Türk
Sporunun En Centilmen İsimlerinden Süleyman Seba’nın İnsanlık Dersi Niteliğinde
Anıları


1984-2000 yılları arasında Beşiktaş Jimnastik
Kulübü’nün başkanlığını yapan; gerek başkanlığı süresince gerek sonrasındaki
centilmen tavırlarıyla taraflı tarafsız herkesin gönlünü kazanarak bu dünyadan
göçmüş olan efsane isim Süleyman Seba ile ilgili güzel anılar.


21 eylül 1986 ankaragücü beşiktaş maçında top hakeme çarpıp
gol olmuş ve beşiktaş mağlup olmuştu ve o sezon beşiktaş 1 puan farkla
şampiyonluğu kaçırmıştı. yani o gol olmasa şampiyondu. maçın hakemi ahmet
akçay
o maçtan sonra yaşadığı bir anıyı anlattı az önce bir programda.


süleyman seba,
maçtan sonra ahmet akçay’ı arıyor ve “hocam biz seni biliyoruz. bu senin
ve bizim yaşadığımız bir talihsizlik oldu. bu aralar canını sıkarlar, bir kaç
gün gazete falan okuma. kendini de üzme” diyor.


hani şu “beşiktaşlı duruşu diyip duruyorsunuz. nedir lan bu
duruş?” diye soranlar var ya. onlara bir örnek olsun isterim.


kartal ruhu


x kişisi henüz 24
yaşlarında bir gençtir. babadan atadan sağlam fenerbahçelidir.
büyükçe bir şirkette muhasebeci olarak çalışmaktadır. şirkette çalışan bjk
üyeleri aralarında para toplamışlardır ve kulübe yardım – aidat mahiyetine
ileteceklerdir. şirket’in en yaşlı beşiktaşlı
herkesin saygı duyduğu ağabey dediği kişisi parayı bir zarfa koyarak (evet eft
mefhumu henüz yoktur o dönem) şirketin en küçüğüne vererek (kıdem olayı)
yakında bulunan bjk kulüp binasına götürmesini ve parayı seba’nın sekreterne
bırakmasını rica eder. x kişisi yola çıkar. kulüp binasına gelir. kapıda ki
görevliye meramını anlatır. görevli seba’nın makamının olduğu kata kadar
kendisine eşlik eder. sekreterin önündeki bekleme koltuklarına oturtur. x
kişisi bir an önce zarfı bırakıp kaçma niyetindedir. zira karnı çok acıkmıştır.
birazdan seba’nın sekreteri başkanın odasından çıkar. göz göze gelinir. x
kişisi yerinden kalkar meramını sekreter’e de anlatır. sekreter zarfı
almaz. 


kapıyı çalar ve
seba’nın odasına girer. çıkınca x kişisine odayı göstererek ”buyrun der”. x
kişisi heyecanlanır. kem küm eder, ama içeri girer. kendisinden neredeyse 35
yaş büyük bir adam’ın, bjk başkanının, hepsinden öte süleyman sebanın
karşısında, elinde içinde üç kuruş para olan bir zarfla durmaktadır. başkan
koltuğundan kalkar. kibarca ceketini ilikler ”hoşgeldin delikanlı” der. x
kişisinin elini sıkar. koltuğa oturtur. çay kahve sorar, istemeyince yemek
sorar. israr eder. çay’a razı eder. x kişisi nereden ve neden geldiğini söyler.
başkan teşekkür eder. telefonla sekreteri çağırtır makbuz kestirir. x kişisi
zarfı sekretere teslim etmiştir. müsade ister. fakat başkan bırakmaz. ve
neredeyse yarım saat kendisiyle sohbet eder. sohbet boyunca takım taklavat
işleri pek konuşulmaz. hayat konuşulur, memleket konuşulur. süleyman seba
sohbet bitiminde ayağa kalkar. x kişisinin elini sıkar. ve odasının kapısına
kadar değil. binanın kapısına kadar ona eşlik eder.


saygı adamıdır süleyman seba. bir ekoldür.
bjk’da değil türkiye spor tarihinde özel bir yeri olan adamdır.


veryveritas


içi kıpır kıpır
40 bin kişiyi tek bir hareketi ile susturabilen ve kendinden utandırabilen en
beyefendi büyük başkandır.


deli dolu olduğum
zamanlardı.

inönü stadındaydık.

oturduğum yerden süleyman seba’yı görebiliyordum.

yanında metin aşık vardı.


birden bire 40
bin kişi

metin ,

aşık,

söyle sen kimsin,

seba’nın bıyıkları götüne girsin diye bağırmaya başladık.


çok mutluyduk

ne güzel tezahürat bulmuştuk lan.

çok matraktık biz, süper alemdik.

bıraksalar doksan dakika boyunca aralıksız anırabilirdik.


ilk tezahürat
biter bitmez süleyman seba, işaret parmağını dudağına götürerek “sus”
işareti yaptı.

orada bulunan 40 bin kişi bir anda sustu. stadı bir anda sessizlik kapladı.


allah rahmet
eylesin büyük başkan…


buradan gecikmiş
özrümü sayın melih aşık’a iletmeyi bir borç bilirim.


sourcream


ıstanbul’a
1990ların sonunda gelmiş idim. sanırdım ki sokaklarda her gün bir ünlü ile
karşılaşacağım.


karşılaşmadım.


ta ki 98’in
yazında namlı kebap’ta mezelerin önünde tabağı tepeleme doldururken arkamda
sabırla bekleyen adamı fark edene dek.


artık nasıl
doldurduysam dakikalar sonra yerime yönelecek iken arkamdaki amca “evladım
bir zeytinyağlı dolma eksik kaldı, ağlamasın sonra onu da al” dedi
gülümseyerek.


bir döndüm ki
seba başkan.


uyyy


ne diyeceğimi
bilemedim. nasıl hitap edeceğimi… bir de heyecan bastı.


“başkanım,
onu da 2. sortide alırım, bu maç öncesi ısınma, antrenman.” deyiverdim.


gülüştük..


yerime oturdum.
rakı geldi. doldurdum kadehi ve masasına gidip, şerefine kadeh kaldırdım. o da
kaldırdı. gene gülümsedi.


sarılıp bir de
elini öpeydim keşke..


bu büyük adam
benim gençlik fobim beşiktaş’ın efsane başkanı idi. ne gariptir ki ergenliğimi
bana zindan eden o takımın o başkanına karşı hissettiğim yegane duygu hürmet ve
de saygı idi.


beşiktaş’a gıpta
etmemin ve beşiktaş’ı bi parça kıskanmamın belki de tek sebebiydi.


ne metin’leri, ne
ali ne de feyyaz’ları.


sadece
seba’larıydı. büyük başkanları süleyman seba’larıydı.


nur içinde yat
büyük başkan. huzur içinde uyu büyük insan…

seni hepimiz çok sevdik…


darth kaiser




kendisiyle ben on
yaşındayken tanışmıştım ve aramızda şöyle bir diyalog geçmişti.


üzerimde
eskişehirspor forması vardı. aile büyükleri konuşuyorlar. biz haylazlık hoplama
zıplama falan.


seba başkan: gel
bakalım delikanlı. hangi takımı tutuyorsun bakalım sen.

ben: formayı görmüyor musun amca esesliyiz biz.

seba başkan: bu hafta beşiktaş maçı var ne olacak.

ben: eses beşiktaş’ı sikecek.

seba başkan: bak oğlum eskişehirspor taraftarı efendi ve ahlaklıdır.
rakiplerine küfür etmez. sen de etme olur mu.

ben: onlar bize küfür ediyor ama.

seba başkan: onlar gerçek beşiktaşlı değil.


tam cevap
verecekken annemle göz göze geldim annemin gözlerinden ateşler çıkıyor. tırstım
sustum. süleyman bey kafamı okşadı aferin oğlum dedi.


tüm türkiye’nin
başı sağ olsun.


ağlayarak entry
girmek gibi bir başlık vardı gülüp geçerdim. başıma gelecekmiş.


asklepios26eses


diger
entrilerimde bahsetmisimdir ama olumunun ardindan buraya yazmaya elim
gitmedi… olumunun birinci yilinda kendisini sevgi ve ozlemle anarken bana
yasattigi bu degerli aniyi detaylariyla yaziyim:


baskanligi
biraktigi yil, universitedeyim, aksam haberlerde goruyoruz bir gun basbakan,
bir gun cumhurbaskani, bir gun tbmm baskani, bir gun diger kulup baskanlari
sirayla suleyman seba’ya veda turlari duzenliyor…


o kadar guclu
duygularim var ki… icim icimi yiyor… o zamanlar 20 yasinda olmaliyim. adam
16 yildir baskan. yani ben kendimi bildim bileli besiktas’in basinda o var.
turkiye’de alem got olmus, fatih terimler, haluk ulusoylar, ali senler, aziz
yildirimlar, ergun gursoylar, adnan polatlar, mehmet agarlar, ahmet cakarlar,
vahap beyazlar… bu adam neredeyse peygamber misali basimizda, dimdik, en
terbiyesizine karsi bile terbiyeli, ve parasiyla degil gorgusuyle, bilgisiyle
basariyi yakalamis… dunyayi farkli bir gerceklik boyutunda yasayabilme sansi
vermis bize adam…


standart bir
besiktas’li olarak biraz ruh hastaligi da var tabi… oturdum bir mektup
yazdim. butun duygularimi dusuncelerimi kendisine olan saygimi, sevgimi… bize
boylesine pis bir ortamda boylesine ozel bir ayricaligi yasattigi icin kendimi
ne kadar sansli hissettigimi, kendisine ne kadar minnettar oldugumu ve bunu
cocuklarima anlatacagimi… heralde bir 6-7 sayfa vardir a4 kagida… seba
disinda biri okusa “ne manyaklar var” der… kendisine ulastirmak
icin bir yol ariyorum. o zamanlar cep telefonlari yaygin degil bu kadar,
ogrenci evindeki telefonun yaninda bir altin rehber var… ordan kulubun
telefonunu buldum. aradim dedim ki “ben suleyman seba’ya bir mektup
yazdim, onu ulastirmak istiyorum, besiktas’a yakinim, ama eline ulasmasindan
emin olmak istiyorum, kimse acmasin, nasil yapabilirim, resepsiyona biraksam
ulasir mi?”. en azindan 40-50’li yaslarda bir hanim sesi, biraz saskin,
“siz kimsiniz?” dedi. “ben ogrenciyim, besiktas
taraftariyim” dedim. hatirlamadigim birkac soru sordu, not aldi,
“tamam ben ileticem kendilerine size en uygun yolu bildiricem, bir telefon
numarasi verirseniz size donus yapayim” dedi. ben geri donus yapar mi
yapmaz mi ondan bile emin degilken, daha 1 saat olmadan ev telefonu geri caldi.
kadin dedi ki “suleyman bey bu hafta su gun su saatlerde musaitmis,
gorusmek isterseniz kendisine direk verebilirsiniz, sizi burda agirlamak da
ister…”


her aksam
haberlerde basbakan, cumhurbaskani, kulup baskanlari, dernek baskanlarinin veda
ziyaretlerini kabul eden adam, adini sanini bilmedigi bir ogrencinin mektup
birakmak istemesi uzerine ona da ayni sekilde vakit ayirmak istiyor…


simdi herhangi
bir kulupte boyle bir sey olmasi icin heralde kulup baskanina yakin saglam bir
tanidik bulmaniz gerekir… oy potansiyeli yuksek bir dernek baskani, para
babasi, medya patronu, menajer, politikaci vs…


sonrasi…


ben ve 2 ev
arkadasim, elimizde cicegimiz ve mektubumuz, kulube gittik. adam bizi odasinin
kapisinda karsiladi. oturttu. uzun uzun sohbet etti. ne okuyoruz, nereliyiz…
okudugumuz okulda tanidigi hocalar dersimize giriyor mu… memleketimizle
ilgili bildikleri… karnimiz ac mi, yemek yer miyiz? o zaman bir sey icelim…


yanimda
getirdigim bir kartpostal vardi, onu imzalamasini istedim. kendisi “arzu
edersem” bana farkli kartpostallar hediye edebilecegini, onlardan birini
imzalayabilecegini soyledi. cekmecesini acti… rozetler, anahtarliklar,
kartpostallar… hepimize hediye etti… fotograflar cekildik… kendisine yazdigim
mektubu verdim, ama icinde cok ozel seyler oldugunu ve orda okumamasini, baska
bir zaman okumasini rica ettim… kendisi icin cok degerli oldugunu, okuyup
ozenle saklayacagini soyledi.


biz adamcagizin
vaktini fazla almayalim diye musade mi istesek diye dusunurken, “arzu eder
misiniz size kulup binasini ve kupalari gezdirelim?” dedi. istemez miyiz,
atladik tabi hemen. tek tek kupalari gezdik, hepsinin senesini, anlamini,
onemini acikladi, duvarlarda cekilen fotograflar, “bu rahmetli xx
abiyle…” seklinde baslayan aciklamalar ayni sekilde devam etti…


butun bunlari
muthis bir pozitif enerjiyle, heyecanla, sevgiyle yapti…


toplamda bize bir
saatten fazla vakit ayirdi, o zamanlar yeni transferlerin fotograf cekildigi
turk bayragi ve besiktas bayraklarinin ortasinda ataturk fotografinin oldugu
meshur yerde fotograflar cekildik. -ki bunlardan birinin scan edilmis kotu bir
kopyasi yillardir -hala- facebook profil fotografimdir…-


bizi asansore
kadar ugurladi.


ve hic unutamam,
ki boyle bir seyi iyi kalpli bir roman kahramani yaratmak isteseniz ve yazsaniz
okuyucunuz inanmaz, ucuz oldugunu dusunur ama gercekten oldu:


asansorun
kapisini kapatti, biz tam dugmeye basacakken geri acti, “asansor bazen
fazla asagi iniyor, disari cikarken dikkat edin, ayaginiz takilmasin” dedi
ve tekrar vedalasip ayrildik.


asansorun kapisi
kapandiginda asagi inerken biz 3 arkadas saskin saskin birbirimizin gozune
bakiyorduk, bir sureligine hic birimiz tek kelime edemedik…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet