‘Paralel
Yapı’ Ana İddianamesi: Gülen yarı Tanrı gibi…


Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan ‘Gülen yapılanması’ hakkındaki ana
iddianamede , Gülen yapılanmasının da diğer terör örgütleri gibi ‘hücre evi’
modeli kullandığını, Cemaat’in lideri Fethullah Gülen’in ‘yarı Tanrı gibi’
görüldüğünü ifade etti.


Fethullah
Gülen Yapılanmasına yönelik Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen
soruşturma tamamlandı. Gülen yapılanmasına yönelik yürütülen ‘ana soruşturma’
kapsamında hazırlanan iddianamede örgüt lideri olarak Fethullah Gülen yer aldı.
Gülen’in yanı sıra iddianamede Hidayet Karaca, Ekrem Dumanlı ve Akın İpek gibi
isimlerin de bulunduğu 73 kişi suçlanıyor.


İddianame
‘örgütün mali yapısı’, ‘örgütün insan kaynakları’, ‘örgütün mali yapısı’ gibi
farklı 12 bölümden oluşuyor.


Gülen
yapılanmasının bir terör örgütü olduğunu ifade eden savcılık, bu örgütün
‘Devletin kurumlarını ele geçirmek ve anayasal düzeni yıkarak yerine otoriter
totaliter bir “cemaat oligarşisi/zümre hâkimiyetine dayanan devlet düzeni”
kurmak’ amacını taşıdığını ifade etti.


‘Emeği ile geçinen kimseler soruşturma dışı tutuldu’


Soruşturmanın
kapsamı hakkında da bilgi veren savcılık, “Bu örgütün evinde kalan, yurtlarında
barınan veya okul yada dershanelerinde öğrenim gören gençler, dershane, özel
okul ve yurtlarda faaliyet yürüten öğretmenler ve yöneticiler, aynı şekilde
örgütün emrinde faaliyet yürüten dernek, vakıf, banka veya ticari şirket
çalışanları, bu örgütün elindeki işyerlerinde ücretli çalışan emeği ile geçinen
kimseler, açıkça bir suça karışmadıkları sürece sırf bu irtibatları ceza
sorumluluğu doğurmadığından özellikle soruşturma dışında tutulmuştur”
ifadelerini kullandı.


‘Devletin şevkât ve merhametine sığınanlar soruşturma dışı
tutuldu’


Fethullah
Gülen örgütünün sempatizanı olup, bu örgütü dini bir kuruluş sanarak cemaate
gönül bağı bulunanların soruşturma dışında tutulduğunu vurgulayan savcılık,
“Fetullahçı Terör Örgütünün daha önceden içinde bulunup sonradan vaziyeti
görerek pişmanlığını ihsas edecek davranışları ile bu yapıdan ayrılan nedamet
duyan kimseler yönetici düzeyinde sorumluluk almış olsalar bile soruşturma
dışında tutulmuştur. Devletin şefkat ve merhametine sığınan örgüt ile
irtibatını kesen hiç kimse bu soruşturmanın içerisine alınmamış, durumları
hassasiyetle değerlendirilip soruşturma dışı tutulmuştur” ifadelerini kullandı.


‘Gülen yarı Tanrı gibi…’


Örgüt
içinde Fethullah Gülen’in ‘kutsal, insanüstü, yarı Tanrı gibi görülüp onu
‘muhterem’ sayarak iman edildiği belirtildi.


‘Silahlı terör örgütlerini kullanabiliyorlar’


İddianamede
Gülen yapılanmasının tanımını da yapan savcılık, “Demokratik hukuk devletinin
özelliklerini ortadan kaldırmak amacıyla kurulmuş en geniş ve en büyük
katılımlı silahlı terör örgütlenmesidir. Amaçlarını gerçekleştirmek için
silahlı terör örgütlerini kullanabilen-kiralayan, devletin silahlı unsurlarını
emelleri için kullanabilen, devlet kademelerindeki silahlı güçler aracılığı ile
operasyonel sonuçlar elde edebilen bir örgütlenmedir” deniliyor.


TSK ve MİT ‘özel mahrem’


Bu
yapılanmanın devletin bazı kurumlarını ‘mahrem ve özel mahrem’ diye
adlandırıldığını belirtildi. İddianamede, örgüt dilinde Askeri Harp Okulları,
GATA, bütün TSK, Polis Kolejleri, Adalet Akademisi, Yargı Kurumları, Emniyet
Genel Müdürlüğü, Milli İstihbarat Teşkilatını ve bazı özel kurumların (TİB,
ÖSYM, Tübitak) ‘mahrem olarak’ olarak adlandırıldığı vurgulandı. Silahlı yapı
olan TSK, Emniyet, MİT’in ise ‘özel mahrem’ olarak anıldığı ifade edildi.


‘Hücre evleri var’


Diğer
terör örgütleri gibi ‘FETÖ’nün de hücre evleri olduğuna dikkat çeken savcılık,
‘ışık evlerinin örgütün hücre evleri olduğunu’ belirtti.


‘Hizbullah tipi örgütlenme modeli seçildi’


Yapılanmanın
‘hücre evi’ modeli kullandığını belirten savcılık, “FETÖ’nün kendisine
‘Hizbullah’ modelini örnek aldığını” anlattı. İddianamede, “Hizbullah
terör örgütü örnek seçilerek geliştirilmiş bir modeldir. Hiç bir hücre diğer
bir hücreden haberdar değildir. Bu örgütlenme modelinin geliştirilmesinin
sebebi, bir hücre açığa çıksa bile diğer hücrelerin faaliyetine devam ederek
deşifre olmamalarını temin etmek içindir” denildi.


‘Derinliği fazla, birçok engelle karşılaşıldı’


Örgütün
devlet içindeki derinliği ve gücünün oldukça fazla olduğunu belirten savcılık,
yürütülen soruşturmada da bu nedenle birçok engelle karşılaşıldığını vurguladı.


‘Hâlâ önemli mevkileri işgâl altında tutmaktadırlar’


Bazı
kamu idarecilerin mücadele vermek yerine örgütün varlığını bilerek gizleme
yoluna gittiklerini ifade eden savcılık, “Kamu idarelerinin çok önemli bir
kısmı, soruşturmanın ilerlemesi için gerekli bilgi ve belgeleri kasten gizlemiş
devleti ele geçirmek azmindeki örgüt o kurumda hiç yokmuş gibi davranmıştır.
Kamu kurumlarında örgütün imamları ve kadroları, kozmik ve kripto üyeleri,
sempatizanları etkili ve hala önemli makam ve mevkileri işgâl altında
tutmaktadır. Mesela şüpheli Kazım Avcı, tutuklandığı sırada bile hala TBMM’de
müşavir olarak çalışmaktadır. Şüpheli yönetici imamlardan Osman Karakuş, on
parmağında on marifet her kamu kurumunda bir kurulda üst düzeyde görev
almıştır.” dedi.


‘Cemaat mensubu binlerce hâkim ve savcı var’


Gülen
yapılanmasına ait yargı mensuplarının da halen mevcut olduğunu vurgulayan
savcılık, “Yargı içinde örgütün önemli bir militarist kadrosu varlığını
sürdürmektedir. Örgüt istediğinde her türlü hukuksuz kararı verecek ve yargı
eliyle devletin kamu gücünü örgüt menfaatine kullanacak binlerce hakim savcıya
sahiptir. Yargının içinde bulunduğu bu durum sebebiyle örgüte karşı karar alıp
uygulamada da sorunlar sıkıntılar yaşanmıştır” ifadelerini kullandı.


‘Gülen’e soruşturma açanlar canlarından bezdirildi’


Gülen
yapılanmasına yönelik kim soruşturma yürüttüyse itibarsızlaştırıldığına dikkat
çeken savcılık, “Örgüte yönelik soruşturma açan her savcı ve görev alan
hakimleri veya kolluk görevlilerini linç ederek itibarsızlaştırıp, hayatlarını
mahvetmiş ve canlarından bezdirmiştir. Bu örgüte yönelik dava veya bir
soruşturmada basit şekilde bile olsa adı geçen herkesin başına bela açılmış
hayatları zehir olmuştur. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi C. Savcısı Nuh Mete
Yüksel’e, C. Savcısı Salim Demirci’ye, Ankara Emniyet Müdür Cevdet Saral’a ve
yardımcısı Osman Ak’a yönelik uygulanan sistematik ve organize operasyonlar
örnek olarak gösterilmektedir” dedi.


Savcılıktan ‘her olayın paralel yapıya’ bağlanmasına eleştiri


Savcılık
iddianamesinde ‘her olayın paralel yapıya’ bağlanmasını eleştirdi ve bu durumun
soruşturmaların yürütülmesini zorlaştırdığına dikkat çekti. Savcılık, “Soruşturmayı
zorlaştıran bir diğer sorun ise kişilerin her şeyi paralel yapıya havale ederek
bundan “yarar sağlama beklentileri” olmuştur. Alakası olsun olmasın
her olayı paralel yapının işlediği iddia edilerek başvurular yapılmış ve
sonuçta soruşturmada gerçekten paralel yapının faaliyeti ile ona atfedilen
olayları ayırmak için uzun süren çaba gerektirmiştir. İşlediği suçun
sorumluluğundan kurtulmak isteyen cezaevindeki hükümlü ve tutuklulardan birçok
gereksiz dilekçe gelmiştir. Mesela 2001 yılında ırza geçmeye teşebbüsten mahkum
olan bile bunu paralel yaptırdı diyerek dilekçe göndermiştir” ifadelerini
kullandı.


Kaynak: Al Jazeera


‘Paralel
Yapı’ Ana İddianamesi: 28 Şubat sonrası güçlendiler


Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan ‘Gülen Yapılanması’ hakkındaki ana
iddianamede, Cemaat’in ana kadrosunun yaklaşık 300 kişi olduğu, bu kadro
içindeki önemli isimlerin yurtdışına kaçtığı ifade edildi. İddianamede,
“Cemaatin, korkunç bir deve dönüşmesi ve terörizme giden üçüncü aşaması 28
Şubat 1997 post modern darbe vakasından sonradır” deniliyor.


İddianamede,
“Fetullah Gülen ve cemaati, Türkiye Devletini ele geçirip perde gerisinden
yönetebilmek için silahlı, organize, sistematik kamu gücünü kullanarak gerçek
bir darbeye başvurmuş ve başaramadığı için suçüstü yakalanmıştır” denildi.


‘Ana kadro 300 kişi’


Gülen
yapılanmasını yöneten kadronun yaklaşık 300 kişi olduğunu vurgulayan savcılık,
“Bunlardan özellikle her konuda örgüte fonksiyonel hakimiyeti bulunanlar ve
haklarında çeşitli haberler çıkıp deşifre olanlar ülkeden ayrılıp yurt dışına
kaçmıştır” dedi.


’28 Şubat sonrası güçlendi’


Gülen’in
28 Şubat sonrasında büyük bir güç haline gelmeye başladığını vurgulayan
savcılık, “Cemaatin, korkunç bir deve dönüşmesi ve terörizme giden üçüncü
aşaması 28 Şubat 1997 post modern darbe vakasından sonradır. Bu evrede Fetullah
Gülen yurt dışına kaçmış, cemaatin söylemi değişmiş, evrensel, küresel
ifadeleri kullanmaya başlamıştır. ABD merkezli çeşitli lobiler ve neoconların
hassasiyetini dikkate alan bir “İslam” arayışına girmiştir”
ifadelerini kullandı.


‘Herkes sorumlu, saflığımızdan yararlandı’


Herkesin
Gülen yapılanmasının büyümesinde sorumluluğu olduğunu belirten savcılık,
‘saflık’ vurgusu yaptı. İddianamede Gülen Yapılanması’nın büyümesi ile ilgili
şöyle denildi:


“Türkiye’de geçmişteki bütün siyasi iktidarlar, muhalefet, diğer
dini cemaatler, kamu ve sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, ordu, kısaca
toplumun her kesimi, elbirliğiyle Fetullahçı Terör Örgütünün bu büyümesinden ve
kadrolaşmasından sorumludur. Bu terör örgütü, toplumun her kesimini aldatarak saflığından
yararlanıp veya iyi niyetini sui-istimal ederek gelişip güçlenmiştir.”


‘Dershaneler ile kitlelere yayıldılar’


Savcılık,
yapılanmanın büyümesinde ve insan kaynağında ana etkenin dershaneler olduğunu,
buradaki başarılı öğrencilere özel önem verildiğini anlattı.  Yapılanmanın
dershaneler sayesinde geniş kitlelere hitap eder hale geldiği vurgulandı.


‘Siyasi iktidarlarla husumete girmedi’


Gülen
yapılanmasının zamanla dev bir organizasyon haline geldiğini ifade eden
savcılık,  “ Bu süreç içerisinde çok akıllıca bir strateji izleyen
yapılanma, yakın zamana kadar siyasi iktidarlarla herhangi bir rekabet ve
husumete girmemiş, hangi görüşten olursa olsun menfaatinin olduğu yurt içinden
ve yurt dışından her kesimle ilişki geliştirmekten kaçınmamıştır. Bu şekilde
aslında en iyi siyaseti kendisi gerçekleştirmiş, herhangi bir siyasi kitleye
bağlı olup sorumluluk ya da denetlemeye tabi olmadan, istediğini
gerçekleştirmiştir” dedi.


‘Masonik bir yapılanma gibi hareket edildi’


“Kendisine
ait medya organlarında belirli bir döneme kadar siyasi konulara değinmemiş,
dini içerikli, belgesel tarzda yayınlara ağırlık vermiştir.” tespitinde bulunan
savcılık., “Farklı adla lanse edilse de işleyiş itibarıyla Masonik bir
yapılanma gibi hareket edilmiştir” ifadelerini kullandı.


‘Dini maske olarak kullandılar’


Tüm
terör örgütlerinin başvurdukları şiddeti gizlemek ve meşru göstermek için başka
düşünceleri ödünç alıp maske olarak kullandığına dikkat çeken savcılık, “FETÖ,
dini maske olarak kullanıp, dine hizmet ettiği gerekçesiyle kendini
meşrulaştırmak istemektedir. Fetullah Gülen Cemaati, başlangıçta devletin pek
ilgi göstermediği “din eğitimine” önem vermiş, dindar insan yetiştirme
gayretini benimsemiş görünerek toplumda meşruluk ve genel bir kabul görmüştür.
Bu cemaat modernite ile İslam’ı bağdaştırmış gibi yaparak hem dindar ve hem
modern toplum kesimlerinden destek ve ilgi görmüştür. Cemaat, bir yanda içki
içenleri, kumarbazları, tefecileri bünyesine alırken diğer yanda da dindar ve
muhafazakar kesimlere de hitap etmiştir. Toplumdaki her kesime veya kişiye
nabza göre şerbet verilerek meşruluk sağlanmıştır. Din, onlara toplum nezdinde
önemli bir meşruluk alanı sağlamıştır. Dini cemaatlerin Türkiye’de ezilmişliği
ve mağduriyeti toplumda meşruluğun temel kaynağıdır” vurgusunu yaptı.


‘Devletin ihtiyaç duyduğu alanlara kadro yetiştirdi’


Gülen
yapılanmasının devletin eksik noktalarını tespit ederek ona göre çalışmalar
yaptığını vurgulayan savcılık,  devletin ihtiyacı olan hemen her konudaki
teknik personel ve bilişim uzmanı kadrolarının bu yapılanma tarafından
yetiştirildiğini belirterek, “Örgüt, devletin ihtiyaç duyacağı bütün alanlarda
teknik personel yetiştirmiş, kalifiye eleman için kendisi dışında hiç kimse
kalmamasına özel bir özen göstermiştir. Bu durum ona bir meşrulaşma alanı açmıştır”
dedi.


“2011’den sonra siyasi hedefi gerçekleştirmeye
hazırlandı”


İddianamede
Gülen Yapılanmasının, AK Parti’nin iktidara gelmesi ile başlayan süreçte
anlatıldı. Fetullah Gülen,’in Kasım 2002 seçimleri sonrasında seçimi kazanan
siyasi partinin muktedir olmadığını ve örgüt kadrolarının boşluğu dolduracağını
söyleyerek oluşturulan iktidar boşluğuna işaret ettiği vurgulandı.


Bu
açıklamadan sonra örgütün ikinci aşamaya geçtiğini belirten savcılık, “Örgüt
ikinci aşamaya geçmiş ve iktidara yerleşme safhasını kadrolaşarak ve kamu
kurumunu yönetir hale gelerek tamamlamıştır. Bu safhada atomlaşmış bir toplum
modeli oluşturulmuş, kendinden olmayanın dışlanması ve kurumlarda taktik
uzlaşmalar (iki adım ileri bir adım geri ) ile iktidara yerleşme safhası da
tamamlanmıştır. Son safha olarak iktidarın ele geçirilmesi kalmış ve nihayet
2011 yılından sonra örgüt, cemaat hâkimiyetinde bir devlet düzeni oluşturmadan
ibaret bu siyasi hedefi gerçekleştirmeye hazırlanmıştır” tespitinde bulundu.


‘Devlet, uzun süre dini cemaat sandı’


Gülen
yapılanmasının ‘Türkiye ve İslam toplumlarını içinden dönüştürmek için yurt
dışında kurgulanmış bir yapı’  olduğuna dikkat çeken savcılık, “FETÖ,
siyasi, idari, politik, ekonomik ve uluslararası düzeyde ittifaklar kurmuştur.
Bu yapılanma ekonomik, sosyal, kültürel, dini, idari, istihbari ve uluslararası
boyutlara sahiptir. Türkiye ve İslam’ı yeniden biçimlendirmek için kurgulanmış
toplumsal, politik mühendislik projesidir. Fetullahçı Terör Örgütü ve ona bağlı
cemaat, uyguladığı tedbir nedeniyle hep kapalı kutu olarak kalmıştır. Devlet,
ülküsünden başlayarak, örgütlenme biçimine, malî kaynaklarına kadar söylentiden
öteye gerçekte hiçbir şey bilmemekte, uzun süre onları eğitim hizmeti veren
yararlı dini bir cemaat sanmaktadır” ifadesine yer verdi.


‘Sahte askeri belgelerle süreçler başlatıldı’


AK
Parti’nin Kasım 2002 seçimlerinde iktidara gelmesi ile birlikte, askerin eski
alışkanlığını devam ettireceğini gösteren gelişmeler yaşandığını belirten
savcılık., “FETÖ’nün Türk Silahlı Kuvvetlerindeki kadroları, dışarıya sürekli
bilgi belge taşımıştır. Hükumete elindeki askeri belgeleri gösterip askerin
yapacağı faaliyetler hakkında bilgi vererek onları bu faaliyetlere
inandırmıştır. Hükumet askerin hareketleri nedeniyle ihtilal hazırlığı
emarelerine inanmış, hükumeti teslim almak isteyen cemaat sahte askeri
belgelerle hükumetteki vehmi pekiştirmiştir. Cemaatin sahte belge hazırlayıp
kamuoyunu ve hükumeti kandıracağına hiç kimse ihtimal vermemiştir. Bu
belgelerin uzun süre sahteliği bir türlü nedense tespit edilememiştir. Askeri
yetkililerin ve bazı komutanların “müdahale ederiz, rejimi değiştirtmeyiz,
laiklikten taviz vermeyiz, rejimin sahibiyiz” türü konuşma ve
açıklamaları, “genç subaylar rahatsız” gibi gazetelerdeki beyanatları, Yargıtay
C. Başsavcılığının parti kapatma ile ilgili hazırladığı dosyanın askerler
tarafından verilen belge ve bilgilerden oluşması, askerin ölçüsüz bir tavır
içerisinde hükumete karşı olduğunu belirtmesi, 27 Nisan 2007 bildirisi,
Cumhurbaşkanlığı seçimine askerin engel olmaya çalışması bu kanıyı
güçlendirmiştir. İşte bu ortamda 2007 yılında FETÖ’nün kadrolaştığı özel
yetkili savcılar (mahkemeler), militarizm ve cuntalarla, kirli geçmiş ile
hesaplaşma, faili meçhul olaylarla yüzleşme adına soruşturmalar başlatmıştır.
Türkiye demokratlaşıyor, kirli mazisini ve bağırsaklarını temizliyor algısı
oluşturulmuş bu beklenti toplumdan önemli bir destek almıştır. Özel yetkili
mahkemelerin hukuka aykırı bazı işleri bile “bu tip şeyler olabilir, gelip
geçicidir, düzeltilebilir, mesafe alınması demokratik adım atılması ve büyük
bir hesaplaşma içerisinde küçük hata olabilir” düşüncesiyle
desteklenmiştir. Bütün bunların bir cemaat operasyonu olduğu, temelinin haksız
olduğu su yüzüne çıkana kadar toplumun geniş kesimleri gelişmeleri
desteklemiştir” denildi.


‘Askeri kadrolar 2007 yılına kadar pasif durumda kaldı’


Gülen’in
güçlü bir askeri yapılanması olduğuna dikkat çeken savcılık, “Muhtemel bir
askeri müdahalede kadrolarının ezilmemesi için tedbirli hareket etmiş 2003 ila
2007 yılları arasında pasif durumda kalmıştır. Örgüt, 2007 yılından sonra
örgütlenmesini tamamlamış, güç dengesini lehine çevirmiş ve operasyon hünerini
ortaya koymuştur. Anayasa değişikliği örgütü devlet içinde çok ileriye
taşımıştır ve 12 Eylül 2010 sonrasında artık örgüt kendini devletin tek fiili
hakimi olarak görmeye başlamıştır. Bu durum 17 Aralık 2013 gününe kadar devam
etmiştir” Tespitinde bulundu.


‘Paralel
Yapı’ Ana İddianamesi: Yabancı istihbarat örgütlerinin şemsiyesi altındalar


Gülen
yapılanmasının, bir ya da birkaç yabancı istihbarat örgütünün şemsiyesi altında
olduğuna dikkat çekildi. Rus uçağının düşürülmesine de değinilen iddianamede,
Rus uçağının düşürülmesinde Gülen yapılanmasına işaret edildi.


Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan ‘Ana Gülen Yapılanması’ iddianamesinde,
bu yapılanmanın yabancı istihbarat servisleri tarafından kullanıldığı
anlatıldı. İddianamede, “Bazı ülkelerin Türkiye üzerindeki bu tarihi psikolojik
kinini tatmin etme imkanı yoktur. Bu nedenle yabancı ülkelerin istihbarat
servisleri, dünya çapında örgütlenen aşırı ihtiraslı FETÖ’nü keşfetmiş ve
kontrol ederek Türkiye’ye karşı kullanmıştır” denildi.


‘Kendi haline bırakmadılar’


Gülen
yapılanmasının dünya geneline yayıldığının ifade edildiği iddianamede, bu
yapının güçlü ülkeler ve istihbarat örgütleri tarafından ‘kendi haline’
bırakılmadığı ve ülkelerin bu gücü kendi hedefleri için kullandığı vurgulandı.


‘Birkaç devletin istihbaratının şemsiyesi altında’


Gülen
yapılanmasının yabancı devletlerin şemsiyesi altında olduğunu belirten
savcılık, “Örgütün kullanmakta olduğu gizlilik tekniklerine (kod isimler ve
operasyonel telefonlar kullanmak, bilmesi gereken ve tedbir prensipleri
uygulamak vb.) bakıldığında, örgütün bir ya da birkaç devletin istihbaratının
şemsiyesi altında olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye’de dini anlamda kendisini
cemaat niteleyen çeşitli dini gruplar olmakla birlikte hiçbirinde “kod isim
kullanma, telefonların üç ayda bir değiştirilmesi” gibi talimatlar uygulanmamaktadır.”
Denildi.


‘Yabancı istihbaratların elinde gönüllü tutsak’


Gülen
yapılanmasının büyümesi için ‘birilerinin strateji belirlemesi, yönlendirmede
bulunması ve destek’ vermesi gerektiğini anlatan savcılık, “Hoca karizması veya
hizmete adanmışlık küresel ölçekli bir harekete dönüşen örgütteki değişimi
açıklamaya yeterli değildir. Bu örgütün arkasında küresel ölçekte politik
çıkarları ve stratejik oyunları bulunan başka devasa yapılanmaların olduğunda
kuşku yoktur. Yurtdışında destek arayan Fetullah Gülen, bu desteği elde
edebilmek için yabancı ülke istihbarat servislerinin elinde gönüllü tutsak ve
oyuncak haline gelmiştir. Yurtdışına çıkış ile birlikte Türkiye’deki örgütün
yönetimine Türkiye ile sorunu olan devletler ve istihbarat örgütleri de katılmıştır”
tespiti yapıldı.


Yapılanmanın
hasım devletler tarafından kullanıldığını ifade eden savcılık, Rus uçağının
düşürülmesi olayında da bu yapılanmayı işaret etti. İddianamede şöyle denildi:


“Türkiye aleyhine FETÖ’ye bağlı şahıs, kurum ve kuruluşlar, hasım
devletlere faydası olan çeşitli olayların içerisinde bizzat yer almakta ya da
destekte bulunmaktadır. Mavi Marmara baskını, Adana’da durdurulan tırlar, hava
sahasını ihlal eden Rus uçağının düşürülmesi ve Uludere olaylarında gösterilen
tutum ve davranışlar, yabancı devletlerin hedefinde yer alan kurum ve
kuruluşların, başka devletler lehine etkisiz kılınmasına yönelik
faaliyetlerdir.”


‘CIA tarafından korunmaktadır’


Amerikan
istihbarat servisi CIA’da bir dönem Türkiye İstasyon Şefi olarak görev yapan
Graham Fuller’ın, Fethullah Gülen’in ABD’den ikamet izni alabilmesi için
referans olduğunu belirten savcılık, “Bu durum bile, Fetullah Terör Örgütünün
kimlere hizmet ettiği hakkında önemli bir delildir. FETÖ’nün yabancı istihbarat
servisleri ile irtibatı çok açıktır. Belçika Brüksel’de G+ (Europe) isimli lobi
şirketiyle anlaşmış, ABD lobi şirketlerine para vermiştir. ABD seçim
kampanyalarında cömert bağışlar yaptığı senatörleri “gezi” adı
altında Türkiye’ye getirip gücünü ve Türkiye içerisindeki etkinliğini göstermiştir.


Gülen’in
ABD’de CIA tarafından korunduğunu belirten savcılık, “Fetullah Gülen ve
örgütünün ABD’nin emrinde olduğu ve CIA tarafından kullanıldığı çok açıktır.
Mesela CIA ajanları öğretmen gibi değişik ülkelerdeki F. Gülen okulları
üzerinden devletlere sızmakta ve istihbarı bilgi toplamaktadır. ABD himayesi
olmadan Fetullah Gülen Pensilvanya’da kalamaz ve bu işten çıkarı olmayan ABD
onu ülkesinden barındırmaz. ABD’den Yeşil-kart alabilmek için mahkemeye F.
Gülen’in elli milyar dolarlık malvarlığı olduğunu beyan ettiği iddia
edilmektedir” tespitlerinde bulundu.


‘FBI sitesinde Gülen yer almaktadır’


İddianamede
FBI’nın resmi sitesinde işbirliği içinde oldukları gruplar arasında
“Fethullah Gülen örgütü”nün de yer aldığı belirtildi.


“Obama’nın Kenya’daki akrabaları okullara ücretsiz kabul
edildi”


İddianamede
ABD Başkanı Barack Obama da yer aldı. Obama ile Gülen Yapılanması arasındaki
ilişkinin nasıl kurulduğunun anlatıldığı iddianamede, “FETÖ’nün 2007 yılı
itibarıyla İstanbul İl İmamı olan ve akabinde Kenya Ülke Sorumlusu olarak
atanan Ahmet Kara, ABD Başkanı George W. Bush’tan 20.01.2009 günü görevi devir
alan Barack Obama’nın yemin törenine davet edilen şahıslar arasında yer
almıştır. Söz konusu davet, Ahmet Kara’nın Fetullah Gülen’in talimatı
doğrultusunda B. Obama’nın başkan adayı olmasıyla birlikte, Kenya’da yaşayan
ailesiyle ilgilenmesi, akrabalarının çocuklarını gruba ait okula ücretsiz kabul
etmesi ve aile fertleriyle iyi ilişkiler tesis etmesinin sonucu olarak
gerçekleşmiştir. Bu durum dahi FETÖ’nün uluslararası ilişkileri, siyasi
dengeleri ve ileriye dönük menfaatlerini ne ölçüde gözettiğinin önemli bir
ispatıdır. ABD genelinde FETÖ’ye bağlı olarak faaliyet gösteren yaklaşık
165-170 tane kuruluş bulunmaktadır.  Bu kuruluşlar; dernek, kültür
merkezi, düşünce kuruluşu, eğitim teşekkülü veya özel okul şeklinde teşkil
edilmişlerdir” tespitlerine yer verildi.


‘Alman İstihbaratı’yla temas’


FETÖ’nin
sözcüsü konumundaki Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkan Yardımcısı Cemal Uşak,
Almanya’nın İstanbul Başkonsolosluğu’nda görevli BND (Alman İstihbarat Servisi)
Temsilcisi Edward Ehrenheim ve yardımcısı Jörg Birkenbeul ile 15.01.2014
tarihinde İstanbul’daki bir restoranda görüşme yapmıştır. Bu görüşmede şüpheli
Cemal Uşak, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik durumuna ilişkin
muhatabına açıklamalarda bulunmuştur.” ifadelerini kullandı.


‘IŞİD’e destek verildiği algısı yaratmaya çalıştı’


İddianamede
MİT ait tırların aranmasına ilişkin olaya da değinildi. Gülen Yapılanmasının
Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiği algısı yaratmak için MİT tırlarını durdurarak
arama yapmaya çalıştığını ifade eden savcılık., “Dışişleri Bakanlığındaki gizli
Suriye toplantısını dinleyip servis etmiştir. Propaganda ve dedikodu yoluyla
çatışmalarda yaralanan IŞİD üyelerinin Türkiye’de tedavi edildiğini ve
Türkiye’nin örgüte lojistik destek sağladığını, petrolünü satın aldığını, IŞİD
örgütünün eleman toplamasına ses çıkarmadığını iddia etmiştir. FETÖ, bu
konulardaki iddialarını yurt dışındaki istihbarat ve güç merkezlerine taşıyarak
devleti zorda bırakmaya çalışmıştır” tespitleri yapıldı.


‘Gülen’in PKK stratejisi’


İddianamede
Gülen Yapılanması’nın PKK konusunda konjonktüre göre değişen bir strateji
izlediği anlatıldı.


Yapılanmanın
‘2007 ve sonrasında hem TSK’ya karşı hem de PKK’ye karşı vurulan darbelerde
inisiyatif alarak, devlet içerisinde vazgeçilemez bir konum elde etmek
istediğini’ vurgulayan savcılık, “Fetullahçı Terör Örgütü, PKK’ye karşı
savaşı, özellikle devletin stratejik kurumlarına sızma ve ele geçirme de
“siyasi kaldıraç” olarak kullanmıştır. Kısaca FETÖ’nün, PKK’ya karşı
mücadelesi, devletin ele geçirilmesinde bir tür “zıplama tahtası” işlevi
görmüştür. FETÖ, PKK’ye karşı mücadelede inisiyatif alarak hem kadrolarını
gerçek anlamda savaşçılar olarak eğitmiş, hem de devletin başka kurumlarını da
pasifize etmiştir. En önemlisi PKK’ye karşı mücadele görünümü altında, uzun
yıllardan beri sızmak ve ele geçirmek istediği TSK’yı örgütün emri altına
almıştır. FETÖ, 17 Aralık 2013 sonrasında bu stratejisinden vazgeçmiş, PKK
terör örgütü ve bunun uzantısı yapılanmaların en büyük savunucularından bir
oluvermiştir. Önce 2014 Mart yerel seçimlerinde sonra Cumhurbaşkanlığı ve en
sonra da 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 Milletvekili genel seçimlerinde PKK örgütü
ile irtibat kurmuş, bu örgütün siyasi kanadını oluşturan partiye destek verip
birlikte hareket etmiştir. Örgüt mensupları bir dönem düşman saydığı ayrılıkçı
siyaseti ve terör örgütünü oy vererek desteklemiştir” denildi. Savcılık
Ekrem Dumanlı’nın Diyarbakır Belediye Başkanı Gülten Kışanak’ı ziyaretini de
örnek gösterdi. 


‘Paralel
Yapı’ Ana İddianamesi: TSK içindeki yapılanma endişe verici boyutlarda


‘Gülen
Yapılanması’ hakkındaki Ana İddianamede “Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki
FETÖ yapılanmasının endişe verici boyutlara ulaştığı” belirtiliyor.
İddianamede “TSK, 2003 yılından sonra Fetullahçı olduğunu bildiği hiç
kimsenin ilişiğini kesmemiştir” ifadesi kullanılıyor. İddianameye göre TSK
içindeki cemaat mensuplarının büyük bölümü Albay ve General seviyesinde.


Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan ‘Ana Gülen Yapılanması’ iddianamesinde,
yapılanmanın askeri ayağına ilişkinde detaylı bilgiler yer aldı.


Gülen
Yapılanmasının Türk Silahlı Kuvvetlerine ayrı bir önem verdiğine dikkat çekilen
iddianamede, TSK içindeki Gülen elemanlarının sivil bir kişiye bağlı olduğu
belirtildi. İddianamede, “FETÖ’nün özel birimler içinde en önem verdiği yer TSK
olduğundan buraya tayin edilen üst sorumlu imam da çok önemlidir. TSK
imamlığını bir dönem şüphelilerden Hamdullah Bayram Öztürk yürütmüştür. Son
bilinen TSK imamı istişare heyeti üyesi de olan Ali Bayram’dır. GATA imamı ise
şüphelilerden Rıdvan Akovalıdır” tespitine yer verildi.  


TSK’daki faaliyetler 1984’ten sonra yoğunlaştı


Gülen
Yapılanmasının 1971 yılından itibaren Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde
örgütlenmeye çalıştığının belirtildiği iddianamede, “İlk zamanlarda az olan bu
sayı yıllar geçtikçe artmış, 1984 yılından sonra bu faaliyetler yoğunluk
kazanmıştır. O dönemde TSK içerisine yerleştirilen bu öğrencilerin birçoğu şu
anda kurmay albay veya general rütbesindedir. Genelkurmay Başkanlığı 1983-2014
yılları arasındaki dönemde TSK ile ilişiği kesilen Fetullah Gülen Grubuna
mensup personel sayısını bildirmiştir. Bu süre içerisinde toplam 400 TSK
personeli bu yapı mensubiyeti sebebiyle yaş kararı ile TSK’dan ihraç
edilmiştir. TSK, 2003 yılından sonra Fetullahçı olduğunu bildiği hiç kimsenin
ilişiğini kesmemiştir. Bundan sonra insiyatif örgüte geçmiş ve TSK içinde bu
örgütten olmayan veya muhalif olan herkesi tasfiye etmeye başlamıştır.
Ergenekon ve diğer askeri davalar, sivil siyaset üzerindeki askeri vesayetin
kaldırılması için değil, örgütün TSK, üzerinde egemen olması için
gerçekleştirilmiştir. Bu gün TSK içerisinde önemli oranda kurmay subay olarak
FETÖ mensubu bulunmaktadır. Ordunun cemaatleşmesi, kontrol altına alınması,
örgütün siyasi hedefleri için zorunlu ve birinci görevidir. Türk Silahlı
Kuvvetleri içindeki FETÖ yapılanması endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Askeri
disiplin ve hiyerarşinin dışında bir de örgütlü TSK cemaat yapılanması
bulunmaktadır. Bu yapıyı kuranlardan tanık Kemalettin Özdemir, TSK’nın içinde
en az % 60 ile % 80 FETÖ mensubu olduğunu anlatmıştır. TSK içindeki FETÖ
mensuplarına yönelik hiçbir ciddi çalışma yapılamamıştır. Askeri hakimlerin
çoğunluğunun bu örgüte mensup olduğu, bu örgütle organik bağı tespit edilmesi
nedeniyle adli yargıya alınmayanların askeri yargıya alınıp hakim yapıldığı
iddia edilmiştir.”  tespitleri yapıldı.


Askeri uçak kazaları ‘kopya çekerek giren yapı elamanlarından
dolayı’


Gülen
Yapılanmasının özellikle Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda kendi elemanlarına yer
açmaya çalıştığını belirten savcılık, “Uzman pilotlar, Türk Hava Yolları ve
diğer sivil havacılık pilotluğuna geçmek zorunda kaldığından uzman pilot subay
kalmamış, savaş jetlerinin son yıllarda kaza sayısı artmıştır. F-4 ve F-16 uçak
kazaları pilot hatalarından kaynaklanmasına rağmen bu uçakların neden düştüğü
ile ilgili yeterli inceleme yapılmamıştır. Özellikle FETÖ üyesi komutanlara bir
şey olmaması için kusur başka yerlerde aranmıştır. Hava kuvvet komutanlığındaki
uçak kazalarının özü eğitimli pilot sayısının azalmasıdır. Bu kazalara paralel
yapının eğitimsiz uçuş tecrübesi az, sınavlarda kopya çekerek giren kalifiye
olmayan üyeleri sebep olmaktadır. Hava kuvvet komutanlığındaki uçak kazalarının
gerçek sebebini araştıran yeterli herhangi bir soruşturma yapılıp
yürütülmemiştir” dedi.


Jandarma bilgi belge yok dedi


Jandarma
Genel Komutanlığı’nda da ciddi bir Gülen yapılanması olduğunu ifade eden
savcılık, Jandarma Genel Komutanlığı’nın ilgili birimlerinden belge ve bilgi
talep edildiğini ancak ‚bu yapılanma ile ilgili hiçbir bilgi ve belge olmadığı’
cevabının verildiğini açıkladı.


‘Askeri lise sınavlarında kopya iddiası verilerle anlatıldı’


İddianamede,
yapılanmanın askeri lise sınavlarında kopya çektiği iddialarının da
araştırıldığı anlatıldı.


Bu
kapsamda savcılık tarafından, ÖSYM’den 2000-2016 yılları arasında
gerçekleştirilen sınavlarla ilgili bilgiler alındı.


İddianamede
yer alan tespitler şöyle:


1-    Askeri lise sınavının taban puanlarında 2014
yılında sert, ani düşüşler yaşanmış buna karşılık daha önceki yıllarda bu
orandan büyük düşüşler yaşanmamıştır. Askeri lise sınavında öğrencilere
yöneltilen soruları doğru cevaplayanların sayısı testin ortalama güçlüğü
ağırlaşmasına rağmen çok yüksek oranda olmuş, 2014 yılından itibaren ise bütün
test sorularında doğru cevaplayan sayısında olağan üstü düşüş yaşanmıştır.


2-    Mesela 2010 yılında 1214 kişi matematik
testinin tamamını doğru cevaplarken bu sayı 2014’de sadece 2 kişiye düşmüş,
2015’de 0 ve 2016’da 4 kişi olmuştur. Testin ortalama güçlüğü % 41’den % 23-25
aralığına düşmesine rağmen doğru cevaplayan sayısının azalması bariz bir
şekilde bu soruların önceden temin edilip örgütlü bir yapı tarafından kendi
mensuplarına verildiğini göstermektedir.


3-    Bu kanaati doğrulayan başka bir sonuç Türkçe
testinde görülmektedir. 2004-2013 yılları arasında testin ortalama güçlüğü % 65
civarında iken bütün soruları doğru cevaplayan kişi sayısının en az 80 en
yüksek 323 aralığında gerçekleşirken, 2014 ve 2016’da testin ortalama güçlüğü %
50’ye indirilmesine rağmen doğru cevaplayan çıkmadığı görülmüştür.


4-    Sosyal testinde 2009 yılında % 61 test
ortalama güçlüğünde 1509 kişi soruların tamamını doğru cevaplarken bu sayı
testlerin ortalama güçlüğü % 44’ler seviyesine düşürülmesine rağmen ancak 3 ve
6 kişi soruların hepsini doğru cevaplayabilmiştir. Askeri lise giriş
sınavlarında soruların önceden temin edildiği ve çözdürülen kişilerin kitlesel
olarak TSK’da kadrolaşmak amacıyla gerçekleştirildiği ÖSYM’nin kayıtlarından
açıkça tespit edilmektedir.


‘Askeri kanada güvenilerek devlet başkanı tehdit edilebildi’


Bu
istatiksel verilerin ardından savcılık iddianamede şu yorumda bulundu:


“FETÖ için öncelikli yerin Türk Silahlı Kuvvetleridir. Burada
örgüt aşırı bir kadrolaşmaya gitmiştir. TSK içerisindeki bu yapı ordu
disiplinini bozacak ve ülke savunmasında zafiyet oluşturacak bir yoğunluğa
ulaşmıştır. TSK içindeki bu yapılanmaya güvenerek kimi örgüt mensupları iç savaş
ve askeri darbeden söz etmektedir. Şüphelilerden Ekrem Dumanlı, örgütün askeri
kanadına güvenerek devlet başkanını zorla indirmekle tehdit edebilmiştir.
Örgütün en fazla kadrolaştığı ve egemen hale geldiği devlet kurumu TSK
olmuştur. TSK içinde organize ve güçlü bir yapılanma olmasına rağmen suç
işleyen askerler dışında kalanlara sırf cemaatten oldukları için bir suç isnadı
yapılamadığından bu konu ayrıca incelenmek üzere kişilerin suçlandığı genel
örgüt yapısından ayrı tutulmuştur.”


Kaynak: Al Jazeera


‘Paralel
Yapı’ Ana İddianamesi: ‘Dikey hiyerarşi, 7 katlı piramit’


Savcılık
tarafından hazırlanan iddianamede Gülen yapılanması içindeki insanların
çeşitlilik gösterdiğini, bu yapılanmaya mensup olmak için ‘dindar olmanın şart
olmadığı’ belirtildi. Savcılık, Gülen’in sohbetlerinde doğum tarihini 11 Kasım
1938 olarak açıkladığını, bunun sebebinin ise ‘kendini Mehdi olarak gördüğünden
Deccal kabul ettiği Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm tarihini kendisine doğum
tarihi seçmek’ olduğunu anlattı.


Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan ‘Ana Gülen Yapılanmasına’ yönelik
iddianamede Gülen Yapılanmasının insan profiline ilişkin de bilgiler
verildi. Gülen yapılanmasının içindeki insanların ‘çeşitlilik’ gösterdiğini
ifade eden savcılık., “Örgüte üyelik için kesin bir kriter yoktur. Toplumun her
inanç kesiminden örgütün üyeleri vardır. Türk, Müslüman, Sünni, dini bütün,
ibadet aşkıyla dolu, dindar insanlar olduğu gibi, örgüt işine gelen
kullanılması mümkün herkesi bünyesine katmaktadır. Alevi, ateist gibi yapıya
uzak gibi duran gruplardan, Yahudi, Hristiyan dinine inananlardan da paralel
yapılanma içerisinde yer alanlar bulunmaktadır. Bir başka ifade ile FETÖ’ne
üyelik için dindar olmak veya inançlı olmak şartı aramadığı gibi Müslüman
olmakta gerekli değildir. Bu örgütün içerisinde her türlü suça bulaşmış kişiler
olduğu gibi içki içen, zina eden, kumarbaz, tefeci türünden işleri yapanlarda
vardır.” Tespitlerine iddianamede yer verdi.


Emirler gizlilik içinde verilir


Yapılanmanın
bütün işlemlerinin gizlilik içinde yapıldığını ifade eden savcılık, liderin
genel olarak emirleri gizlilik içinde verdiğini belirtti.


Yapılanma
üyelerinin, ‘istihbarat ve kişilerin mahrem bilgilerini toplamayı’ amaçladığını
belirten savcılık, “Bu teşkilat gizli yaşamak her zaman korkmak, doğruyu
söylememek, gerçeği inkar etmek üzerine kuruludur. FETÖ, gizli, sinsi, kaypak,
doğrusu olmayan, hakikati gizleyen bir grup insan topluluğudur.Örgüt, çok iyi
reklam yapıcıdır. İstediği kişilerin reklamını yapıp imajını düzelterek bu
kişiler üzerinden kendisine nema sağlamaktadır. Buna örgüt terminolojisinde
“parlatma” denmektedir. Örgütün gizlenerek bilinmezliğe bürünmesinin bir sebebi
de ilgi çekmektir.” Denildi. 


İmamlara bağlı zincir şeklinde bir örgütlenme


İddianamede,
Gülen Yapılanmasının ‘imamlara’ bağlı bir zincir şeklinde örgütlendiğini
vurgulandı. Yapılanmada ‘bir imamın’ birçok zincirin bağlı olduğu örgüt lideri
konumunda olduğu anlatıldı. İddianamede,  imamların görevi şöyle
anlatıldı: “İmam kendine bağlı zincirler arasında uyumu ve zamanlamayı
ayarlayıp uygun zamanda yapılacak işleri hesaplayarak zincir üyelerine talimat
vermektedir. Her bir zincirdeki örgüt üyesi yalnızca verilen talimatın gereğini
yerine getirmektedir. Bütün olarak bakıldığında örgüt işi genelde başarırken
özelde her bir zincirdeki küçük bir işi icra edenler ne tür bir faaliyet
gerçekleştirdiğini görememektedir. İşlenen olay başlangıçta küçük parça işleri
yapan üyeler tarafından bilinmediğinden suç olduğu sezilememekte, ortaya çıkan
durum sonradan anlaşıldığında buna alet olanlar başlangıçta bilmedikleri bu
durumdan pişman olsalar bile sonuç değişmemektedir. Paralel yapı hedefini
organizasyon başarısı sağlayan bu zincirler sayesinde gerçekleştirmektedir.”


Kendi aralarında rapor ve talimat sistemi var


Yapılanma
mensuplarının hücresel bir şekilde birbirleriyle bağlantıları olduğunu anlatan
savcılık, “Örgüt mensuplarının kendi aralarında bir rapor, talimat alışverişi
bulunmaktadır. Alttan yukarıya doğru rapor, yukarıdan aşağıya doğru talimat
verilmekte, örgüt mensuplarının, kendilerine yeni örgüt mensupları kazanma
faaliyetleri bulunmakta, yeni çocuk ve gençler örgüte alınmakta, eğitilip,
yetiştirilerek bu örgütün kadrolarına ilave edilmektedir. Fetullahçı Terör
Örgütü, üyelerinin uğrunda zorluklarına katlanabildiği, fedakarlıkta bulunduğu,
amacına yönelik bir şeyler yapabildiği, bir inanç, bir ideoloji sistemidir.”
denildi.


Dikey Hiyerarşi ve Yatay Yapılanma


Yapılanmanın
Dikey
Hiyerarşi-Yedi Katlı Piramit’ 
ve ‘Yatay
Yapılanma 
(Hücre Tipi Zincir Yapılanma) şeklinde
oluştuğu belirtildi.


‘Dikey
Hiyerarşi-Yedi Katlı Piramit’ oluşumunun ‘kainat
imamı inancı ve yedi katlı piramidal yapılanma İsmailiye Mezhebinin ve köken
olarak Zerdüştlük Dininden alındığını’ belirten savcılık, “İsmailiye,
sofilerini yedi dereceye ayırmıştır. Bu esasları aynen Fetullah Gülen de tatbik
etmektedir. Gök ve uzayla ilgilenen ve birçok okul veya şirket ismini buradan
seçen örgüt, benzer bir yedi derece takıntısı ile hareket ederek, mensuplarını
Fetullah Gülen yedi tabakaya ayırmıştır. İsmailiye tarikatının piri yedinci
derecede oturur ki bu mertebe Allah’tan doğrudan emir alan imamlık makamıdır.
İmam helali haram ve haramı helal yapabilir. Ona mubah olmayan hiç bir şey
yoktur. Bu esaslar aynen Fetullah Gülen’in örgütünde de geçerlidir. FETÖ içinde
hiyerarşide itaat ve teslimiyet katı bir kuraldır. Teslimiyet, hem örgüte, hem
liderin emrine, ona atfen verilen göreve adanmışlıktır.” Tespitlerine yer
verdi.


Savcılık
bu yedi katlı piramitin ‘Birinci Kat; Halk tabakası’, ‘İkinci Kat; Sadık tabaka’, ‘Üçüncü
Kat; İdeolojik Örgütlenme Tabakası’, ‘Dördüncü Kat; Teftiş Kontrol Tabakası’, ‘
 Beşinci Kat;
Organize Eden ve Yürüten Tabaka’, ‘Altıncı Kat; Has tabaka’
 ,
Yedinci
Kat; (Kurmay Tabaka)’ 
oluştuğunu tespit etti.


‘Yatay
Yapılanma’ sisteminin ise şöyle açıkladı: “FETÖ, örgütün deşifre olmaması
ve devletin örgüt yapısını çözmekte zorlanması için ayrıca örgütü hücre tipinde
yatay örgütlemiştir. Hücreler genellikle en fazla beş kişiden oluşmakta ve bir
abla/abiye bağlı bağlı birimdir. Hücredeki kişi sayısı bazı kurumlar için üç ve
bazı kurumlarda (TSK için) birebirdir. Ayrıca her hücre abi veya ablası da bir
başka hücrede yer almaktadır.” 


Yöneten yapı üçe ayrılıyor


İddianamede
‘örgütü yöneten üst yapılar’ başlığı altında da bu grup üçe ayrıldı.


1- İstişare Heyeti (Başyüceler Kurulu): 


Örgüt
liderinin işleri görüşüp danıştığı kimselerden oluşan üst kuruludur. Kainat
imamına işlerinde yardım eden bir istişare heyeti (danışma kurulu) üyeleri
bulunmaktadır. Bunlar toplam on altı kişiden oluşur ve hem danışman hem örgütün
birimlerinin lider yöneticisidirler. Bu heyet, Fetullah Gülen ile birlikte bu
örgütün kuruluşunda bizzat yer alanlar, daha sonradan Fetullah Gülen’in
güvenini sağlamış olanlar ile Fetullah Gülen’in kendi akrabalarından
oluşmaktadır. Talimatlara uyulup uyulmadığını kontrol ederler, bilgi toplarlar,
rehberlik yaparlar, kontrol ve teftiş işlerini yürütürler, örgütü ikaz edip
uyarırlar. F. Gülen’e topladıkları bilgileri rapor olarak verirler. Heyette yer
alacak kişileri bizzat Fetullah Gülen seçip görevlendirmektedir.


Fatih Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Tekalan


İstişare
heyetinde 2014 yılı başı itibariyle yer alanlar tanık ifadeleri, açık kaynak
bilgileri, cep telefonu kayıt analizleri, raporlar ve resmi kurum bilgi ve
belgelerine göre; şüpheliler Mustafa Özcan, Şerif Ali Tekalan, Mehmet Ali
Şengül, İlhan İşbilen, Alaeddin Kaya, Abdullah Aymaz, Harun Tokak, Suat
Yıldırım, İsmet Aksoy, Halit Esendir, Bahattin Karataş, Mehmet Erdoğan Tüzün,
Hüseyin Kara, Ali Bayram, Ali Ursavaş ve İsmail Büyükçelebi’den
oluşmaktadır. 


Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Yeşil ‘mollalar’ da


2- Mollalar: Mollalar sadece Fetullah Gülen‘in
bilgisi doğrultusunda aynı zamanda müfettiş olarak faaliyet gösteren örgüt
yöneticileridir. Mollalar, Fetullah Gülen’e tam bir biat içerisinde bağlı
kimselerdir ve genellikle akademik kariyere sahip ilahiyat mezunu şahıslardan
oluşmaktadır. Bunları bizzat Fetullah Gülen yetiştirmiştir. Molla heyeti,
şüpheliler Naci Tosun, Ahmet Kurucan, Cemal Türk, Mustafa Yeşil, Hamdullah
Bayram Öztürk, Necdet İçel, İbrahim Kocabıyık, Reşit Haylamaz ve Selman
Kuzu’dan oluşmaktadır 


Türkiye Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu üyesi Osman Karakuş ‘özel
hizmet birimi’ katmanında Yargı imamı


3- Özel Hizmet
Birimleri: 
Fetullah Gülen, “Özel Hizmet Birimi“ olarak
adlandırılan ve mahrem işlerini yaptırdığı şahıslar ile de bire bir
görüşmektedir. Bu birimdeki yöneticiler örgüt mensuplarına talimatları bizzat
kendisi de verebilmektedir. Özel hizmet birimi yöneticisi doğrudan talimat
almışsa, üzerinde çalıştığı konu hakkında çalışma bittiğinde doğrudan Fetullah
Gülen ile irtibata geçerek bilgi aktarmaktadır. Mahrem yerler olarak yapıya
dahil edilen yerlerde, Murat Karabulut MİT, Rıdvan Akovalı GATA, Ahmet Can,
Osman Karakuş, Abdulkadir Aksoy yargı, Sait Aksoy milli eğitim ve Mahmut
Akdoğan mülkiye imamı olarak görev yapmaktadır. 


Atatürk’ün ölüm tarihini kendisine doğum tarihi seçmiştir


Fethullah
Gülen’in örgüt içinde ‘kainat imamı’ olarak bilindiğini söyleyen savcılık,
 Gülen’in adına ve doğum tarihine ilişkin de bilgilere yer verdi.
İddianamede şöyle denildi: “Fetullah Gülen’in adı tam olarak budur.
“H” harfi nüfus kaydındaki resmi adında yoktur. Buhaliyle adının bir
anlamı da yoktur. Ona konulan Fetullah ismi, 1844 yılında İran Şahına suikast
düzenleyen Bahai fedaisi “Fethullah Kami” adlı kişiden
alınmıştır. 


Fetullah
Gülen’in doğum tarihi 27.04.1942 iken nüfus kayıtlarında yılı 1941 olarak
düzeltilmiştir. Vaiz sıfatıyla memur olamaya yaşı yeterli gelmediğinden
büyütmüştür. Şüpheli Fetullah Gülen, sohbetlerinde doğum tarihini 11 Kasım 1938
olarak açıklamıştır. Bunun sebebi kendini Mehdi olarak gördüğünden Deccal kabul
ettiği Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm tarihini kendisine doğum tarihi seçmiştir.
Mehdinin ahir zamanda zuhur edeceğine inandığı için “Deccal öldü, Mehdi doğdu”
inancından dolayı bunu iddia etmektedir.” 


‘Paralel
Yapı’ Ana İddianamesi: ‘Haberleşmede 9 ayrı yöntem’


Gülen
yapılanmasına yönelik hazırlanan iddianamede MİT ve Yargı örgütlenmesine
ilişkin bilgiler de yer aldı. Yapılanma elemanlarının haberleşmede ‘gizliliğe’
önem verdiğinin belirtildiği iddianamede, Gülen yapılanmasının haberleşme için
dokuz ayrı yöntem kullandığı anlatıldı


“MİT’te  ciddi örgütlenmeye sahip”


Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan ‘Ana Gülen Yapılanması’ hakkındaki
iddianamede yapılanmanın MİT ve Yargı alanındaki çalışmalarına da  yer
verildi.


Milli
İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) Gülen yapılanması tarafından ‘mahrem yer’ olarak
kabul edildiğini belirten savcılık, “Milli İstihbarat Teşkilatı’nda da FETÖ
ciddi bir örgütlenmeye sahiptir. Ancak bu örgütlenmenin boyutları ve kimlerin
bu yapıya mensup olduğu, kurumun niteliği nedeniyle oldukça zordur. Kurumda
FETÖ’nün örgütlü bir yapısının olduğu buraya müstakil bir imam tayin
edilmesinden anlaşılmaktadır. Milli İstihbarat Teşkilatına emniyetten ve TİB
gibi başka kurumlardan geçen bazı FETÖ mensubu kamu görevlileri bulunmaktadır.
Örgüt, Milli İstihbarat Teşkilatından sorumlu müstakil bir imam tayin etmiştir.
Doktor Sinan kod adlı Murat Karabulut, MİT’ten sorumlu FETÖ imamı olarak uzun
süre görev yapmıştır. Kimliğinin deşifre olması üzerine bu göreve Harun Doğan
getirilmiştir. 17 Aralık 2013 günü emniyetten sorumlu imam Abdulletif Tapkan
ile birlikte ABD’ye gidip operasyon talimatını alanlardan biridir.” denildi.


Yargı alanındaki örgütlenme


Gülen
yapılanmasının, ‘yargının ne kadar büyük bir güç olduğunu, yargıyı etkili ve
operasyonel şekilde kullanmak suretiyle yapılamayacak hiçbir şey olmadığını
farkettiğini’ belirten savcılık, iddianamede şu ifadelere yer verdi:


“Yargı,
cemaatin kendi menfaatlerini toplumda uygulayabilmek için kullandığı en güzel
araçtır. Çünkü, polisin ve yargının yaptığı her türlü iş, sonuçları ve oluşacak
tüm masrafları devlete aittir.


Cemaatin
karşısına çıkan her engeli yargıyı kullanarak aşan FETÖ, bu konuda
uzmanlaşmıştır. Yargının devlet ve toplum hayatında kesin belirleyici ve son
karar verici olması örgütün işini kolaylaştırmıştır. Cemaat ise yargıyı her
açıdan etkin bir silah olarak kullanmıştır. Mesela emniyette kendisine engel
olacak yöneticiler hakkında uydurma tahkikatlar, tutuklamalar yaparak hepsini
saf dışı bırakıp, karşı çıkacaklara da gözdağı vermiştir. Toplu tutuklama ve
davalarla TSK etkisiz hale getirilmiş, ceza ve hukuk davalarında en büyük
belirleyici güç olduğunu göstermiştir. “


“Referandum ile HSYK ele geçirildi”


12
Eylül 2010 günü yapılan Anayasa referandumu sonrasında yeni oluşturulan
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda Gülen yapılanmasının çoğunluğu elde
ettiğini ifade eden savcılık, “Bu HSYK örgüte mensup 160 hakim ve savcıyı Yargıtay
üyeliklerine atamıştır. Yeni seçilen 160 üye ile örgüt, çoğunluğu ele geçirdiği
Yargıtay’da, tek söz sahibi oluvermiştir. Artık örgüt belli ceza dairelerinde
istediği kararı onaylatacak, istemediği kararı bozduracak hale gelmiş yargıda
davası olan herkesin yolu cemaatin avukatlarının hukuk bürolarına düşmüştür.
Özel yetkili mahkemelerin baktığı örgütün kumpaslarından oluşan davalar,
Yargıtay’da onaylanmaya başlamıştır. Hiç kimsenin artık örgütün elinden
kurtulamayacağı sözle değil fiilen ispatlanmıştır. Balyoz gibi bazı haksız
kararları Yargıtay’da onaylatan FETÖ, örgütün yargı kanadının gerçekleştirdiği
bütün hukuksuzlukları hukuka uygunmuş gibi topluma algılatmıştır”
ifadesini kullandı.


“Yargı yoluyla, MİT ele geçirilmek istendi”


MİT
Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılmasını örnek veren savcılık, “Örgüt, 7
Şubat 2012 günü Mit soruşturmasıyla yargıyı kullanarak, bir yandan kendinden
olmayan MİT yönetimini bertaraf etmek, MİT’i ele geçirmek, bir yandan da aynı
soruşturmayla hükumetin Güneydoğu sorununu çözmek amacıyla başlattığı barış
sürecini durdurmak için harekete geçmiştir. MİT yöneticileri, hükümet, başbakan
terör örgütüne yardımla suçlanmak istenmiştir. Bu soruşturma hükümeti yıpratıp
gözdağı vermek için yapılmıştır. Örgütün bu denemesi istihbarat görevlileri
hakkında soruşturmaların izne bağlanması sistemine geçilerek önlenmiştir”
dedi.


“Yargı ve MİT’ten sonraki en önemli kurum TÜBİTAK”


Yargı
ve MİT’in yanı sıra bazı kritik kurumların da Gülen Yapılanmasının hedefinde
olduğu anlatıldı. Bunlardan birinin de TÜBİTAK olduğu iddia edildi. 
Gülen’in TÜBİTAK’a özel önem verdiğinin belirtildiği iddianamede, şu
tespitlerde bulunuldu:


“Örgüt
için stratejik kurum kabul edilerek mahrem yerler içine alınmıştır. TÜBİTAK’ta
örgüt kadrolaşabilmek için, 2011 yılında yönetici kadrosunun bir kanun hükmünde
kararname ile değiştirilmesini sağlamıştır. Bu kanun hükmünde kararnameden
sonra TÜBİTAK içinde Fetullahçı terör örgütlenmesi kısa sürede kadrolaşmaya ve
yapılanmaya gitmiştir. TÜBİTAK’ın başkanı ve birim başkanlıkları ile kritik
yöneticiler örgüt mensupları arasından seçilip atanması sağlanmıştır. TÜBİTAK
içerisindeki örgüt yapılanması evlerde sohbet toplantıları düzenlemektedir. Bu
sohbet toplantılarında Fetullah Gülen konuşmaları dinlenmektedir. Tedbir olarak
toplantıya katılanlarının cep telefonu bataryaları çıkarılıp başka bir odaya
bırakarak toplantı odası steril hale getirilmektedir. Gizli, örgütsel
toplantılar rutin olarak yapılmaktadır.“


 “Gizli haberleşme için 9 farklı yöntem”


Gülen
yapılanması elemanlarının kendi aralarındaki haberleşmede de gizliliğe önem
gösterdiğinin anlatıldığı iddianamede haberleşme için dokuz farklı yöntem
kullanıldığı belirtildi, bunlar şöyle sıralandı:


1- Yüz Yüze: Birinci derecede iletişim şekli ru be ru (yüz
yüze)
şeklindedir. Eskiden örgüt toplantılarında alınan
kararlar küçük kağıtlara yazılıp daha sonra bu kağıtlar mutlaka imha
edilmektedir.  Ancak acil durumlarda görüşülmesi gereken bir kişi veya
konu varsa mutlaka yüz yüze gerçekleştirilmekte, mecbur kalınmadıkça telefonla
görüşme yapılmamaktadır.


2- Cep Telefonları: Örgüt içinde en önemli haberleşme
aracı “cep telefonu hatları”dır. Ancak bu hatlar, genel olarak
başkası adına kayıtlı ya da FETÖ kontrolündeki kurum/kuruluş adına kayıtlı
olan, abone bilgilerinden gerçek kullanıcısına ulaşılamayan numaralardır.
Yaklaşık 3 ayda bir yeni bir GSM hattı temin edilmekte ve eski hatla birlikte
telefon cihazı da değiştirilmektedir. Son dönemde ise örgüt iletişimi telefon
ve internet üzerinden “mesajlaşma” ile sağlamaktadır.


3-İnternet Programları: İnternet
üzerinden haberleşmeye imkan tanıyan “Skype, Tango, Kakao, Talk, Viber, Line,
WhatsApp” vb. programlar şifreli ve düşük maliyetli olması nedeniyle
haberleşmede örgüt tarafından sık kullanılmaktadır. “Acrobits, Softphone,
Bylock” isimli programlar ile de cep telefonunda kullanılan internet
aracılığıyla güvenli kriptolu, şifreli görüşmeler yapılmaktadır.


4- Kriptolu Ip Hattı: Kiralık hatlar vasıtasıyla
kriptolu IP telefon kullanılması, özellikle yurt dışındaki okullarla irtibatta
kullanılan yöntemlerdendir. FETÖ mensupları CISCO marka IP telefon kullanmakta
olup, söz konusu hatlara dair ler ve kriptolama işlemleri, FETÖ kontrolündeki
Sürat Bilişim tarafından gerçekleştirilmektedir.


5- Canlı Kurye: Canlı kurye kullanılması, en
sağlıklı haberleşme yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Talimat
almak ve faaliyetler hakkında bilgi vermek amacıyla doğrudan ABD Pensilvanya’ya
gidilmek suretiyle Fetullah Gülen, Cevdet Türkyolu ve Mehmet Yaşa ile “yüz
yüze” görüşülmekte ve talimatlar bizzat alınmaktadır.


6- Buluşma: Haberleşmede kullanılan bir
yöntem ise aile toplantıları, piknik ve çay bahçesi buluşmaları şeklinde
gerçekleşmektedir. Önemli ve uzun süre konuşmayı gerektiren ve organizasyon
yapılıp planlama yapılacak hallerde bir vesile ile aileler olduğu halde bir
araya gelen örgüt üyeleri bir fırsatını bulup konuşarak haberleşmeyi
sağlamaktadırlar.


7- Sosyal Medya: Bu örgütlenme haberleşmesini
sosyal veri ağlarını kullanarak denetlenemeyen teknik ağ sistemi üzerinden
sağlamaktadır. Günümüz teknolojisi ile yurtdışında bir terör örgütünün
yönetilmesi mümkün ve çok kolay bir iş haline gelmiştir. El Kaide gibi terör
örgütleri her ülkede örgütlenmiş olup Afganistan’daki ve Pakistan’daki ana
üstlerinden yönetilmektedir. Paralel yapılanma da Pensilvanya’daki ana
merkezden kolaylıkla yönetilebilmektedir.


8- Not ile Haberleşme: Örgüt mensuplarının “not
ile haberleşmesi eskiden yaygın iken giderek azalmıştır. Bu daha çok kamu
idareleri içinde ve gizlilik gerektiren durumlarda kullanılan bir yöntemdir.


9- Basın Yayın Üzerinden Talimat Verme: FETÖ,
elindeki basın yayın araçlarını kullanarak çağrı yapıp örgüt tabanıyla zaman
zaman hareket etmiştir. Bu da örgütün biriyle haberleşme yöntemi olarak
kullanılmıştır. Basın yayın araçları örgütün üst kanadından gelen haberlerin
bütün hücrelere ve örgütün kadrolarına tebliğ edilmesinde kullanılmıştır. Tek
taraflı bir haber verme aracıdır. Kitlenin harekete geçirilmesi, örgütün olaylar
ve kişilere bakışı açısının aşılanması, örgütün manevra ve hareketlerinin
duyurulmasında çokça kullanılmıştır.


“Toplantıya çağırmalar şifreli”


Gülen
yapılanmasının toplantılarının da gizlilik içinde yapıldığı iddianamede yer
aldı. Toplantı yeri ve saatinin muhataplara “bana gelsene, çaya gel, maça
gidelim” gibi şifrelerle bildirildiğini belirten savcılık, “Örgüt
toplantılarına yalnızca hücre içindeki kimseler katılabilir. Örgüte ne kadar
bağlı olursa olsun bir başka hücreden hiç kimse diğer hücrede yapılan
toplantıya katılamaz.  Fetullah Gülen Türkiye’de iken her ay il ve kurum
imamlarıyla mutat toplantılar yapmıştır. ABD’de ise bu toplantılar üç ayda bir
mutlaka yapılmaktadır. Her il veya kurum imamı yönettiği birimlerin sorunlarını
doğrudan ona anlatmakta, talimatlarını almaktadır. Toplantı odasına girerken
telefonlar kapatılıp bataryalar çıkarılmaktadır. Tedbir olarak bu toplantılara
örgüt mensupları cep telefonlarını yanlarına almadan katılmaktadır. Farklı
meslek grupları için farklı toplantı ortamları vardır. Böylece hücre
yapılanması biçimindeki farklı meslek gruplarının birbirlerini tanımaları
engellenmektedir” tespitinde bulundu.


Yapılanmanın
toplantıları da katagorilere ayırdığını anlatan savcılık bunlardan en
önemlilerinden birinin ‘Mahrem Toplantı’ olduğunu belirtti.


“Mahrem Toplantı:
Örgütün çok gizli toplantıları bu şekilde adlandırılmaktadır. Bu toplantıya
örgütün has üyeleri katılabilir ancak örgüte sonradan girenler mahrem
toplantılara alınmazlar. Mahrem toplantı, örgüt merkezinde Pensilvanya’dan
gelen emirlerin birimlere nasıl icra edileceğinin kararlaştırıldığı operasyon
toplantılardır. Çok gizli olduğundan bu kararlar dışarıya sızdırılamaz
konuşulanlar toplantıya katılanlar arasında sır olarak kalır. Örgütün
birimlerini yöneten üst düzey yöneticileri bu toplantılara katılabilir.”


“Arşivin nerede olduğu bilinmiyor”


İddianamede,
Gülen yapılanmasının en önemli güçlerinden birinin de kişiler ve kurumlar
hakkındaki topladıkları bilgilerin tutulduğu ‘arşiv’ olduğu anlatıldı.


‘Arşivin
nerede tutulduğuna dair net bir bilgi bulunmamaktadır” notunu iddianameye
düşen savcılık, “Bazı tanık ifadelerinde örgüt arşivinin Kanada’da veya Afrika
ülkelerinin birinde bulunabileceği, arşiv konusunda örgütün üst düzey sorumlusu
Mustafa Özcan’ın bilgisi olduğu iddia edilmiştir” ifadesine yer verdi.


“İşlenen suçlar: Dink ve Hablemitoğlu cinayeti”


İddianamede
Gülen yapılanmasının işlediği suçlar bölümü de yer aldı.


Bu
suçlamalar arasında en önemlilerinden biri olarak Dink cinayeti gösterildi.
 Yapılanmanın bu cinayetin işleneceğini bildiği ancak kendi amaçları
doğrultusunda cinayeti önlemediği belirtildi.


Yazar
Necip Hablemitoğlu cinayetine de yer verilen iddianamede, “FETÖ’nün doğrudan
bir eseri olduğu iddia edilen olay, yazar Necip Hablemitoğlu’nun Ankara’da
planlanarak kiralık bir katil tarafından öldürülmesidir. Necip Hablemitoğlu
cinayeti soruşturmasını o yıllarda emniyet içerisindeki terör ve istihbarat
birimlerine egemen cemaat yapılanması yürütmüştür. Soruşturma gereği gibi
yapılmamıştır. Fetullah Gülen cemaatinin emniyet istihbarattaki kadrolarının o
tarihlerde bu cinayetten habersiz olması imkânsızdır. Cemaatin istihbarat
görevlileri cinayetin işleneceğinden haberdar olmalarına rağmen en azından
önlememişlerdir. Soruşturmada olay öncesinde cep telefonları ile ilgili hts
kayıtlar alıp herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Cinayetten sonra delil
toplamada olayı çözmeye yönelik çalışma yapılmamış tersine cinayet çözümsüz
bırakılmaya ve karartılmaya çalışılmıştır” denildi.


Yapılanmanın
Başbakanın ev ve çalışma ofisine dinleme cihazı koyarak casusluk faaliyetinde
de bulunduğu iddia edildi.  


Kadrolaşmasını
tamamlamak için sınav sorularını çalma iddiaları da işlenen suçlar arasında
yerini aldı.


“Örgütün gücünün denendiği ilk soruşturma Van Yüzüncü Yıl
Üniversitesi”


Yapılanmanın
usulsüz soruşturmalar yürüterek suç işlediğini belirten savcılık, “FETÖ’nün
seri olarak başlattığı usulsüz soruşturma ve davaların ilk izi ve ilk denemesi
Van’da Yüzüncü Yıl Üniversitesi ve Şemdinli Davaları olarak kamuoyuna yansıyan
iki olayla başlamıştır. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesine yönelik tarihi eser
kaçakçılığı ve ihaleye fesat karıştırma davalarının yıllar sonra beraatla
bittiğini kamuoyu bilmemektedir. Devletin refleksinin ve kamuoyu algısının
ölçüldüğü ve örgütün gücünü denediği ilk olay budur” tespitinde bulundu.


17
Aralık soruşturması ile de Gülen Yapılanmasının hükümeti devirmeye teşebbüs
ettiği belirtildi.
 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cialis 5 mg viagra satın al Elektronik Sigara https://wwv.stag9000.shop http://umraniyetip.org/anadolu-yakasi/maltepe-escort/ perabet