ARZU KÖK : Z…

Z…

Yıllar önce izlemiş olmama rağmen dün oturup yeniden Costa
Gavras tarafından 1969 yılında Vassilis Vassilikos’un yazdığı aynı adlı
romandan beyazperdeye uyarladığı siyasi içerikli bir Fransız filmi olan
‘Ölümsüz’ü izledim yeniden. Bilmem izleyeniniz var mı?

Bazıları filmi ‘Z’ olarak da bilir. Bu film bize bir
cuntanın nasıl yenildiğini anlatır. Filmde isim yoktur, ülke yoktur. Hiçbir şey
anlatılmaz ama sonuna kadar hissettirilir. Filmde Yunanistan’da 1963 yılında
solcu milletvekili Gregoris Lambrakis’in öldürülmesi sonrasında gerçekleşen
olaylar anlatılsa da filmde hiçbir şekilde ülke ismi ve isimler açıkça
belirtilmez. Bir dönem bu film Yunanistan ve ülkemizde sansür nedeniyle
yasaklansa da çok sonraları, 1998 yılında izlediğimde ciddi anlamda çok etkilenmiştim.
Yıllar sonra, yani dün yeniden izlediğimde de kendime gelemedim bir süre.

Film başladığı anda ilk olarak şu cümle irkilmenize neden
oluyor: “Gerçek olaylarla, sağ ya da ölü olsun gerçek kişilerle olan
benzerlikler tesadüfi değildir. Her şey kasıtlıdır.”

Film, emniyet müdürünün solcuları ve topluma zararlı
kişilerin birer asalak olduğunu, onları kımıl zararlısı gibi yok etmek
gerektiği konusundaki konuşmasıyla başlar. Sonrasında muhalif milletvekili
Gregoris Lambrakis yaptığı bir siyasi konuşmanın hemen ardından sokakta,
polisin gözü önünde kafasına odunla vurularak darp edilir. Hastaneye
kaldırılır. Ama kurtarılması mümkün olmaz.

Hükümet emrinde çalışan savcı olayla ilgili olarak
görevlendirilir. Polis ve askeri yetkililer, savcıyı olayın bir kaza olduğu
yönünde ikna etmeye çalışırlar. Dosyaya “kaza sonucu ölüm” ibaresini
düşerek kapatmasını isterler.

Ancak savcı, yönlendirmelerden etkilenmez ve olayı
derinlemesine araştırmaya karar verir. Soruşturmasını derinleştirdikçe de,
olayın bir kaza değil, örgütlü bir cinayet olduğunun farkına varır. Polis
örgütü ve ordu içindeki üst düzey görevlilerin, sağcı çetelerle anlaşarak
muhalif milletvekilinin katledildiği sonucuna varır. Savcı; resmi yetkililerle
sağcı çetelerin nasıl görüşüp anlaştığını fotoğraflarla ve tanıklıklarla ortaya
çıkarır. Askeri yetkililer ve polis şefleri sanık olarak mahkemeye çağrılırlar.

“Savcı tüm delil ve sonuçlara ulaştı, olay
çözülecek” derken, hükümetin emrini dinlemeyerek olayı örtbas etmeyen
savcı görevden alınır. Bu da yetmezmiş gibi tüm tanıklar ardı ardına nedense
–yanlış anlamayın, tamamıyla tesadüfen- “kaza sonucu” ölürler. Haberi
gazeteye taşıyan gazeteci ise “resmi belgeleri yayınlamak” suçundan
hapse atılır.

Bu olayların sonrasında ise; uzun saçı, mini eteği,
Sofokles’i, Sokrates’i, Tolstoy’u, Rus usulü kadeh kaldırmayı, grevi,
ansiklopediyi, Beatles’ı, Aristofanes’i, Ionesco’yu, Sartre’ı, Çehov’u, basın
özgürlüğünü, sosyolojiyi, eşcinselliği, Beckett’i, Dostoyevski’yi, modern
matematiği, modern sanatı ve Z harfini yasaklarlar.

Z harfi ise eski Yunanca da ‘yaşıyor’ anlamındadır ve
direnişin ölmediğini, devam ettiğini, edeceğini simgeler. Bu nedenle duvarlara
yazılır ve direniş başlar. Cunta gidene dek de duvarlardan silinmez. Zaten çok
geçmeden de cunta tarihin çöplüğünde yerini alır.

Hele ki film “direniş ve direnenler yaşıyor”,
“savcı yaşıyor” anlamındaki Z harfi perdeyi boydan boya kaplayarak
bittiğinde damarlarımdaki kanın nasıl da bir koşturmacaya girdiğini anlatamam.

Costa Gavras’ın en iyi yabancı film Oscar’ı aldığı bu filmi
izlediyseniz yeniden, izlemediyseniz de bulup izlemenizi öneririm sizlere. Bazı
durumlar arasındaki benzerlikleri fark ettiniz mi bilmem. Ama derim ki bazı
şeyleri görmek, anlamak adına bu filmi izlemenin tam sırası…


























Arzu KÖK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet