Arpad
Pusztai adını hiç duydunuz mu?

Macaristan/Budapeşte’de 1930 yılında doğdu.

Bilim adamı oldu; Macar Bilimler Akademisi üyesiydi.

Sovyetler Birliği destekli iktidara karşı 1956 Macar
Ayaklanması
‘na katıldı. Bastırılan isyandan sonra Avusturya’ya
kaçtı; mülteci kampında yaşadı.

Sonra İngiltere’ye
gitti.

Sonra İskoçya’daki Rowett
Araştırma Enstitüsü’
nde çalışmaya başladı. Bitkisel kökenli
protein olan lektin ve çevre koşulları
etkisiyle  değişim geçiren/ bitki genetik modifikasyonu konusunda
dünyanın önde gelen uzmanlarından biri oldu.

Sonra…

Peşine polisler-istihbaratçılar takıldı.

Tehdit edildi.

İftiralara maruz kaldı.

Geri adım atmadı.

“Ben
yemem”
 dedi.

“Halkın
kobay olarak kullanılması doğru değil” 
dedi.

Kovuldu; ve yaklaşık 50 yıl sonra memleketi Macaristan’a döndü.

Mesele
şuydu:


Arpad Pusztai, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar‘ın/yani GDO’lu
gıdalarının vaat ettiklerine inanıyordu; ve bu nedenle bunları incelemek üzere
görevlendirildi.

Ancak…

Eline geçen bulgular karşısında şoke oldu! GDO’lu patateslerle beslenen
farelerin 
daha küçük ciğerleri, kalpleri, testisleri ve
beyinleri vardı!

Keza, bağışıklık
sistemleri zarar görmüştü ve akyuvar hücrelerinde yapısal değişimler
yaşamışlardı!

Bu
durum 
onları (GDO’suz patateslerle beslenen farelerin
aksine) enfeksiyona ve hastalıklara daha açık hale getiriyordu.

Ayrıca, boyunaltı
bezi ve dalakta hasarlar ortaya çıkıyordu; (pankreas ve bağırsaklar da
dahil)
 dokular genişliyordu; karaciğerde iltihaplanma
olurken, mide ve bağırsaklarda ciddi sorunlar yaşanıyordu.

Ki tüm bunlar kanser riskini artırıyordu!

Alarm verici olan diğer unsur ise, sonuçların 10 günlük bir
testin sonucunda alınmasıydı; ve bu da insan yaşamında 10 yıla
karşılık geliyordu!

Tehlike büyüktü…


Ekranda
tartışmazlar


Jeffrey Smith
adını hiç duydunuz mu?


ABD/New
York 1958 doğumlu yazar, politikacı ve; genetiği değiştirilmiş tohumlara
karşı amansız bir mücadele veren
 bir eylemci.


2003’te “Aldanışın
Tohumları” 
ve 2007’de “Genetik Rulet” adlı
kitapları yazdı. Son kitabı 20012’de sinema filmi bile oldu.


Halk
sağlığına inanan Jeffrey Smith ile bilim namusunu savunan
Arpad Pusztai gibi bilim adamlarının yolu böyle kesişti. (Keza bu bilim
adamlarından biri olan Berkeley’den Ignacio Chapela da Pusztai gibi tehditlere
maruz kaldı; kovuldu.)


Öncelikle…


ABD
Gıda ve İlaç İdaresi/ FDA‘nın, GDO’lu gıdaların güvenliğine dair yaptığı
tüm açıklamaların yalanlarını ortaya serdiler. İşin acı yanı Türkiye gibi
ülkeler FDA açıklamalarına inanmak zorunda bırakılıyordu!


Dev
şirketler, kârlılıklarına kimsenin müdahale etmesine izin
vermiyorlar; aleyhte bulguları gizliyorlar; ve gıda güvenliği
konusunu
 tartıştırmıyorlar bile.


GDO’lu yiyeceklerin; sindirim sistemi işlevleri,
karaciğer- böbrek işlevleri, bağışıklık- endokrin sistemi, kan bileşeni,
alerji, bebekler üzerindeki etkileri, kansere sebep olma potansiyeli veya
sindirim sistemi bakterileri üzerindeki etkilerini incelemiyorlar.


Ne
yapıyorlar:


Gıda endüstrisinin fonladığı araştırmalarla; tehlikeli
sorunları ortaya çıkaramıyor ve ortaya çıkarılmış gerçekleri gizliyorlar. Bu
nedenle…



Deneylerde daha genç ve daha hassas hayvanlar yerine daha yaşlı hayvanları
kullanıyorlar!

– İstatistiksel anlam ifade etmeyecek kadar düşük düzeyde numune ölçekleri
kullanıyorlar!

– Besleme denemelerinin süresini sınırlandırıyorlar!

– Hayvan ölümleri ve hastalıklarını yok sayıyorlar!


Evet. Sizler, bu konularda ekranlarda bir tartışma gördünüz mü?


Yapamazlar…
Yaptırmazlar…


Yabancı
maddeler


Bizden…

Laboratuvarda (DNA ilişkileri bozularak) oluşturulan
gıdaların, milyonlarca yıldır doğada yetişen yiyeceklerden farklı olmadığına
inanmamızı istiyorlar! Yani…


Daha
önce hiçbir
zaman birlikte var olmamış olan genleri 
bir araya
getirerek yaptıkları gıda ile; binlerce yılda oluşan ve güvenilirliği
kanıtlanmış olan gıdaların aynı olduğunu ileri sürerek yalan söylüyorlar!


Oysa,
GDO’lar bir kez gıda zincirine girdi mi artık cin şişeden çıkmış demektir!
Çünkü…


Laboratuvarda
oluşturulan “yabancı DNA’lar” vücudun yapısını bozuyor
ve; bunlar vücuda girdiğinde başıboş dolaşıyor, mide bağırsak güzergahı
içerisinde uzun süre yaşayabiliyor ve iç organlara kan yoluyla
taşınabiliyor. Bu hal kronik hastalıklara sebep olma riskini
artırıyor!


“Genetik Rulet” denmesinin sebebi
tüketicilerin nasıl bir rahatsızlığa yakalanacağını bilmeden bu yiyecekleri
tüketmesidir. Üstelik…


Sadece
bitkiler değil. Arpad Pusztai ve diğer bilim adamları, GDO‘lu
yemlerle beslenen hayvanların sonuçları karşısında şok geçirmişlerdir. Örneğin…



Büyüme hormonu rbGH enjekte edilen ineklerden elde edilen sütün içerisinde,
göğüs, prostat, kolon, akciğer ve diğer kanser risklerini doğuran IGFI hormonu
yüksek düzeyde bulunmaktaydı.


Bakınız…


Çocuklar, yetişkinlerle kıyaslandığında
tehlikelere daha çok açıktır özellikle de içerisinde ciddi miktarlarda rbGH
işlenmiş süt 
içenler!


Bir
diğer endişe kaynağı ise, GDO’lu gıdaları yiyen hamile
kadınların
 bu şekilde normal cenin gelişimine zarar vermeleri
ve sonraki kuşaklara geçen gen ifadelerini değiştirmeleridir.


Araştırmalar
göstermiştir ki…


Kendilerine
tercih imkanı verildiğinde, hayvanlar GDO’lu gıda yemekten sakınıyor.


Siz de deneyiniz; tok köpek ya da tok kedi
markette satılan kimi peynirleri yemez; sütleri içmez!


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet