacağı düşüncesi bir teselli unsuru
oluyordu.


Osmanlı Devleti,
O dönemde Kırım, Kafkasya ve Rumeli’den zorunlu göçe tabi tutularak sürgün
edilen Müslüman Türk ve Kafkaslı göçmenlerin iç bölgelerde uygun sahalara
yerleştirilmeleri sureti ile içe dönük bir iskân politikası uygulamıştır.


1864 yılındaki
göçler sırasında, Hüdavendigar sınırları dâhilinde bulunan Balıkesir sancağı
yöresindeki iskan işlerini de yürütmek üzere vilayet dâhiline yeni “İskan-ı
Muhacirin” memuru daha tayin edildi. Bunun yanına katip, tercüman ve on-on beş
kişiden oluşan zaptiye de gönderilmiştir. 1864’te gelen göçmenlerin iskânları
büyük ölçüde tamamlanmasından sonra, 1866’da vilayet ve sancaklardaki sevk ve
iskân memurları lağvedilmeye başlandı.


Muhacirlere
verilen arazi ya miriye aitti, ya da muhtelif sebeplerle sahipleri tarafından
terk edilen topraklardı. Ancak genellikle bu çeşit topraklar halk tarafından
gasp edilmiş veya mera olarak kullanılmış olduğundan, arazi tahkiki sırasında
görevliler ile ahali arasında, iskân sonrasında ise göçmenlerle ahali arasında
çekişmelere ve kırgınlıklara yol açmaktaydı. Nitekim talimatlarda bu hususa da
dikkat edilerek görevlilere hatırlatılmaktaydı.


Nitekim, Karasi
sancağında yerleşenlerden bazılarının akrabaları öteden beriden gelmişler,
neticede tahsis edilen arazi bunların bütününe yetmeyince ahalinin arazisine
saldırılar baş göstermiştir.


Bab-ı Ali’nin
bütün gayretlerine rağmen iskân konusunda problemler meydana geliyor,
şikâyetler eksik olmuyordu. Nitekim 1870 yılında özellikle Anadolu’daki iskân
mahallerinde şikâyetlerin artması yüzünden yeni bir teftiş heyeti görevlendirilmiştir.


Bu bağlamda;
muhacirlere dağıtılan arazinin adaletli taksim edilip edilmediğini, kabile
liderlerinin devletin kanununa riayet konusunda uyarılmaları, muhacirlerin
silah taşımalarının önlenmesi ve diğer hususlarda ıslahat yapmakla görevli
olmak üzere, Hüdavendigar vilayeti Karasi sancağına, Bab-ı Ali ve
Seraskerlikten birer memur ve zabit (binbaşı rütbesinde) gönderilmesi
karalaştırıldı.


Osmanlı Devleti
ile Rusya arasında Rumeli topraklarında cereyan eden 93 Harbi dolayısıyla
Rusların istilasına uğrayan Rumeli’den Anadolu ve Ortadoğu taraflarına
nakledilecek Çerkes- Abhaz göçmenleri ve İstanbul’a doğru göç etmekte olan
Türk-Tatar göçmenlerinin durumları ile ilgilenmek üzere, 13 Ağustos 1877’de
“Muhacirin Komisyonu”, 25 Ocak 1878’de ise “Umum Muhacirin Komisyonu”na bağlı
olarak “Sevk-i Muhacirin Komisyonu” kuruldu. Göçmenlerin sevki için İzmit,
Bandırma, Mudanya ve Gemlikte birer memur bulundurulmasına da karar verildi.


1878 Ocak ayı
içinde Çanakkale Boğazı’na doğru büyük göçmen kitleleri akmaktadır. Burada
bulunan Çerkes ve diğer göçmen grupları panik halinde Lâpseki’ye geçmişlerdir.
1878 Ocak ayı içinde Tekirdağ’da toplanan 15.000 göçmenden Bandırma’ya gelen
4.000 Çerkes Balıkesir’e yerleştirildi.  Aynı tarihte Bandırma’ya 12.000
Çerkes geldi. Bandırma da toplam 30.000 göçmen bulunmaktaydı. İngilizlerin
Bandırma’daki konsolos ajanı olan Mihalopulo’nun İstanbul’a gönderdiği 8 Şubat
1878 tarihli raporda Bandırma’ya 12.000’den fazla göçmenin geldiği, bunların
4.500 kadarının yakın köylere yerleştirildiğini ve çevrede 30.000’e yakın
Rumeli göçmeninin bulunduğunu bildiriyor.


Balıkesir’deki
komisyon öncelikle cami ve medreselerde barındırdığı göçmenlerin iaşe ve
giyimini sağladı. Hastaların tedavisine, açlık ve soğuktan yarı ölü hale gelmiş
olanların sıhhati ile ilgilendi. Daha sonra bunların Balıkesir bölgesinde bir
an önce yerleştirilmeleri için çalışmalara geçti. Tüm bölgelerde olduğu gibi,
iskân arazisi devletin uhdesinde bulunan vakıf toprakları, sultan çiftlikleri,
köylerde ortak kullanım alanı olan hazine arazileri “miri topraklar”dı.


Özellikle Gönen,
Manyas, Susurluk arazisi içinde geniş vakıf arazileri ve çiftlikleri
bulunduğundan Çerkes göçmenlerin büyük bir kısmı bu topraklarda iskân edildi.
Diğer gruplar kazalara ve büyükçe köylere, özellikle eski tımar çiftliklerine
dağıtıldı.


93 Muhaciri Kırım
Tatarlarının bir kısmı Bandırma’da kalırken, bir kısmı da köy ve kasabalara
dağıtıldı.


Çerkes
göçmenleri, iskân edildikleri bazı köylerde hiç anlamadıkları bir tarım biçimi
ile karşılaştılar. Yerleştikleri yerlerdeki Türk veya Muhacir köylüler de hiç
anlamadıkları bir dil ile konuşan ve kendi dillerini bilmeyen, camideki
dualardan başka ortak yanları bulunmayan Çerkes göçmenleri ile anlaşamadılar.
Bu tür köylerde aileler arasına serpiştirilmiş bir şekilde iskân edilmiş Çerkes
göçmenleri zaman içinde köyleri terk ederek Çerkeslerin toplu olarak
bulundukları köylere veya merkezlerde oluşturdukları Çerkes mahallelerine
yerleştiler.


Balıkesir bölgesi
dâhilindeki köylere iskân edilen Çerkes göçmenleri Kafkas örf ve adetleri
meyanında dillerini de korudular.


Çerkeslerin bir
arada yaşadıkları göçmen köylerinde çoğunlukla Kafkas kültürünü bugünlere dek
yaşattılar. Adige Xabze dediğimiz Kafkas örf ve adetlerini uygulamaya
geldikleri gibi, dillerini de muhafaza etmişlerdir.


93 Muharebesi
sonunda Tuna boylarından Evlad-ı Fatihan, Tatarlar, Çerkesler geldiler. Kırıla,
döküle, kaybola, katledile, yüz binlerle geldiler.


Balıkesir
sınırları dâhilinde kurulan Çerkes köylerinin dışında, bölgeye daha sonraları
Ubıhlar, Abhazlar, Çeçenler ve Dağıstan bölgesi halkından Lezgiler ile
kökenleri peygamber sülalesine dayanan Seyyidler gelerek Balıkesir ili içinde
kendilerine yurt edindiler.


Balkan Savaşı
sırasında Sırpların zulüm ve katliamından kaçan Kalacına Boşnakları da
Balıkesir’e getirildi. Bunlar; Balya, Havran, Edremit, Burhaniye ve Ayvalık’a
yerleştirildi. Ayvalık’a giden Boşnaklara düşman gözüyle bakıldı. Sarımsaklı
mevkiinde iskan edilen Boşnaklar ile Küçükköy Rumları arasındaki çatışma ve
geçimsizlik had safhadaydı. Çanakkale Savaşları sırasında İngilizlere yardımda
bulunan Küçükköy Rumları Balıkesir, Bursa, Kirmasti, Kütahya, Ankara ve hatta
Kayseri’ye kadar gönderildiler. Daha sonra dönen Rumların bir kısmı Ayvalık’a
yerleştiler.


1880-1881
yıllarında; Bandırma, İzmit ve Alemdağ taraflarına gönderilen Çerkesler’den
bazısının “Ahali-i Mutavattınaya Tasallut etmekte ve hayvan mallarını yağma
etmekte bulundukları” bildirilmiştir.


Vital Cuinet’e
göre; 1885 yılında 1577 Pomak Karasi merkez kazasına iskân edilmiştir.


Bab-ı Ali
tarafından 93 Harbinden sonra özellikle 1885 yılından sonra 740.000’den fazla
Türk ve Müslüman ahalinin göç ettirilmesine karar verilmişti.  Göç edecek
olan ahaliden takriben 160.000 kadarı öncelikle Gelibolu, Edirne ve İstanbul
arasında tespit edilen boş arazilerde iskân edilmesi, geri kalan 600.000
dolayındaki Müslüman ise Hüdavendigar ve aydın vilayetleri meyanında Karesi
(Balıkesir) vilayetine de 35.000 kişi iskân edilmiştir.


Daimi olarak
iskan edilmek üzere Balıkesir vilayetine dağıtılan ve kendilerine arazi verilen
Muhacir ailelerinin konut ihtiyaçları valiliklerce karşılanıyordu. Buna
karşılık, Muhacirlerin evlerini genişletmek amacıyla kesip nakil edecekleri
kerestelerden kanuna uygun vergi alınacaktı. Öte yandan, devlet göçmenlerin
ormanları tahrip etmemelerine, orman sahalarında köy kurulmamasına dikkat
ediyordu. Buna rağmen 1885 yılında Muhacirlerin düzensiz ve plansız kesimleri
neticesinde, Balıkesir’deki ormanlar tahrip olmuş durumdaydı. Meskenler
yapıldıktan sonra kurulan yeni mahalle veya köylere isimler verilmekteydi. Eğer
bu köylerde miri ve vakıf arazisi üzerinde yapılacak hane ve avlu için
temlikken senet verilmesi, ağıl vs yapılacakların mukataaya bağlanması hükmü
getirilmiştir.


93 Harbinin
üzerinden on yıl geçtikten sonra bile, göçün devam etmekte olduğu ve aynı savaş
yıllarındaki gibi, gelenlerin sevk ve tanzimi için merkez ile taşranın yoğun
bir çaba gösterdiği anlaşılmaktadır.


Örneğin; 16 Mart
1887(20 Cemaziyyel-Ahir 1304- 4 Mart 1303) tarihli belgeye göre, 1302 Martı
başlangıcından sonuna kadar (13 Mart 1886- 12 Mart 1887) geçen bir sene içinde
İstanbul’a gelenlerle taşraya sevk edilen muhacirlerin miktarını bildiren
“Muhacirin Sevkiyat Müdiriyeti”ne bağlı “Journal Komisyonu”nun tebliği,
Muhacirin İdare-i Umumiyesi Reisi tarafından Sadarete sunulmuştur.


Bu tebliğe göre
düzenlenen çizelgeye göre; İstanbul’a gelen göçmenlerden 2.803 hane, 13.343
kişiden bir kısmı, diğer vilayetler meyanında Balıkesir’de de iskan edilmek
üzere sevk edildiği belirtilmektedir.


1889 yılında
Karesi’nin Manyas nahiyesinde bulunan koyun kafiri ve geyikler çiftliklerinde
yerleştirilen Çerkesler zamanla çiftlik sahibi ve köylülerin tasarrufunda
bulunan 12.000 dönüm mera ve tarlaları gasp etmişlerdir. Mülk sahiplerinin
şikayeti üzerine, bunların hukuklarını korumak amacı ile, bölgeye Liva İdare
Meclisi Azasından Müftü Efendi’nin başkanlığın özel bir heyet gönderilmişse de
bir netice alınamamıştır. Olaya müdahale eden II Abdülhamid; kuvvet
kullanılması sonucu çıkması muhtemel hadiselerin önüne geçilmesi amacıyla ve
göçmenleri maddi zarara uğratmamak için, miri arazilerle, yerli ahalinin
tasarrufundaki tarlaların sahiplerinden satın alınarak göçmenlere terk
edilmesini sağlamak üzere bölgeye özel memurlar gönderilmesini sağlamıştır.


1307 tarihli
Hüdavendigar Salnamesine göre; 1890’lı yıllarda Hüdavendigar vilayetine sevk
edilen toplam 151.787 göçmenden 46.220 nüfus Karesi Sancağına dahil aşağıdaki
kazalara iskan edilmişlerdir:


  • 465 kişi Balıkesir(merkez)
  • 585 kişi Bandırma
  • 769 kişi Gönen
  • 766 kişi Edremit
  • 164 kişi Kemer
  • 136 kişi Bigadiç
  • 335 kişi Sındırgı


Bilindiği üzere;
İskân-ı Muhacirin talimatının 29. Maddesine istinaden köy ve kasabalarda
bulunan hali, miri ve mevkuf araziden Muhacirlere yeterli miktarda toprak
verileceği hükme bağlanmıştır.


Sadaret,
vilayetlere gönderdiği emirlerde göçmenlere arazi verilirken arazi kanununun
131. Maddesine de uyulmasını istemiştir.


Buna rağmen
Balıkesir’e sevk edilen göçmenlerin arazi ihtiyaçları giderilemeyince, arazi
sıkıntısına bir çözüm bulabilmek amacıyla “Manyas göl ayağının” temizlenerek
göldeki su seviyesinin indirilmesi ve Manyas Ovası’ndaki bataklıkların ıslahı
ile 100.000 dönümlük bir arazinin iskana açılması için 1890’lı yıllarda bir
proje geliştirilmiştir.


Karesi
Gazetesi’nin 11 Şaban 1334-30 Mayıs 1332 (1916) tarih ve 8-112 sayılı
nüshasında verilen haberde:


“Yeni kadro
mucibince teşkil edilen Liva Muhacirin Müdüriyetine Konya  Muhasebe-i
Hususiye Müdürü Hüseyin Hüsnü ve birinci katipliğine dairede müstahdem Kemal,
ikinci katipliğe İzmit Muhacirin İdaresi katibi Ziya ve hesap memurluğuna Liva
Tasfiye Komisyonu katiplerinden Hikmet ve Şefki, memurluğa hariciye Nezareti Hulafayı
Sabıkasından Ziya Bey ve Efendiler tayin olmuşlardır” denilmektedir.


Ses Gazetesi’nin
21 Teşrinsani 1918-16 Sefer 1337 tarih altı nolu nüshasında verilen haberde:


“Balıkesir’de
2.500 İslam Muhaciri vardır. Bunların bir kısmı malum evlere, diğer birçoğu da medreselere
yerleştirilmişti. Şimdi yakalarından tutularak zavallılar sokaklara
atılmaktadırlar. Bu muameleler günahtır ve ayıptır. Artık kendilerine merhamet
gösterilmesini, bu felaketzede kardeşlerimizin zulümden kurtarılmasını rica
ederiz” denilmektedir.


Balkan Savaşı
neticesinde 440.000 kadar göçmen Anadolu’ya göç etmiştir. Mc Carthy’ye göre
1912-1920 döneminde Balkanlardan göç edenlerden Karesi vilayeti (Balıkesir)ne
toplam 14.687 kişi iskân edilmiştir.


Hüdavendigar
vilayeti salnamelerine göre; XIX yüzyıl sonlarında bütün Batı Anadolu’da olduğu
gibi, Balıkesir’de de Rum ve Ermeni artışı dikkati çekmektedir. (Balıkesir
vilayeti dâhilinde yaşayan gayrimüslimlerin oranı yüzde 50 oranında idi.)


Tarih içinde
Bulgaristan’dan ayrılan bazı küçük gruplar iş aramak için Rumeli dışında
Anadolu topraklarına da yayılmışlardır. Bunların bir kısmı da Balıkesir
vilayeti toprakları içinde, tarım işçisi, çobanlık, amelelik, duvarcılık,
bakkallık gibi işlerle uğraştılar.


Balıkesir
vilayeti dâhilinde iskân edilen 11 eski Bulgar köyü halkı Balkan Savaşından
sonra Bulgaristan’a gerisin geri göç ettiler.


Ayvalık
Rumlarının Osmanlı Devleti içinde özel bir özerkliği vardı. Bölgede
Müslümanların iskânına izin verilmiyordu. 1821 Yunan İhtilali sırasında Ayvalık
Rumları da İhtilale katıldılar. Balıkesir Mutasarrıfı’nın emri ile Kepsut
yöresinden sevk edilen Çepniler Rum ayaklanmasını bastırdıktan sonra bölgeye
iskân edilmişlerdir.


Balıkesir
Vilayetinde Yerleşik Kafkas Göçmeni Köyler:


Balıkesir
bölgesine sevk edilen Kafkas halkından;


1)Çerkeslerin
iskân edildikleri köylerden;


  • 7 adedi Bandırma,
  • 3 adedi Dursunbey,
  • 19 adedi Gönen,
  • 10 adedi Manyas,
  • 15 adedi Susurluk,
  • 2 adedi İvrindi,
  • 2 adedi Kepsut,
  • 5 adedi Merkezde,
  • 1 adedi Balya,


Olmak üzere
toplam 67 köyde iskân edilmişlerdir.


2)22 adet köyde
Ubuhlar var.


3)Dağıstan
bölgesinden gelen Avar ve Lezgiler dört köyde, Seyyidler ise bir köyde iskân
edilmişlerdir.


4)Çeçenler;
Bandırma merkezinde, Gönen ilçesi Ortaoba ve Muratlar’da yaşamaktadır.


  • Mahmut

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış