SON DAKİKA

Yurtsever ve Açık Bilgi Platformu | Özel Büro İstihbarat Grubu Özel Buro

FUTBOL & SPOR

FUTBOL DOSYASI /// Celal Eren ÇELİK : AKP’NİN FUTBOL ÜZERİNDEN VERDİĞİ SERMAYE SAVAŞI

FUTBOL & SPOR
Bu haber 09 Ağustos 2020 - 0:00 'de eklendi.
Whatsapp Paylaş Telegram Paylaş


Celal Eren ÇELİK : AKP’NİN FUTBOL ÜZERİNDEN VERDİĞİ SERMAYE SAVAŞI




07 Ağustos 2020


Öncelikle bu
yazı için en baştan söyleyelim ki başlığa bakıp da bir spor yahut futbol yazısı
yazdığımızı düşünmeyin…


Bu yazı
futbolun çok ötesinde bir durumu analiz ettiğimiz bir yazıdır.


AKP iktidarı
2002’de iktidara gelişi ile birlikte 2011 yılına kadar geçen süreçte kendi
medyasını,kendi STK’larını oluştururken 2011 yılından sonra ise son 100 yılın
Avrupa’da görülen en büyük “Sistematik sermaye transferi” operasyonu için
düğmeye basarken bir yandan kamu ihaleleri ile zenginleştirdiği yandaş bir
sermaye sınıfı yaratmaya başladı.


Operasyonun
diğer ve belki de daha önemli boyutu ise özellikle TMSF eli ile AKP’ye göre
“Eski” sistemin “Büyük sermayesini” temsil eden kişi ve grupların
sermayelerinin yandaş holdinglere transfer edilmesi oldu.


Bu süreçte
AKP’nin “Eski” sistemin “Büyük Sermayesini” temsil eden “Büyük sermaye
güçlerinden” sermaye transferi ile kendi sermaye sınıfını palazlandırma ve
yarattığı kendi sermaye sınıfına  siyasi finansmanını sağlatma projesinin
en önemli kurbanlarından ikisi UZAN GRUBU ve KARAMEHMET GRUBU oldu…


Ancak AKP
“Eski” olarak nitelediği sistemin kendisine direnen “Büyük Sermaye” gruplarının
en büyük temsilcisi olan Koç Grubu’nu ne çok istese de tasfiye edemiyordu.


Koç Grubu
ile AKP iktidarı arasında süren bu soğuk savaş “Derinlerde” devam etse de
AKP  Koç’u tasfiye edemeyecekti zira AKP’yi “İktidara taşıyan” “Uluslar
arası Kuruluşların” “Protokol Masasına” KOÇ GRUBU “Masanın Sahiplerinden
Birisi” olarak oturalı 50 seneyi geçmekteydi.


KOÇ-AKP “Soğuk
savaşını” burada neden not ettiğimizi de yazının az sonraki bölümlerinde çok
daha net anlayacaksınız.


***


Bu 2 gruptan
Mehmet Emin Karamehmet’in sahibi olduğu Çukurova Grubu’na bağlı Pamukbank’a
yapılan operasyon ile başlayan süreç,grubun medya kuruluşlarının yandaş “Havfuz
müteahhitlerinin” eline geçmesi ile devam ederken sıranın yıllardır lig
maçlarının yayıncısı olan DİGİTÜRK’e gelmesi ise kaçınılmazdı.


Ve beklenen
gerçekleşti 2015 yılında Karamehmet’e ait DİJİTÜRK, AKP’nin  yakın ve
“Özel” ilişkileri olan Katar Devleti’nin “VARLIK FONU” olan Qatar Investment
Authority yani KATAR YATIRIM OTORİTESİ’nin sahibi olduğu BeIN Sports’a satıldı.


Bu satış
gerçekleştiğinde aslında kimse Türk futbolu için hazırlanan “Büyük Plan” için
de düğmeye basıldığının farkında dahi değildi…


***


Yazımızın
bundan sonrasının çok daha iyi anlaşılması ve anlamlandırılabilmesi açısından
şu veriyi burada sizlerle paylaşmamız hayati öneme sahip: Futbol bugün
futbolcu satışları,menajerlik ücretleri,tribün gelirleri,yayıncı gelirleri,lisanslı
ürün satışı,İDDAA gelirleri ve tabii ki  canlı bahis oyunları gelirleri
ile artık bir spor olmanın çok ötesine geçerek Türkiye’de yaklaşık 5 milyar
dolarlık bir sektör,bir endüstri halini almıştır.


Türkiye’nin en
önemli gelir kalemlerinden birisi olan turizm sektörünün 2019 verilerine göre
34 milyar dolar olduğu göz önüne alındığında böylesi devasa ve Türkiye’nin en
önemli gelir kalemlerinden birisi olan sektörün 7’de 1’i oranında bir büyüklüğe
sahip oluşu futbolun Türkiye’de nasıl bir büyük “Rant endüstrisi” halini
aldığını da çok daha net olarak gözler önüne sermektedir.


İşte böylesi
devasa  bir sektörde AKP’nin sürekli bir “Soğuk Savaş” yaşattığını az önce
belirttiğimiz KOÇ GRUBU, Galatasaray’da ailenin damadı İnan Kıraç,Beşiktaş’ta
holdingin yıllarca Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yapan ve hali hazırda “Onursal
Başkan” olan Rahmi Koç ile, Fenerbahçe’de ise önce Mustafa Koç ardından ise
bugün başkan Ali Koç vasıtası ile “Belirleyici ve yönlendirici konumdaydı.


Yani bu devasa
sektörde kimin şampiyon olup olmadığı çok önemli değildi aslında kazanan her
zaman Koç Grubu olmaktaydı.


***


Biz Katarlı
BeIn Sports’un 2015’te DİJİTÜRK’ü alması ile başlayan büyük “operasyon”
sürecine geri dönelim…


2015 yılında
DİJİTÜRK’ü satın alan BeIN Sports 2016 yılında yapılan Süper Lig yayın
ihalesine girdi ve tamı tamına 600 milyon Dolarlık teklif ile ihaleyi kazandı.


Oysa bu
durumda bir terslik vardı…


Zira Türkiye
Süper Lig’i Fransa,Almanya,İspanya,İtalya ve İngiltere gibi “Majör” bir lig
değildi. Dünyanın hiçbir ülkesinde izlenmiyordu.


Türkiye Süper
Ligi’nin “Marka değeri” ise yerlerde sürünüyordu…


Ama Katar
Devleti’ne ait BeIN Sports geliyor ve bu aslında belki de reelde 100-150 milyon
dolar edecek lige 600 milyon dolar yayın hakkı veriyordu.


Bu o dönem
“Federasyonun ve Kulüpler Birliği’nin büyük başarısı” olarak lanse edilmişti….


Ama aslında
“Federasyonun ve Kulüpler Birliği’nin Dizaynı” da bu büyük planın bir
parçasıydı.


***


AKP iktidarı
bu milyarlarca dolarlık rantın döndüğü ve soğuk savaş içerisinde olduğu KOÇ
GRUBU’nun “Dolaylı Kontrolü” altındaki futbol endüstrisinin başına “Emanetçi”
aramış ve en sonunda bunun için en uygun emanetçi olarak aynı zamanda enerji
piyasasında KOÇ’un rakibi olan Yıldırım Demirören’i Beşiktaş tarihinin en kötü
başkanlarından birisi olmasına rağmen TFF’nin başına getirmişti.


Kulüpler
Birliği’nin başına ise Erdoğan Ailesi’nin Emine Erdoğan tarafından “Eniştesi”
Göksel Gümüşdağ getirilmiş,Gümüşdağ aynı zamanda başlatılan İstanbul Başakşehir
“Projesinin” de başına oturtulmuştu.


***


İşte bu
şartlar altında amaçlanan şuydu:Öncelikle finansal olarak kritik durumdaki
kulüpler yayıncı kulüpten beklemedikleri oranda artan yayın gelirlerine
kavuşacak,bununla birlikte harcama sınırlarını zorlayacak ve giderek batağa
saplanacaktı…


Aynen
“Planlandığı” gibi oldu…


Başta 3 büyük
kulüp olmak üzere takımlar yayıncı kuruluştan gelirlerin aniden ciddi
miktarlara çıkması ile birlikte milyon Euro’luk transferler yaptılar,açıldıkça
açıldılar ve gün geçtikçe batağa saplandılar…


Planın ilk
aşaması 4 sene içerisinde tamamlandı.Kulüpler yayıncı kuruluş olmasa
“İFLASLARINI” açıklayacak hale geldi,yayıncı kuruluş bu gücünü kullanarak
verdiği fiyatta indirime gitti,kulüpler daha da büyük çıkmaza girdi.


***


Bu arada
İstanbul Başakşehir “Projesi” devreye sokuldu… Diğer kulüpler borç batağında
çırpınırken,oyuncularının maaşlarını dahi ödeyemezken,AKP yönetimindeki İBB’nin
takımı olarak yola çıkan başına da “Enişte” Göksel Gümüşdağ’ın getirildiği
“Başakşehir Projesi”,İBB’ye ve doğal olarak AKP’ye yakın müteahhitler
tarafından sponsorluklara boğuldu.


Üç büyük
kulübe transfer yasakları gelirken ve, bu kulüpler futbolcuları tarafından
UEFA’ya şikayet edilecek hale gelirken Başakşehir yıldızlarla dolu kadrolar
kurdu.(Başakşehir yıllardır iyi futbol oynuyor diyenler;diğer rakipleri maddi
zorluklar ile boğuşup futbolcularına maaş ödeyemezken,kurulan alternatifli
kadrolar,hakemlerin kendisine karşı “Gayet ılımlı ve olumlu” bakışı güçlü mali yapısı
ve sıfır borç ile bir zahmet oynasın zaten…)


Bir diğer
destek de Trabzonspor’a verildi.Açılan tek telefonla Trabzonspor’un transfer
yasağı engeline takılması engellendi mesela…


AKP,kendi
medyasını ve sermayesini kurduğu gibi tasfiye edemediği KOÇ GRUBU kontrolündeki
3 büyük takımı tasfiye edeceği,”KENDİ LİGİNİ,KENDİ FUTBOLUNU” kurmayı
planlıyordu.


***


Bu “Büyük
planın” son ve öldürücü darbesi olarak borç batağına boğazına kadar batan
kulüplere kamu bankaları ile anlaşmaları “ZORUNLU” tutularak ilk 2 yıl
ödemesiz,2. Yıldan sonra %5, 3. Yıl %10, sonraki 3. Yıl ise borcun tamamını
ödemek zorunda olacakları bir “YAPILANDIRMA” önerildi.


Bu plan “TÜRK
FUTBOLUNUN TESLİM ALINMASI” anlaşmasından başka bir şey değildi.


Zira
Türkiye’de bu anlaşmayı imzalamasının ardından 3 sene sonra tüm borçlarını
ödeyebilecek tek bir kulüp yok.


Bu anlaşmanın
çok “Kritik” bir maddesi daha var…


Bankalar ile
bu anlaşmayı imzalayan kulüplerin yöneticileri bu alınacak krediye “ŞAHSİ”
kefalet vermek zorunda.Yani 3 sene sonra o kulüp borcunu ödeyemezse banka
gelecek ve bizzat anlaşmaya imza atan o kulübün başkanından parayı tahsil
edecek.


Yani
Fenerbahçe bu anlaşmayı imzalasa ve 3 sene sonra bu borçların tamamını
ödeyemezse Başkan Ali Koç’a gelecekler ve yaklaşık  2 milyar TL
isteyecekler.


Ali Koç kim?
AKP’nin “Soğuk Savaş sürdürdüğü”, 3 büyük kulüpte “Belirleyici rol oynayan” KOÇ
HOLDİNG Yönetim Kurulu Başkan Vekili.

Peki Ali Koç’un Yönetim Kurulu Başkan Vekili olduğu Koç Holding’in en
önemli faaliyet alanlarından birisi hangi “Stratejik” sektör? Savunma Sanayii…


Yani “Damat”
Selçuk Bayraktar ve “Yandaş” Ethem Sancak’ın sektöründeki  bölüm…


***


Şartlar
böyle  olunca doğal olarak Fenerbahçe ise bu anlaşmayı imzalamayı reddeden
tek kulüp oluyordu.Özel bankalardan daha uygun şartlarda yapılandırma anlaşması
yapma imkanı bulan Fenerbahçe “Kulübü ipotek altına alan” bu anlaşmayı
reddediyor ve başka kulüpleri de uyarıyordu.


Fenerbahçe bu
anlaşmanın ancak 10 yıllık bir vadeye yayılması halinde mantıklı ve
imzalanabilir olduğunu savunuyor ve TFF’yi bunu kabul etmesi için zorluyor.


Bu hali
ile hayata geçirilen “Yapılandırma” planın 3 maksimum sene- ki bu anlaşmaya
imza atan kulüpler 3 seneye kalmadan iflas bayrağını çekeceklerdir- sonraki
“ÖLDÜRÜCÜ DARBESİ” ve son aşaması olarak kurgulanıyor.


O aşama ise
borçlarını ödeyemeyen tüm kulüplerin iflasını açıklaması ve bu
kulüplerin ölü fiyatına başta Katarlı “Özel dostlar” tarafından satın
alınarak yeni bir rant alanı oluşturulması ve bu tamamen AKP tarafından kontrol
edilecek rant alanından milyarlarca dolarlık gelirin AKP “havuzuna” akması.


Bu arada tüm
kulüpler AŞ statüsünde olup borsada işlem gördüklerinden ötürü,borsada
da kulüp hissesini satın alan çok sayıda küçük yatırımcının düşeceği
durumu,edeceği zararları ise böylesi önemli bir planda önemseyen yok.


***


Peki
Fenerbahçe bu “Esir alma anlaşmasını” imzalamayı reddedince ne oldu? TFF
“yanlış hesap” sistemleri ile Fenerbahçe’nin elini kolunu bağlayan,transfer
yapmasını imkansız hale getirecek “TRANSFER LİMİTLERİNİ” getirdi.


Ali Koç’un
karşı hamlesi ise KOÇ HOLDİNG’in en büyük şirketlerinden TÜPRAŞ’ı Fenerbahçe’ye
sponsor yapmak oldu..


***


Evet sevgili
okuyucularımız günlerdir kamuoyunda çokça tartışılan “Transfer limiti”
tartışmalarının arka planındaki mücadele budur.


AKP 3 büyük
kulübü tasfiye edeceği ve Başakşehir ve Trabzonspor başta olmak üzere kendi
nüfuz alanını geliştireceği,Fedarasyonu kendisi, dizayn edeceği,İDDAA ihalesi
gelirlerini kendi “Emanetçisine” bırakacağı bir dizayn ile hem milyarlarca
dolarlık futbol endüstrisindeki ranta tek başına sahip olmayı,hem de bu devasa
endüstride yıllardır tasfiye demediği büyük sermaye grubu KOÇ’un etkinliğini
kırmak istiyor.


AKP aynı
zamanda 3 büyük kulüp taraftarının büyük kitlelerin ve tribünlerinin kendisi
aleyhinde olmasından,ilerleyen dönemlerde statlarda başlayabilecek protesto
dalgasının yayılarak büyük bir ateşin kıvılcımını yakmasından da endişeli.


Kitleleri
uyuşturmak için en önemli araçlardan birisi olarak “FUTBOLDA DA MUTLAK
HAKİMİYET” bu nedenle AKP için son derece önemli,

AKP plan program yapıyor yapmasına ama unutmamalıdır ki kafasında hayalini
kurduğu “ 3 BÜYÜKLERİN TASFİYE EDİLDİĞİ SÜPER LİG” hayali işlemez zira Türk
futbolu bu 3 büyük kulüp olmadan yürümez.


Olay Ali
Koç-Fenerbahçe olayı değildir,Türk futbolu ve kulüpler yeni, bir dizayn
içerisinde “Esir alınmaya” çalışılmaktadır.


Ve dostlar
yukarıda yazdıklarımız ışığında bir kez daha söylemek gerekir ki;
FUTBOL ASLA SADECE FUTBOL DEĞİLDİR.


Celal Eren ÇELİK : AKP’NİN FUTBOL ÜZERİNDEN VERDİĞİ SERMAYE SAVAŞI




07 Ağustos 2020


Öncelikle bu
yazı için en baştan söyleyelim ki başlığa bakıp da bir spor yahut futbol yazısı
yazdığımızı düşünmeyin…


Bu yazı
futbolun çok ötesinde bir durumu analiz ettiğimiz bir yazıdır.


AKP iktidarı
2002’de iktidara gelişi ile birlikte 2011 yılına kadar geçen süreçte kendi
medyasını,kendi STK’larını oluştururken 2011 yılından sonra ise son 100 yılın
Avrupa’da görülen en büyük “Sistematik sermaye transferi” operasyonu için
düğmeye basarken bir yandan kamu ihaleleri ile zenginleştirdiği yandaş bir
sermaye sınıfı yaratmaya başladı.


Operasyonun
diğer ve belki de daha önemli boyutu ise özellikle TMSF eli ile AKP’ye göre
“Eski” sistemin “Büyük sermayesini” temsil eden kişi ve grupların
sermayelerinin yandaş holdinglere transfer edilmesi oldu.


Bu süreçte
AKP’nin “Eski” sistemin “Büyük Sermayesini” temsil eden “Büyük sermaye
güçlerinden” sermaye transferi ile kendi sermaye sınıfını palazlandırma ve
yarattığı kendi sermaye sınıfına  siyasi finansmanını sağlatma projesinin
en önemli kurbanlarından ikisi UZAN GRUBU ve KARAMEHMET GRUBU oldu…


Ancak AKP
“Eski” olarak nitelediği sistemin kendisine direnen “Büyük Sermaye” gruplarının
en büyük temsilcisi olan Koç Grubu’nu ne çok istese de tasfiye edemiyordu.


Koç Grubu
ile AKP iktidarı arasında süren bu soğuk savaş “Derinlerde” devam etse de
AKP  Koç’u tasfiye edemeyecekti zira AKP’yi “İktidara taşıyan” “Uluslar
arası Kuruluşların” “Protokol Masasına” KOÇ GRUBU “Masanın Sahiplerinden
Birisi” olarak oturalı 50 seneyi geçmekteydi.


KOÇ-AKP “Soğuk
savaşını” burada neden not ettiğimizi de yazının az sonraki bölümlerinde çok
daha net anlayacaksınız.


***


Bu 2 gruptan
Mehmet Emin Karamehmet’in sahibi olduğu Çukurova Grubu’na bağlı Pamukbank’a
yapılan operasyon ile başlayan süreç,grubun medya kuruluşlarının yandaş “Havfuz
müteahhitlerinin” eline geçmesi ile devam ederken sıranın yıllardır lig
maçlarının yayıncısı olan DİGİTÜRK’e gelmesi ise kaçınılmazdı.


Ve beklenen
gerçekleşti 2015 yılında Karamehmet’e ait DİJİTÜRK, AKP’nin  yakın ve
“Özel” ilişkileri olan Katar Devleti’nin “VARLIK FONU” olan Qatar Investment
Authority yani KATAR YATIRIM OTORİTESİ’nin sahibi olduğu BeIN Sports’a satıldı.


Bu satış
gerçekleştiğinde aslında kimse Türk futbolu için hazırlanan “Büyük Plan” için
de düğmeye basıldığının farkında dahi değildi…


***


Yazımızın
bundan sonrasının çok daha iyi anlaşılması ve anlamlandırılabilmesi açısından
şu veriyi burada sizlerle paylaşmamız hayati öneme sahip: Futbol bugün
futbolcu satışları,menajerlik ücretleri,tribün gelirleri,yayıncı gelirleri,lisanslı
ürün satışı,İDDAA gelirleri ve tabii ki  canlı bahis oyunları gelirleri
ile artık bir spor olmanın çok ötesine geçerek Türkiye’de yaklaşık 5 milyar
dolarlık bir sektör,bir endüstri halini almıştır.


Türkiye’nin en
önemli gelir kalemlerinden birisi olan turizm sektörünün 2019 verilerine göre
34 milyar dolar olduğu göz önüne alındığında böylesi devasa ve Türkiye’nin en
önemli gelir kalemlerinden birisi olan sektörün 7’de 1’i oranında bir büyüklüğe
sahip oluşu futbolun Türkiye’de nasıl bir büyük “Rant endüstrisi” halini
aldığını da çok daha net olarak gözler önüne sermektedir.


İşte böylesi
devasa  bir sektörde AKP’nin sürekli bir “Soğuk Savaş” yaşattığını az önce
belirttiğimiz KOÇ GRUBU, Galatasaray’da ailenin damadı İnan Kıraç,Beşiktaş’ta
holdingin yıllarca Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yapan ve hali hazırda “Onursal
Başkan” olan Rahmi Koç ile, Fenerbahçe’de ise önce Mustafa Koç ardından ise
bugün başkan Ali Koç vasıtası ile “Belirleyici ve yönlendirici konumdaydı.


Yani bu devasa
sektörde kimin şampiyon olup olmadığı çok önemli değildi aslında kazanan her
zaman Koç Grubu olmaktaydı.


***


Biz Katarlı
BeIn Sports’un 2015’te DİJİTÜRK’ü alması ile başlayan büyük “operasyon”
sürecine geri dönelim…


2015 yılında
DİJİTÜRK’ü satın alan BeIN Sports 2016 yılında yapılan Süper Lig yayın
ihalesine girdi ve tamı tamına 600 milyon Dolarlık teklif ile ihaleyi kazandı.


Oysa bu
durumda bir terslik vardı…


Zira Türkiye
Süper Lig’i Fransa,Almanya,İspanya,İtalya ve İngiltere gibi “Majör” bir lig
değildi. Dünyanın hiçbir ülkesinde izlenmiyordu.


Türkiye Süper
Ligi’nin “Marka değeri” ise yerlerde sürünüyordu…


Ama Katar
Devleti’ne ait BeIN Sports geliyor ve bu aslında belki de reelde 100-150 milyon
dolar edecek lige 600 milyon dolar yayın hakkı veriyordu.


Bu o dönem
“Federasyonun ve Kulüpler Birliği’nin büyük başarısı” olarak lanse edilmişti….


Ama aslında
“Federasyonun ve Kulüpler Birliği’nin Dizaynı” da bu büyük planın bir
parçasıydı.


***


AKP iktidarı
bu milyarlarca dolarlık rantın döndüğü ve soğuk savaş içerisinde olduğu KOÇ
GRUBU’nun “Dolaylı Kontrolü” altındaki futbol endüstrisinin başına “Emanetçi”
aramış ve en sonunda bunun için en uygun emanetçi olarak aynı zamanda enerji
piyasasında KOÇ’un rakibi olan Yıldırım Demirören’i Beşiktaş tarihinin en kötü
başkanlarından birisi olmasına rağmen TFF’nin başına getirmişti.


Kulüpler
Birliği’nin başına ise Erdoğan Ailesi’nin Emine Erdoğan tarafından “Eniştesi”
Göksel Gümüşdağ getirilmiş,Gümüşdağ aynı zamanda başlatılan İstanbul Başakşehir
“Projesinin” de başına oturtulmuştu.


***


İşte bu
şartlar altında amaçlanan şuydu:Öncelikle finansal olarak kritik durumdaki
kulüpler yayıncı kulüpten beklemedikleri oranda artan yayın gelirlerine
kavuşacak,bununla birlikte harcama sınırlarını zorlayacak ve giderek batağa
saplanacaktı…


Aynen
“Planlandığı” gibi oldu…


Başta 3 büyük
kulüp olmak üzere takımlar yayıncı kuruluştan gelirlerin aniden ciddi
miktarlara çıkması ile birlikte milyon Euro’luk transferler yaptılar,açıldıkça
açıldılar ve gün geçtikçe batağa saplandılar…


Planın ilk
aşaması 4 sene içerisinde tamamlandı.Kulüpler yayıncı kuruluş olmasa
“İFLASLARINI” açıklayacak hale geldi,yayıncı kuruluş bu gücünü kullanarak
verdiği fiyatta indirime gitti,kulüpler daha da büyük çıkmaza girdi.


***


Bu arada
İstanbul Başakşehir “Projesi” devreye sokuldu… Diğer kulüpler borç batağında
çırpınırken,oyuncularının maaşlarını dahi ödeyemezken,AKP yönetimindeki İBB’nin
takımı olarak yola çıkan başına da “Enişte” Göksel Gümüşdağ’ın getirildiği
“Başakşehir Projesi”,İBB’ye ve doğal olarak AKP’ye yakın müteahhitler
tarafından sponsorluklara boğuldu.


Üç büyük
kulübe transfer yasakları gelirken ve, bu kulüpler futbolcuları tarafından
UEFA’ya şikayet edilecek hale gelirken Başakşehir yıldızlarla dolu kadrolar
kurdu.(Başakşehir yıllardır iyi futbol oynuyor diyenler;diğer rakipleri maddi
zorluklar ile boğuşup futbolcularına maaş ödeyemezken,kurulan alternatifli
kadrolar,hakemlerin kendisine karşı “Gayet ılımlı ve olumlu” bakışı güçlü mali yapısı
ve sıfır borç ile bir zahmet oynasın zaten…)


Bir diğer
destek de Trabzonspor’a verildi.Açılan tek telefonla Trabzonspor’un transfer
yasağı engeline takılması engellendi mesela…


AKP,kendi
medyasını ve sermayesini kurduğu gibi tasfiye edemediği KOÇ GRUBU kontrolündeki
3 büyük takımı tasfiye edeceği,”KENDİ LİGİNİ,KENDİ FUTBOLUNU” kurmayı
planlıyordu.


***


Bu “Büyük
planın” son ve öldürücü darbesi olarak borç batağına boğazına kadar batan
kulüplere kamu bankaları ile anlaşmaları “ZORUNLU” tutularak ilk 2 yıl
ödemesiz,2. Yıldan sonra %5, 3. Yıl %10, sonraki 3. Yıl ise borcun tamamını
ödemek zorunda olacakları bir “YAPILANDIRMA” önerildi.


Bu plan “TÜRK
FUTBOLUNUN TESLİM ALINMASI” anlaşmasından başka bir şey değildi.


Zira
Türkiye’de bu anlaşmayı imzalamasının ardından 3 sene sonra tüm borçlarını
ödeyebilecek tek bir kulüp yok.


Bu anlaşmanın
çok “Kritik” bir maddesi daha var…


Bankalar ile
bu anlaşmayı imzalayan kulüplerin yöneticileri bu alınacak krediye “ŞAHSİ”
kefalet vermek zorunda.Yani 3 sene sonra o kulüp borcunu ödeyemezse banka
gelecek ve bizzat anlaşmaya imza atan o kulübün başkanından parayı tahsil
edecek.


Yani
Fenerbahçe bu anlaşmayı imzalasa ve 3 sene sonra bu borçların tamamını
ödeyemezse Başkan Ali Koç’a gelecekler ve yaklaşık  2 milyar TL
isteyecekler.


Ali Koç kim?
AKP’nin “Soğuk Savaş sürdürdüğü”, 3 büyük kulüpte “Belirleyici rol oynayan” KOÇ
HOLDİNG Yönetim Kurulu Başkan Vekili.

Peki Ali Koç’un Yönetim Kurulu Başkan Vekili olduğu Koç Holding’in en
önemli faaliyet alanlarından birisi hangi “Stratejik” sektör? Savunma Sanayii…


Yani “Damat”
Selçuk Bayraktar ve “Yandaş” Ethem Sancak’ın sektöründeki  bölüm…


***


Şartlar
böyle  olunca doğal olarak Fenerbahçe ise bu anlaşmayı imzalamayı reddeden
tek kulüp oluyordu.Özel bankalardan daha uygun şartlarda yapılandırma anlaşması
yapma imkanı bulan Fenerbahçe “Kulübü ipotek altına alan” bu anlaşmayı
reddediyor ve başka kulüpleri de uyarıyordu.


Fenerbahçe bu
anlaşmanın ancak 10 yıllık bir vadeye yayılması halinde mantıklı ve
imzalanabilir olduğunu savunuyor ve TFF’yi bunu kabul etmesi için zorluyor.


Bu hali
ile hayata geçirilen “Yapılandırma” planın 3 maksimum sene- ki bu anlaşmaya
imza atan kulüpler 3 seneye kalmadan iflas bayrağını çekeceklerdir- sonraki
“ÖLDÜRÜCÜ DARBESİ” ve son aşaması olarak kurgulanıyor.


O aşama ise
borçlarını ödeyemeyen tüm kulüplerin iflasını açıklaması ve bu
kulüplerin ölü fiyatına başta Katarlı “Özel dostlar” tarafından satın
alınarak yeni bir rant alanı oluşturulması ve bu tamamen AKP tarafından kontrol
edilecek rant alanından milyarlarca dolarlık gelirin AKP “havuzuna” akması.


Bu arada tüm
kulüpler AŞ statüsünde olup borsada işlem gördüklerinden ötürü,borsada
da kulüp hissesini satın alan çok sayıda küçük yatırımcının düşeceği
durumu,edeceği zararları ise böylesi önemli bir planda önemseyen yok.


***


Peki
Fenerbahçe bu “Esir alma anlaşmasını” imzalamayı reddedince ne oldu? TFF
“yanlış hesap” sistemleri ile Fenerbahçe’nin elini kolunu bağlayan,transfer
yapmasını imkansız hale getirecek “TRANSFER LİMİTLERİNİ” getirdi.


Ali Koç’un
karşı hamlesi ise KOÇ HOLDİNG’in en büyük şirketlerinden TÜPRAŞ’ı Fenerbahçe’ye
sponsor yapmak oldu..


***


Evet sevgili
okuyucularımız günlerdir kamuoyunda çokça tartışılan “Transfer limiti”
tartışmalarının arka planındaki mücadele budur.


AKP 3 büyük
kulübü tasfiye edeceği ve Başakşehir ve Trabzonspor başta olmak üzere kendi
nüfuz alanını geliştireceği,Fedarasyonu kendisi, dizayn edeceği,İDDAA ihalesi
gelirlerini kendi “Emanetçisine” bırakacağı bir dizayn ile hem milyarlarca
dolarlık futbol endüstrisindeki ranta tek başına sahip olmayı,hem de bu devasa
endüstride yıllardır tasfiye demediği büyük sermaye grubu KOÇ’un etkinliğini
kırmak istiyor.


AKP aynı
zamanda 3 büyük kulüp taraftarının büyük kitlelerin ve tribünlerinin kendisi
aleyhinde olmasından,ilerleyen dönemlerde statlarda başlayabilecek protesto
dalgasının yayılarak büyük bir ateşin kıvılcımını yakmasından da endişeli.


Kitleleri
uyuşturmak için en önemli araçlardan birisi olarak “FUTBOLDA DA MUTLAK
HAKİMİYET” bu nedenle AKP için son derece önemli,

AKP plan program yapıyor yapmasına ama unutmamalıdır ki kafasında hayalini
kurduğu “ 3 BÜYÜKLERİN TASFİYE EDİLDİĞİ SÜPER LİG” hayali işlemez zira Türk
futbolu bu 3 büyük kulüp olmadan yürümez.


Olay Ali
Koç-Fenerbahçe olayı değildir,Türk futbolu ve kulüpler yeni, bir dizayn
içerisinde “Esir alınmaya” çalışılmaktadır.


Ve dostlar
yukarıda yazdıklarımız ışığında bir kez daha söylemek gerekir ki;
FUTBOL ASLA SADECE FUTBOL DEĞİLDİR.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

TÜM KATEGORİLER
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER