Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


HULUSİ ÜSTÜN : “DÜN FATİH’TEYDİM 

Suriçi’nde yürümek benim için tarihin içinde
seyahattir.


Tarihi kişiliklerle yoldaşlık ecdadımla sohbet
ilk gençlik yıllarımı yad etmek okul dönemlerini hatırlamak evliliğim ilk
çocuğum…


Her sokağı her köşe başı ya yaşanmış ya okunmuş
ya duyulmuş hatıraların mekanıdır.


. . .


Dün Dülgerzade’den Zeyrek’e Yavuzselim’den
Balipaşa’ya yürüdüm. .


Fatih bambaşka bir yer olmuş.


Rayihası değişmiş yasemin ve öd ağacı kokuyor.


Sokakta Türkçe konuşan kimse yok…


Haleb’in köylüsünden Lübnan’ın Dürzisine
Iraklısından Libyalısına Tunuslusuna Ürdünlüsüne kadar Arab’ın envai çeşidi
oradaydı.


Entarili kıfayelisi de var taytlısı uzun saçlısı
da Marunisi de Nusayrisi de Mesihisi de…


Hepsi neşeli hepsi gülümseyen hepsi yüksek sesle
konuşan hepsi özgüvenli bir çoğu özgürlüğün rüzgarıyla sermest hoş görülecek
olmanın bilinciyle sarhoş…


Gruplar halinde yürüyorlar.


Aralarında tek başına yürüyen mutsuz yüzlü
suskun ürkek Türkler fark ediliyor.


. . .


Lokantalarda ful felafel humus…


Gar sabunu ve zahter yığınları…


Her köşe başında egzotik kokular satan
dükkanlar.


İnsanın üstüne üstüne yürüyen sokaktaki
kadınlara aç nazarlarla bakakalan sporcu gençler halinden tavrından şaşırtıcı
bir öz güvenden dökülen kadınlar köyündeymişçesine kaşınarak dolaşan entarili
yaşlılar sokak aralarında gürültüyle koşturan çocuklar….


Dedim ki ‘Selahaddin’den beri fütuhat görmeyen
Arab’ın en son fethi bu. ‘


Kuşatmayla aldığımız şehri farkında olmadan
başkalarına verdik.


. . .


Arapça konuşan kalabalıkların içinden geçip
Akdeniz Caddesine döndüm…


İki delikanlı küskün küskün konuşuyorlar
birbirleriyle yanlarından geçerken gülümsedim.


‘Caddenin başından bu tarafa yürüyorum. Bir
Türkçe söz değmedi kulağıma… Sizi görünce mutlu oldum’ dedim.


‘Sorma abi biz Türkçe konuşan biri geçince
çevirip öpüyoruz. ‘ diye karşılık verdi esprime gençlerden biri.


. . .


Ara sokaklarda onlarca satılık tabelası.


Fatih’te satılık tabelası görmek nadirattandı.


Arapça ‘İcar’ tabelaları asılı camlarda.


. . .


Fatih’in eskisi Siirt Arabı bir tanıdığa
uğradım.


‘Bir binada beş altı daireye Araplar oturunca
binada kalan yerli aileler satıp gidiyor. Zaten iç sokaklarda apartman
katlarında yaşlı insanlar var. Dışarı çıkamaz oldular. Yerliler buraları terk
edip gidiyor’ dedi.


Akşemsettin Caddesine Şam Caddesi der olmuşlar.


. . .


Şimdi bu yazdıklarımın altına yorumlar
döşenir… Ne ırkçılığım kalır ne imansızlığım ne muhalifliğim…


Hiç biri değil…


Makul olmaya çalışıyorum.


Hiç bir devlet kendi iradesi ve kendi tasarrufu
ile ülkesinin demografik etnik ve sosyal yapısını değiştirmez.


Türkiye’nin etnik yapısı geri dönülemez bir
şekilde değişti.


Hiç bir devlet kalbi mesabesindeki tarihi şehri
bir başka halkın istilasına açmaz.


Mesela İtalya’ya giden mültecilerin Roma’nın
şehir merkezinde İngiltere’nin Buckingam’ında şehrin yerlilerini dışarı
çıkaracak ölçüde homojen bir şekilde yerleşmelerine izin verilemez.


Hiç bir ülkenin gözbebeği olan şehirde o ülkenin
yabancısına yerleşecekleri yerde ezici çoğunluğu oluşturacak şekilde ticari
imtiyaz tanınarak orayı ele geçirme imkanı verilmez.


Osmanlı büyük göç dalgaları yaşamıştı.


Ne 1850’lerde Kırım’dan imparatorluğa akan
milyonlarca insana ne 1864 Kafkasya Sürgünlerine ne 1912 Balkan bozgununda
savrulan insanlara ne de mübadillere İstanbul’da topluca oturabilecekleri
bölgeler göstermedi.


Devletlerin iskan politikası olmalıdır.


her devletin nazarında göçmenler yeni arı
kolonileridir.


doğru yerde petek gösterirseniz balından
istifade edersiniz


doğru yerde yer gösteremezseniz o arılar sizi
sokar.


. . .


Demem o ki;


Arap’tan Fars’tan rahatsız olduğum yok.


Ömer Seyfettin’in Efruz Bey’i gibi ‘Bila
tefrika-i cins ü mezhep’ kriterini esas alan bir adamım ben.


Savaş mağduru bir halka yardım etmek kucak açmak
insani bir şeydir.


Ama böyle olmamalıydı…


Böyle olmaz…


. . .


Bu şuna benziyor…


Sokakta karşılaştığınız bir ihtiyaçlı kişiye
karnını doyurması için para verebilirsiniz.


Ama onu alıp evinize getirmezsiniz.


Evinize getirseniz de kendisine yatak odanızı
vermez eline kumandayı tutuşturmaz baba koltuğuna oturtmazsınız.


Eğer bunu yaparsanız her türlü istismara razı
olduğunuz anlamına gelir bu.


İhtiyaçlı kişi sizi istismar etmek zorunda
kalır.


. . . . . .


Türkiye’ye gelen Suriyeliler Iraklılar
Libyalılar Afganlılar Pakistanlılar İranlılar Ürdünlüler Mısırlılar…


‘Gelenlerin her biri memnun ki yerinden çok
seneler geçti dönen yok seferinden…’


Bir tek politik tasarrufla içeri alınan bunca
insanı hiç bir politik tasarrufla buradan geriye döndüremezsiniz…


Vatanlarından çıkmak için birbirini çiğneyen bu
kitle ülkelerine geri dönmemek için karşılarına çıkan her türlü gücü ezer
geçer.


Nitekim duymuşluğum var


‘Allah razı olsun Suriye’de savaşı
çıkaranlardan… O savaş çıkmasaydı Türkiye’ye gelemezdik’ diyeni…


. . .


Türk Avrupa ve Asya’nın arasında bin yıldır icra
edilen bir görevin adıdır.


Ve Türk dünya politiği açısından varlığı zorunlu
bir aktördür.


Şunu rahatlıkla söyleyebilirim…


Türk bu göç ile kimliğini oluşturan en temel
yapıtaşlarını yükselen bir balondan aşağı atmıştır.


Önümüzdeki yüzyıllardan sonra bu topraklarda
Türk’ün varlığını koruyup koruyamayacağı tartışılır hale gelmiştir.


Bu bir hissiyat değil çok temel bir sabit
delilim var.


İstanbullu kimliği nasıl son otuz kırk yıl
içinde hiç var olmamışçasına yok olmuşsa…


Türk kimliği de böylesi bir yok oluş sürecine
girmiştir.


Kırk yıl elli yıl değil ama üç kuşak sonra bu
kimlik bu topraklarda varlığını bu şekilde sürdüremez.


Tarihin temel aktörlerinden birisi olan bu halk
geçmişte tarihin temel aktörlerinden olan bir çok halk gibi İskitler gibi
Keltler gibi Hunlar gibi eriyip dönüşür.


Balkanlarda Bulgarlar ne ise Anadolu’da da Türk
o olur.


. . .


Tabii biz kimiz ki öngörümüz ne ola…


Onca kitap okuduk da bir şey mi olduk…


Onca kitap yazdık da ne ettik…


Onca mektep medrese tahsil ettik onca mesele
etüt ettik onca gezdik gördük de ne oldu.


Tabii ki biz bilmeyiz işin doğrusunu…


Konuşuyoruz işte…


. . .


Aylardır karar vermişliğim var; baktığım şeyde
olumsuzluğu fark etmeyeceğim diye.


Olumsuzu eksiği ve endişe verici olanı değil
olumlu olanı Tamam olanı ve güzelliği görmeye çalışacağım


Bu prensip doğrultusunda bakacak olursak olumlu
bir takım yanları da var bu işin.


Artık kakuleli kahveyi her yerde bulmak mümkün.


Eskiden ramazandan ramazana tattığımız humus da
felafel de her yerde var…


Tek dilli idik çocuklarımız iki dilli olmak
durumunda.


Doğuda mı batıda mıyız belli değildi.


İçinde bu kadar Arab’ın olduğu gemi batıya
gidemez gayri.


En azından bir istikamet sahibi olduk. ”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış