Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


CENK SARAÇOĞLU* : SURİYELİ KARŞITLIĞINI ‘İÇERİDEN’
ÇÖZMELİ
 

13.08.2019




Suriyeli karşıtlığının yarattığı çürümeden
rahatsız olanlar bu karşıtlık içindeki kesimlere “gizli ırkçı” diye
öfkelenerek onlarla köprüleri atmamalı tersine bu kesimlere kayıpların asıl
sorumluları ısrarla hatırlatılmalı. Kayıpları yaratan koşullara karşı da ortak
bir siyasal mücadele geliştirmenin yollarını bulmalı.


Her yerde ve her gün karşımıza çıkıyorlar;
çoklar; nasıl tepki vereceğimizi bilemiyor nereden başlayacağımızı
kestiremiyoruz. Bir toplu taşıma aracında bir hastane sırasında oturulan bir
kafedeki/kahvehanedeki yan masada gündüz iş yerinde yazın yazlıkta kışın
mahallede. Her yerdeler.


Suriyelilerden değil ülkenin bütün sorunlarının
vebalini sığınmacılara yükleyen Suriyeli karşıtlarından bahsediyorum. Herhalde
Türkiye’de hiçbir yabancı düşmanlığı biçimi kendisini bu kadar yaygın bu kadar
“kemiksiz” bu kadar cüretkâr bir şekilde göstermemişti. Öyle ki Suriyeli
karşıtlığının varlığı gündeme geldiğinde artık kimse diğer düşmanlık
biçimlerinin inkârı için seferber edilen “bizde ırkçılık olmaz”; “etle tırnak
gibiyiz aslında”; “tepki hepsine değil bir kısmına” gibi savunmalara geçme
gereği de duymuyor. Suriyeli karşıtlığı önünde hiçbir “siyaseten doğruculuk”
filtresi olmaksızın toplumun her hücresine sinsice değil gözümüzün önünde aleni
bir şekilde yayılıyor. İşin en vahim ve aynı zamanda can alıcı boyutu ise bugün
Türkiye’de eşitlik fikrine en duyarlı mevcut adaletsizliklere karşı net tavır
alabilen ve şoven yönelimler karşısında birlikte hareket edip direnç
gösterebilen kesimler arasında bu karşıtlığın kendisini çeşitli biçimleriyle
ifade edebilmesi. Temmuz 2019’da Kadir Has Üniversitesi’nde yapılan bir
araştırma “Suriyelilerden memnuniyetsizliğin” kendisini en çok siyasal
iktidarın baskıcı politikalarından rahatsız CHP ve HDP seçmenleri arasında gösterdiğini
ortaya koyuyordu.


Suriyeli Karşıtlığına Nasıl Bakmamalı!


Bu durum Suriyeli karşıtlığının Türkiye’deki
diğer yabancı düşmanlığı ya da ırkçılık biçimlerinden nitelikçe farklı
olduğunun ve farklı bir bağlama yerleştirilmesi gerektiğinin bir göstergesi
olarak ele alınmalı. İşe öncelikle bu konudaki basmakalıp bazı indirgemelerden
uzaklaşarak başlamak gerek: Örneğin Suriyeli karşıtlığını Türkiye toplumunun
daha kuruluştan itibaren ince ince zihnine işlenmiş “ötekiye” yönelik bir
ulusal hıncın tezahürü olarak değerlendirmekten kaçınmak gerekir. Bu aynı
olgunun daha “şiddetli” tezahürlerini göreceğimiz pek çok ülkeden Türkiye’yi
tamamen ayrıksı kılan bir özcülüğün tuzağına düşmek olur. Üstelik bahsedilen
“ulusal hıncın” tarihsel mağduru olarak görülen kesimler örneğin Kürtler ve
Aleviler içerisinde de seslendirilen Suriyeli karşıtlığının nedenlerini
açıklamaz. Hem de bu konuda siyaseten ne yapılması gerektiği konusunda hiçbir
şey söyleyemez; iddasının aksine pratikte yabancı düşmanlığını sıradanlaştırır.
Zira ortada her bulduğu fırsatta yüzeye çıkmaya meyilli bir ırkçı bilinçaltı
varsa toplumun bütününü sarıp sarmalamışsa ve bu durum herhangi bir eşitlikçi
toplum arayışının önüne set çekiyorsa o zaman herhangi bir siyasal girişimi
mümkün kılmayan bir kısırdöngü içerisine girilmiş demektir. Bu kısırdöngünün
içinden siyaset değil topluma ahlak ve vicdan vaaz eden karşılıksız bir moral
üstünlük duygusu çıkar. Türkiye’deki Suriyeli karşıtlığı ise hem yaygınlığı hem
de niteliği itibariyle salt etik ve vicdani çağrılar yaparak önüne
geçilebilecek bir durum değildir.


Bir Siyasal Sorun Olarak Suriyeli Karşıtlığı


Böyle bir kısırdöngüden çıkarak meseleye
“siyasal” bir çare aramaya halihazırda AKP politikalarından rahatsız geniş
kesimlerin Suriyeli karşıtlığını “çözmeye” (her iki anlamıyla da çözmeye)
çalışarak başlamak gerektiğini düşünüyorum. Yani Türkiye’de siyasal iktidara
muhalif ve onun yerleştirmeye çalıştığı yeni toplum düzenine karşı direnç
gösteren kesimler arasındaki Suriyeli karşıtlığı hem meselenin bütününü anlamanın
hem de buna dair siyasal müdahalede bulunmanın başlangıç noktası olarak
görülebilir.


Bu durum Suriyeli karşıtlığının Türkiye’ye dair
esasında siyasal/ideolojik bir sorun olmasıyla ilgilidir. Bu siyasal bir
sorundur; çünkü AKP iktidarının bir bütün olarak dış politikası ve özelde de
Suriye politikasıyla yakından ilgilidir; ve aynı zamanda ideolojik bir sorundur
çünkü bir bütün olarak toplumun genel meselelerinde özel olarak da Suriyeli
mülteciler gündeminde devreye soktuğu söylemlerden sembollerden ve anlatılardan
bağımsız değildir. Bir bütün olarak son 15 yılda inşa edilmeye çalışılan yeni
toplumsal/siyasal düzenin bağrında ve ondan kaynaklı olarak ortaya çıkan böyle
bir sorun ancak bütüncül bir siyasal mücadele içerisinde ve siyasal program etrafında
çözüme kavuşturulabilir. Sorun; bu siyasal mücadelenin birlikte verileceği ve
Suriyeli mülteciler meselesi dahil Türkiye’deki pek çok meseleyi kamucu bir
perspektifle çözmeye yönelik bir siyasal programın öncelikli taşıyıcısı olacak
kesimler arasında keskin bir Suriyeli karşıtlığının yaygınlaşmış olmasıdır.
“Muhalif” kesimler arasındaki Suriyeli karşıtlığına odaklanmak bu yüzden
öncelikli bir gündem olarak önümüzde duruyor.


Kayıplar ve Suriyeli Karşıtlığı


Bu kesimler arasındaki Suriyeli karşıtlığının tek
bir biçimi olduğu söylenemez. Öte yandan AKP döneminde ortaya çıktığı ya da
yoğunlaştığı düşünülen kayıpların alameti olarak Suriyelilerin varlığını görmek
ortak bir eğilim olarak Suriyeli karşıtlığının bu kesimlerdeki bütün
biçimlerinde göze çarpıyor. Uzun süredir zaten düşük ücretle çalışmakta olan
bir tekstil işçisi ücretlerine beş yıldır zam yapılmıyor olmasının patronu
karşısında eski pazarlık gücünü yitirmesinin yarattığı “ekonomik kaybın”
sorumlularından biri olarak yanı başında çalışmakta olan Suriyeli işçiyi
görüyor. Uzun zamandır yaşadığı şehrin ve mahallenin kamusal mekânlarında
eskisi gibi güvende ve rahat bir şekilde var olamadığını bu alanların gittikçe
daraldığını düşünen genç bir kadın yaşadığı “mekân/yer kaybının”
tezahürlerinden birisi olarak aynı sokağa taşınan bir Suriyeli aileden
bahsediyor. Siyasal iktidarın İslamcı “millet” anlayışı karşısında devletin
artık kendisini temsil etmediğinden Türkiye toplumunu bir arada tutan bağların
kopma noktasına geldiğinden yakınan bir emekli memur bunun en yakıcı
göstergelerinden birisi olarak her gün alışveriş yaptığı sokaktaki Arapça
tabelaların olduğu dükkânı örnek gösteriyor. Suriyeliler sadece bu “kayıpların”
birer göstergesi olarak değil aynı zamanda siyasal iktidar ve onun
destekçileriyle aynı listenin “kazananlar” listesinin altına yerleştiriliyor.
Sosyal medyada hemen her gün bir başkasının devreye sokulduğu sığınmacılara
sunulan “ayrıcalıklara” ilişkin söylentiler sayesinde “ne kadar kaybedildiği
kaybedilenin nereye gittiği ya da yerini neyin aldığı” Suriyeli üzerinden
anlamlandırılıyor.


ŞEHİR EFSANELERİ VE SURİYELİLER


Suriyeli sığınmacılara atfedilen ayrıcalıklar
birer şehir efsanesi olsa da bu “efsanelerin” alıcısı ve taşıyıcısı olan
kesimlerin yaşadıkları ekonomik mekânsal ve sembolik kayıplar şehrin bir
gerçeği. Bugün Türkiye’deki Suriyeli karşıtlığının ortak bir zemini olarak
ortaya çıkan “kaybetme” duygusu nesnel temellere dayanıyor. Kendisine “rakip”
olarak aynı işyerindeki Suriyeliyi gören bir Türkiyeli işçi gerçekten de uzun
zamandır ekonomik olarak kaybediyor; patronu karşısında hızla gücünü yitiriyor.
Fakat bu durum yanı başında kendisinin yarı ücretine çalışan Suriyeli işçiden
değil her krizi fırsata çevirmekte mahir patronlardan bunun için her olanağı
sağlayan siyasal iktidardan ve alttan alta uzun zamandır yürümekte olan sürece
karşı yeterince örgütlenemediği için kendisinden kaynaklanıyor. Mahallesini
ve/veya şehrini eskisi gibi “kendisine ait bir yer” olarak göremediği için
Suriyelileri suçlayan gencin şehirde kendi kimliğiyle yaşayabileceği kamusal
alanlar gerçekten de uzun bir süredir daraltılıyor; ama bu durum mahalledeki
Suriyeli aileden değil kentsel müşterek alanları ya ranta çeviren ya da
toplumsal olarak çoraklaştıran sermaye/devlet ortaklığından kaynaklanıyor. Ve
emekli memurun şikâyet ettiği gibi inanç ve kimlik farklılıklarını aşarak bizi
“yurttaşlık” hak ve sorumluluğunda bir araya getirebilen evrensel değerler
sembolik bağlar gerçekten de hızla tuz buz oluyor; ama bu durum
dinci/milliyetçi hamaset ve düşmanlaştırmayı bir yönetim stratejisi hâline
getiren ve bunu yeri geldiğinde Suriyeli mülteciler üzerinden yapmakta beis
görmeyen siyasal iktidarın tahripkâr ideolojisinden kaynaklanıyor.


O halde Türkiye’deki Suriyeli karşıtlığı
kaynakları Suriyeli sığınmacıların ülkeye gelmesinden çok önceki zamanlara
dayanan “kaybetme” hissiyle iç içe geçmiş durumdadır ve bu hissin toplumsal
hayatta gerçek ve nesnel temelleri vardır. Suriyeli karşıtlığını en hararetli
şekilde benimseyen kesimler aynı zamanda Türkiye’deki toplumsal formasyonun
siyasal ideolojik ve iktisadi çelişkilerini toplumsal yaşamlarında en yakıcı
bir şekilde hissedenlerden oluşuyor. Suriyeli karşıtlığı karşısında ne
yapılması gerektiğine dair arayışlar bu karşıtlığa zemin teşkil eden ve onu
kemikleştiren “kayıp” hissiyatının Suriyeli karşıtlığında sabitlenmesinin önüne
geçmenin yolları üzerinde kafa yormak durumundadır. O yüzden Suriyeli
karşıtlığının yarattığı çürümeden rahatsız olanlar bu karşıtlık içindeki
kesimlere “gizli ırkçı” diye öfkelenerek onlarla köprüleri atmamalı tersine bu
kesimlere kayıpların asıl sorumlularını ısrarla hatırlatmalı ve kayıpları
yaratan koşullar karşı ortak bir siyasal mücadele ekseni geliştirmenin
yollarını bulmak durumundadır. Zira bu kayıp hissinin Suriyeli karşıtlığında
sabitlenmesini önlemenin yolu kayıpların asıl sorumlusunun kimler olduğunu
mücadele içinde görmek ve göstermektir. Bunun için henüz düzene yabancılaşmış
kendi emekçilerinin “kayıplarıyla” siyasal bir bağ geliştiremeyip onları büyük
ölçüde sağ popülizmin insafına bırakmış Avrupa solu kadar geç kalmış değiliz.


2019 Mart seçimleri sürecinde CHP’nin söz konusu
kayıpların endişesini taşıyan kesimlere seslenerek onların siyasal iktidarın
yönelimleri karşısındaki güçlü reflekslerini sandığa taşıyabildiğine ve bu
sayede de ülkenin en önemli metropollerinin belediye başkanlıklarını
kazanabildiğine tanık olduk. Bu durum yıllar sonra toplumun geniş kesimlerine
sirayet etmiş “kaybetme” duygusunun yarattığı karamsarlığı dağıtabilmek
açısından önemli. Öte yandan bu “kazanımı” Suriyeli karşıtlığıyla perçinlemeye
ve popüleştirmeye yönelik eğilimler de seçimlerin hemen ardından ortaya
çıkabildi. Böyle bir eğilimin baskın hale geldiği bir durum bahsettiğimiz
kaybetme hissiyatını mülteci düşmanlığından arınmış bir siyasal hatta çekmeye yönelik
arayışların baştan sakatlanmasına yol açabilir. Bu yüzden Suriyeli
karşıtlığının bizzat “muhalefetin” kurumsal temsilcileri tarafından resmen
sahiplenildiği her durum karşısında güçlü bir basınç oluşturmak öncelikli bir
görevdir.


Kayıplara karşı birlikte kazanmaya yönelik bir
mücadeleyle ağır sömürü koşullarında sermayenin insafına terk edilmiş bir dış
politika kartına ve iç politika hamaset malzemesine dönüşmüş Suriyeli
emekçileri de içermeye başladığı noktaya ulaştığımızda tüm dünyanın kara bir lekesi
haline gelen göçmen düşmanlığına karşı bu topraklardan bir cevap üretmenin
gururunu yaşayacağız.
 

*Doç. Dr. Ankara Üniversitesi




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış