Kandırılanların sıralı tam listesi

15 Temmuz
darbe girişiminin halk tarafından bastırılmasının yıldönümü yaklaşırken,
Fetullahçıların devleti nasıl ele geçirdiklerini tekrar tekrar okuyoruz.

Bu devleti ele geçirme sürecinde devlet büyüklerimizin de
katkıları oldu elbette ama sonra öğrendik ki Fetullahçılar bu büyüklerimizin
hepsini birden kandırmayı da başarmış.

O günlerde söylediklerinden küçük bir derlemeyi Nazlı
Ilıcak’ın mahkemeye verdiği savunmasında buldum.

Bakın, Fetullahçı çete kimleri kimleri kandırmayı
başarabilmiş:

Bülent Arınç: “Milyonlarca insan, şu anda
gözyaşı dökerek bizi izliyor. Bunların arasında biri var ki, gurbette, tek
başına, hüzünle bizi seyrediyor. Televizyonun başında bizi izleyen o güzel
insana teşekkür borcumuz var.”

Binali Yıldırım: “Türkçe sevgi dilidir, barış
dilidir. Yunus’un dilidir. ‘Aç herkese sineni aç, onun gibi ilâç’ diyen
Fethullah Gülen Hocaefendi’nin dilidir.”

Ahmet Davutoğlu: “Cemaat’in hedefleriyle,
Türkiye’nin hedefleri tamamen örtüşüyor.”Hüseyin Çelik: “Cemaat
devleti ele geçirmiş, devlete sızmış filan, bunlar kargaları güldürür.”

Bekir Bozdağ: “Bu yolu açan, bu ateşi yakan,
bu fikri veren muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’ye gönül dolusu saygılar
gönderiyorum. Kendisine çete diye hitap edilmesi büyük haksızlıktır;
vicdansızlıktır.” (Bu vicdansız ben oluyorum.)

Süleyman Soylu: “Aynen 28 Şubat gibi, aynı 12
Eylül öncesi gibi senaryodur. Derin devlet harekete geçti. Cemaati döverek,
cemaate saldırarak, Türkiye’nin değişim yönünü etkilemeye çalışıyorlar.”

Faruk Çelik: “İnsan merkezli bir hizmeti
esas alan insanlara, ‘Hizmetinizi durdurun’ denir mi? Aksine teşvik edilir,
desteklenir, elden ne geliyorsa o katkı sağlanır. Bu gerçeği görmemek
ferasetsizliktir.”

Recep Akdağ: “Hayatı insanlığa hizmetle
geçmiş bu büyük zat için suçlamalarda bulunmak, son derece çirkindir; kara
lekedir. Fethullah Gülen Hocaefendi, hayatının her döneminde tertemiz kalmış
bir kişidir. Kendisine şükran borçluyuz.”

Hüseyin Kocabıyık: “Fethullah Gülen Hocaefendi son
1000 yılın en büyük Türk büyüklerinden birisidir. Evrensel Türk Rönesans’ını
başlatan Türk mucizesidir. Shakespeare gibi evrenseldir. Ona düşmanlık
edenlerin utanması gerekir.”

Melih Gökçek: “Terbiyeni takın, Fethullah
Gülen’e “Feto” diyemezsin. Özür dile.”

Recep Tayyip
Erdoğan: 
“MHP’nin, Fethullah Hocaefendi’ye saldırısı, bana
göre ihanet derecesindedir. Hiç ahlâki değil; çok çirkin. Yani Hocaefendi işi
gücü bırakmış da MHP ile mi uğraşıyor? Bir defa, onun bulunduğu makam böyle bir
şeye müsaade etmez. Çok çok çirkin. Çok ayıp. Ben bunu ihanet derecesinde
kınıyorum.”

 

MİT, ÖKSÜZ’Ü
NİYE TAKİP ETMEDİ?

 

15 Temmuz darbe girişiminin en önemli sivil aktörü
kuşkusuz ki Fetullahçı çetenin tepe yöneticilerinden ve “Hava
Kuvvetleri İmamı” Adil Öksüz
.

Adil Öksüz, darbe gününün ertesinde yakalandığı halde
serbest bırakıldı, bunca aydır da kaçak.

Belli ki, bu isim FETÖ için çok önemli, birçok
bağlantının açığa çıkması pahasına onu kaçırmayı başarabildiler. Bu adamın
Fetullahçı örgütün “asker imamı” olduğu bilgisinin devlete 2012 yılında
Kemalettin Özdemir tarafından iletildiğini biliyoruz.

Demek ki MİT’in ve Emniyet İstihbarat’ın bir gözünün
sürekli onun üzerinde olması gerekiyordu.

Özellikle de 17–25 Aralık’tan sonra bu bilginin yeniden
raflardan indirilmesi kaçınılmaz olmalıydı.

Emniyet İstihbarat’ın da uzun süre Fetullahçıların
kontrolünde olduğunu biliyoruz. Onun için Emniyet İstihbarat, Adil Öksüz’ü
takip etmek bir yana, koruyup kollamış da olmalı. Ama gelin görün
ki MİT de bu adamı neredeyse hiç takip etmemiş.

Öksüz’ün de güvenini kazanacak bir ajanını yakın
çevresine yerleştiremediği gibi, o çevreden herhangi bir kişiyi de
devşirememiş, haber kaynağı haline getirememiş. Ve şimdi diyorlar ki “MİT, ordu
içinde istihbarat yapma olanağına sahip olmadığı için darbenin tarihini tam
olarak saptayamadı.”

Darbe girişimi ile ilgili bütün toplantıların kışlaların
dışında, özel evlerde gerçekleştirildiğini de biliyoruz.

Öksüz de üst düzey toplantılarını böyle evlerde,
karargâhların dışında yaptı, bunu da artık biliyoruz. Öksüz yakın
takip altında olsaydı, birtakım subaylarla gizli toplantılar yaptığı,
toplantıların sıklaşmasından hareketle bir kalkışmanın yakında
gerçekleşebileceği hemen fark edilebilirdi.

Unutmayalım ki darbe hazırlığı sekiz ay boyunca
sürdürüldü, bu tür özel cemaat evlerinde üst düzey subaylar ile cemaatin sivil
imamları toplantılar yaptı. Öksüz yakın takip altında olsaydı, darbe
girişiminden üç gün önce, 12 Temmuz’da darbe planlarını Fetullah Gülen’e
götürüp, 14 Temmuz’da Türkiye’ye geri döndüğü de fark edilirdi. MİT bu
konuda iyi bir sınav veremedi, öyle görünüyor. Peki bunun sorumlusu kim?

AMAN ÇOCUKLAR, ‘GEÇİŞ
SÜRECİNDE’ YANMAYIN!

 

MİLLİ Eğitim Bakanlığı, Aladağ’daki yurt yangınından
sonra çıkardığı yönergenin uygulanmasını, yurt sahiplerinin yaşadıklarını iddia
ettikleri “geçiş
süreci zorlukları”
 nedeniyle 2019’a kadar erteledi. Demek ki
çocukların 2019’a kadar yanmamak, yıkılan binanın altında kalmamak, elektrik
akımına kapılmamak için duaya kuvvet vermeleri gerekiyor.

Bu yurtlardaki güvenlik ve sağlık odası kurmak gibi
zorunluluklar da 2019’a kadar kaldırıldı. Buna neden gerek görüldüğü açık: “Merdiven
altı” yurtların büyük bölümü cemaatlere ait.

Ve hükümet, bir kez daha bu cemaatleri “aynı amaca farklı
yollarla giden alnı secde görmüş insanlar” olarak görüyor.


































































Onun için de koruması altına alıyor. Çocukları
kim koruyacak derseniz, devletten ümit yok, “Allah korusun” diye düşünüyor
olmalılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet