MEHMET ASAL : ABD FETULLAH GÜLENİN ANCAK
CESEDİNİ GÖNDERİR


13 Ağustos
2016


15 Temmuz
gecesi FETÖ’nün kalkıştığı hareket, ilk Türk Devleti kurulduğundan bugüne kadar
Türk Milletinin gördüğü ve bundan sonra da göremeyeceği en cüretkâr kalkışma,
Cumhuriyeti ve Demokrasiyi sona erdirme girişimiydi.


Fethullah
Gülen, en ucuz ve en kolay istismar yolu olan Din ve İnanç Faktörünü yıllardır
pervasızca kullanarak ve istismar ederek Türkiye’de örgütlenmişti.  Bu
gücün ve teşkilatın farkına varan Emperyalist ABD, Ortadoğu ve Türkiye
üzerindeki emellerine ulaşmak için CIA vasıtasıyla bu şahsı kullanmaya ve
gütmeye başlamıştı.


Bugün CIA
Fethullah Gülen’i maddi ve manevi olarak desteklemekte ve Dünya’da 160 Ülkede,
2000 den fazla okulda, İngilizce Öğretmeni (Native Speaker) kisvesiyle yüzlerce
CIA ajanı görev yapabilmektedir. Yani CIA ve dolayısıyla ABD Fethullah Gülen
Okulları vasıtasıyla ve öncelikle tüm İslam ülkeleri olmak üzere pek çok ülkede
yasal casuslar/ajanlar bulundurmaktadır.


Sizce durumu
bu şekilde kullanan ABD, Fethullah Gülen’i geri verir mi? verebilir mi?


Küresel
Güçler; Özellikle İslam ülkelerinde aşiret, cemaat ve Hamas, Hizbullah, El
Kaide, El Nusra ve IŞİD gibi terör örgütlerinin çıkarttığı iç karışıklıkların
yanı sıra, dil, din, yerel kültür, etnik köken ve mezhep çatışmaları
çıkartılarak ülkelerin bölünmesi istemektedir.


15 Temmuz
girişimi bunu açıkça ortaya koymuyor mu?


Şu hususun
altı koyu harflerle çizilmeli ve hiçbir zaman unutulmamalıdır.


Eğer 15 Temmuz
girişimi başarılı olsaydı, tıpkı İran’da Humeyni’nin dini lider olarak
Fransa’dan Tahran’a gelip uçaktan indiği gibi, Fethullah Gülen de yeşil Hilafet
kaftanını giyerek Amerika’dan Ankara’ya dini lider olarak inmiş ve bugün
ülkemizde şeriat hükümleri uygulanmaya başlanmış olacaktı.


Böylece 16.
yüzyılın başında Yavuz Sultan Selim‘in
Memluk Devleti‘ne son vermesinden sonra Osmanlı Devleti‘ne
taşınan ve Mustafa Kemal Atatürk’ün 3 Mart 1924’te görülen lüzum üzerine
Halifeliği kaldırmasından 92 sene sonra ülkemize tekrar Hilafet gelecek ve tüm
Cumhuriyet kazanımları bir gün içinde yok edilmiş olacaktı.


1924 yılında
Halifeliğin kaldırılmasıyla laik düzene geçiş kolaylaşmış, devrimlere karşı
dinin istismar edilmesi engellenmiş, bağımsız bir dış politika izleme imkânı
doğmuş, Ulusal egemenlik anlayışı güçlenmiş, Ümmetçi devlet anlayışından Ulusçu
devlet anlayışına geçiş süreci hızlanmıştır.


Fethullah
Gülen’in dini lider olarak Türkiye’nin başına geçmesi sonrasında da tüm İslam
âleminin lideri olmasını temin etmek için önce İran ve sonra Suriye ile bir
savaşa girişilmek kaçınılmaz olacaktı. Böylece İran’da Humeyni, Suriye-Irak’ta
Ebu Bekir El-Bağdadi halifelikleri sona erdirilmeye çalışılacak, Fethullah
Gülen’in tek İslam Halifesi olarak ilan edilmesi amaçlanacaktı.


Tabii İran’a
karşı bir savaşta; bu terörist darbecilerin yöneteceği bir ordu ile ne derecede
başarılı olunabilecekti? Bu da apayrı değerlendirilmesi gereken bir sorudur.


Bu dönemde,
yurt içinde tüm Ulusalcı, milliyetçi askerler ve siviller ile Ergenekon ve
Balyoz gibi davalarda önceden yargılanan kişiler de ya tasfiye edilecek, ya da
yok edilecekti.


Türkiye neden
bu duruma geldi? Getirildi?


Mustafa Kemal
Atatürk; bu tip tehlikeleri ve ileride oluşabilecek girişimleri görerek,
TBMM’nin, 30 Kasım 1925’te kabul ettiği bir kanunla tekke, zaviye ve türbeleri
kapatmıştır. Aynı kanunla bütün tarikatlarla birlikte şeyh, derviş, dede, mürit
gibi bir takım unvanların kullanımı da kaldırılmış, falcılık, büyücülük,
muskacılık gibi din dışı uygulamalar yasaklanmıştır. Zira; Tekke ve zaviyeler
siyasi çalışmalar içerisine girmeye hatta çatışmalarda bulunmaya ve halkın dinî
duygularını kullanarak çıkar elde etmeye başlamıştı. Çağdaşlaşmayı amaçlayan
Türk milleti için tekke, zaviye, türbe ve tarikat gibi engeller
kaldırılmalıydı. Tıpkı bugün Fethullah Gülen Terör Örgütünün yapmak istediği
gibi.


Mustafa Kemal
Atatürk’ün ölümünden sonra bu dini istismar çevreleri tekrar eski günleri
hortlatmaya çalışmış, her defasında da ya Siyasetçilerin önemli bir kesiminden
destek görmüş veya siyaset bizzat bu çabaların içinde olmuştur.


Aslında
Türkiye’de Askerin tüm hassasiyeti ve girişimleri de, 15 Temmuz Darbe
girişimi dışında
, genelde hep bu noktada olmuştur. Laiklik olgusu; tarikata
bulaşmamış,  içine sızdırılmamış askerlerin en büyük hassasiyetidir ve bu
son darbe girişimi de bu hassasiyetin ne kadar doğru ve yerinde olduğunu bir
kere daha ortaya çıkarmıştır.


Eğer sağ
kesimdeki birçok siyasetçinin yaptığı ve güttüğü gibi asker bu derecede
sindirilmese, yetkileri elinden alınmasa, askeri okullar merkezi sınav
sistemlerine zorla dâhil edilmese, Atatürk’çü ve vatansever askerler hakkında
kumpaslar düzenlenmese, devletin en üst düzeyindeki yetkilileri bu kumpaslara
kucak açmasa, bugün ne bu kadar FETÖ’cü orduya sızabilir ne de ordu bu kadar
itibarsızlaştırılabilirdi.


Ne yazık ki
son dönemlerde Orduyu itibarsızlaştırmak çok sıradan ve Moda bir hal aldı.
Sanki Polis gücüyle uluslararası bir savaş kazanılabilirmiş gibi.


Ülkenin bu
duruma gelmesinde ve getirilmesinde en büyük sorumlu hiç şüphesiz ki son 14
yıldır ülkeyi yöneten AKP hükümetleridir. Asker ve Ordu sindirilsin. Nasıl ve
ne şekilde olursa olsun itibarsızlaşsın ve siyasi iktidar ülkeyi nereye çekerse
çeksin bir daha müdahale edemeyecek hale getirilsin diyerek meydan FETÖ
Kumpasçılarına bırakılmış, onların sahtekâr savcılarına zırhlı makam araçları
tahsis edilmiş, kumpas davalarının savcılığına soyunularak ülkemiz bir
uçurumun, kaosun eşiğine getirilmiştir.


Bu duruma
getirilmede, Hilmi Özkök, Yaşar Büyükanıt, Necdet Özel ve Hulusi Akar gibi son
dönemlerde Genelkurmay Başkanlığı yapan Orgenerallerin ve onların yanında aciz
ve sünepelik içinde bu gelişmeleri izleyen tüm Kuvvet Komutanlarının da büyük
sorumluluğu vardır. Tarih bunları asla affetmeyecektir. Emir subayını bile
seçip yönetmekten yoksun kişilerin Dünyanın en büyük ordularından birinin
Kuvvetlerini yönetmesini beklemek en basit ifade ile aşırı saflıktır.


Biraz da
Askeri okul Komutanlarına değinmek gerekir. Onlar yıllardır içlerine sızan,
sokulan bu FETÖ’cüleri bulup ortaya çıkarıp ihracı için işlem yapmak yerine
kendi istikbal ve geleceklerini ve alacakları rütbeleri düşünmüştür.


 Deniz
Harp Okulu Eski Komutanı E.Tuğamiral Türker Ertürk ve onun gibi 1-2 kişi
dışında hiçbiri Askeri Liselere veya Harp okullarına sahip çıkmamış ya da bir
şey yapamamışsa en azından onuruyla istifa etmeliydi?


Tüm bu kötü ve
sorumsuz yönetime rağmen eğer 15 Temmuz girişimi başarılı olmadıysa, olamadıysa
bunun en büyük nedeni, tüm tasfiyelere, aşağılanmalara rağmen ordu içerisindeki
Ulusalcı ve Atatürk ilke ve inkılaplarını benimsemiş kesimlerin bu darbe
girişimine katılmadığı gibi hafta sonu bir gece olmasına rağmen ciddi bir karşı
koyuş göstermesidir.


Kamera
kayıtlarından bir tankın onlarca aracı kâğıt gibi ezdiği, ezebildiği,
hatırlandığında, bir makinalı tüfeğin onlarca kişiyi bir anda saf dışında
bırakacağı düşünüldüğünde, aslında halkın bu şekilde sokağa sürülmesinin de ne
derece mantıklı ve gerçekçi olduğu önümüzdeki dönem uzunca bir süre
tartışılacağa benzemektedir. Darbe başarılı olsa sonrasında on binlerce kişiyi
gözünü kırpmadan öldürecek sapıklık ve kararlılıktaki bu kişileri sadece halkın
sokağa çıkarak durdurduğunu söylemek safdillik ve bu darbe girişiminin amacını
hiç anlamamış olmak olur.


Yapılan
yanlışlıklar ve uygulamalar ne olursa olsun sonucunda bu darbe girişiminin
bastırılmış olması ülkeyi uçurumun dibinden alıp uçurumun tepesine geri
çıkarmıştır. Ancak Türkiye her an uçuruma tekrar düşmeye yakındır. Bunu çok iyi
görüp anlamak gerekir.


Orduya sızan
FETÖ’cülerin yetiştiği Askeri Liseler kapatılırken, görevine son verilen 3500 Diyanet
Görevlisinin mezun olduğu, bürokrasiye ve devlete sızan on binlerce FETÖ’cünün
okuduğu İmam Hatip Okulları ile ilgili herhangi bir karar alınmamıştır.


Son yıllarda
düz ortaokul ve Liselerin neredeyse tamamının İmam Hatip Okullarına
dönüştürüldüğü düşünüldüğünde, gelecekte başka tarikat ve gurupların benzer
girişimlerde bulunmayacağını kimse söyleyemez ve iddia edemez.


Askeri Liseler
bir Subayın yetişmesinde temel askeri bilinç ve eğitimlerin verilebileceği,
ülke sevgisinin aşılanabileceği en uygun kurumlardır ve yüzlerce yıldan beri bu
misyonu yerine getirmişlerdir. Askeri Liseden gelenlerle doğrudan dışarıdan
Harp Okullarına alınan öğrencilerin mesleki başarıları incelendiğinde, askeri
liseden yetişenlerin çok ciddi üstünlükleri olduğu bilinen ve genel kabul gören
bir gerçektir.


Bırakın
askerler 1980 öncesinde olduğu gibi Atatürk’ün çizdiği yolda yetişen laik,
bilgili, vatansever, dürüst askerler olsunlar. Askeri Liseleri kapatmak yerine
niteliklerini ve hatta niceliklerini arttırıcı tedbirler alınmalıdır. Siyasiler
sürekli laikliği kaşımaktan, dindar asker yetiştirme sevdasından vazgeçerek
asker gibi asker yetiştirme ülküsünü ve ilkesini benimsemelidir.


Din insanların
kendi tercihleri ve ailelerinin yönlendirmesiyle oluşmalıdır. Siyasiler art
niyetli ve ümmetçi zihniyetteki ellerini toplumun üzerinden çekerek, ulusalcı,
tek bayrak, tek vatan, tek millet ülküsünde askerlerin ve vatandaşların
yetişmesine katkıda bulunmalıdır.


Bu ülkede
yaşayan gayrimüslimlerin de olduğu, onların büyük çoğunluğunun bu ülkeye en az
dini İslam olanlar kadar sahip çıktığı unutulmadan söylemlerde sürekli “İslam”
vurgusundan vazgeçilmeli, daha çağdaş, daha kucaklayıcı ve daha insani
olunmalıdır. Aksi takdirde zaten oldukça yalnız bırakıldığımız Batı Dünyasında
daha da yalnızlaşmamız kaçınılmaz olacaktır.


FETÖ izlediği
politika ve yol ile önce Adli Tıp ve TÜBİTAK’ı ele geçirmiş ve böylece istediği
gerçek kanıtı sahte veya istediği sahte kanıtı gerçek diye sunabilmiştir.
Adalet sistemine soktuğu savcı ve hakimlerle istediği kararları alarak
kendisine ve hedeflerine zarar verecek kişileri tasfiye etmeye başlamıştır.
Bununla paralel olarak Emniyet teşkilatına, Valilik ve kaymakamlıklara sızmış,
maliyeye ve bakanlıklara girmiş, YÖK ve sınav sistemlerini ele geçirmiş, orduya
soktuğu yüzlerce yandaşıyla en üst komutanları dinler ve o makamlara ulaşır
hale gelmiş, siyasete adam sokmuştur. Siyaset için fazla çaba göstermesine
gerek kalmamıştır. Zira AKP Kadroları, Fethullah Gülen’in kendine biat eden
siyasetçisi gibi o ne istediyse onu yapmışlardır. Bunu bizzat eski Eğitim
Bakanı Hüseyin Çelik 8 Ağustos 2016 gecesi CNN Türk’e gönderdiği yazılı
açıklamasında itiraf etmektedir.


Yani ülkenin
bu hale gelmesinde ve uçurumun dibine düşürülmek istenmesinde başta AKP
Kadroları ve Komuta heyetleri olmak zere hepimizin ayrı ayrı sorumluluğu veya
ihmali mevcuttur. Şimdi yeniden kenetlenelim ve birleşelim derken, Laik
olduğunu iddia ettiğimiz Meclisimizin koridorlarında ve Parti Divanlarında
atılan “Ya Allah Bismillah Allahu Ekber” nidaları ne yazık ki gelecekte de
benzer durumlarla karşılaşılacağının ve hala 15 Temmuz girişiminden hiçbir ders
alınmadığının en açık göstergesidir.


Atatürk’ün
kurduğu Ulusal ve LAİK mecliste “Dini nida ve bağırışların” anlamı nedir?


Bu genel
değerlendirmeden sonra bu makalenin yazılmasına neden olan başlığa gelecek
olursak.  


ABD Fethullah
Gülen’i iade edecek midir?


Elbette
HAYIR. 


Siz ABD’nin
yerinde  olsanız, emperyalist amaçlarınız için sonuna kadar kullandığınız
bir kişiyi, yıkmaya, parçalamaya, yok etmeye çalıştığınız bir ülkeye iade eder
misiniz? ABD gibi Küresel Emperyalist bir güç bu hatayı yapar mı?


Fethullah
Gülen gibi onlarca Cemaat Lideri ABD’de misafir edilmekte ve kullanılmaktadır.
En azından bunlar nezdinde ABD itibarını ve güvenirliliğini de yok eder mi? CIA
bu başarısız darbe girişimi sonucu ciddi bir itibar kaybetmiş ve Ortadoğu
masasında tasfiyeler başlamıştır. Vietnam’dan sonraki ABD’nin en büyük hayal
kırıklığıdır bu olay.


Fethullah
Gülen şu anda Türkiye’ye iade edilmemek için ABD’ni tehdit etmekte, beni iade
ederseniz ben de Türkiye üzerindeki Planlarınızı ve beni nasıl kullandığınızı
anlatırım demektedir. Fethullah Gülen şu anda kendi için en uygun yolun bir
başka Batı Ülkesine gönderilmek olduğunu düşünmektedir.


Fethullah
Gülen’in “Evet, ABD beni Türkiye’deki rejimi, hükümeti yıkmak için kullandı
dediğini düşününüz”
Böyle bir durumda neler olacaktır. Türkiye;


  • İncirlik üssünü ve ABD tesislerini kapatacaktır,
  • ABD ile siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel ilişkileri askıya
    alacaktır,
  • Türkiye muhtemelen NATO’dan ayrılacaktır,
  • Türkiye ister istemez Doğu Blokuna ve muhtemelen Rusya ve Çin’e
    yanaşacaktır,
  • Daha bir çok şey sayılabilir.


Bunları göze
alması mümkün olmadığına göre ABD’nin önümüzdeki günler için iki seçeneği
ortaya çıkmaktadır;


  1. Fethullah Gülen’i bir başka ülkeye göndermek (Böyle bir seçenek
    yukarıda yazılı sonuçları birebir doğurmasa da buna yakın neticeler ve
    ilişkiler için hoş olmayan ABD’nin tercih etmeyeceği bir durum
    oluşturacaktır.)
  2. Fethullah Gülen’i öldürecektir. Bunu da kendini bu işten tamamen
    sıyırmak ve farklı anlamalara sebep olmamak için; ya Pensilvanya’da
    yanında bulunan bir Türk’e veya Müslümana yaptıracak, ya da ABD’de bir
    başka bölge de yaşayan bir Türk veya Müslüman aracılığı ile bu işi
    bitirecektir.


Sonucunda
Türkiye en fazla Fethullah Gülen’in cesedini Türkiye’ye getirtebilir ama
Fethullah Gülen’in kendisini canlı olarak asla getirtemeyecektir. Bu kehanetin
doğru olup olmadığını önümüzdeki günler daha açık gösterecektir.


Milletçe gerekli ve doğru dersleri çıkarıp bir an önce Mustafa Kemal Atatürk’ün
çerçevesini çok net ve açık olarak çizdiği Cumhuriyetin ve Türkiye’nin
KURULUŞ/BAŞLANGIÇ AYARLARI’na dönülebilmesi ümidiyle,


Esen kalınız.