Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara


KİMDİR BU GEORGE SOROS ?




George Soros’un dünyadaki bütün faaliyetleri hakkında
toplumun belli ölçüde bilgisi vardır.  Çeşitli ülkelerde Amerikan yanlısı
yönetimler oluşturmak için sivil toplum örgütleri kurarak, bunları bol para ve
çeşitli propaganda yöntemleriyle iktidara getirme çalışmalarının ardında hep
Soros var. Peki bu Soros’un patronu nedir, ne iş yapar, ciddi bir yatırımı var
mıdır? Bu kadar büyük paraları nereden bulur. Niçin bu paraları dağıtır. Hiç
kafa yordunuz mu?


 


Dünyanın en büyük tefecilerinden biri olan Soros’un
Türkiye’de de kurduğu “Açık Toplum Enstitüsü” isminde bir kuruluşu
var.  Bu enstitü kanalıyla George Soros’un Türkiye’de 8 milyon dolar
harcadığı, bizzat kendi açıklamalarında ortaya çıktı. Soros dünyanın birçok
ülkesinde faaliyetlerini sürdürüyor. Özellikle Türk Cumhuriyetleri’nde de yoğun
faaliyetleri var. Türkiye’deki ve Türk Cumhuriyetlerindeki faaliyetleri bizi
yakından ilgilendiriyor. Peki ne yapıyor bu Soros…


 


Örneğin Türkiye’de harcadığı 8 milyon dolarla hangi
faaliyetlerde bulunmuştur. Bu fonlardan kimler faydalanmıştır. Hangi kitaplar
basılmış, hangi toplantılar düzenlenmiştir. Madem bu kuruluşun adı “Açık
Toplum Enstitüsü” biz de açık açık soruyoruz, bu faaliyetlerin dökümünü
neden Türk kamuoyuna açıklamıyorsunuz. Siz Türkiye’yi ve Türk insanını çok mu
seviyorsunuz da, bu paraları harcıyorsunuz? Gürcistan’da, Ukrayna’da
yaptırdığınız sivil darbeleri biliyoruz. Turuncu devrim adı altında, Türk
Cumhuriyetleri’ndeki faaliyetlerinizi de yakından takip ediyoruz. Gerçekten siz
bir işadamıysanız, dünya siyasetiyle işiniz nedir. Nepal’de, Liberya’da,
Azerbaycan’da…. daha onlarca ülkedeki faaliyetlerinizi sadece ticari olarak
mı açıklayacaksınız?


 


Sonra sizin Türkiye’nin AB siyasetiyle, Kıbrıs politikasıyla
ne alakanız var? Kimse çıkıp da bu adama “Kardeşim sen ne yapmak
istiyorsun. Türkiye’nin siyasetini Türk insanı belirler. Senin enstitülerin
belirleyemez” demiyor. Veyahut, bu adamdan para alarak faaliyetlerini
sürdüren Can Paker, Osman Kavala, Eser Karakaş ve Ahmet İnsel, bu soruları
sormuyor. Açık Toplum Enstitüsü Başkanı Hakan Paker’e kimse “Bu enstitü
kurulduğu 2001 yılından bu yana ne yapıyor” diye sormuyor. 


 


Biz söyleyeyim Eğitim reformunun geliştirilmesi, İnsan
Hakları bilincinin yaygınlaştırılması, Ders kitaplarının
demokratikleştirilmesi, Pilot illerde sanat merkezlerinin kurulması… Bunlar
sadece yeni sipariş edilen projeler …George Soros, Türk insanının eğitimiyle
öyle ilgileniyor ki, bakın ders kitaplarımıza kadar karışıyor. İlk bakışta çok
güzel projeler gibi gözükse de bu projeleri incelediğinizde Küresel Esaretin
kölelerini yetiştirme projeleri
olduğunu görürsünüz.


 


Türkiye’ye ayrı bir önem veren Soros, “Türkiye’ye
yaptığım ziyaretlerden de biliyorum ki, Türkiye gerçekten açık toplum olma ve
demokratikleşme yolunda önemli adımlar attı” diyor. İşte Soros da böyle
diyorsa Türkiye için çanlar çalıyor demektir. Açık Toplum adı altında milleti
köleleştiren bu projelerin benimsenmesi demek, kaçık toplum olma yolunda adım
atmamız demektir.


 


Bir toplum kendi isteğiyle küresel esaretin kölesi olmayı
kabul ediyorsa, bu insanların beyninin ne derece yıkandığını gösterir.


 


Bu projelerde ortaya çıkan faaliyetleri çok dikkatli
inceleyin… Bu ülkenin gerçek manada faydasına olacak bir tek projeyi
göremezsiniz. Güzel Türkçemizde çok güzel bir atasözü vardır, “Parayı
veren düdüğü çalar”. Şimdi de Soros, Türkiye’de düdüğü çalabilmek için bu
paraları akıtıyor.


Soros bu tür projeleri neden Amerika’da yapmıyor. Amerika’da
insan hakları bilincinin yaygınlaşması için harcamıyor. Amerikan Yahudisi
George Soros, dünyayı Amerikan’nın küresel esareti altına sokmak için para
harcıyor da ondan. Yoksa, dünyada bugün insan haklarını en çok ihlal eden ülke
Amerika… Irak’ta her gün katledilen çocukların resimleri de mi bu adamın
faaliyetlerine kuşku ile bakmamızı sağlamıyor.


 


Allah aşkına soruyorum size bu adamın faaliyetlerini
Türkiye’de yasaklamazsak, Türkiye’nin başını ağrıtacak daha çok projelere imza
atar


 


Para zamanımızın ilâhıdır ve Rothschild da onun
peygamberidir
!


 


Rothschild Ajanı Olarak Soros : George Soros’un Gerçek Hikayesi


 


Executive Intelligence Review, Nisan 1997  


 


George Soros yalnızca dünyanın önde gelen
megaspekülatörlerinden biri olmakla kalmaz, aynı zamanda Doğu Avrupa uluslarına
karşı operasyonları düzenleyerek ulusların egemenlik haklarına saldırarak…
bütün yaşamı boyunca Anglo-Amerikan monetarist düzeninin pis işlerini yapan bir
“tetikçi” vazifesi görmüştür… Soros, Eylül 1992’de, “İngiltere
Merkez Bankasıyla dişediş bir mücadele sonucunda” İngiliz poundunu ve
İtalyan lirasını yıkıma uğrattı, bu spekülasyondan 12 milyar dolar kazandığını
daha sonraki bir röportajında ağzından kaçırdı.


 


Yüksek faizli borç alarak Soros Almanlardan 40 milyar dolar
topladı. Bunu nasıl başardığı bir sır olarak kaldı: ilk olarak, Soros gibi bir
spekülatör yüzde beşlik bir oranla borç alabilmektedir, 1 milyon dolara 50
milyon dolar borç alabiliyor. İkinci olarak, Soros’un Bundesbank’ı batırmak
isteyen ve aynı zamanda İngiliz poundunun aşırı değerlendiğini düşünen başında
Rothschildlerin bulunduğu oligarşik çevrelerle bağları vardır. Üçüncü olarak,
Soros, -başında bulunduğu Quantum Fonunun birkaç hamisinden biri olan- Citibank
gibi  bankalardan yüksek faizli borç alabilmektedir. Dördüncüsü, ABD
istihbarat kaynakları, Soros’un, İsrail’deki General Ariel Sharon’un Eretz
İsrael (Büyük İsrail) projesini destekleyen “sıcak para”
kaynaklarından da gerektiğinde yararlanabildiğini belirtmektedir. Bunlar
Soros’un Bundesbank’ın sırtını nasıl yere getirdiğini ve ERM’yi (Avrupa Kur
Düzenleme Sistemi) etkisizleştirmeyi nasıl başardığı hakkında bir fikir
verebilir.  


 


“Hayırsever” Soros ve Açık Toplum Fonu


 


Soros Robin Hood değildir. Poundu ve İtalyan lirasını devalüe
ederek cebe indirdiği 1-2 milyar dolarlık servetten küçük kırıntıları, von
Hayek tarzı “serbest pisaya” ekonomisini yaymak ve ulusları yıkıma
uğratmak için dağıtıyor. 1979 yılında kurulan, ilk Soros vakfı olan Açık Toplum
Fonu, 1993 Aralık’ından itibaren, bu tarihte kurulan New York- Açık Toplum
Enstitüsü bünyesine alındı. Bu enstitü, aynı yıl Budapeşte’de kurulan Açık
Toplum Vakfı ve 1995’de kurulan Moskova-Açık Toplum Enstitüsü ile birlikte,
Orta ve Doğu Avrupa’da ve Güney Afrika ve Haiti’deki 24 ülkedeki ulusal Soros
vakıflarının sinir merkezleridir. Soros’a göre “Açık Toplum özel
çıkarın izlenmesini dıştalamaz. Tam tersine, mükemmel bilginin yokluğunda,
bireylerin çıkarlarının ne olduğunu belirlemeyi kendisine bırakmak ve pazar
mekanizmasının bu çıkarları uzlaştırmasını beklemek en iyisidir.”
Soros
vakıflarının 1994 yılı toplam harcaması 300 milyon dolar civarında. Açık Toplum
Enstitüsü-New York, Soros’un çeşitli vakıfları arasında eşitler içinde birinci
konumunda. Eylül 1993’de Soros ATE-New York’un başına Aryeh Neier’i getirdi.
(Neier 12 yıldır, Soros’un kurduğu Human Rights Watch’ın (İnsan Hakları İzleme
Örgütü) yöneticiliğini yapmış ve bundan önce de 8 yıl Amerikan Sivil
Özgürlükler Birliği’nin (ACLU) ulusal yöneticiliğini yapmıştı.  


 


Hayek Tarzı Serbest Piyasacılığının Yayılması


 


Aktivitelerini aşağıda özetlediğimiz Açık Toplum Vakıfları
yoluyla George Soros, SSCB çökmeden çok önce, Anglo-Amerikan Bankaları ve İMF
öncülüğünde Doğu Avrupa ülkelerinin ekonomik ve politik “geçiş
süreci” mekanizmasının kurucusu konumuna gelmeyi başarmıştır. Berlin
duvarının yıkılmasının ardından, İngiliz Başbakanı Margaret Thatcher ve onun
yakın arkadaşı George Bush tarafından onaylanan “şok tedavi”
politikasının
ateşli bir savunucusu oldu. Soros, eksi Federal Banka başkanı
ve David Rockeffeler’in Triletarel Komisyonu’nun Kuzey Amerika bölümü
yöneticisi olan Paul Volcker, bir dönem İMF yönetiminde bulunan Citibank başkan
yardımcısı H. Anno Ruding ve Harvard profesörü Jeffrey Sachs’la birlikte
Polonya tarzı “şok terapi” modelinin yaratıcıları arasındadır.
(Soros’un dikkatini Bolivya’da daha önce İMF tarafından uyguladığı “şok
terapi”ye Sachs’ın çektiği belirtilmektedir.) Soros, Demokrasiyi
Garantilemek
kitabında Polonya’daki şok terapi deneyimini şöyle
özetlemiştir: “Politik dönüşümün mutlaka ekonomik mesafe almakla
sonuçlanması gerektiğini düşünüyordum. Polonya bunun başarılabileceği yerdi.


 


Anlaşılır bir ekonomik programın kaba hatlarını hazırladım,
üç temel maddesi vardı: para politikasında stabilizasyon, yapısal dönüşümler,
borçların yeniden yapılandırılması. Bu üç hedefin hep bir arada
gerçekleştirilmesinin ayrı ayrı gerçekleştirilmesinden daha başaralı sonuç
vereceğini iddia ettim… Bir tür hisse senedi karşılığı makroekonomik borç
önerdim… Planı iktidar değişikliğinden sonra ekonomik yuvarlak masanın
başında bulunan Gemerek’e ve Profesör Treziakowski’ye gösterdim, her ikisi de
çok beğendiler… Benzer bir programı savunan Harvard Üniversitesi’nden Prof.
Jefrey Sachs ile güçlerimi birleştirdim ve onun Polonya’da Stefan Batory Vaktfı
yoluyla yürüttüğü çalışmaları finanse ettim… İMF programı onayladı ve 1
Ocak 1990’da yürürlüğe koydu. Halk için zordu ama insanlar gerçek değişimler
görmek uğruna büyük acı çekmeye razıydı… Enflasyon azaldı, ama sonuç yine de
sallantıdaydı çünkü yapısal düzeltmeler yavaş gerçekleşiyordu. Üretim %30
düştü, ama istihdam yalnızca %3 azaltılabildi. Bu yerleşmiş devlet
işletmelerinin fazla mesai yaparak karlılıklarını korudukları ve istihdamı
korumayı başardıklarını gösteriyordu, işletme yönetimleriyle işçiler arasında
kırılması zor uğursuz bir ittifak vardı.”


 


Polonya, Macaristan, Rusya ve Ukrayna’da nereye bakarsak,
Soros’un bu kökten serbest piyasacı programı teşvik ettiğini ve İMF’nin de bunu
mali disiplini sağlamak adına uygulamaya koyduğunu görmek mümkündü.


 


Shatalin Planı: Eski Sovyetler Birliği’ne “Şok
Tedavi” Yaklaşımı


 


Soros, Sovyet devlet başkanı Mihail Gorbaçov ve Başbakan
Margaret Thatcher’ın çağrısıyla, kendisinden, iktisatçı Jeffrey Sachs ve
İtalya’dan Romano Prodi’nin de içinde bulunduğu bir ekibi İMF tarzı “şok
tedavi”yi esas alan Shatalin planını tartışmak üzere toplaması
istendiğinde Sovyetler Birliği üzerindeki etkisinin doruk noktasına ulaşmış
oldu. “Soros Soros Hakkında” kitabında “Shatalin Plan’ın
büyük bir savunucusuydum” diye yazdı. “Gorbaçov planı kabul etseydi,
Sovyetler Birliğinin başında kalabilir ve Sovyetler Birliği dağıtılmak yerine
reforme edilebilirdi.”


 


Demokrasiyi Garantilemek ‘te Soros, Sovyetler Birliği ağır sanayisinin “Dev hidroelektrik
santrallerini, çelik fabrikalarını, Moskova metrosunun mermer duvarlarını ve
Stalinist mimarinin gökdelenlerini modern bir firavun tarafından dikilmiş
sayısız piramitler gibi görmek mümkündü” diye yazdı. 4 Ocak 1993’de
Washington Post’a verdiği bir mülakatta aynı monetarist temayı işledi:


 


“Sosyal güvenlik açığı zarar eden işletmelerin
kapatılması için önemli bir teşvik oluşturuyordu. Fabrikalar kapatılabilirdi
ve üretime gidecek ham maddeler ve enerji ise üretilenden daha pahalıya
satılabilirdi.”


 


Soros böylece birkaç kırıntı karşılığında eski Sovyetler
Birliğinin tüm askeri-endüstriyel altyapısını, burada kullanılan enerji ve
hammaddeleri yurtdışında haraç mezat pazarlayarak elden çıkarmayı öneriyordu…
Rusya’nın altından alüminyuma geniş ham madde rezervleri ve enerji rezervleri,
Soros’un March Rich – İsviçreli kanun kaçağı finansçı- gibi dostları eliyle
yağma edildi. Aslında March Rich, Rus alüminyumunu Londra Metal Borsasında o
kadar ucuza sattı ki, fiyatının yarı yarıya indirdiği halde kar etti. Bu
etkinlikler Rus Mafyasının büyümesini hızlandırdı. 


 


İnsan Hakları Mafyası


 


George Soros’un “insan hakları” konusundaki ilk
tecrübesi Helsinki Yurttaşlar Topluluğu’yla yakın işbirliği içinde çalışan
Charter 77 diye bilinen grup olmuştu… C77, Soros’un başlıca finansörü olduğu
Human Rights Watch gibi “insan hakları” mafyası ağının bir
parçasıydı. HRW ve onun yakın müttefiki İngiliz Dışişleri Ofisi’ne bağlı
Amnesty İnternational (Uluslararası Af Örgütü) serbest ticaret ve
küreselleşmeye direnen uluslara karşı uluslararası vuruş timiyle sıkı bağlantı
içinde kurmuşlardır; saldırılarını “insan hakları” ihlallerine karşı
müdahale görüntüsü altında gizliyorlar. HRW, 1995 Dünya Raporu
“ekonomik bireysel çıkarı ortak refahla eşitleyen bir bakış açısına sahip
olan” birey ve hükümetlere karşı şiddetli bir saldırı başlattı ve bu
anlayışı kendi “insan hakları” görüşüne karşı bir “merkantilist
tehdit” olarak damgaladı.


 


George Soros’un ardındaki gizli finans şebekesi
William Engdahl


 


George Soros’un arkasındaki gerçek, hakkında özenle yaratılan
medya imajından farklıdır… George Soros, Avrupa’nın aristokratik ve kraliyet
aileleri tarafından yönetilen geniş ve oldukça kirli bir özel finans
şebekesinin yalnızca görünen yüzüdür… Doğrudan devletin gücünü kullanmak yerine
hayati önemde jeopolitik amaçlara ulaşmak için gizli içbağlantılı serbest
finans çevrelerinin çıkarlarının geniş bir holdingi şeklinde birleşmiş, Batı
Avrupa aristokrasisi ve oligarşisi ile bağlantılı. birçok bakımdan 17 yüzyılın
İngiliz ve Hollanda Doğu Hindistan Şirketi modelinde. Önemli kaynaklara göre,
bu kulübün merkezi eski Britanya İmparatorluğunun finans merkezi olan
Londra’dır. George Soros ortaçağda Hofjuden, “Saray Yahudileri”
denilen ve eski aristokrat aileler tarafından  yönetilen bu güçlü ama
gizli şebekenin bir üyesidir… Soros dünya finansal pazarlarında spekülasyon
yapmaktadır, Quantum Fonu N.V. bütünüyle “hedge fund” (riskli
kağıtlara yatırım yapan fonlar için kullanılan deyim, hedge fundlar günümüzde
İnterpol tarafından en hızlı gelişen kara para aklama yolu olarak
tanımlanmaktadır) adı verilen fon işletmesidir… Soros’un Quantum Fonu Curacao’da
kayıtlıdır, Hollanda Antillerinde, karayip vergi cenneti – böylece hem vergi
ödemekten kurtuluyor, hem de yatırımcılarının niteliğini gizleyebiliyor ve bu
paralarla ne yapıldığını.)


 


Merkez bürolarını Curacao’ya taşıyarak, Soros ABD hükümetinin
finansal aktivitelerini takibatının önüne geçebiliyor, ABD merkezli bir yatırım
fonu zorunlu olarak bu takibatı kabul etmek durumundadır. Hollanda Antilleri,
Hollanda Krallığının mülkü, OECD’nin Uluslararası Kapa Para Aklama İzleme
Komitesi tarafından tekrar tekrar Latin Amerika kaynaklı uyuşturucu trafiğinden
gelen paraların başlıca aklanma merkezi olarak dikkat çekilmiştir. .


 


Soros, çeşitli fonlarındaki 99 bireysel yatırımcının
hiçbirinin Amerikan vatandaşı olmamasına özel bir önem veriyor. ABD güvenlik
yasalarına göre, bir hedge fund içinde ancak 99 yatırımcı olabilir,
“sofistike yatırımcı” olarak adlandırılan çok zengin bireylerden
oluşturulabilir. Yatırım şirketini offshore hedge fundu olarak yapılandırarak
Soros, kamu tahkikatından kurtuluyor. Soros’un kendisi Quantum Fonu’nun
yöneticiler listesinde bile görünmüyor. Bunun yerine, yasal nedenlerle Quantum
Fonu’nun resmi “Yatırım Danışmanı” olarak görünüyor. Soros’a bu
konuda herhangi bir soru gelirse rahatlıkla fonun “yalnızca yatırım
danışmanı” olduğunu iddia edebilir.


 


Konuyu bilen kaynaklara ABD’li ve Avrupalı yatırımcılara
göre, Soros İsviçre’den yukarda değindiğimiz kaçak metal ve mal spekülatörü
Marc Rich ve Tel Aviv’den; İsrailli gizli silah ve mal spekülatörü Shaul
Eisenberg, Mossad’ın finans kanadıyla bağlantılı “Kirli Rafi” Eytan’ı
ve Jacob Lord Rothschild ailesini de kapsayan çevrenin bir üyesidir. 


 


Haliyle, Soros ve Rothschild ilişkilerini halktan gizlemeyi
çıkarlarına daha uygun buluyorlar, Soros’un Londra’daki, İngiliz
Dışişlerindeki, İsrail’deki, ABD finans oligarşisindeki dostlarının da adları
gizlidir. Bu sayede bir yalnız hareket eden yatırım “dehası” Soros
efsanesi yaratılabilmiştir, dünyanın en başarılı spekülatörlerinden biri,
pazarlardaki boşlukları saptama konusundaki kişisel dehasına dayanarak. Onu
tanıyanlar ve onunla iş yapmış olanların söylediklerine bakılacak olursa,
içerden alınacak güvenilir, üstdüzey enformasyon almadan hiçbir önemli yatırım
kararını asla almamaktadır.


 


Soros’un Quantum Fonu’nun yönetim kurulunda adı geçenlerden biri
de Richard Katz’dır. Katz, Rothchild’lerin bir adamıdır, aynı zamanda Londra
N.M. Rothschild & Sons ticaret bankasının yönetim kurulunda görünüyor ve
Rothschild İtalya S.p.A’nın da başındadır. Rothchild’le, Soros’un Quantum Fonu
arasındaki bir diğer bağlantı da Nils O. Taube’dir. Tabue, Rothschild’in
başlıca iş ortağı olan yatırım grubu, St. James Place Capital’in bir ortağıdır.
The London Times gazetesinin köşe yazarı, William Lord Rees-Mogg da
Rothchild’in St. James Capital’inin yönetim kurulundadır.


Soros’un Quatum Fonu’nun yönetim kurulunda bulunan bir diğer
isim İşviçre’nin en tartışmalı bankasının sahibi, “Cenevre’deki en kurnaz
banker” olarak tanınan Edgar de Picciotto’dur. De Picciotto bir diğer
Lübnan doğumlu banker, New York Cumhuriyet Bankasını kontrol eden Edmund
Safra’nın uzun dönem dostu ve iş ortağı olmuştur. Safra’nın Cumhuriyet
Bankası’nın Amerika’da yapılan soruşturmalarda Rusya’daki örgütlü suça
bulaşmış, New York’taki Birleşik Devletler Federal Rezervi’nden Moskova’daki
mafyanın kontrolündeki bankalara para aktardığı saptanmıştır.  Safra aynı
zamanda, Birleşik Devletler ve İsveç makamları tarafından Türkiye ve Kolombiya
kaynaklı uyuşturucu paralarını akladığı gerekçesiyle soruşturulmaktadır.


 


Soros’un gizli uluslar arası Rothschild finans çevresiyle
bağlantısı sıradan ya da tesadüfi bir bankacılık ilişkisi değildir. Soros gibi
bir spekülatörün muazzam başarısını, ve bu adamın sayısız kez yüksel riskli
pazarlarda hep “doğru kağıda” oynamayı başarmasını açıklamada çok
katkısı olabilir. Soros’un en önemli devletlerde ve önde gelen özel yatırım
merkezlerinde “içerden bilgi”ye erişimi vardır. İkinci Dünya
Savaşından bu yana, İngiliz finans aygıtının merkezine oturan efsanevi
Rothschild finans ailesi, kendisini gizleme ve kendisini kamunun gözünden
kaçıran bir perde yaratma işinde büyük mesafe kat etti. Oysa bu perdenin
ardında dünyanın en büyük ve en karanlık finans güçlerinden birisi saklıdır.
Aile, zengin ama zararsız “centilmen” insanlar imajını yaratmak için
kayda değer miktarda para harcamaktadır. 


 


Rothschild ailesi bunların yanında, özellikle, 1948’den bu
yana yeni bir İsrail devleti kurma davasının ateşli bir savaşçısı olarak ortaya
çıkmakta ve bunun için de özellikle insanlığın Nazilerin İkinci Dünya Savaşı
sırasında Yahudilere uyguladığı soykırıma karşı duyduğu öfkeyi kullanmaktadır.
Gerçekten, İngiliz Dış İşleri Bakanı Arthur Balfour’un 1917 yılında Lord
Rothschild’e İngiliz hükümetinin Filistin’de Yahudiler için bir ulusal vatan
kurulması girişimini desteklediğini belirten ünlü mektubunu yollamasından
itibaren Rothschild ailesi İsrail’in yaratılması işine etkin olarak
katılmıştır. Dolayısıyla Soros’un günümüzde İngiliz ve Amerikan
istihbaratlarıyla olduğu kadar, İsrail istihbaratıyla da ilişkilerinin olması
şaşırtıcı olmamaktadır.     


Her ne kadar işin kamuya görünen yüzünde, N.M. Rothschild
yalnızca çölü ağaçlandırmak gibi faydalı projelere bağış yapan bir hayırsever
rolündeyse de aslında birçok istihbarat operasyonunun merkezinde
bulunmaktadır. 


 


N.M. Rothschild ayrıca Tory partisinin Thatcher etrafında
kümelenen “serbest piyasa”cı kanadına bağlı İngiliz İstihbarat
sisteminin de en etkili gruplarından biri olarak kabul ediliyor. 
Rothschild & Sons, 1980’lerde Thatcher’ın başlattığı, bugün ise John Major
hükümetinin sürdürdüğü milyar dolarlık İngiliz devlet işletmelerinin
özelleştirilmesi kampanyasına büyük meblağlarda yardım yaptığı söyleniyor.
Ayrıca Rothschildlerin dünya altın ticaretini de yönlendirdikleri biliniyor.
Altın ise küresel uyuşturucu ekonomisinin temel aracı durumundadır. 


 


N.M. Rothschild ayrıca uyuşturucu karşılığında silah satılan
gizli istihbarat operasyonlarını da doğrudan finanse etmektedir. İngiliz
İstihbaratıyla derin bağlantıları sayesinde, BCCI (Uluslararası Kredi ve Ticaret
Bankası) tarafından yürütülen bu gizli operasyonlardaki suç ortaklığını büyük
ölçüde gizli tutabilmektedir. Rothschildler, 1970’ler ve 80’lerde Nikaragua
Kontrgerillalarına uyuşturucu karşılığında silah sağlanması gibi projelerde

kullanılan İngiliz MI-6’sı ve Albay Oliver North ve (baba) George Bush’un da
içinde olduğu geniş karapara aklama şebekesinin de kalbidir.


 


8 Haziran 1993’de ABD Senatörler Meclisi Bankacılık Komisyonu
başkanı Henry Gonzalez, Reagan ve Bush yönetimlerindeki Amerikan Hükümetlerinin
BCCI’ın yargılanmasını sistematik olarak engellemek ve BCCI skandalı hakkında
açılan kongre soruşturmaları konusunda işbirliğini reddetmekle suçlayan müthiş
bir konuşma yaptı. Gonzalez ayrıca bu skandalın Lavoro Ulusal Bankası’nın (BNL)
Atlanta şubesi aracılığıyla Bush yönetiminin Saddam Hüseyin’e Körfez
Savaşı’ndan hemen önce 1990-91 yılları arasında büyük bağışlar yolladığı
iddialarının üzerinin örtülmesiyle de doğrudan ilişkili olduğunu
vurgulamıştır.  


 


Ancak Batı basınındaki soruşturmalarda yer almayan tek şey,
BCCI’ın geniş yasadışı ağının merkezinde Soros aracılığıyla Rothschild grubunun
bulunduğu gerçeğiydi.  


 


HEATHER COTTIN / Emperyal Büyücü ÇİFTE
AJAN : GEORGE SOROS


Anti-globalizm taraftarları Şubat 2002’de New
York’ta Waldorf Astoria otelinin önünde soğuktan donarken, George Soros içeride
Dünya ekonomik Forumu’na hitap ediyordu. Polis göstericileri Park Avenue’daki
kafeslere tıkarken, Soros “Açık Toplum”un meziyetlerini göklere
çıkartıyordu; Zbigniew Brzezinski, Samuel Huntington, Francis Fukuyama ve
diğerleri de ona eşlik ediyordu.


DÜNYA POLİTİKASINA YÖN VERENLER (III)


GEORGE SOROS : Emperyal Büyücü ÇİFTE
AJAN


HEATHER COTTIN*


Konu bir narsist kişilik
bozukluğu değildir; konu George Soros’un ABD hegemonyasını dünyada uygulayış
biçimidir. Soros vakıfları ve finans mekanizmaları Doğu Avrupa ve SSCB’de
sosyalizmin çöküşünün kısmi sorumlusudur ve o şimdi gözlerini Çin’e çevirdi.
Öte yandan Yugoslavya’yı parçalayan saldırının bir parçasıdır. Kendini bir
insansever olarak nitelerken Dolar milyarderi George Soros’un görevi globalizm
ve Yeni Dünya Düzeni’nin ideolojik idam ipini sıkmak ve bu sırada da kar
etmektir. Soros’un ticari ve “insani” örgütleri gizli, karşıt ve
işbirlikçidir. Ve onun ekonomik faaliyetleri sözkonusu olduğunda, kendi
tabiriyle vicdanı yoktur, tam ahlakdışı bir düzlemde çalışan bir kapitalisttir.


Yeni bir rüşvet sisteminin
mimarı olarak kendini devlet adamlarına takdim etmekte ve onlardan iyi cevaplar
almaktadır. Henry Kissinger’a, Vaclav Havel’e Polonyalı General Wojciech Jaruzelski’ye
yakındır. Dalay Lama’yı desteklemektedir; onun ve diğer dostu eski Sovyet lider
Mikhail Gorbaçev’in enstitülerinin de merkezi San Francisco’dadır. Soros
“Council of Foreign ,Relations”un (CFR – Dışilişkiler Konseyi), World
Economic Forum’un (Dünya Ekonomik Forumu) ve Human Rights Watch’ın (Helsinki
İnsan Hakları Gözlem Örgütü) ilerigelen üyesidir. 1994’te kendi felsefi
“şeyhi” Sir Karl Popper’la görüştükten sonra Soros şirketlerine Orta
ve Doğu Avrupa iletişim sektörüne yatırım emrini verdi.


Çek Cumhuriyeti’nin Federal
Radyo – Televizyon Kurumu teklifini kabul ederek Radio Free Europe (Hür Avrupa
Radyosu) arşivlerini devir ve onlara destek kararı aldı. Soros, arşivleri
Prag’a getirtti ve bakımı için 15 milyon Dolardan çok harcadı. Şimdi bir Soros Vakfı,
ABD hükümeti ve RFE/RL ile birlikte, CIA’ce oluşturulan Radio Free Europe –
Radio Liberty’yi işletmektedir. Faaliyet alanı Kafkaslar ve orta Asya’ya
kaymıştır. Soros Open Society Institute’un (Açık Toplum Enstitüsü) kurucu ve
destekçisidir. Onun kurduğu International Crisis Group (ICG), diğer şeylerin
yanısıra Yugoslavya’nın yıkımından beri Balkanlarda da faaldir. Soros açıkça
U.S. Institute of Peace (ABD Barış enstitüsü) ile birlikte çalışmaktadır; bu
kuruluş CIA’in açıkta çalışan bir kanadıdır.


Anti-globalizm taraftarları
Şubat 2002’de New York’ta Waldorf Astoria otelinin önünde soğuktan donarken,
George Soros içeride Dünya ekonomik Forumu’na hitap ediyordu. Polis
göstericileri Park Avenue’daki kafeslere tıkarken, Soros “Açık
Toplum”un meziyetlerini göklere çıkartıyordu; Zbigniew Brzezinski, Samuel
Huntington, Francis Fukuyama ve diğerleri de ona eşlik ediyordu.


Kim Bu Adam?


George Soros 1930’da
Macaristan’da doğdu. Ailesi aslen Yahudi olsa da köklerinden o kadar uzaklaşmışlardı
ki, rahatça Nazi Almanyası’na tatile gidebiliyorlardı. Soros Nazi hükmü altında
yaşadı, Komünistlerin zaferi ile 1947’de İngiltere’ye geçti. Burada Soros,
London School of Economics’te  Filozof Karl Popper’ın öğrencisi oldu.
Popper aşırı bir antikomünist ideologdu ve onun öğretileri Soros’un siyasi
eğilimlerinin temelini oluşturdu. Soros’un yazdığı hiçbir kitap ya da makale,
yaptığı hiçbir konuşma yoktur ki, Popper’dan bir etki yansıtmasın.


1965’te Sir olan Popper
“Açık Toplum” sloganını icat etti; bu Soros’un Açık Toplum Vakfı ve
Enstitüsü’nde yankısını buldu (Open Society Foundation and ınstitute).
Popper’ın takipçileri onun sözlerini gerçek imanlılar gibi tekrarladılar.
Popperci felsefe Batılı bireyciliğin şiarı oldu. Soros İngiltere’yi 1956’da
terketti ve Wall Street’te iş buldu; burada 1960’ta bir menkul değerler şirketi
(“hedge fund”) kurdu.


“..Menkul değer
şirketleri çok zengin insanlara hizmet eder… Genellikle gizli fonlar,
genellikle de offshore işlerde kullanılır… astronomik karlar getirir.
“Bahis” parasının çapı genellikle sonucu garantiler: ‘bir hissenin
büyük menkul şirketlerince satın alındığı dedikodusu diğer yatırımcıları da
buna sevkeder,’ sonuçta alınan hisseler değer kazanır.”


Soros 1969’da Quantum Fund’ı
organize etti ve dövizlerle oynamaya başladı. 1970’lerde finans faaliyetleri
gelişmişti:


“alternatif kısa ve uzun
vadeler… Soros, hem gayrimenkul fiyatlarının yükselişinden, hem de düşüşünden
kazanıyordu! (ünlem çevirenin). 20 yıllık yönetimi boyunca Quantum yılda
şaşırtıcı bir %34.5 gelir sağladı. Soros en çok döviz spekülasyonu ile bilinir
(ve ondan korkulur)… 1997’de bir devlet başkanı, Malezyalı Mahathir Muhammed
tarafından “haydut” olarak tanımlanma şerefine erişti; bu ülkenin
parasına spekülatif bir saldırı yapmıştı.”


Bu tür gizli finans
operasyonlarıyla Soros bir Dolar mültimilyarderi oldu. Şirketlerinin Arjantin,
Brezilya ve Meksika’da arazileri, Venezuela’da bankaları var; dünyanın en karlı
döviz ve kambiyo işlerini yapıyorlar ve genelde kabul edilen o ki, yüksek
makamlardaki dostları onun finans işlerinde yardımcı oluyorlar, hem siyasi hem
de maddi kazanç için.


George Soros 1997’de Tayland
ekonomisini çökertmekle suçlandı. Bir Taylandlı göstericinin ifadesiyle
“Biz George Soros’u bir tür Drakula olarak görüyoruz. O insanların kanını
emiyor.” Çinliler ona “timsah” diyor, çünkü onun Çin’deki
faaliyetleri o kadar doymak bilmezce ve Tayland ile Malezya ekonomilerini silip
süpürdü.


Soros bir keresinde İngiliz
Sterlini üzerine spekülasyonla bir günde 1 milyar Dolar kazandı (spekülasyon
sözünü pek sevmez!). “Sterlin üzerine spekülasyonla İngiliz vergi
mükelleflerinin cebini boşaltmakla” suçlandığında şöyle dedi: “Finans
piyasalarında spekülasyon yaptığınızda normal bir ticareti bağlayan ahlaki
sınırlardan özgürsünüz… Finans piyasalarında benim ahlaki kaygılarım
yoktur.”


Soros’un sınırsız kişisel
servet elde etmek ve başkalarınca hakkında iyi düşünülmek şeklinde şizofrenik
istekleri vardır:


“Döviz alım-satımcıları
tezgahlarında oturur; üçüncü dünya ülkelerinin dövizlerini çok miktarda alır –
satar. Para değeri dalgalanmalarının bu ülkelerde yaşayan insanlara etkisi
onların akıllarına gelen bir konu değildir. Gelmemelidir de; yapacak işleri
vardır. Eğer durup düşünmeye başlarsak kendimize şunu sormalıyız: Acaba döviz
tacirleri … milyonların hayatını mı yönetiyorlar?”


Soros, George W. Bush’u da
petrol şirketi batmak üzereyken kurtardı. Soros Harken Energy Corp.’un
sahibiydi ve Bush’un şirketinin batmadan önce hızla gerileyen hisselerini aldı.
Geleceğin ABD Başkanı bu işten 1 milyon Dolar nakit  ile çıktı. Soros,
gerçi “siyasi güç” satın almadığını söyledi. Yine Soros meşum Carlyle
Group’un da bir ortağıdır. 1987’de kurulan bu “dünyanın en büyük özel
hukuk firması” 12 milyar Dolarlık bir ciroyu yönetir; “idare eski
Cumhuriyetçi liderlerden birinin kayyumluğunda yürütülür”, bu kimi zaman
eski CIA’ci Frank Carlucci, kimi zaman eski CIA başkanı (Baba) George Bush’tur.
Carlyle Group karlarının önemli kısmını da silah ticaretinden kazanır.


“İnsansever”
Hortlak


1980’de Soros milyonlarca
Doları Doğu Avrupa’da sosyalizme karşı harcamaya başladı. Kendisiyle işbirliği
yapan kişilere paralar aktardı. İlk başarısı Macaristan’daydı. Macar eğitim ve
kültür kurumlarını aldı, bunlarla ülkedeki sosyalist kurumları devre dışı
bıraktı. Böylece doğrudan Macar hükümetine bir kanal açtı. Sonra Soros
Polonya’ya geçti, CIA güdümündeki Dayanışma’yı finanse etti. Ve aynı yıl Çin’de
faaliyete başladı. Sonra SSCB geldi.


Bütün bu ülkelerde CIA
faaliyetlerinin de olması tesadüf değildir. CIA’in de amacı Açık Toplum Vakfı
ile aynıdır: Sosyalizmi yıkmak. Güney Afrika’da CIA antikomünist muhalifler
aradı. Macaristan’da, Polonya’da ve SSCB’de CIA, “National Endowment for
Democracy”nin (Milli Demokrasi Derneği), AFL-CIO’nun (Amerikan Federal İşçi
Sendikaları), USAID’in ve diğer kurumların  açık desteğiyle
antikomünistleri organize etti ve destekledi; bunlar Soros’un Açık Toplum
Vakfı’nca da gönüllü listesine yazılmışlardı. CIA bu kişilere
“birikim” (assets) derdi. Soros’un dediği gibi, “her ülkede bir
grup insan farkettim – kimi lider kişiler, diğerleri o kadar bilinmeyenler;
bunlar benim görüşlerimi paylaşıyorlardı..”


Soros’un Açık Toplum Vakfı
antikomünist Çekler, Sırplar, Rumenler, Macarlar, Hırvatlar, Boşnaklar ve
Kosovalılarla konferanslar düzenledi. Onun giderek artan etkisi ABD haberalma
sisteminin bir parçası olduğu kuşkularına neden oldu. 1989’da Washington Post
gazetesi, ilk kez 1987’de Çin hükümetinin  yaptığı, Soros Vakfı’nın Çin’de
reform ve dışa açılma ile ilgili faaliyetlerinin CIA bağlantılı olduğu,
iddialarına yer verdi.


Hedef Moskova


1990’dan sonra Soros
yardımları Rus eğitim sistemini hedef aldı; tüm ülkeye ders kitapları
dağıtıldı. Aslında Soros “Açık Toplum” propagandasıyla tüm genç Rus
kuşağının beyninin yıkanmasını sağladı. Soros vakıfları Rus finans sisteminin,
özelleştirme planlarının ve bu ülkede yabancı yatırımların kontrolünü almak
için stratejiler yürütmekle suçlandı. Ruslar Soros’un yargı girişimlerine sert
cevap verdi. Soros’un ve diğer Amerikan vakıflarının karşıtları bu manevraların
amacının “Rusya’yı, dünyanın tek süpergücüyle başedebilecek bir devlet
olmaktan çıkarmak” olduğunu söylediler. Ruslar Soros ve CIA’in
bağlantılarından şüphelenmeye başladılar. Para babası Boris Berezovsky
“birkaç yıl önce Soros’un bir CIA ajanı olduğunu duyduğumda düşüp
bayılacaktım,” dedi. Berezovsky’ye göre Soros ve Batı “Rus
sermayesinin güçlenmesinden korkuyordu”.


Eğer ABD ekonomi ve siyaset
eliti Rusya’dan bir ekonomik rekabetten korkuyorsa, onu kontrol etmek için, Rus
medyasını, eğitimini, araştırma merkezlerini ve bilimini hakimiyet altına
almaktan daha iyi ne yol vardır? 250 milyon Doları “yüksek okul ve
üniversite düzeyinde sosyal ve iktisadi bilimler eğitiminin
transformasyonu” için harcadıktan sonra Soros 100 milyon Dolar ile
International Science Foundation’u (Uluslar arası Bilim Vakfı) kurdu. Rus
Federal Karşı İstihbarat Servisi (FSK) Soros’un Rusya’daki vakıflarını
“casusluk yapmakla” suçladı. Onlara göre Soros tekbaşına
çalışmıyordu; Ford ve Heritage vakıflarından gelen paralar, Harvard, Duke ve
Columbia üniversitelerinden destek ve Pentagon ile ABD haberalma servislerinden
bağlantılardan oluşan bir sistemin parçasıydı. FSK Soros’un 50.000 Rus
bilimadamına para verdiğini bildirdi; böylece Soros binlerce Rus bilimsel buluşu
ve teknolojisi ile devlet ve ticari sırları üzerinde kontrol sağlayarak
çıkarlarını genişletiyordu.


1995’te Ruslar ABD Dışişleri
Bakanlığı görevlisi Fred Cuny’nin Çeçen krizine karışması nedeniyle öfkeye
kapıldılar. Cuny’nin görünüşte görevi felaket yardımı idi ama onun ABD
çıkarlarını ilgilendiren uluslar arası çatışma bölgelerindeki, ve yanısıra FBI
ve CIA’deki geçmişi Amerikan devletine bağlantılarını ortaya koyuyordu.
Kaybolmadan önce Cuny Soros Vakfı için çalışıyordu. Çeçenistan’daki şiddet
dalgasının genelde Washington’un sıcak baktığı, ve belki de güdümündeki bir
politik destabilizasyon kampanyasının sonucu olduğu pek bilinmez. Yazar Tom
Clancy için bu değerlendirmeler yeterli olacak ki, bunları birer gerçek olarak
“The Sum of All Fears” (Tüm Korkuların Toplamı) adlı çok satan
kitabında sundu. Ruslar Cuny’yi bir CIA görevlisi olmak ve bir Çeçen
başkaldırısını desteklemekle suçladı. Soros’un Açık Toplum Vakfı ve diğer Soros
kuruluşları hala Çeçenistan’da faaldir.


Rusya, Soros’un cebini
şişirecek  en azından bir operasyona sahne olmuş; olaya Clinton
yönetiminden diplomatik görevliler karışmıştır. 1999’da Dışişleri Bakanı
Madeleine Albright, 500 milyon Dolarlık bir ABD Exim Bank kredisinin Rus
şirketi Tyumen Oil’a verilmesini engelledi; gerekçe bunun ABD milli çıkarlarına
aykırı oluşuydu. Tyumen Amerikan malı petrol ekipmanı ve hizmetlerini Dick
Cheney’in Halliburton Şirketi’nden ve, Bloomfield New Jersey’deki ABB Lummus
Global’dan almak istiyordu. George Soros ise Tyumen’in almak istediği bir
şirketin ortağı idi. Soros ve BP Amoco bu işlemi durdurmak için lobi yaptı ve
Albright araya girmek zorunda kaldı.


Sol Antisosyalizmi
Beslemek


Soros’un Açık Toplum
Enstitüsü’nün her delikte bir parmağı vardır. Onun direktörler kurulu, adeta
“Soğuk Savaşta ve Yeni Dünya Düzeninde Kim Kimdir” kitabı gibidir.
Paul Goble, İletişim Direktörü ve eski Radio Free Europe’un şef politik
yorumcusudur. Herbert Okun, Nixon yönetiminin dışişlerinde hizmet etmiş ve
Henry Kissinger’a haberalma danışmanlığı yapmıştır. Kati Marton, eski Clinton
yönetimi dönemi Yugoslavya’daki BM temsilcisi Richard Holbrooke’un eşidir.
Marton, Soros’un desteklediği B-92 Radyosu için lobicilik yapmıştır; bu radyo
National endowment for Democracy’nin de bir projesidir (başka bir CIA yan
kuruluşu); Yugoslav hükümetini devirmekte etkili olmuştur.


Helsinki Watch


Soros, Açık Toplum Vakfı’nı
kurduğunda liberal ermiş Aryeh Neier’ı yönetime geçirdi. Neier, Helsinki
Watch’ın da başkanıydı; burası antikomünist eğilimli bir insan hakları
örgütüdür. 1993’te Açık Toplum Vakfı, Açık Toplum Enstitüsü oldu.


Helsinki Watch, 1975’te Human
Rights Watch (İnsan Hakları Gözlem Örgütü) olmuştu. Soros şu sıra onun
Amerikalar, Doğu Avrupa ve orta Asya danışman heyetlerindedir; ve onun Açık
Toplum Enstitüsü sponsorlar listesinde yeralır. Soros Helsinki Watch ile daimi
ilişkiler içindedir; ve Neier düzenli olarak “The Nation” dergisine
yazılar yazar; ama Soros’tan bordrolu olduğu bilinmez.


Soros Helsinki Watch ile
ilişkisini saklamak için elinden geleni yapar. Sadece programları finanse
ederek planladığını ve yürüttüğünü söyler; ama onlar yürütücüsünün
felsefesinden uzakta değillerdir. Helsinki Watch ve Açık Toplum birbirine
yakındır. Görüşlerinde pek fark yoktur. Tabii ki, başka kurumlar da bu kurumu
finanse etmektedir; ama Soros ideolojisi burada hakimdir.


George Soros’un faaliyetleri
1983’te National; Endowment for Democracy’nin kurucusu Allen Weinstein
tarafından kurulan bir yapının çerçevesi içine düşer. Weinstein, “bugün
bizim açıkça yaptıklarımız 25 yıl önce CIA’ce gizlice yapılıyordu,” der.
Soros, tam da bu istihbarat yapısı içinde çalışmaktadır. CIA’in 1960’ta Laos’ta
faal uyuşturucu kaçakçılarından, ya da Afganistan’daki “Mücahitlerin”
esrar ticaretinden kar ederken CIA görevlerini yerine getirmesinden biraz farkı
vardır. O, diğer piyonlardan çok daha fazla parayı yönlendirmekte (ve
kazanmakta) ve işinin çoğunu da günışığında yapmaktadır. İçtenlikle söylediğine
bakılırsa görevi hasar giderimi yaparak ABD dışpolitikasına meşruiyet
kazandırmaktır. Bugün Amerikan merkez solunda kendini değerlendiren birçok kişi
toplumun sosyalist bir dönüşümünden ümitsizdir.


Böylece Soros’un
“desantralizasyon modeli” ya da “adım adım” bir
“negatif ütiliteryanizme (kullanışçılık) yaklaşarak, sefaleti
azaltma” anlayışı, ki bu Popper felsefesiydi,  onlara çekici geliyor.
Soros bir Açık Toplum araştırması düzenlettirerek Kaliforniya ve Arizona’daki
uyuşturucu yasalarının gevşetilmesini destekledi. Soros uyuşturucunun tam
serbest olması taraftarıdır; yani bu sayede artık sefaletinizin farkında olmazsınız.
Soros fırsat eşitliği ile aldatır. Sosyal seviyesi yüksek Sosyal demokratlar
Soros’un desteğini kabul eder ve kapitalizm içindeki sivil haklara inanır. Bu
gibiler için Soros’un ticari faaliyetlerinin korkunç sonuçlarını (dünyanın
heryerinde insanların fakirleşmesi) onun insani faaliyetleri affettirir. Benzer
şekilde, ABD içinden – dışından liberal-sol aydınlar “Açık Toplum”
fikrinin cazibesine kapılırlar, tabii parasal desteğin de.


ABD’deki Yeni Sol bir sosyal
demokrat harekettir. Kesinlikle anti-Sovyettir ve Doğu Avrupa ve SSCB
çöktüğünde onların çok azı sosyalist sistemlerin yıkımına karşı çıktı. Yeni Sol
Doğu Avrupa ve Orta Asya’da milyonların işlerini, evlerini, eğitim haklarını,
sağlık hizmetlerini ve kültürel gelişim imkanlarını kaybetmelerine ne üzüldü ne
de bunu protesto etti. Çoğu, CIA ya da National Endowment of Democracy veya the
Open Society Fund gibi kimi “NGO”ların (tırnaklar çevirenin)
sosyalizmin yıkımındaki aktif rollerini küçümsedi. Bu insanlar zannettiler ki,
Batı’nın 1917’den beri SSCB’yi yıkmaktaki kararlılığının Sovyetlerin çöküşüyle
ilgisi yoktur. . Onlara göre sosyalizm kendi inanırlığını yitirmişti, çünkü
yanlıştı.


İhtilallere gelince, Mozambik,
Angola, Nikaragua ya da El Salvador’dakiler işbirlikçi güçlerce yıkıldı ya da göstermelik
“seçimlerle” durduruldu; Yeni Sol pragmatikleri ise omuz silktiler ve
arkalarını döndüler. Yeni Sol’un, bazan Amerikan dışpolitikasının Sovyetler
sonrası dünyadaki mekanizmalarını kasten görmezden geldiği görünüyor


Hırvatistan’da siyasi faaliyetleri
olan Bogdan Denitch, Açık Toplum Enstitüsü’nde faal bir kişi idi ve fonlar
aldı. Denitch, Hırvatistan’dan Sırpların etnik temizliğini, NATO’nun Bosna ve
Yugoslavya’yı bombalamasını, hatta Yugoslavya’nın karadan işgalini savundu.
Denitch, Amerikan Demokratik Sosyalistlerinin kurucusu ve uzun süre başkanıydı.
Bu önemli bir liberal sol Amerikan grubuydu. O uzun süre prestijli Sosyalist
Bilimadamları (Socialist Scholars) Konferansı’nın da başkanlığını yaptı. Bu
kanalla birçok kişinin NATO’nun genişlemesine olumlu bakmasını sağladı.
Soros’un yardım yönelttiği diğer yerler “Refuse and Resist the ACLU”
(Amerikan Sivil Özgürlükler Birliğine Direniş ve Red) Örgütü, ve bir kısım
diğer liberal kurumlardır. Soros listesine “New School for Social Research”,
New York (Yeni Sosyal Araştırmalar Okulu) gibi yeni renkler de ekledi; burası
uzun süredir sol aydınların tercihi bir akademiydi. Şimdi Burada Orta ve Doğu
Avrupa programlarını destekliyor.


Nikaragua’daki devrimden
etkilenen birçok solcu  üzüntüyle 1990’da Violetta Chamorro’nun
Sandinistaları seçim yenilgisine uğratmasını kabul etti. Birçok Nikaragua’ya
yardım kuruluşu bundan sonra dağıldı. Belki Yeni Sol, Michael Kozak’ın yükselen
yıldızından birşeyler öğrenebilirdi. O Nikaragua, Panama ve Haiti’de başa
sempatik liderler geçirmek, ve Küba’yı baltalamak hedefli ve Washington üslü
bir kampanyanın kıdemlilerindendi. Burada Havana’daki ABD çıkarları ile ilgili
bir büronun müdürlüğünü yürüttü.


Nikaragua Chamorro’nun
zaferini organize ettikten sonra, Kozak Beyaz Rusya’ya geçti ve ABD büyükelçisi
oldu. Kozak, Soros’ça desteklenen “Internet Access and Training
Program”da (IATP – İnternet erişimi ve eğitim programı) çalıştı. Bu
program Beyaz Rusya’da geleceğin liderlerini yaratmakla meşguldü. Aynı program
eşzamanlı şekilde Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Kazakistan, Kırgızistan,
Türkmenistan ve Özbekistan’da uygulandı. IATP, ABD Dışişleri’nin açık
desteğiyle yürütüldü. Çok şükür ki Beyaz Rusya, Kozak ve Soros Açık Toplum
Vakfı/ABD Dışişleri güruhunu ülkeden kovdu. Aleksandr Lukaşenko hükümeti
keşfetti ki, Minsk’e gelmeden 4 yıl önce Kozak, on milyonlarca Doların Beyaz
Rus muhalefetine akıtılmasını sağlamıştı. Kozak bir birleşik muhalefet cephesi
kuruyor, web sitelerine, gazetelere ve piar şirketlerine para veriyor ve Yugoslav
Otpor’una benzer öğrenci direniş hareketini eğitiyordu. Kozak, Otpor
liderlerine Beyaz Rus muhalifleri eğitme görevi verdi. 11 Eylül 2001’den kısa
süre önce ABD, Başkan Aleksandr Lukaşenko’ya karşı bir karalama kampanyası
başlatıyordu. Lukaşenko’yu karalama şu sıra “terörizme karşı savaşla”
birlikte yürütülüyor.


OSI (Açık Toplum V.) ve HRW
(Helsinki W.) kanalıyla Soros, Belgrad’daki B-92 Radyosu’nun ana
sponsorlarından oldu. Soros Otpor’a da para verdi; bu örgüt 5 Ekim 2000
darbesinde “para valizleri” aldı ve Yugoslav hükümeti devrildi. İnsan
Hakları Gözlem örgütü (Helsinki) bunun akabinde Slobodan Miloşeviç’in
kaçırılmasını ve Lahey’deki mahkemesini, onun hakları üzerine hiçbirşey
söylemeyerek meşrulaştırdı. Bu illegal mahkemenin başkanı Louise Arbour şu sıra
Soros’un Uluslar arası Kriz Grubu yönetim kurulundadır. Açık Toplum/Helsinki
çetesi şimdi Makedonya’da çalışmakta ve buna “uygarlaştırma
misyonunun” bir parçası demektedir. Bu cumhuriyetin de Yugoslavya’nın
parçalanmasını tamamlamak için “kurtarılmasını” bekleyin.


Gücün Vekilleri


Soros, aslında kendi insani
felsefesinin ahlaka uygun, bunun için para kazanma işinin ahlak dışı olduğunu
söylemektedir. Ancak Soros’ça desteklenen NGO’larda çalışanların önünde açık ve
tutarlı bir gündem vardır. Soros’un en etkili kurumlarından International
Crisis Group (1986’da kuruldu) siyaset ve iş aleminin merkezinden kimi
isimlerce yönetilmektedir. Yönetim kurulunda Zbigniew Brzezinski, Morton
Abramowitz, eski ABD dışişleri bakan yardımcısı ve eski NATO Avrupa Müttefik
Kuvvetler Komutanı Wesley Clark, eski ABD Milli Güvenlik danışmanı Richard
Allen vardır. Allen’ın Nixon’un Milli Güvenlik Kurulu’ndan “Henry
Kissinger’ı fazla liberal bulduğu için” istifa ettiğini, Oliver North’u(1)
Reagan’ın Milli Güvenlik Kurulu’na önerdiğini ve İran Contra skandalında İran’a
rehineler karşılığı füze pazarlığında rol aldığını not düşelim (tırnaklar
çevirenin). Bu kişiler için “sınırlı çatışma” ABD’nin dünya insan ve
kaynakları üzerindeki kontrolünün diğer adıdır.


1980 ve 90’larda, Reagan
Doktrini zamanında, ABD’nin Afrika, Latin Amerika, Karayipler ve Asya’daki
gizli-açık operasyonları hazırlanıyordu. Soros bunların birçoğunda faaldi;
“müstakbel devrimcilerin” satın alınmasından politikacıların,
aydınların ve devrimci dalga geçtikten sonra iktidarda kalan kim varsa
“sübvansiyonuna” kadar uğraşıyordu (tırnaklar çevirenin.) James
Petras diyor ki:


“1980’lerin başında
neoliberal yönetici elitin akıllı kesimi, politikalarının toplumu
kutuplaştırdığını ve geniş çaplı sosyal rahatsızlık doğurduğunu farkettikten
sonra, neoliberal politikacılar “aşağıdan” bir paralel strateji
başlatıp desteklediler; bu anlamda “kendiliğinden” ve “anti
devletçi” ideoloji sahibi kuruluşlara yardım ederek, potansiyel çatışma
tehlikesi taşıyan kesimlere sızdılar ve bir “sosyal tampon”
oluşturdular. Bu örgütler parasal olarak neoliberal kaynaklara bağlı olup
doğrudan yerel liderlerin etrafındaki sosyopolitik hareketler ve eylem
komiteleriyle rekabete sokuldular. 1990’larda bu örgütler (NGO, “hükümet
dışı” diye adlandırıldılar) binlerceyi bulmuştu ve tüm dünyada toplam 4
milyar Doları bulan yardım alıyorlardı.”


“Underwriting
Democracy” adlı kitabında Soros “Doğu Avrupa’nın
Amerikanlaşması” ile övünür. Ona göre, onun eğitim programları ile artık
bir Sorosçu genç liderler kadrosu yoldadır. Bu Soros Vakfı eğitimli genç
insanlar “nüfuz ajanları” olarak işlev görecektir. Onların Akıcı dil
yetenekleri, ve hedef ülkelerde bürokratik merdivenleri tırmanmaya başlamaları
sayesinde bu gönüllü askerler felsefi açıdan Batılı çokuluslu şirketlerin giriş
yollarını temizleyeceklerdir.


Meslekten diplomat Herbert
Okun (şimdi Helsinki Watch’ın Avrupa Komitesi’ndedir) George Soros’la birlikte
bir seri ABD Dışişleri bağlantılı kurumla ilişki içindedir; bunlar arasında
USAID’den Rockefeller Vakfı’nca desteklenen Trilateral Komisyon’a kadar
kurumlar vardır. 1990’dan 97’ye dek Okun, “Finans Hizmetleri Gönüllüler
Teşkilatı” (Finance Services Volunteer Corps) denen birşeyin başkanıydı;
bu kurum USAID’in alt kuruluşudur; amacı “eski komünist ülkelerde serbest
Pazar finans sistemlerinin yerleşimine yardımdır”. George Soros, dünya
ekonomisini devralmaya çalışan diğer kapitalistlerle tam uyum içindedir.


Kâr Amacı Gütmeden
Kâr


Soros, döviz spekülatörü
olarak çalıştığı ülkelerde insani amaçlar gütmediğini söylemektedir. Ama Soros
sıksık bu türden bağlantılarından da yatırım amaçlı yararlanmaktadır. ICC’nin
bir araştırması, ve, Kosova Geçici BM Yönetimi şefi Bernard Kouchner’in yardımı
sayesinde, Soros Balkanlardaki en kârlı maden ocağını almak istedi.


Eylül 2000’de, Yugoslav
seçimlerinden önce Trepca madenlerini bir an önce almak için, Kouchner bu
madenden yayılan kurşunun çevre standartlarını aştığını açıkladı. Aynı kişinin,
NATO Yugoslavya’yı seyrelmiş Uranyumlu mermilerle bombalar ve 100,000 ton (kg
olmalı, ç.n.) kanser yapıcı madde havaya, suya, toprağa karışırken bunu
alkışladığını bilmek hayret vericidir. Ama Kouchner kendi işine bakıyordu ve
madenler “sağlık nedeniyle” kapatıldı. Soros 150 milyon Dolar vererek
Trepca’nın altın, gümüş, kurşun, çinko ve kadmiyum madenlerini almak istedi;
tesisin değeri 5 milyar Dolardı.


Bulgaristan “serbest
Pazar” kaosu içinde çökerken Soros sinekten yağ çıkarmaya bakıyordu;
Reuters 2001 başlarında şu haberi verdi:


“Avrupa İmar ve Kalkınma
Bankası” (EBRD – European Bank of Reconstruction and Development) (Bulgar
ileri teknoloji şirketi) Bila’ya 3 milyon Dolar kredi verdi. Bu şirket, orta ve
Doğu Avrupa’daki teknoloji şirketleri için hazırlanmış 300 milyon Dolarlık bir
kredi diliminden ilk yararlanan kurum olacak… Bir 3 milyon Dolar da Amerikan
Argus Capital Partners’tan geliyor; kredi sponsoru Prudential Insurance Company
of America ve çalışma alanı Orta – Doğu Avrupa … Soros, Rila’ya yaptığı önce
3 milyon Dolarlık ve sonra 1 milyon Dolarlık yatırımla yine en büyük hissedar
olarak kaldı.”


Konulara Hakimiyet


Soros’un insansever görüntüsü
ona, kimlerin kurban kimlerin suçlu olduğu tartışmaları patladığında uluslar
arası kamuoyunu yönlendirme gücü veriyor. Diğer NGO’lar gibi, Soros’un borazanı
Helsinki Watch da birçok bağımsız ve organize emekçi sınıf hareketini görmezden
geliyor.


Kolombiya’da işçi liderleri
rutin olarak ABD güdümlü hükümetle işbirliği içindeki paramiliterlerce
katledilmektedir. Bu kişilerin geldiği sendikalar neoliberal ekonomiye karşı
olduklarından Helsinki Watch bu konuda fazla ses çıkarmaz. Bu yılın Nisanı’nda
Helsinki Watch’tan Jose Vivanco ABD Senatosu’nda “Plan Kolombiya”
lehine ifade verdi:


“Kolombiyalılar insan
hakları ve demokrasiye bağlıdırlar ve yardıma muhtaçlar. Helsinki Watch’ın ABD
ile temel bir sorunu yoktur.” Helsinki Watch, devlet terörü, fakirlik ve
istismara karşı savaşan Kolombiyalı gerillaları ABD destekli silahlı güçler ve
paramiliter idam mangalarıyla aynı kefeye koymaktadır. Helsinki Watch, görevi
mülkiyet hakları ve ekonomik statükoyu korumak olan Pastrana hükümeti ve onun
ordusunu haklı görmektedir. Helsinki Watch’a göre (bile ç.) sivil ölümlerinin
%50’si  hükümetin göz yumduğu idam mangalarının işidir. Gerçek rakam
%80’dir.


Helsinki Watch aynı şekilde
2002’de Uribe hükümetinin seçimini de onayladı. Uribe ABD’nin Latin Amerika’da
desteklediği diktatörler kuşağından kalmadır; gerçi “seçilmiştir”,
ama Helsinki Watch çoğunluğun seçimi boykot ettiğinden sözetmez.


Karayiplerdeki Küba başka bir
neoliberalizm karşıtı olup Helsinki Watch tarafından karalanmıştır.
Yanıbaşındaki Haiti’de Soros destekli faaliyetler Duvalier rejiminin
devrilmesinden sonra oluşan popüler hareketleri silmiş, Haiti’nin ilk
demokratik lideri Jean Bertrand Aristide’i baltalamıştır. Helsinki Watch’tan Ken
Roth, ABD’nin Aristide’i “demokrasi dışı” nitelemelerine katılmıştır.
Kendi “demokrasi” anlayışlarını göstermek için Soros vakıfları
Haiti’deki faaliyetlerini diğer ABD faaliyetlerine gizlice katmaktadır; örneğin
USAID’in FRAPH ile ilişkili kişileri desteklemesi gibi. FRAPH meşum CIA
destekli idam mangalarının adıdır; onlar “Bebe Doc” Duvalier’in
düşüşünden beri ülkede terör estirmekteler.


Helsinki Watch’ın web
sitesinde, Direktör Roth ABD’yi Çin’e karşı daha sert çıkmamakla
eleştirmektedir. Roth’un faaliyetleri arasında Tibet özgürlük Konserinin
organizasyonu da vardır; bu gezgin bir propaganda topluluğu olup, ünlü
rock’çılarla birlikte ABD’yi dolaşmış ve gençleri Çin’e karşı Tibet’i
desteklemeye çağırmıştır. Tibet, yıllardır CIA gündemindeki ana dosyalardan
biridir.


Roth, geçenlerde petrolce
zengin Sincan’da Çin kontrolüne karşı çıktı. Sömürgeci “böl ve yönet”
anlayışıyla Roth, kimi Uygur etnik azınlık gruplarını Kosova’daki ABD/NATO
müdahalesinin onlar için de iyi bir örnek olduğu konusunda iknaa çalıştı.
Ağustos 2002’de ABD hükümeti de bu çabaya destek verdi.


ABD’nin bu bölgedeki projeleri
açıkça New York Times’ta Sincan üzerine yayınlanan bir makalede tasvir edilmiş;
burada Uygurlar “bir Müslüman azınlık olup huzursuz bir Çin egemenliği
yaşamaktadırlar” denmiştir. Onlar “Yugoslavya’daki NATO
bombardımanından çok etkilenmişler, kimi bunu Kosova’daki müslümanların
kurtarılması olarak kutlamıştır; kendileri de benzer bir kurtarılışın hayalini
kurmaktadırlar” denmiştir. The New York Times yazısı “Sincan’da son
bulunan petrol rezervleri burasını uluslararası ticaret açısından çok çekici
kılmaktadır” notu düşülmekte ve bir yandan da “buranın yerli halkı
Tibetlilere benzer” görülmektedir.


Sayı Sayamamak


Soros örgütleri rakam
tesbitlerinde, gerçekten gerçekle ilgilerini kesmiş gibidirler. Örneğin
Helsinki Watch 500 kişinin (2000 değil) Yugoslavya’ya NATO bombardımanlarında
öldüğünü söylerler. Afganistan’a Amerikan saldırısında da 4000 değil 350 kişi
ölmüştür. 1989’da ABD Panama’yı bombaladığında Helsinki Watch raporunun giriş
bölümünde “Manuel Noriega’nın devrilmesi… ve demokratik Başkan Guillermo
Endera hükümetinin kuruluşu Panama’ya çok ümitler getirmiştir…” der.
Rapor ölü sayısından bahsetmez.


Helsinki Watch Bosna’ya NATO
saldırısının temellerini 1993’te sahte tecavüz ve soykırım haberleriyle attı.
Bu politik histeri doğurma taktiği ABD için kendi Balkan siyasetini uygulamakta
gerekliydi. 1999’da, Helsinki Watch Yugoslavya’ya NATO saldırısı için
propaganda gücü olarak çalışırken bu tekrarlandı. Soros’un “kanun
hakimiyeti” palavralarının çoğu unutulmuştu. ABD ve NATO kendi kanunu
yaptı, George Soros’un kurumları bunu destekledi. 11 Eylül 2001’le bu devam
etti. Bu sefer konu Dünya Ticaret Merkezi’nde ölen 2801 kişiydi. CFR (Dışişleri
Konseyi) 6 Kasım 2001’de toplandı ve bir “büyük kamuoyuna dönük
kampanya” planladı. CFR, bir “Amerika’nın Teröre Cevabı İçin Bağımsız
Görev Gücü” oluşturdu; Soros, Richard Holbrooke, Newton Gingrich, John
Shalikashvili’nin (eski ABD Genelkurmay Başkanı) ve diğer etkili kişilerin
katılımıyla DTÖ’de ölenler ABD dış politikasına malzeme yapıldı. CFR raporu
teröre karşı savaş öngörüyordu. George Soros’un parmak izleri kampanyanın
heryerinde vardı:


“Yüksek düzey ABD
memurlarının dost Arap ve diğer Müslüman ülke hükümetlerine 11 Eylül
olaylarının kınanması için baskı yapmasını sağlayın, öte yandan da ABD
antiterör kampanyasının mantık ve hedeflerini de kollayın. Eğer hükümetleri
sessiz kalırsa Ortadoğu ve Güneydoğu Asyalıların çoğunu hiçbirzaman
haklılığımıza ikna edemeyiz. Onların bu açıklamaları nedeniyle
eleştirilmelerini engellemeli ve onların yanımızda ses vermelerini
sağlamalıyız… Boşnak, Arnavut ve Türkleri, ABD’nin Kosova’da 1995-99’da
Bosnalı ve Kosovalı müslümanları nasıl kurtardığını ve dünyanın her yerindeki
müslümanlarla sıkı ve uzun vadeli ilişkilerimizi diğer kişilere anlatmaları
için teşvik edin. Yerel aydınlar ve gazetecileri işe katın, görüşlerine
bakmayın. Yerel basını yakından izleyin ve hücumlara hemen cevap verin… Amaç
ve hedeflerimizi konuştuğunuzda sürekli kurbanlara (özellikle adlarını vererek
ve böylece onları somutlaştırarak) atıf yapın.”


Soros’un Sayı
Sanatı: ABD Dış Politikasına Destek ve Savunma İçin Saymak


Soros, Dünya kapitalist
sistemindeki gerilemeden çok endişelidir ve bu konuda hemen birşeyler yapmak
ister. Geçenlerde şöyle dedi: “Şimdiden nihai krizin adımlarını
farkediyorum… Yerli siyasi hareketler çıkacak ve onlar çokuluslu şirket
mülklerine el koyarak “Milli” serveti geri alacak.”


Soros Birleşmiş Milletler’i
devre dışı bırakmak için ciddi bir plan önermektedir. Önerisi, “Dünya
demokrasilerinin liderliği ele alması ve BM olsun – olmasın işleyecek bir
global ittifaklar sistemi kurması”dır. Eğer deli olsaydı, kriz geçirdiğine
hükmedebilirdiniz. Ama gerçek şu ki, Soros’un “Birleşmiş Milletler yapısal
olarak kendi anayasasının girişinde yazan vaadleri yerine getirebilecek durumda
değil,” saptaması, American Enterprise Institute gibi bir seri reaksiyoner
kurumun görüşünü yansıtmaktadır. Birçok muhafazakar Soros şebekesine sol-kanat
gözüyle baksa da, ABD’nin BM ile ilişkilerinde Soros, örneğin John R. Bolton
(Silahlanma Kontrolü ve uluslar arası Güvenlik Dairesi’nden sorumlu Dışişleri
bakan yardımcısı), gibileriyle aynı tarafa düşer. Bolton “Kongre’deki
birçok Cumhuriyetçi artık BM sistemine zırnık dahi ödenmemeli fikrindedir”
demiştir. BM’e karşı onyıllardır süregelen bir sağ kampanya vardır. Şimdi bunu
Soros götürüyor. Çeşitli Soros web sitelerinde BM’in çok zengin, bilgi
konusunda ketum, ya da dünyayı (Soros’un istediği gibi – parantezler çevirenin)
yönetmeye yakışmayacak işlere bulaşmış olduğu gibi eleştirilere
rastlarsınız. 


The Nation yazarları bile, bu
konuyu iyi bilirlerken Soros etkisinde kalmışlardır. Örneğin William Greider,
geçenlerde Soros’un eleştirilerinde bir haklılık payı bulmuş ve BM’in artık
“bayağı diktatörler ve totaliterlerin buluşma yeri olmaktan ve eşit
ortaklar gibi muamele görmekten çıkarılmasını” istemiştir. Bu tür Batı
merkezci ırkçılık tam Soros’a uygundur. Ona göre BM’in Dünya’yı idare etmesi
global güzeyde Faşizmdir. Batılı “ilericiler” Soros’a gereğinden çok
yüz vermişlerdir; ve herhalde Greider de artık bu faşizm konusunu aşırı, haksız
ve sinirlendirici bulur.


Ama yine de Soros’un şu
söylediklerini dinleyelim: “Eski Roma’da yalnız Romalılar oy kullanırdı.
Modern global kapitalizmde de yalnız Amerikalılar oy kullanabilir;
Brezilyalılar oy kullanmaz.”


ZEYNEP
ORUNCAK


 


ÖZEL BÜRO


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış