TERÖR

FETÖ/PDY ÜYELERİNİN
KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ ÜZERİNE BİR YAZI

Türkiye Cumhuriyeti’ni
yıkmaya, maşası oldukları kişilerin güdümünde farklı bir devlet düzeni kurmaya,
bunun için darbe planı yapmaya, vatandaşlarını, arkadaşlarını, yakınlarını
öldürmeye uzanan bir terör örgütüne üye olmak için nasıl bir kişilik yapısında
olmak gerekir?

Cevabı kolay olmayan bu
soru hakkında bireysel gözlemlerim ve mevcut bilimsel verileri derlemeğe
çalıştım.

Öncelikle şunu söylemek
gerekir ki kendi içinde farklı şekillerde tanımlanan hiyerarşik yapılanmada her
bir grup birbirinden ayrı özellikler sergileyebilir. İşin başındaki imamlar ile
sadece basit bir üye olan bireyler aynı özelliklere sahip olmayabilir. Yine
aynı hiyerarşide yer alan bireyler de farklı kişilik yapılarına sahip olabilir.
Bununla birlikte, kanaatimce, böyle bir organizasyona üye olan bireyler için
bazı temel özellikler de tanımlamak mümkün. Bunlardan söz etmeye çalışalım:

İlk göze çarpan temel özellikten başlayalım. Üye oldukları
bu terör örgütü, birçok terör örgütü gibi bireysel düşünce, yargılama,
yorumlama, eleştirme gibi grubun dayattığı temel unsurları sorgulamaktan uzak
bireyler yaratmış. Buna yapabilmek için de buna uygun bireyleri seçmiş.
Üyelerin hepsinin onlara öğretilen, tanıtılan anlatılan hayallerinde idealize
ettikleri, gerçek dışı anlamlar yükledikleri, dahası doğaüstü bile olduğuna
inandıkları bir kişiye, düşünmeden, yargılamadan, itaat ettikleri göze
çarpıyor.

Lider tartışılmaz, ulvi, dinsel olarak tanrının elçisine
eş, tanrı katında en üst mertebede, neredeyse Tanrı! Bu sahte inanç örgüte
üyenin bireysel kimliğinin kaybolmasına, yani “ben” kavramının yitimine ve onun
yerine sorgulanamaz, hastalık düzeyinde bir itaate yol açıyor.

Burada dikkati çekmek gereken bir nokta şüphesiz “ruhsal
yargılama”nın bozulmamış olması. Bu bir bireysel seçim ve bu seçim bireylerin
kendi yetersizliklerinin bilinçli yansıması. Yani bir akli dengesizlikten söz
etmek mümkün değil. Özgür seçim hatalı bir formatta çalışıyor. Bir kez daha
vurgulamak gerekirse, bunun için buna yatkın bireylerin seçilmiş olması
gerekiyor. Bu bireyler bireysel kimliklerinden vazgeçip sahte vaatleri olan
lider konumundaki kişiye tapmaya başlıyorlar. Grup organizasyonu da bu durumu
sınırsızca besliyor. Grup içerisinde konuya farklı bir bakış açısı geliştirerek
eleştirmeye çalışmak neredeyse imkânsız hale geliyor.

Süreğen sohbet toplantıları, destekleyici söylevler bu
paylaşılmış çarpıtılmış durumun değiştirilemez hale gelmesine yol açıyor ve
sonrasında mutlak kabul edilen doğru bireyin kimliğinin bir parçası haline
geliyor. Zaten bireysel gelişimini tamamlayamamış olan üye mevcut öğreti,
aldatma ve yalanlar içerisinde yaşamını sürdürmeye başlıyor. Bu noktada artık
bireysel ve yargılayıcı düşünce yerini sorgulanamaz liderin doğruluğuna
bırakıyor.

Bunu darbe planlayıcılarından olduğu iddia edilen Mehmet
Partigöç’ün notunda görmek mümkün. İddianameye giren not aynen şöyle: “Hayatım
ülkem ve milletim için mücadele ile geçti. Geldiğimiz noktada ülkemizin kötü
gidişine dur demek bize düştü.” Aldığı talimat doğrultusunda çarpıtılmış
doğrusu, çıkar grubu haline gelmiş hayin bir yapılanmanın aslında ulvi bir
amacı olduğu yanılsaması. Bu yanılsama tüm üyelere sürekli bir şeklinde
dayatılıyor.

İşte bu noktada terör örgütleri, tarikatlar, klanlar, çıkar
gruplarının temel işleyişi devreye giriyor. Bir nevi beyin yıkama!. Üyeler
gerçek olmayan bir ideal konusunda yeniden programlanıyor. Bu programlama ise
duygusal istismar, sömürü unsurları kullanılarak yapılıyor.

Liderin amaçları çarpıtma unsurları ve sık tekrarlar ile
“sahte dinsel” öğeler eşliğinde tekrar tekrar işleniyor. Bu yapılırken
kişilerin psikolojik ve fiziksel bağımlılık gereksinimleri kullanılıyor. Bir
gruba üye olma, aidiyet, sahte inançlar ile pekiştirilerek tekrarlayıcı şekilde
pekiştiriliyor. Bu sırada sen değerlisin mesajı veriliyor. Bunun paralelinde
değerlisin ancak bizimle birlikte değerlisin, “yoksa tek başına sen bir hiçsin”
vurgulanıyor. Yani bu yapılırken olası direnç geliştirme mekanizmalarını da
atlamıyor terör örgütü. Buna karşı da zaman zaman suçluluk, korku hissettirme
gibi olumsuz duyguları alevlendiriyor; ya da tam tersini yapıp gurur ve
aidiyeti güçlendiriyor.

Sahte liderin toplantılara katılımı da bu noktada devreye
giriyor. Bu toplantılarda abartılı ritüeller, peygamber ile görüştüğünü iddia
etmeler de bu direnç unsurlarına karşı kullanılan mekanizmalar. Manipüle edilen
duygular, olası kırılmalar karşı bir silah olarak kullanılıyor. Bu da
bireylerin kendi duygularını değil grubun onlara atadığı duyguları yaşamasını
sağlıyor.

Örgüt tüm bunları yaparken dinin temellerini de sarsıyor.
Gerçek dinsel düşünceye izin vermiyor. Onun yerine sahte düşünce sisteminin
doğruları yer alıyor.

Şimdi okuyucu şunu söyleyebilir. Bu söylenenleri insanlara
uygulamak bu kadar kolay olabilir mi? Biraz eleştirel biri bunlardan kolayca
kurtulamaz mı? Nasıl oluyor da yüz binler böyle bir organizasyonda yer
alabiliyor. Üstellik baklığımızda önemli bir kısmı da hekim, hâkim, vali,
yüksek bürokrat, iş adamı gibi ortalama zekâları yüksek olabilecek bir grup.
Bunları kandırmak bu kadar kolay mıydı?

Bu noktada da seçim ilkeleri işin içine giriyor. Doğru,
matematik, sayısal zekaları yüksek bireyler var içlerinde, hattat sözel
zekaları da iyi olanlar. Ancak zeka sadece bu unsurları içermiyor. Doğa zekası,
içe yönelik zeka, duygusal zeka unsurları ne derece gelişmiş tam olarak belli
değil. Yine kişilik açısında gelişimleri de sorgulanabilecek kişiler. Burada
veriler seçilen kişilerin bağımlı, yetersiz, sorgulamayan, düşüncelerini özgürce
ifade edemeyen, kolayca itaat edebilen, otoriteye boyun eğmeye yatkın, kırılgan
kişiler olduğu göze çarpıyor.

Bir de bu tür terör organizasyonlarının kullandığı en
temel unsuru kullanıyor örgüt: Henüz kimlik oluşumunun tam gerçekleşmediği, arayış
ve kırılganlığın daha da fazla olduğu ergenlik dönemi. Yaşamın bu erken
döneminde başlayan, yurt organizasyonları sohbet grupları, ağbi, abla
etkileşimleri bu amaca hizmet etmek için inşa edilmiş bir düzen aslında. Az
önce açıkladığım kişilik özelliklerine sahip bireyleri de seçtiğinizde ortaya
eğitim ile değiştirilemeyen biat eden bireyleri yetiştirmek de kolaylaşmış
oluyor.

Kullandığınız düşünce ve ikna formatı da kalıplaşmış
değişmeyen düşünce yapılarını olgunlaştırıyor.

Bundan sonrası biraz daha kolay örgüt için. Elinizde
lidere sorgusuzca inanan, düşünmeyen, yargılamayan bir grup var. Üstelik bu
grubu çıkar unsurları ile de desteklemeye başlıyorsunuz. Para veriyorsunuz,
mesleki ilerlemesini hızlandırıyorsunuz, kendi başına ulaşamayacağı noktalara
gelmesini sağlıyorsunuz. İşin çıkar örgütü kısmı devreye giriyor. Bu durum
şüphesiz yukarıdaki unsurlardan bağımsız olarak sadece çıkar elde etek amaçlı
olarak örgüt etrafında başka bir kümelenmelere de yol açıyor.

Bu temel unsurlarda bağımsız kişilik olarak çıkar temelli,
riyakâr, sahte bir başka grubun katılımını da sağlıyor organizasyona. Bu durum
da farklı demografileri açıklayabilen bir durum. Sonuçta tek tip üyelerden
eğitim sosyal düzey, yaşam tarzı farklı bireylere kadar yelpaze genişleyebiliyor.

Sıklıkla “falancanın bu gruba üye olabileceğine
inanmıyorum” söylemlerine yol açan karmaşa da bu durum ile ilişkili. Üstelik
örgütün ana amacı olan devleti ele geçirmek için bundan sonra bireylere itaat
doğrultusunda verdiği emirler de sanki farklı yaşam tarzları, farklı
kişilikleri olan bireyler varmış düşüncesinin oluşmasına neden olabiliyor.
Aslında temel yapı aynı: biat, itaat, sahte inanç, ve bireysel özgürlüğün
olmaması. Perde arkasında da doktrin empoze etmek ve beyin kontrolü var.

Bu ağır beyin yıkama, duygusal manipülasyonlar ile
oluşturulmuş itaat grubu ortak çıkarlar içinde hareket etmeye başlıyor. Artık
terorist motifin temel amacı kimsenin gördüğü bir şey değil. Kandırılmış ortak
ideal, aidiyet, güven, sorgusuz rahat hareket edebilmek destekleyici ve temel
olarak yetersiz olan bu bireyler için koruyucu olmaya başlıyor bu noktada.

Zaten zor algılanabilen dünyanın varlığı için hiç
zorlanmayacakları, planlanmış, sorgulama gerektirmeyen yaşam tarzları oluşuyor.
Yaratılmış yepyeni kişilik, artık sosyal olarak sorgulanamaz durumda. Eş onlar
tarafından seçiliyor. Yaşam tarzı emirlerle geliyor. Görevler harfiyen
yapılıyor. Çocukların okulunu onlar belirliyor. Terfi için gerekli sınavın
soruları gelmeye başlıyor. Yeni görev sorgulamaktan uzak zaten. Sadece
ağbi/abla buyuruyor ve yapıyorsun!

Emir amaçsız bile olsa sorgulamadan yerine getirmek temel
görev. Kendini yormana gerek yok. Söyleneni yap, sadece verilen görevi yerine
getir, sana biçilen ile mutlu ol. Ayrıca sadakat ve bağlılığın ne kadar fazla
ise o kadar fazla çıkar elde et. Bir nevi klasik şartlanma yanıtı artık
yaşanan. Ancak yalan ideal ve öğretiden uzaklaşmaman için de tekrar tekrar
sohbetlere katıl, tekrarla, hafif sapma gösterme olasılığın varsa, daha fazla
tekrarla, uykusuz kal, sahte ibadet ile kendin aldat. Bütün bunlar çıkar
birlikteliği ile ekonomik güze dönüşünce de bu ekonomik büyümeyi idame ettirmek
için örgüt adına yasa dışı bile olsa her türlü işi yap. Örgütü desteklemek için
senin dışındakilere her şeyi yapabilirsin artık.

Ya üyeler tüm bunlara rağmen sorgulama, yargılama gibi bu
yapıya hiç uymayacak davranışlar içine girerlerse? Korkut, tehdit et, örgüt
dışında kalırsa bir hiç olacağını ve yaşamı başka şekilde sürdüremeyeceğine
ikna et, zorla. Bu sayede grup dışına çıkmak isterse izole et, çaresiz, yalnız,
muhtaç değersiz hissettir. Sonra en başa dön. Daha fazla beyin yıkama, daha
fazla görev ver.

Tüm bu anlattığımız verileri destekleyecek birkaç başka
noktadan söz etmek istiyorum. Bu tür organizasyonlar kendi bildikleri doğruları
savunurken doğru yaptıklarını düşünür bunun arkasında dururlar. FETÖ organizasyonunun
bağımlı yetersiz formatını düşündüren bir başka nokta da burada göze çarpıyor.
Davalara baktığımızda bir kişinin bile “ben buna inanıyorum, siz haksızsınız”
dediğini duymadık. Sadece inkarı seçiyorlar.

Bu konuda bile bireysel güçleri olmayan pısırık, yetersiz
bireyler. Kimileri bunun politik bir taktik olduğunu söyleyebilir. Yine de tek
tük istisnalar olmasını beklerdik. Bu bile temel kişilik yapılarına işaret
ediyor. Bir ikincisi “politik” söylemi olan bireylerin bunu ispat etmek için daha
agresif tavırlar sergiledikleri de görülür sıkça. FETÖ organizasyonunda ben
haklıyım diyebilen ve sahte lidere sahip çıkan ya da agresif yöntemler gösterme
cesareti olan bir kişin bile olmaması temel yetersiz, bağımlı “pısırık”
yapılarını ortaya koyuyor.

Sonuç olarak; bireysel varlığını sürdürmek konusunda
hiçbir çaba gösteremeyecek, sahte bir inanç sisteminin yaşamın aslı olduğu,
düşünmeyen yargılamayan, beyni yıkanmış bireyler yaratmış; bunun üzerinden
büyük bir çıkar grubu haline gelmiş, kim ve kimler tarafından kullanıldığını ve
hangi amaca hizmet ettiğini bilmeyen, bilemeyen, düşünemeyen bir terör
organizasyonunun parçası olmuş kişiliği kırılgan, yetersiz bireylerin
oluşturduğu bir topluluktan söz etmek mümkün.

Prof. Dr. Ali BOZKURT
























































Psikiyatrist

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir