Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

Batuhan ÇOLAK : Suriyelileri istemiyor muyuz ???.


E-POSTA : batuhancolak@yenicaggazetesi.com.tr


KAYNAK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/suriyelileri-istemiyor-muyuz-52785yy.htm
  


01 Ağustos 2019


Suriyeli sığınmacılar, Türkiye’nin şu anda en büyük meselelerinden
biridir.


Ekonomi etkileniyor, sosyal yaşam etkileniyor, kültür etkileniyor…


Yaşadığımız çevre değişiyor, günlük hayatımız değişiyor, aldığımız
güvenlik önlemleri bile değişiyor.


Peki neden?


Kontrolsüz nüfus hareketleri her toplum için tehlikelidir. Türkiye,
tarihinde ilk kez bu denli büyük bir göç dalgasıyla karşı karşıya.


Olaya öncelikle insani boyutuyla bakmak durumundayız.


Hiçbir insanı, kendi evinden, yaşadığı çevreden sırf macera olsun diye
çıkartamazsınız.


Velev ki böyle bir durum oldu, bunun sayısı (Suriye üzerinden
hareket edecek olursak) on binleri geçmez.


Ancak milyonlarca insandan bahsediyoruz.


Milyonlarca insan keyfi bir şekilde ülkelerinden ayrılmadılar.


“Suriye’ye gidip savaşsınlar” tezi, meselenin geneline
bakılmadan Suriyeli sığınmacılar ile ilgili söylenen en üstünkörü yorumların
başında geliyor.


“Suriye’ye gidip savaşsınlar”, peki… Ama nerede ve kime
karşı?


Rejim güçleri, rejime bağlı terör örgütleri bir tarafta… Rusya’ya
bağlı unsurlar, Türkiye’ye bağlı unsurlar, İran’a bağlı yapılar başka tarafta,
ABD’ye bağlı Kürtçü unsurlar başka tarafta, içinde her tip örgütün bulunduğu
öncülüğünü PYD’nin yaptığı SDG bambaşka bir tarafta…


Peki bu insanlar ülkelerine gidip, nasıl savaşsınlar?


“Savaş” dediğimiz kavram da klavye başında kurulan
cümlelerle basite indirgenemeyecek son derece ağır insani bir tablo.


Dolayısıyla “Suriyeliler ülkelerine dönsün, orada
savaşsınlar” söyleminin doğru olmadığını belirtmekte fayda var.


Meseleye daha kapsamlı yaklaşılması, çözüm için daha doğru
stratejilerin belirlenmesine imkan sağlar.


Suriyeliler neden Türkiye’ye geldiler ve neden Türkiye’de kaldılar?


Öncelikle bu soruya yanıt vermemiz gerekiyor.


Ahmet Davutoğlu ve Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde kurgulanan
dış politika Türkiye’yi daha önce alışık olmadığı bir sürece dahil etti;
Ortadoğu’nun belirsizliğine…


Ortadoğu’da her gün değişen şartlar var. Düzenli ve geleneksel
yöntemlerle çözülemeyecek sorunlarla karşılaşıyorsunuz. Burada at koşturan ABD
ve Rusya gibi ülkelerin hiçbirisi coğrafi olarak bölgedeki gelişmelerden
etkilenmiyor ama Türkiye doğrudan etkileniyor. İçinde bulunduğu göç dalgası da
bunun en belirgin örneği.


Türkiye, ilk başlarda kamplar üzerinden sığınmacıları kabul etti.
Sonrasında bunu devlet politikası haline getirip, elinde bulunduracağı
sığınmacı nüfusun gücünü uluslararası politikada etkin olarak kullanacağını
düşündü. Esad sonrası Suriye’de tıpkı ABD’nin Irak’ta yaptığı gibi söz sahibi
olunması amaçlandı.


Ancak kazın ayağı öyle değildi. Çok geçmeden anlaşıldı ki Suriye’de
yakın dönemde çözülebilecek siyasi bir atmosfer yoktu. Sığınmacıların gelişi de
kaydı da artık kontrol dışıydı.


Burada ikinci bir hata yapıldı. Sığınmacıların Türkiye’yi terk
etmesinin önüne geçildi. Nasıl mı? AB ile imzalanan anlaşmalarla… Edirne
üzerinden AB’ye akan sığınmacılar bıçak gibi kesildi. Şu anda isteseler de
Türkiye’yi terk edemiyorlar.


Kamplar da bir süre sonra kapatıldı ve karşımıza Türkiye’nin her
yanına kontrolsüzce dağılan, kültürü, dili, yaşamı farklı milyonlarca insan
ortaya çıktı.


Şu anda AK Parti bu konuda hiçbir çözüm ve politika üretemez halde,
gelecekte de üretebilecek bir potansiyel taşımıyor. Vatandaşlardan gelen
şikayetlere cevap bile verilemiyor.


AK Parti’nin İstanbul’u kaybetmesinin en büyük nedenlerinden birisi
de sığınmacıların durumuydu. Çünkü huzur kalmadı, yaşam alanları kısıtlandı,
insanların ailesiyle hafta sonu yaptıkları sahil yürüyüşleri bile imkânsız hale
geldi. Türkiye artık eski Türkiye değildi.


Asayiş olayları patladı, gettolar oluşmaya başladı.


Gayrimenkul dağılımları el değiştirirken, sığınmacıların
birbirlerine kenetlenme ihtiyacı doğdu. Çünkü kendilerine karşı ciddi bir
eleştiri ve söylem var.


İşte en tehlikelisi de budur. Bir ülkenin vatandaşları ile
sığınmacı grupların karşı karşıya gelmesi. Fransa’nın banliyölerinde çıkan
olaylarla iktidarlar değişti. Türkiye’de böyle bir durumun patlak vermesi çok
daha ağır tablolara yol açar.


Saraçhane’de tertip edilen Suriyeli mitingi de son derece
provokatif bir çalışmaydı. Sözde İslamcı grupların girişimleriyle
gerçekleştirildi.


Uzunca bir süredir, iktidar ve yandaşları tarafından hedef
gösterilen Sinan Oğan gibi siyasetçilerin fotoğraflarını bile basmışlardı.


“Türkler defolsun” pankartı bile açıldı. Milliyetçiliğe
hakaretler edildi.


İşte bu, sığınmacıları şehirlere dağıtıp, hiçbir önlem almayanların
istedikleri tablodur.


Bunlar, Türkiye’nin kaşınan, karıştırılan ve çatıştırılan bir
topluma dönüşmesini isteyenlerin eylemleridir.


“Suriyeliler ülkelerine, güvenli alanlara geri dönsün”
demek ifade özgürlüğüdür. Bunu söyleyenleri hedef gösterenler; dernek,
siyasetçi, vakıf her kimse bu ülkeyle barışık değildir.


Eğer gerçekten ümmet bilinciniz varsa, Doğu Türkistan’dan gelip
Türkiye’ye sığınan bir elin parmaklarını geçmeyen insanları neden aylarca
havaalanlarında beklettiniz?


Not: Sevgili okuyucular,


Bir süredir köşe yazımda sizlerle buluşamadım. Çokça mesaj ve
telefon aldım. Merak etmeyin her şey yolunda, inşallah bundan sonra haftanın 3
günü sizlerle buradan buluşmaya devam edeceğiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış