TAHA KILINÇ : Değişen hedef



İsrail’in
kuruluşuyla birlikte, binlerce Ramleli gibi Vezîr ailesine de göç yolu
görünmüştü. Taşıyabilecekleri basit eşyaları sırtlarına yüklenerek, yolun
çoğunu yalın ayak yürüyüp Gazze’ye geçtiler. 13 yaşındaki Halîl ve kardeşleri
için, yeni ve zor bir hayat başlıyordu artık. Hiçbir şeyin eskisi gibi
olmayacağı, sıkıntılı ve bol imtihanlı bir hayat…

Üniversite çağına gelince, okumak için Mısır’a geçen
Halîl el Vezîr, İskenderiye Üniversitesi’ne kaydolduğunda, aktif politik
mücadelenin içine çoktan girmişti. Filistin topraklarının işgali onu ve
kuşağını İsrail’e karşı direniş için birer gönüllü savaşçı haline getirirken,
bu direnişin ne şekilde yürütüleceği konusunda ortada henüz net bir yol
haritası yoktu. Halîl el Vezîr’in zihni, kendisinden altı yaş büyük,
Abdurrahman Arafat el Kudva isimli bir başka Filistinli aktivistle tanışınca
netleşti. Tarihe “Yaser Arafat” adıyla geçecek olan Abdurrahman ve yakın
arkadaşı Halîl, Filistin’in kurtuluşu için bir organizasyon oluşturma konusunda
kafa kafaya verdiler. Böylece, 1959’da Fetih Hareketi doğdu. 1965’te Cemal
Abdunnâsır’ın ön ayak olmasıyla kurulacak olan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ),
kısa zaman içinde Fetih kadrosunun kontrolü altına girecekti.


Fetih’in kuruluşunun ardından, İsrail’le Filistinli
gruplar arasında, kelimenin tam anlamıyla kanlı bir köşe kapmaca başladı. Filistinlilerin
düzenlediği çok sayıda baskın ve saldırıya, İsrail daha büyükleriyle karşılık
veriyor, böylece tarafların kayıpları da gittikçe artıyordu. Dünyaya gelen ilk
oğluna nispetle Ebû Cihâd künyesini alan Halîl el Vezîr, İsrail’e ve
İsraillilere karşı yürütülen operasyonların beyni ve planlayıcısıydı.
Dolayısıyla, İsrail’in hedefine girmekte de gecikmedi.


Kahire, Şam, Beyrut ve Amman arasında mekik dokuyarak
ve ustaca kamufle olarak yaşayan Ebû Cihâd, 1986’da Ürdün’den sınır dışı
edilmesinden sonra, ailesini de yanına alarak -diğer FKÖ liderleri gibi-
Tunus’a yerleşti. Tunus, Ebû Cihâd’ın 53 yıllık kısa ve hareketli ömrünün sona
ereceği ülke olacaktı:


15 Nisan 1988 günü, İsrail ordusuna mensup bir grup
komando, botlarla Tunus’un başkenti Tûnis yakınlarında gizlice sahile çıktı. 26
kişilik tim, dört gruba ayrılmıştı. Ebû Cihâd’ın yaşadığı korunaklı villayı
basacak olan öncü birliğe, Mossad’ın önemli isimlerinden Nahum Lev liderlik
yapıyordu. Diğer gruplar, destek ve gerekirse saldırıya yardım için onların
arkasından geliyordu.


Ertesi gün, 16 Nisan’da, kadın kılığına girmiş bir
askerin kendisine eşlik ettiği, turist görünümlü Lev, elinde çikolata süsü
verilmiş bir kutu taşıyarak Ebû Cihâd’ın yaşadığı villanın önüne geldi. Kutunun
içinde elbette, ucuna susturucu takılmış bir tabanca bulunuyordu. Dış kapıyı
bekleyen Arap korumayı aracında uyurken bulup öldüren Lev ve adamları, daha
sonra kolayca villanın kapısından içeri süzüldüler. Alt katta yine uykuda
yakaladıkları bahçıvanı ve diğer korumayı da etkisiz hale getirdikten sonra,
üst kata çıktılar. Merdiven başında elinde silahla karşılaştıkları Ebû Cihâd,
silahını ateşlemeye fırsat bulamadan, Mossad ajanlarının kurşunlarına hedef
oldu.


2000 yılında bir trafik kazasında hayatını kaybeden
Nahum Lev, ölümünden hemen önce, İsrail’in etkili gazetelerinden Yediot
Aharonot’un muhabiri Ronen Bergman’a konuşarak suikastın bütün detaylarını
aktarmıştı. Kazadan 12 yıl sonra 2012’de, İsrail istihbaratı, röportajın
yayımlanmasına nihayet onay verince, Ebû Cihâd’ın Tunus’taki evinde nasıl
öldürüldüğünü bütün dünya da öğrenmiş oldu.


Fetih ve FKÖ, artık İsraillileri fiziksel anlamda
hedef almaktan kaçınan bir çizgiye gelmiş bulunuyor. İsrail de, artık Fetih ve
FKÖ’nün lider takımını suikastlar yoluyla ortadan kaldırmaktan vazgeçti. İki
taraf da, üçüncü bir “ortak düşman”a karşı, birbirlerine yaklaştılar ve ihtiyaç
duymaya başladılar çünkü: Hamas, genel anlamda da İslâmcı hareketler.
1990’ların başından beri, Filistin davasını bu parantez çerçevesinde düşünmek
ve özetlemek mümkün.


Suikasta kurban gitmesinin 31’inci yıldönümünde Ebû
Cihâd’ı bir kez daha hatırlarken, onun şahsında, Filistin davasının acıklı
serencamını, iç çekişmelerini ve rakip fraksiyonların çatışmalarının İsrail
tarafından nasıl ustalıkla kullanıldığını da hatırlamamak imkânsız.