JİTEM & GLADYO & KONTRTERÖR & GERİLLA – KONTRGERİLLA

Gladyo
yapılanmasının temel dayanak noktası “komünizmle mücadele” ortadan kalkınca, bu
örgütler sorgulanır hale geldi. İşte 1990’larda İtalya’da Gladyo’nun deşifre
olması bu yüzdendir.


Gladyo,
İtalyancada iki tarafı keskin, kısa kılıç anlamına gelen bir kelime. Dünya
kamuoyu bu kelimeyi belki de ilk defa İtalyan savcı Antonio DiPietro sayesinde
duydu. Savcı DiPietro, 1990’lı yılların başında ülkenin kalburüstü
politikacılarına karşı rüşvet ve yolsuzluk soruşturmaları yürütürken,devletin
derinliklerine yerleşmiş gizli bir örgütle karşılaşmıştı.


İtalya’da
Gladyo adı verilen bu örgütün benzerleri, değişik isimler altında 1952 yılında
itibaren tüm NATO ülkelerinde faaliyet gösteriyordu. Soğuk Savaş döneminde CIA
tarafından kurulan bu örgütleringörünen amacı; Varşova Paktı’ndan gelecek bir
saldırı sonrasında işgal altında kalan NATO üyesi ülkelerin topraklarını
savunmak için cephe gerisinde halkı örgütleyerek gerilla direnişi başlatmaktı.


Perde
arkasındaki gizli amaç ise; NATO ülkelerindeki politik gelişimlere müdahale
etmekti. İşgal ve nükleer savaş tehdidi olan Soğuk Savaş döneminde, siyaset, iş
dünyası ve bürokrasideki seçkinler, ülkelerinin Doğu Bloğuna yaklaşmasına sebep
olabilecek bir sol hareketin yükselişini önlemek için Gladyo’nun yaptığı
operasyonlara göz yumdular. Hatta desteklediler. Amaç, NATO ülkelerini “büyük
koruyucu(!)” ABD’ningüdümünde-ekseninde tutmaktı.


Türkiye’yi
olmayan komünizm tehlikesine karşı koruyacak bu yapının temelleri 1948 yılında
atıldı. Aynı yıl aralarında Alparslan Türkeş’in de olduğu 16 subay, “özel harp”
teşkilatını kurmak maksadıyla ABD’ye eğitime gönderildi. Türkiye, NATO’ya
girdikten hemen sonra “özel harp kuvvetleri”, Seferberlik Tetkik Kurulu olarak
ABD güdümünde yeniden yapılandırıldı. 1974 yılına kadar bu yapının tüm
giderleri gizli bir ödenekle ABD tarafından karşılandı. Herkesin Gladyo diye
bildiği yapının askeriye bünyesindeki kolu böylece doğmuş oldu.


ABD’ye
“komünizmle mücadele eğitimi” için sadece askerler gönderilmemişti. Çeşitli
burslar, fonlar, devreye sokularak, yüksek bürokratlar, güvenlik görevlileri,
gazeteciler, sendikacılar, akademisyenler ve siyasetçiler de tornadan
geçirilmişti. Böylece başta asker olmak üzere, güvenlik, dışişleri, adli ve
eğitim bürokrasisinde bir Gladyo yapılanmasının temelleri atılmış oldu. Zamanla
güçlenen ve devletin derinliklerine yerleşen işte bu yapılanma, Türkiye’yi ABD
güdümünde tutmak için 1960’lardan günümüze, ülkede yaşanan tüm darbeler, faili
meçhul cinayetler ve sokak hareketlerinden sorumludur.


YENİ
GLADYO CEMAAT-TARİKAT EKSENİNDE KURULDU


1990’lara
gelindiğinde Sovyetler Birliği dağılınca, dünyada komünizm tehlikesi de ortada
kalkmış oldu. Özellikle NATO ülkelerinde daha rahat örgütlenen Gladyo
yapılanmasının temel dayanak noktası “komünizmle mücadele” ortadan kalkınca, bu
örgütler sorgulanır hale geldi. İşte 1990’larda İtalya’da Gladyo’nun deşifre
olması bu yüzdendir.


Benzer
şey Türkiye’de de yaşandı. PKK ile mücadele eden TSK; 1990’lı yılların başında
ABD’nin örgütü desteklediğini keşfetti. Böylece “stratejik müttefiklik”
meselesi sorgulanır hale geldi. Bu dönemde TSK, yeniden yapılanma kapsamında
1992 yılında Özel Kuvvetler Komutanlığını kurdu; “Özel Harp Dairesi”ni de
(Seferberlik Tetkik Kurulu’nu da) buraya bağladı. Bu kurumun eski
görevlilerinin birçoğuna son verildi, gizli mühimmat depoları kaldırıldı. Özel
Kuvveler artık siyasete yön verme görevi olmayan, PKK’ya karşı mücadeleye
odaklanmış, tamamen askeri bir birime dönüştü. Takip eden süreçte Türkiye’deki
Soğuk Savaş dönemi Gladyo’su işe yaramaz hale geldi.


Gladyo
türü yapılanmalar, Amerikan emperyalizminin sömürge ve yarı sömürge ülkeleri
kontrol altında tutmak için icat ettiği vazgeçilmez araçlardır. Böylesine bir
aracın yokluğunda Türkiye kısa sürede kontrolden çıkabilirdi. ABD derin devleti
vakit kaybetmeden “yeni Gladyo”nun inşasına başladı. Bütün dünyada olduğu gibi
Türkiye’de de yeni Gladyo yapılanması, din eksenli tarikatlar ve cemaatler
üzerine kuruldu. Türkiye için seçilen örgüt Fetullah Gülen Cemaati’ydi.


O
yıllarda askerler din eksenli örgütlenmeye karşı oldukları için işe MİT’den
başlandı. “MİT’i sivilleştiriyoruz” kamuflajı altında, askerler istihbarattan
bir bir uzaklaştırılırken yerine Cemaat mensupları dolduruldu. Bu çabalara
paralel olarak,polis, yargı ve ordu içindeki kadrolaşma çalışmasına da hız
verildi. CIA, yeni stratejisini dinci-laik çatışması üzerine kurmuştu. Devleti
dindarlara teslim etme görünümünde yapılan operasyonlarda aslında milli
unsurlartasfiye edilirken yerine kendi elemanları yani FETÖ’cüler
yerleştiriliyordu.


GLADYO
YAPILANMASININ NİHAİ HEDEFİ TÜM ÜLKEYİ YÖNETMEKTİR


Gladyo
yapılanması, kamuoyunda yanlış bilindiği şekliyle sadece asker içinde bulunan
veyahut Uğur Mumcu, Bahriye Üçok ve Necip Hablemitoğlu gibi kilit aydınları
öldüren tetikçi bir örgüt değildir. Gladyo’nun amacı, ülke siyasetini
yönlendirmek olduğu için bütün toplumu etkileme kabiliyetine sahip olması
gerekir. Bu maksatla Gladyo, siyaset, yargı, üniversiteler, medya, asker ve polis
gibi kilit kurumların tamamında yuvalanmış ve aynı anda, aynı amaca yönelik
hareket etme kabiliyetine sahip bir örgüttür.


Örneğin
Balyoz adıyla bilinen kumpas dava, Gladyo operasyonlarının en güzel
örneklerinden biridir: Asker içindeki Gladyo elemanları sahte delilleri üretmiş
ve tasfiye edilecekleri belirlemiştir. Polis içindeki elemanlar kovuşturmaları
yapmış; yargı içindeki savcılar delilleri eliyle koymuş gibi bulmuşve olmayacak
iddianameler hazırlamıştır. Hâkimler delillerin sahte olduğunu bilmelerine
rağmen bunlara doğru muamelesi yapmıştır. TÜBİTAK ve Adli Tıp’daki örgütün
sözde bilim adamları, sahte raporlar hazırlamış; bu arada örgütün medya
organları ve medyadaki tetikçileri, kamuoyu oluşturmuş, istihbarat
birimlerindeki elemanlarsiyasilere sundukları raporlarla onları yanlış
yönlendirmiştir. Böylece toplumun çok büyük bir kesimini uzunca bir süre için
kandırmakmümkün olmuştur. 17-25 Aralık da Gladyo operasyonlarının bir başka
örneğidir. Bu manada FETÖ, Türkiye’deki Gladyo’nun adıdır.


YENİ
GLADYO DA ÇÖZÜLÜYOR


Şimdi
gelelim sadede. Komünizmle mücadele prensibi çerçevesinde ilk defa hayata
geçirilen Gladyo mekanizması, Soğuk Savaşın bitmesiyle önce İtalya’da deşifre
olmuş sonra bir dönüşüm geçirerek tüm dünyada yeniden cemaat-tarikat ekseninde
örgütlenmişti. Bu sefer bu yeni örgütlenme, ilk defa Türkiye’de deşifre oldu.
FETÖ elemanları, devletin tüm kurumlarından hızla temizleniyor.


Şimdi
akla şu sorular geliyor:


– 1990’larda kılık değiştirerek, Türkiye’de FETÖ adında
örgütlenen bu Gladyo yapılanması acaba diğer ülkelerde hangi cemaat ve
tarikatlar içinde örgütlenmiştir?


– Darbe girişimi sonrası; “TSK’da, ABD’nin en yakın müttefiki
önemli sayıdaki subayhapse atıldı”diyen, ABD özel operasyonlar eski komutanı,
şimdi ise ABD Merkez Kuvvetler komutanı olan Org. Joseph Votel, acaba Mormon
mudur?


– 13’üncü Dalai Lama’yı ABD niçin himaye etmektedir?


– Arap Baharında neler olacağını Tunus’taki ilk hareket
başlamadan 3 ay önce bilen şimdi ise hayatta olmayan Nakşibendi Şeyhi, Nazım
Kıbrisi’nin dergâhı halen New York’ta mıdır?


– Almanlar, ABD merkezli Scientology tarikatının ülkelerindeki
yapılanmasının ulaştığı boyutu artık tehlike olarak mı görmektedirler?


– Batılı ülkelerin neredeyse tamamı, Türkiye’de tankların altına
yatan halkın bu büyük demokrasi zaferini niçin görmemezlikten geliyor?


Bu
soruları artırmak mümkün. Uzun lafın kısası; şuan Batılı elitlerin tamamıpanik
halindedir. Çünkü Tükiye’deFETÖ’nün çözülmesi diğer ülkelerdeki benzer
yapılanmanın çözülmesinin önünü açacaktır.Anlayacağınız Avrupa’da demokrasiyle
yönetildiklerini zanneden sıradan insanlar,zamanla demokrasi görünümlü Gladyo
oyunlarına başkaldıracaktır. Avrupa’da bu başkaldırının ilk olarak ABD ile
ekonomik rekabet halinde olan AB’nin lideri konumundaki ülkesi Almanya’da
olması beklenir.


Son
söz olarak şunu söyleyelim; ABD, Fetullah Gülen’in iadesini geciktirdikçe tüm
dünyada sistemin deşifre olmasını hızlandıracaktır.


Osman
Başıbüyük


Odatv.com