Cialis 20 Mg Cialis Viagra Satış Cialis 5 mg Viagra sipariş elektronik sigara

SAMİ
MENTEŞ : Gülen ABD’den gönderilirse hangi ülkeye gidecek

II. Uluslararası Güvenlik Sempozyumu Raporu, Polis Akademisi
Yayınları’ndan “Uluslararası bir tehdit olarak FETÖ” başlığıyla
yayımlandı.


Polis Akademisi II. Uluslararası Güvenlik
Sempozyumu Raporu, Polis Akademisi Yayınları’ndan “Uluslararası
bir tehdit olarak FETÖ”
başlığıyla yayımlandı.


Öğretim üyelerinin hazırladığı raporda,
FETÖ’nün tarihi, amaçları, özellikleriyle ilgili bilgiler verildi.


FETÖ’nün medya ve eğitim yapılanmasıyla ilgili
bilgilerin de yer aldığı raporda, örgütün yurtdışı yapılanması anlatıldı.


FETÖ ABD DEVLETİ TARAFINDAN KOLLANIYOR


Raporda, “ABD’de FETÖ yapılanması
ara başlığı altında şu satırlara yer verildi:


“FETÖ’nün lideri Fethullah Gülen’in
ikametgâhı olması nedeniyle ABD, örgütün hâlihazırda dünya çapında
faaliyetlerinin merkezi konumundadır. Örgütün ABD’de yaygın bir okul
yapılanması, ticaret ağı ve sahip olduğu milyarlarca dolara ulaşan bir ekonomik
hacmi mevcuttur. Bu minvalde, FETÖ’nün ABD’de sayıları 140’ın üzerinde okulu
bulunmaktadır. Bu okullarda yaklaşık 60 bin öğrenci eğitim almaktadır. Aynı
zamanda ekonomik faaliyetleri vasıtasıyla FETÖ ABD’de yılda 500 milyon dolardan
fazla gelir elde etmektedir.”


FETÖ’nün Amerikan devletinde ya da devletin
bazı kurumları tarafından kollandığına dair güçlü emarelerin olduğunun
belirtildiği raporda “ABD makamlarının FETÖ’ye ülkesinde yapılanması konusunda izin
verdiği görülmektedir. Bu sayede FETÖ’nün ABD yapılanması eğitim, kültür,
ticaret ve siyaset alanlarında faaliyetleri mevcuttur”
denildi.


FETÖ’nün ABD’deki okullarının sayısının 140’ın
üzerinde olduğunun belirtildiği raporda, okulların zaman içinde isim
değişikliğine uğradığı ve her yıl yaklaşık 60 bin civarında öğrencinin okuduğu
kaydedildi.


Raporda FETÖ’nün ABD yapılanmasıyla ilgili
ayrıca şunlar kaydedildi:


“FETÖ ABD’de zaman içinde bağış, rüşvet ve
kültür gezileri marifetiyle elde ettiği lobi kabiliyetini Türkiye üzerinde bir
baskı aracı olarak kullanmayı amaçlamaktadır. Bunun en son yansıması ABD’de
Türkiye’nin egemenlik haklarına aykırı bir şekilde görülen Hakan Atilla davası
olmaktadır. Dava, Türkiye’de 17-25 Aralık yargı darbesinin failleri olan FETÖ
mensuplarının ifadeleri ve yasa dışı yollarla Türkiye dışına çıkarılan belgeler
üzerine kurgulanmıştır. Dava aynı zamanda FETÖ’ye danışmanlık hizmeti veren
Steptoe & Johnson isimli hukuk şirketi ve aynı zamanda FETÖ’nün ABD’deki
çatı kuruluşu olan Türk-Amerikan Birliği’yle yakın ilişki içerisinde olan eski
New York savcısı Preet Bharara tarafından açılmıştır. Buradan hareketle,
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Bharara ve ABD’de FETÖ’yle ilişkili başka
önemli isimler hakkında inceleme başlatmıştır.”


AB ÜLKELERİNİN FETÖ MENSUPLARINA KUCAK AÇMASI VE HER TÜRLÜ
KOLAYLIĞI SAĞLAMASI…”


FETÖ’nün AB’deki faaliyetlerine de değinilen
raporda, “FETÖ
hem Türkiye’nin AB ile geliştirmiş olduğu yoğun ilişkileri hem de AB’nin
uluslararası politikada artan nüfuzunu kendi çıkarları minvalinde kullanmayı
amaçlamıştır. Bunun yanında özellikle 15 Temmuz darbe girişiminin ardından AB
ülkelerinin gerek topraklarında yerleşik gerekse de Türkiye’den firar eden FETÖ
mensuplarına kucak açması ve deyim yerindeyse örgütlenmeleri yönünde her türlü
kolaylığı sağlaması terör örgütünün Avrupa’yı küresel örgütlenmesi içerisinde
önemli merkezlerinden biri olarak seçmesinin başlıca nedenlerinden olmuştur”

ifadeleri yer aldı.


FAALİYETLERİNİ BÜROKRASİ VE SİYASETTE NÜFUZLU DOSTLARLA
DESTEKLEYEREK…”


Örgütün AB ülkelerinde önce eğitim sonra da
medya ve iş dünyasında faaliyet gösterdiğinin belirtildiği raporda “Örgüt bu
faaliyetlerini bürokrasi ve siyasette nüfuzlu dostlarla destekleyerek bulunduğu
ülkedeki örgütlenmesini güçlendirme yoluna gitmiştir. FETÖ bu tür dostlukları
kazanmaya çalışırken dini bir cemaat yapılanması gibi davranmaktan kaçınmakta
ve temel olarak Türklerin Avrupa toplumuna entegrasyonlarını sağlamaya ve
kültürlerarası diyaloga yönelik aktiviteler yürüten dernekler ve hareketler
kisvesi altında faaliyetlerini yürütmektedir”
denildi.


FETÖ’nün Avrupa’daki örgütlenmesinde en güçlü
olduğu ülkelerin Almanya, Avusturya ve Hollanda olduğunun kaydedildiği raporda,
örgütün Almanya’da faaliyet yürüttüğü şirket ve vakıfların isimleri sıralandı:


”Eğitim alanından başka FETÖ’nün Almanya’daki
sivil toplum faaliyetleri Stiftung Dialog und Bildung vakfı tarafından koordine
edilmektedir. Vakıf örgütün Almanya’daki lobi ve halkla ilişkiler
faaliyetlerini yürütme noktasındaki etkinliğiyle dikkat çekmektedir. Bunun
yanında Bund Deutscher Institutionen adlı bir başka kurum ise FETÖ’nün
Almanya’daki birçok derneği arasındaki ilişkileri yönlendirmektedir.


Örgütün medya sektöründeki faaliyetleri ise
World Media Group altında TV programı üretimi, pazarlama, basım-dağıtım ve
yayıncılık gibi kollara ayrılmıştır. TV programı üretimini Peyk Media GmbH,
pazarlamayı Tuwa Media GmbH, basım dağıtımı Sun Print & Vertriebs Gmbh,
yayıncılığı Zukunft Medien GmbH ve World Media Akademi yürütmektedir. Bunlar
dışında örgütün Deutsch-Türkisches Journal adıyla yayın yapan bir internet
gazetesi mevcuttur.


FETÖ’nün iş dünyasındaki faaliyetleri de
Bundesverband der Unternehmervereinigung (BUV) adlı bir çatı kuruluş altında
devam etmektedir. Kuruluş örgütle ilişkili küçük ve orta ölçekli 3000’den fazla
işletme ve şirketin faaliyetlerini koordine etmektedir.”


ÜST DÜZEY SİYASİLERE ULAŞMA ARACI OLARAK KULLANILMAKTADIR”


Raporda “Avusturya’daki FETÖ yapılanmasına bakıldığında yapılanmanın
başında FETÖ lideri Fethullah Gülen’in amcasının oğlu Numan Gülen’in olduğu
dikkat çekmektedir”
denildi.


Avusturya’yla ilgili olarak raporda “Eğitim
alanındaki faaliyetler Friede-Institüt für Dialog adlı ve başkanlığını Yasemin
Aydın’ın yürüttüğü bir sözde düşünce enstitüsüyle desteklenmektedir. Enstitü
esasen bir propaganda merkezi olmakla birlikte FETÖ’nün Avusturya’da üst düzey
siyasilere ulaşma aracı olarak kullanılmaktadır”
satırları yer
aldı.


FETÖ’nün Hollanda’da 2 lise, 7 ilkokul ve 1
dershanesinin bulunduğunun belirtildiği raporda, şu ifadeler yer aldı:


“15 Temmuz darbe girişiminin ardından FETÖ’nün
Hollanda’da yapılanması önemli darbeler yemektedir. Darbe girişiminin hemen
ardından Hollanda’daki FETÖ okullarından 600 öğrenci ayrılırken, bu sayı
günümüze kadar ikiye katlanmıştır. Roos İslami İlkokulu-IBS De Roos’un öğrenci
sayısı yetersizliğinden dolayı sene sonunda kapatılacağı açıklanmıştır. FETÖ
okullarını kurtarmak için okul isimlerinde değişikliğe gitmiştir. Buna göre
Roos İslami İlkokulu-IBS De Roos’un yeni ismi IBS De Horizon İlkokulu; Witte
Tulp İlkokulu’nun yeni ismi De Wereldburger; Cosmicus Koleji’nin yeni ismi
Lyceum Kralingen olmuştur.”


“BÜROKRATLARIN ÇOCUKLARINA YÜKLÜ MİKTARDA BURS”


Raporda, FETÖ’nün Balkanlardaki yapılanması
hakkında da bilgiler verildi. Örgütün bölgede eğitim, turizm, medya ve
yayıncılık gibi alanlarda faaliyet gösterdiği, yıllar içerisinde okullarında
eğitim görenlerin kamuda görev alması neticesinde bugün bölge ülkelerinin
bürokrasilerinde varlığıyla dikkat çektiği vurgulandı.


Örgütün Balkanlardaki okullarında okuyan
öğrenci sayısının yaklaşık 20 bin olduğunun belirtildiği raporda, özellikle
Arnavutluk’la ilgili satırlar dikkat çekti:


“FETÖ’nün Balkan ülkeleri arasında en güçlü olduğu yerlerden
birisi Arnavutluk’tur; FETÖ bu ülkede üst düzey bürokratların çocuklarına yüklü
miktarda burs sağlayarak onlarla iletişim kurmuştur; ülkedeki diğer okullara
kıyasla örgüte bağlı okulların eğitim seviyesinin daha iyi olduğu söylenebilir.
Ülkenin önde gelen iş adamları ve siyasetçilerinin çocuklarına adı geçen
okullarda eğitim verilmesi suretiyle FETÖ, ülkenin iş, siyaset ve ekonomi
çevrelerinde etkili bir ağa sahip olmaya çalışmaktadır.


Bunların dışında, Arnavutluk’ta bazı devlet
üniversitelerinin gazetecilik bölümlerine nüfuz eden örgüt, etkili isimleri
kendi özel üniversitelerinde çalıştırarak medyada nüfuz alanı yaratmayı da
hedeflemektedir. Bu açıdan ülkenin ilk internet gazetesi olan Gazeta Start’ın
da FETÖ’ye ait yayın organı olması dikkat çekicidir.”


Raporda, Yunanistan, Bulgaristan ve
Macaristan’la ilgili olarak şunlar kaydedildi:


“FETÖ, diğer Balkan ülkelerinin aksine
Yunanistan, Bulgaristan ve Macaristan’da daha sınırlı bir faaliyet alanına
sahip olabilmiştir. Örneğin Yunanistan’da gerek Yunan devlet kurumlarının yoğun
denetimi gerek Batı Trakya Türklerinin ilgi göstermemesi sebebiyle FETÖ yaygın
faaliyet gösterememiştir. Öte yandan Bulgaristan’daki faaliyetlerine 1992’de
başlayan FETÖ, burada da Sofya ve Filibe’deki birkaç özel kurs ve dil okulu
dışında herhangi bir yapı kuramamıştır.”


ILIMLI İSLAM SÖYLEMİNİ ETKİLİ KULLANMIŞTIR”


Raporda, FETÖ’nün Ortadoğu’da Fransız ve
İngiliz etkisine alternatif olarak ABD’nin etkisini yaymayı hedeflediği
kaydedildi ve “Kullanışlı
bir aparat olarak FETÖ, Ortadoğu ülkelerinde örgütsel faaliyetlerini
genişletmesinde ılımlı İslam söylemini etkili kullanmıştır”

denildi.


Emniyet raporunda şu ifadeler yer aldı:


“Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleriyle ilişkilerini
kuvvetlendirdiği dönemde kendilerini Türkiye’nin doğal elçileri olarak sunan
örgüt mensupları, faaliyet gösterdikleri ülkelerde okullar açmışlar ve örgüte
finansal destek sağlayan şirketler için Pazar yaratmışlardır. Bu kapsamda
özellikle, Mısır, Irak, Yemen ve Fas’ta faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bahse
konu dönemde FETÖ’nün Körfez ülkelerine ise sirayet etme hususunda zorlandığı
görülmektedir.”


“GÜLEN’İN ABD’DEN SINIR DIŞI EDİLMESİ HALİNDE MISIR’A
SIĞINABİLECEĞİ”


Raporda, FETÖ’nün Mısır’daki faaliyetlerine
ilişkin yazılanlar dikkat çekici. FETÖ’nün Mısır’da istihbari bir örgüt gibi
çalıştığının belirtildiği raporda şunları kaydedildi:


“FETÖ’nün Mısır’daki yapılanması ve
faaliyetlerine baktığımızda, mesihçi bir yapı olarak kurulan örgütün başta
Türkiye olmak üzere çeşitli ülkelerin aleyhine istihbarat faaliyetlerinde
kullanıldığı görülmektedir.


3 Temmuz 2013’te Mısır’ın seçilmiş
cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin dönemin Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı
Abdulfettah Sisi’nin liderliğindeki darbeyle görevinden uzaklaştırılması
sonrasında gerginleşen Mısır-Türkiye ilişkilerinde FETÖ, kendisine alan
açıldığını görmüştür. Bahse konu gerginlikten faydalanan FETÖ, Mısır’a
istihbari bilgiler sağlayarak Sisi yönetimiyle ilişkilerini kuvvetlendirmiştir.
Bu çerçevede, 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası İslam İşbirliği
Teşkilatı’nın FETÖ’nün terör listesine dâhil edilmesi yönündeki karar
tasarısının görüşüldüğü 19 Ekim 2016 tarihli oturumunda tek çekimser kalan
ülkenin Mısır olması da tesadüfi değildir.


FETÖ’nün Mısır’daki uzun yıllara dayanan faaliyetleri neticesinde
bugün Mısır istihbarat kurumlarıyla da güçlü ilişkilere sahip hale
gelebilmiştir. Bu çerçevede, FETÖ lideri Fetullah Gülen’in ABD’den sınır dışı
edilmesi halinde Mısır’a sığınabileceği söylentileri de temelsiz değildir. Bu
iddiaları doğrular şekilde, Ortadoğu ve Afrika’da faaliyet gösteren FETÖ
mensuplarının, 15 Temmuz 2016’daki hain darbe girişiminin başarısız olmasından
sonra Mısır’da toplantılar düzenlediği ve bölgedeki faaliyetleri hakkında yeni
stratejiler geliştirdikleri belirtilmektedir.48 Söz konusu iddiaların tümü,
Türkiye’deki darbe girişimini destekleyen yayınlar yapan Mısır televizyonlarına
konuk olarak katılıp Türkiye aleyhinde yorumlarda bulunan FETÖ mensuplarına
geçen zamanda yenilerinin eklenmesiyle de örtüşmektedir.”


“ABD’NİN OPERASYONEL ÜSSÜ HALİNE GELDİĞİ GERÇEĞİ İLERLEYEN
YILLARDA ORTAYA ÇIKMIŞTIR”


“FETÖ tarafından da Orta Asya ve Kafkasya bölgesine yönelik ilk
stratejik yapılanma SSCB’nin dağılması sonrası ortaya çıkan siyasal
konjonktürün etkisiyle başlamıştır
” denilen raporda
şu ifadeler yer aldı:


“Bölgeye eğitim kurumları açarak nüfuz alanı
elde etmeye başlayan örgüt bunun ardından bölgenin hızlı liberalizasyon
sürecinden faydalanarak ekonomik oluşumunu hayata geçirmiştir…


FETÖ bu dönemde Orta Asya ve Kafkasya
bölgesinde ABD’nin ‘ılımlı İslam’ projesi kapsamında önemli roller üstlenmiş ve
örgütün önü böylece açılmıştır. Okullarında seküler eğitim veren örgüt,
bünyesinde ABD pasaportu taşıyan sözde İngilizce öğretmenlerini işe alırken;
şirketleri vasıtasıyla ise bölge yöneticilerine rüşvet vererek bölgenin zengin
doğal kaynaklarının Batı piyasasına ulaştırmayı amaçlamıştır. FETÖ bu dönemde
faaliyette bulunduğu ülkelerde Batılı tarzda eğitim vermekle ün yapmaya
başlamış ve Batılı ülkeler için gün geçtikçe daha kullanışlı bir aktör konumuna
gelmiştir. Fakat örgütün etkin olduğu bölgelerde aslında ABD’nin operasyonel
üssü haline geldiği gerçeği ilerleyen yıllarda ortaya çıkmıştır. Rusya
Federasyonu ve Özbekistan istihbarat servisleri bu durumu tespit eden ilk
ülkelerin başında gelmiş ve FETÖ’nün faaliyetlerini ülkelerinde
yasaklamışlardır.”


“FETÖ’NÜN YABANCI İSTİHBARAT SERVİSLERİYLE İLİŞKİSİ ORTAYA
ÇIKARILMIŞTIR”


FETÖ’nün Rusya’daki faaliyetleriyle ilgili şu
satırlara yer verildi:


“FETÖ, Asya yapılanmasına Rusya’da 1990’lı
yılların başında Kuzey Kafkasya’daki özerk cumhuriyetlerden Tataristan’a, Rusya
içerisindeki Türk dilli diğer cumhuriyetlere, St. Petersburg’a, Sibirya ve
Hakasya’ya kadar her yerde Türk okulları adı altında örgüt kurumlarını açarak
faaliyetlerine başlamıştır. 2000’li yılların başında Rusya iç siyasal birliğini
sağlamış, devlet başkanı Vladimir Putin’in yönetime gelmesiyle birlikte ülkenin
istihbarat güvenlik teşkilatları yeniden dizayn edilmesiyle birlikte FETÖ’nün
yabancı istihbarat servisleriyle ilişkisi ortaya çıkarılmıştır. 2002 yılında
Rus İstihbarat Teşkilatı (FSB), FETÖ okullarının Amerikan istihbarat
teşkilatıyla doğrudan ilişkisi olduğunu, CIA adına Rusya’nın ulusal çıkarlarına
aykırı olarak istihbarat çalışmalarında bulunduğunu, İslam’ın bağlamından
koparılmış bir eğitimle Rusya’nın ve Orta Asya’nın yapısına aykırı mezunlar ve
elemanlar yetiştirmeye çalıştığını, okullarındaki öğretmen ve öğrencilerin de
normal öğretmen ve öğrenci dışında bir asker ve istihbaratçı motifinde
yetiştiğini tespit edip, Rusya Yüksek Mahkemesi kararıyla, okulların büyük bir
kısmını kapatma kararı vermiştir.”


ÖZBEKİSTAN’DAKİ İLK DARBE GİRİŞİMİNDE FETÖ PARMAĞI


“FETÖ’nün bölge yapılanmasını çözen ikinci ülke Özbekistan
olmuştur”
denilen raporda,
örgütün Özbekistan’da darbe yapmaya çalıştığı kaydedildi:


“Özbekistan’a 1990’lı yıllarda aynı
yöntemlerle sızan örgüt, bir süre sonra Özbek devletinin ve istihbaratının dikkatini
çekmiş ve okullarda verilen çarpık eğitimle Özbekistan halkının birliğine
aykırı faaliyetler gösterdiği, okullarda çalışan öğretmen ve yetişen
öğrencilerin ABD çıkarlarını koruma amacı taşıdıkları tespit edilmiştir. Daha
da ötesi 1999 yılında Özbekistan’daki ilk darbe girişiminde Özbek lider İslam
Kerimov’a karşı gerçekleştirilen suikast girişiminin arkasında FETÖ parmağı
bulunmasının ardından terör örgütünün okulları kapatılmış ve örgüt mensupları
sınır dışı edilmiştir. Suikast eylemini gerçekleştirmeye çalışan istihbarat
elemanlarının bir kısmı da tutuklanıp cezaevlerine konulmuştur. Fakat o
günlerde muhalif lider Muhammet Salih’in Türkiye tarafından korunması ve
Özbekistan’a iade edilmemesi sebebiyle ikili ilişkiler en alt seviyeye inmiş ve
kopma noktasına gelmiştir. Yani FETÖ ilk darbe girişimini esasen Özbekistan’da
gerçekleştirmiş ve 15 Temmuz’da olduğu gibi başarıya ulaşamamıştır. Ancak
örgütün Özbekistan’daki darbe girişimi Türk-Özbek ilişkilerini bozmaya
yetmiştir.”


“KIRGIZİSTAN’IN YÖNETİMİNİ ELE GEÇİRMİŞTİR”


Raporda “Rusya ve Özbekistan’dan farklı
olarak Kırgızistan’da FETÖ mensupları daha rahat ve serbest bir şekilde
yapılanma olanağı bulmuşlardır
” denildi ve “1992 yılında Türk
ve Kırgız Cumhurbaşkanlarının da bizzat katılımıyla FETÖ iltisaklı Sebat
Vakfı’na bağlı okulların açılışı örgütün ilk Kırgızistan yapılanması olmuştur.
Örgüt, kendisine bağlı okul ve ticari şirketlerle bugün de ülkede
faaliyetlerini sürdürmektedir. FETÖ eğitim kurumlarında eğitip yetiştirdiği on
binlerce mezun ile Kırgızistan’ın yönetimini, iş dünyasını, ekonomik
dengelerini dahası halkın bilincini dahi ele geçirmiştir. Bu sayede örgüt
günümüzde Kırgızistan’ı kendine üs yapmış ve 15 Temmuz hain darbe girişiminden
sonra Türkiye’nin Kırgızistan’a defalarca yapmış olduğu uyarılar, FETÖ
etkisindeki Kırgızistan yönetimi tarafından hoş olmayan bir tutum ile
karşılanmıştır. Türkiye ile ekonomik ilişkilerin kopma riski dahi göz önüne
alınarak okullar kapatılmayıp tam tersi FETÖ’ye tam destek verilmeye devam
edilmektedir” ifadeleri kullanıldı.


“KIRGIZ EMNİYET TEŞKİLATINA SIZDIĞI BİLİNMEKTEDİR”


FETÖ’nün Kırgızistan’da ülke yönetiminin en uç
yerlerine kadar sızmış olduğu bölge basınına bakıldığında kolaylıkla
anlaşıldığının vurgulandığı raporda şunlar kaydedildi:


“Hatta Kırgız bürokrasisi içerisinde FETÖ’nün, örgüt
faaliyetlerini yürütebileceği kişileri önemli kadrolara bile getirebildiği
kabul edilmektedir. Örgütün zaman zaman da devletin zaaflarından faydalanarak
rüşvetle militanları istedikleri yerlere getirdikleri ya da örgüt lehine
olabilecek işleri yaptırdıkları gözlemlenmektedir. Bu minvalde, FETÖ’nün tıpkı
Türkiye’de sınav sorularını çalarak devlete sızma stratejisi Kırgızistan’da da
uyguladığı ve böylece Kırgız emniyet teşkilatına sızdığı bilinmektedir.
15 Temmuz darbe girişiminden sonra Türkiye’nin baskıları üzerine
Kırgız Devleti örgüte ait okullara el konulmuş gibi davranmaktadır. Ancak
gerçekte okullar isim değişikliğine giderek FETÖ yapılanmasının içerisinde
kalmaya devam etmektedir. Örneği adı Sebat olan eğitim kurumlarının ismi Sapat
olarak değiştirilmiş ve okullara devlet bünyesindeymiş gibi bir görünüm
kazandırılmıştır.”


“ALİYEV’İN ÜLKE İÇERİSİNDE FETÖ İLE MÜCADELESİNDE GÜVENEBİLECEĞİ
BAŞKA İSİM OLMADIĞINI…”


FETÖ’nün Azerbaycan’da da ciddi bir tehlike
olduğunun belirtildiği raporda ülkedeki yapılanmayla ilgili şu ifadelere yer
verildi:


“Azerbaycan, FETÖ için Kafkaslar, Orta Asya ve
Rusya’ya açılan kapı olarak çok büyük bir önem arz etmektedir. Bu nedenle de
örgütün Türkiye’den sonra yaygınlık kazanmaya çalıştığı ilk ülke olmuştur.
Bugün örgüte kaşı mücadele edilerek FETÖ konusunda önemli adımlar atılsa da,
halen yeterli ve tatmin edici sonuçlara ulaşılamamıştır. Özellikle Türkiye’de
bir zamanlar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaşadığı FETÖ ile mücadelede yalnız
bırakılma durumu şu an Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev için geçerlidir. Bu yüzden
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in FETÖ ile mücadele konusunda aldığı en
önemli karar eşi hanımefendi Mihriban Aliyev’in Cumhurbaşkanı yardımcısı olarak
ataması olmuştur. Bu kritik atama Cumhurbaşkanı Aliyev’in ülke içerisinde FETÖ
ile mücadelesinde güvenebileceği başka isim olmadığını göstermesi bakımından
önemlidir.


Bugün Azerbaycan devlet bürokrasisi içinde
önemli pozisyonlarda olanların birçoğu hala FETÖ konusunun ciddiyetini anlamış
değildir. Enerji sektörü başta olmak üzere paranın döndüğü yerleri yönetenlerin
birçoğu bugün hala bu bürokratik yapı ile çıkar ilişkisi içindedir. Bu minvalde
FETÖ’nün Azerbaycan’daki faaliyetlerine bakıldığında örgütün temel hedefinin
Türkiye’den Azerbaycan’a giden öğrenci ve iş adamları olduğu görülmektedir. Bu
noktada FETÖ Azerbaycan’daki örgüt mensuplarının önünü açmak için bu ülkeye
giden FETÖ mensubu olmayan kişiler itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır. Ayrıca
önemli ihaleler alan Türkiyeli iş adamlarının örgütün taşeron oluşumları
tarafından ölüm tehditleri aldığı bilinmektedir. Bu yollarla önünü açan örgüt,
Türkiye’de olduğu gibi Azerbaycan’ın da önemli devlet iştiraklerini yönetmeye
çalışmış ve bunda bir ölçüde başarılı olmuştur.”


Sami Menteş


Odatv.com


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

deneme bonusu veren siteler | hd film izle | film izle | film izle | 4k film izle | bets10 giriş

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet novagra satın al viagra satış