Waldheim´in Nazi
Geçmişi OSCAR adayı – THE WALDHEIM WALTZ


2019 Oscarlarında En İyi Yabancı
Film dalında Avusturya’nın adayı olan ‘The Waldheim Waltz’, BM eski genel
sekreterinin Avusturya cumhurbaşkanlığına seçildiği sıralarda, Nazi geçmişi
ortaya çıktıktan sonraki protestoları konu ederek günümüze ışık tutuyor.


Derleyen:
Janet Mitrani


Kurt Waldheim en zoru başardı: II. Dünya Savaşında Nazi ordusunda
asker ve istihbarat subayı olarak görev yaptıktan sonra, Birleşmiş Milletler’de
iki kere genel sekreter seçildi; bununla da kalmayıp kariyerini 1986’dan
1992’ye kadar ülkesi Avusturya’nın cumhurbaşkanı olarak taçlandırdı.


Peki bunu nasıl başarabildi?


Tabii ki dünyayı savaş sırasında sadece ona verilen emirleri
yerine getiren basit bir asker olduğuna inandırarak… Bu sırada hem
vatandaşlarını hem de dünya kamuoyunu, Hitler’in 1938’de Avusturya’yı Alman
topraklarına katarak ülkeyi Nazi saldırganlığının ilk kurbanı yaptığına bile
inandırdı.


O dönemde Avusturyalı diplomatlar, halkı, gerçekte Avusturyalı
olan Hitler’in Alman asıllı, gerçekte Alman olan Beethoven’ın da Avusturya
asıllı olduğuna inandırmayı da başarmışlardı.


Buna rağmen, Waldheim’ın 1986’daki cumhurbaşkanı adaylığı
sırasında, savaşta yaptıkları peşini bırakmadı. Protestocular arasında Viyanalı
Yahudi film yapımcısı Ruth Beckermann da vardı ve gerek Waldheim’a gerekse
muhalefete karşı düzenlenen büyük çaplı gösterileri filme alıyordu.


Yıllar ve onlarca film sonra, Beckermann o zamanlarda çektiği
karelere tekrar bakmaya karar verdi.


Beckermann’ın yeni filmi, “The Waldheim Waltz” yakın tarihin
ilginç karakterlerinden birinin attığı akıllıca adımları konu ederken,
Waldheim’ın kariyerinin günümüz Avrupa ve Amerika’sındaki politik
dalgalanmalara nasıl sebep olduğunu gözler önüne seriyor. Film Avusturya’yı “En
İyi Yabancı Film” dalında Oscarlarda temsil etmek üzere seçildi.


1980’lerin başlarında, Waldheim’ın BM Genel Sekreterliği ile
Avusturya Cumhurbaşkanlığı arasındaki dönemde, Dünya Yahudi Kongresi siyaset
hayatına müdahalede bulunmak için bir çalışma başlatmıştı.


Nazi avcısı Eli Rosenbaum’un araştırmasına göre, Rus cephesindeki
hizmetlerinden sonra, Waldheim, Balkanlar’da Alman ordusunun istihbarat subayı
olarak görev yapmıştı. Bu sırada, Yugoslavya ve Yunanistan’da sivil halka
yapılan acımasız muamelelerde, özellikle de Selanik’teki büyük Yahudi nüfusunun
Nazi ölüm kamplarına gönderilmesinde büyük rol oynamıştı. Bu araştırmada 1938
Kasım’ında SA’ya (Sturmabteilung – Saldırı bölüğü) yani Paramiliter (yarı
askeri) Nazi örgütüne katıldığı da ortaya çıkmıştı.


Suçlamalar ve Waldheim yandaşlarının inkârları, 1986 seçim
kampanyasının merkezine yerleşti. Protestocuların, “Antisemitizme Hayır,
Waldheim’e Hayır” sloganlarına karşılık yandaşları “Biz Avusturyalılar kimi
istersek seçeriz” ve “Waldheim, dünyanın güvendiği Avusturyalı” diyorlardı.


Beckermann, filmine hem arşivlerden hem de gündelik haberlerden
bilgiler ekleyerek, 1980’lerdeki olaylarla şimdiki Avrupa ve Amerika’daki
politik gelişmeler arasında tarihi bir köprü kuruyor.


Bir röportajda kendisini yönetmen, yapımcı, metin yazarı, hikâyeci
ve “yarı protestocu, yarı belgeselci” olarak tanıtan Beckermann, 1986 Avusturya
seçimlerinde, günümüzde hâlâ aktif olan ve gittikçe artan yeni politik güçlerin
doğuşuna tanık olduğunu belirtiyor.


Beckermann’a göre, Waldheim’in cumhurbaşkanı seçilmesi, geleneksel
muhafazakâr ideolojilerle, sağcıların popülist ve milliyetçi isteklerinin bir
araya gelmesinden doğan koalisyonun ilk zaferi oldu.


Bu gücün zamanımızdaki örnekleri de, Avusturya, Polonya ve
Macaristan’daki göçmen karşıtı popülist liderler, İngiltere’deki Brexit
hareketi, İsrail ve Fransa’da gittikçe artan sağcı seçmenler ve Amerika’da
Donald Trump’ın başkan olarak seçilmesi diyor Ruth Beckermann.


Waldheim, cumhurbaşkanlığı süresince, Amerika ve diğer batı
devletlerinde “İstenmeyen kişi” olarak değerlendiriliyordu. (Arap ülkelerine ve
Vatikan’a girişinde sorun yoktu.) 2007’deki cenazesinde zamanın Avusturya
Cumhurbaşkanı Heinz Fischer, “Waldheim, hayatının bir bütün olarak görülmesini
hak ediyor” demişti.


Kötümser yorumlarına rağmen, Beckermann’ın içinde hâlâ bir umut
var. “İyi insanlar bir araya gelecek – tam olarak ne zaman olacağını bilmesem
de” diyor ve ekliyor: “İnsanoğlu hayatta kalacak.”